dek a

“Çölde okyanusu yaşadığı bir eşi olmalı insanın. Ben seni ölene dek seveceğim diyen değil. Ben seni sevdikçe ölmeyeceğim diyen…”

(Can Yücel)

“Olmamasına razıyım.
Oluyormuş gibi olmasın yeter.”

“Yorgunum, hiçbir şey bilmiyorum.
Tek istediğim, yüzümü kucağına koymak, başımın üzerinde dolaşan elini hissetmek ve sonsuza dek öyle kalmak..”

“Yanımda yürüyordun Milena.
Düşünsene, yanımda yürümüştün!
Aşık biri için ne büyük nimet değil mi?”

‘franz kafka’

Nasıl yaşıyoruz, bir çocuğun hayallerinin olmadığı bir dünyada?

Çoçuklar.. şiirimizin kuşları çocuklar… Kızı, oğlanı raptu zaptla büyüyen çocuklar… Babaya saygı, ataya saygı, öğretmene saygı, devlete saygı, tanrıya saygı, diye diye kanatları koparılan çocuklar… Gökyüzü en berrak anında bile belkide bu yüzden hüzün verir içimize… Bir çocuk şöyle demişti, kendisine hayallerini soran muhabire, “hayalim yok” bu sözlerin ağırlığı hepimizin boynunda olacak ölünceye dek… Nasıl yaşıyoruz, bir çocuğun hayallerinin olmadığı bir dünyada?
Ahmet'in 12'sinde çalışmasının, Zeynep'in 15'inde evlendirilmesinin, Murat'ın 16’ ceza evinde olmasını bize hangi bilim insanı açıklayacak? Var mı aranızda bizim bu yere göğe sığması büyük bir mucize olan utancımızın formülünü bilen bir arkadaş? Sevgili çocuklar hırpalanmış yerlerinizden öpecek yüzüm yok! Bağışlamayın bizi…

Kilitliyim. Kendimi içime hapsedip, kapıyı da üstüme kilitledim. Çıkamıyorum. Üzücü olan, kimse de aramaya gelmiyor beni. Belki de kurtarılmaya değer değilimdir. Belki hiçbir şey değilimdir. Sadece boşlukta süzülen bir beden ve bir ruh. Kalabalıklarda asla fark edilmeyecek olan. Yüzünde, diğerlerinin yanından gelip geçişinin rüzgarını hisseden. Sadece bu kadar. Bir esinti. Bir bakış. Bu kadarım. Layık olduğum da bu kadar, bana layık görülen de. Ben artık soğuk rüzgarları yüzümde hissetmek değil, ılık meltemleri yüreğimde hissetmek istiyorum. Görünmez olmamak istiyorum. Tanınmaya değer olmak istedim. Kendimi öyle biri yapmaya çalıştım. Ama dedim ya, kimse gözlerime bakıp da bu kimmiş acaba demiyor. Merak uyandırmıyorum. Bir şeyler eksik. Neyin eksik olduğunu bulamayacağıma dair inancım, beni devam etmekten alıkoyuyor. Asla bulamayacağım. Serin rüzgarlar beni üşütmeye devam edecek. Yüreğim soğuktan donana dek.

enthralling-violets-deactivated  asked:

Got an update on charming midorkiya or were you busy eating flowers? (A blog i never knew i needed thank bless u)

….You could say I was busy eating flowers…..

‘’Kimsenin görmediği yerlerden bak bana.
Kimsenin anlamadığı yerden anla.
Beni duy.
Sessiz çığlıklarımı, mağrur kacışlarımı anla.
Bir bir törpüle ruhuma batan köşelerimi, sivri uçlarımı.
Sokağımdan geç, bak nasıl kirli duvarlarım.
İlmek ilmek nakışladığım bu nefreti söküp al bakışlarımdan.
Kirlenmiş gökyüzüme bir güvercin sal balkonundan.
Karanlık gecelerimi al benden.
Öyle çok karanlığım ki anlatamam.
Bakışlarındaki gündüzleri getir bana.
Beni anla.
Yangınlarıma rüzgar oluyorlar, söyle olmasınlar.
Söndürmelerini beklemiyorum, ama söyle onlara,  ateşimi körüklemesinler daha fazla.
Beni alıkoy göğüs kafesinde.
Beni anla.
Yolculuklar çekiyor içim.
Uzun yolculuklarımın varışı ol.
Ölümlerden yorulmuş ülkemin barışı.
Ruhumun her bir karışı.
Gözlerimin karası.
İçimin iyileşmiş yarası.
Fukara kalbimin nafakası.
Ölü doğmuş çocuklarının anası.
Ol.
Yalnızca olsan da, ol.
Yalnızca var ol.
Yeter.

Puslu bakıyorum dünyaya.
Gel, dağıt sislerimi, görüş mesafemi uzat.
Beni anla.
Ben bu yaşamak denen oyunun sonunu getirmek için gerekli donanıma sahip değilim, beni eğit.
İçimdeki çocuğun saçları ağardı, bizi kurtar bu erken yaşlanmak sancısından.
Beni kendine tabii tut, yalnızca senden sorumlu olayım.
Kirpiklerimdeki ceset parçalarını temizle gülümseyişinle.
Gülümse.
Bana rağmen gülümse, dünyaya rağmen gülümse, çirkinligime rağmen gülümse.
Yani, beni anla diyorum işte.
Yorgunum, anla, mecalim yok başka türlüsünü anlatmaya.
Düştüğüm kuyuları toprakla doldur.
Bırak üzerimde çiçekler yetişsin.
Zira, duvarlarına tırnak izlerimle adını kazdığım kuyuların hepsi, kasvetiyle bir mezar sayılır.

İsteksizliğimi, yorgunluğumu, çekingenliğimi mazur gör.
Şimdiye kadar belki üç kez ölmem gerekiyordu.
Ölemiyorum.
Beni anla.
Beni diğerlerinden ayır.
Onlardan iyi olduğum için değil, yalnızca bunu istediğin için.
Ayır beni onlardan.
Gidelim.
Nereye, ne zaman, ne kadar, nasıl gittiğimizi bilmeden gidelim.
Gitmek eyleminin kendisi olalım hatta.
Felaketlerimi, içimdeki gömülmeyi bekleyen cesetleri gözlerimde saklıyorum.
Kaçmaktan başka çarem yok.
Beni anla.
Yorgunum birine kendimi anlatmaya.
Birini tanımaya.
Yorgunum.
Yaşamaya ve hatta ölmeye yorgunum.
Dedim ya şimdiye dek belki üç kez ölmüş olmam gerekirdi.
Bana acı bir kahve pişir, hatrını sen belirle.
Kırk dersen kırk.
Yani diyorum ki, kolum kanadım kırık.
Beni anla.
İçim dağınık, sularım bulanık.
Her şey, her yer karanlık.

Eşiğimden geç böyle bir sabah.
Yaralarıma dokun.
Ama sorma.
Sorma bana nasıl hala hayattasın diye.
Sorma işte.
Sen bana soru sormadan da beni anlarsın.
Bırak eteklerine sığınayım, ağlayayım.
Beni anla.
İyi bir adam değilim.
Kötü bir adam da sayılmam ama.
Arada bir kuşlara yem verir, sokak köpeklerine gülümserim.
Bana insanlara da gülümsemeyi öğret.
İnanacağım yalanlar söyle.
Yalan da olsa mutlu olayım.
Bedenimle değil, ruhumla geldim sana.
Beni anla.
Eskimiş sevinçlerime dokun.
Umutlarımı yeniden sula.
Yeşereyim, gölgemde uyu.
Dallarıma salıncak kursun içindeki çocuklar.
Çaresizce sarıldığım bu dertlerimle arama gir.
Boz aramızı bütün kötülüklerle.  
Bölüşelim her şeyi.
Her şeyi bölüşelim.
Kendimizi aramızda pay edelim.
Sen bana bulan, ben sana.
Arınmayı aklımızdan geçirmeyelim.
Beyazlarını benimle kirlet.
Simsiyahım.
Karış bana, mavilerin laciverde çalsın.
Şikayet etme.
Şikayet etme, beni anla.
Yorgunum.
Solgun çiçeklerimin baharı ol.
Korkularımın nihayeti, intihara meyilli gecelerimin sabahı, boğulduğum suların kıyısı…
Başka nasıl anlatayım bilmiyorum.
Üşüyen ellerimi ısıt.
Maruz kaldığım yakınlıklar beni ya üşütüyor ya da yakıyor.
Hasretim ılık bir dokunuşa.
Beni duy.
Yan yana uyuyalım demiyorum sana.
Ama yanımda yürü.  
Akordu bozuk müzik aletleri gibiyim.
Gel, tellerime dokun.
Anlamlı bir ses çıkarayım artık.

Sana şiir yazmak kolay.
İzin ver, şiire seni anlatayım.

Beni duy.
Beni bul.
Ve ne olur
beni anla artık.’’

Bektaş Şenel-Galata’da İki Yabancı

(Bütün D&R bayiilerinde…)

RTM : Perempuan dan Kendaraan

“Dek, kita nyari velg yuk.” ujarku beberapa bulan yang lalu.

“Velg itu apa, Mas?” tanyanya polos.

Itu terjadi ketika beberapa bulan lalu ingin upgrade velg yang lebih besar untuk kendaraan.

“Ngerebus air buat apa, Mas? Buat mandir ya?” tanyanya sambil nyapu.

“Nanti mau disiram kebagian mobil yang penyok, ternyata bisa dibenerin sendiri. Nanti tinggal diteken dari dalam atau ditarik pake alat.” ujarku sambil melihat tutorial cara membetulkan penyok di bumper mobil di Youtube.

Itu terjadi ketika tanpa sengaja saya menyokin salah satu bagian kendaraan.

“Dek, tarikan gas mobil ini kayak ngajak balapan soalnya beda sama mobilnya ummi, meski sama-sama automatic, ternyata transmisinya beda. Punya kita A/T, punya Ummi CVT.”ujarku antusias.

“Transmisi itu buat apa ya, Mas?” tanyanya polos.

“Itu lho yang mindahin gigi.” ujarku.

“Ooo…” balasnya.

Dan masih banyak percakapan lainnya tentang dunia kendaraan. Dan perempuan (sejauh yang saya kenal) memang banyak yang tidak ambil pusing soal kendaraan dan selukbeluknya. Kalau motor mogok di jalan, ia tidak tahu apa yang terjadi. Kalau service ke bengkel, ia pun bingung menjelaskan. Bahkan mungkin tidak tahu nama bagian-bagian sparepartnya.

Dalam berumah tangga, hal-hal ini seperti ini menjadi bumbu tersendiri. Perawatan rumah, ia ahlinya. Tapi soal kendaraan, mau tidak mau laki-laki harus belajar. Kalau terjadi apa-apa, setidaknya masalah-masalah ringan, bisa mengurus sendiri.

Salah satu hal yang belum sempat saya ajarkan ke istri adalah cara mengganti ban mobil. Hal-hal yang bisa saya ajarkan tentang kendaraan, saya transfer dengan cara-cara yang menyenangkan.

Saya ajak dia ke toko ban dan velg, mengenalkan beragam jenisnya, ukurannya, PCD nya, dsb. Sekarang tiap kali berkendara, kalau melihat Velg bagus, selalu berujar antusias.

“Mas, mas, itu velgnya bagus!” ujarnya sambil menunjuk. Saya tersenyum sendiri.

Kalau lagi ngutak utik kendaraan di rumah, saya kenalkan bagian-bagiannya. Kalau gak bisa ini, apa yang harus di cek. Kalau ini eror, nama bagiannya apa dan gimana cara gantinya. Kalau air wipernya habis, dimana mengisinya. Kalau mengisi nitrogen untuk ban, berapa tekanannya. Dan hal-hal lainnya.

* * * *

Dalam berumah tangga, ada transfer pengetahuan yang sifatnya menyeluruh. Termasuk transfer ilmu pengetahuan umum, baik itu tentang memasak, dsb. Kalau laki-laki menjadi kapten, maka penting baginya untuk mengajarkan perempuan bagaimana menjadi kapten, agar dalam kondisi darurat ia bisa melakukannya. Kalau istri menjadi koki, penting juga untuk mengajarkan laki-laki menjadi koki, memasak di rumah. Agar dalam kondisi darurat, laki-laki bisa melakukannya, memasak untuk keluarga.

Berumah tangga, kita tidak hanya berbicara bagaimana mengajarkan pemahaman agama, tapi segala sesuatu yang menyeluruh. Berbagi dan saling menggantikan peran. Agar bahtera rumah tangga ini selalu siaga dalam kondisi apapun.

14 Agustus 2017 | ©kurniawangunadi

orang kaya

sejak mbak vinda dan mas uta di inggris, ibu punya hobi baru: mantengin instagramnya mbak vinda supaya tau kabar dan bisa ikut liat suasana di sana. hobi ini meluas menjadi ikut liat-liat postingan orang-orang yang aku follow. nggak banyak sih, secara yah aku bukan anak sosial media amat. di kanal manapun, following-ku sedikit sekali. hehe.


tersebutlah ibu terkejut sekaligus terpesona dengan teman-teman sepermainanku yang sudah melanglang buana ke mana-mana. “mbak, si A ini di sini mbak? si B jalan-jalan ke sini mbak? gaya ya…” aku pun manggut-manggut, “iya Bu. rata-rata temanku penghasilannya sudah dua digit, bisa nabung, jalan-jalan…” dan seterusnya aku bercerita, “ada juga yang kuliah, kerja, macam-macam.”


lalu entah bagaimana, ibu seperti berusaha melegakan aku yang nggak bisa punya gaya hidup dan kehidupan seperti itu (nggak bisa, bukan nggak mau. alasannya tidak hanya karena gaji dan penghasilan yang secukupnya, tetapi juga karena sudah berkeluarga, ada mbak yuna, dan banyak lagi). “jalan-jalan itu hanya soal waktu dan cara,” kata ibu, “nanti juga kamu ada waktunya. caranya siapa tau karena berprestasi sesuatu bukan karena sekadar ingin jalan-jalan. caranya siapa tau ikut mas yunus.”


“hehe. aku bersyukur loh Bu, dididik sama Ibu untuk menjadi sederhana. mas yunus beruntung amat yak Bu dapat istri sederhana (bagian ini jumawa dikit tapi nggak papa lah ya). boro-boro deh jalan-jalan, beli make up aja sekali pas seserahan, beli baju aja benar-benar kalau butuh doang. aku kalau punya uang, mending sekolah daripada jalan-jalan. mendingan beliin dek ute komputer bagus biar lebih produktif kerja. mending cetak buku daripada jajan-jajan. kalau jajan ya mending jajanin adek-adek.”


ibu masih asyik melihat satu per satu foto teman-teman di instagram. “iya mbak, memang harusnya begitu jadi istri, jadi orang. selaluuu lihat manfaatnya untuk orang lain. kalau hanya untuk diri sendiri, sayang. masih seumur kamu sih nggak usah gaya-gayaan. gayanya itu kalau seperti alumni-alumni ibu tuh loh mbak. bisa mengelola bisnis, memimpin, membantu banyak adik kelasnya, menginspirasi.”


lalu kata ibu lagi, “orang yang mau lebih lama susah akan mudah lebih lama. sekarang, tahan diri dulu lah dari bersenang-senang. memanjakan diri boleh, ya seperlunya saja. secukupnya.”


ngobrol sama ibu selalu beda yah. :“

terima kasih ya Bu, aku dididik kayak gini. terima kasiiih banget banget. entah bagaimana di dalam hati, aku merasa super kaya. btw, kemarin di kelas, mentorku baru tau kalau aku ini founder start up. lalu dia minta aku sharing kepada semua teman, dan eventually bilang sambil menunjuk gumun, "horang khayaa kamu yaah.”


bisa jadi. kekayaan yang sesungguhnya nggak ada di halaman sosial media. bahkan, nggak di bagaimana kita menampilkan diri kita. kekayaan yang sesungguhnya ada di akal, mental, dan hati. nah yang itu memang tidak mudah dilihat, tetapi sangat mudah dirasakan. indikatornya, kalau orang lain bahagia dan terbantu dengan kehadiran kita, insyaAllah kita tuh orang kaya.


disclaimer:

lagi kangen nulis buku harian. maaf isinya semacam pamer dan bahasanya sangat personal. juga, nggak berarti yang suka jalan-jalan bukan “orang kaya”. ini hanya cara pandang yang berbeda. :P