daha ne diyeyim

döndüm ve tekrar ettim, kalbim unut
döndüm ve tekrar ettim, kalbim unut
döndüm ve tekrar ettim, kalbim unut

sarhoş bir baş gibi döndüm ve tekrar ettim, kalbim kus
mayhoş bir dil gibi büktüm ve tekrar ettim, kalbim sus
mahçup bir çocuk gibi kaldım ve tekrar ettim, kalbim dur
kıvrıldım ve sayıkladım, kalbim lütfen
kırıldım ve ayıpladım kendimi, kalbim acıma
o sarhoş başa,
döndüm ve tekrar ettim, kalbim unut

yıllardır kendime sesimi dökebilecek bir kuyu aradım ben. lavabolara kusar gibi eğildim ve akıttım sesimi, diplere bağırmak gibi bir şeydim. kuyuda yankılanan ses, yankısından dönerek kılıç gibi kesti beni. bir yağmur gibi yağdı kuyuya kanım. eğildim ve fısıldadım, sesim ıslan. belimi kırdım ve doksan derece açı oldum ağzını kuyunun. daha kısık fısıldadım, kalbim uslan. kanım az kaldı ve fısıldadım tekrar, kanım, olsun.

şimdi diyorsun ki, olur mu
ben sana daha hiçbir şey söylemeden
sesimi kanımla ıslata ıslata döktüm kuyuya
ben sesimi dökerken hepsi çıksın diye
ıslata ıslata cop gibi vurdun sırtıma
ne diyeyim, kanım bitti, ne diyeyim, kanım dur?
artık akma.

ben sana hiçbir şey söylemeden daha sesim ıslandı
bu kuyunun dibinde bıraktım onun coşkulu tonunu
sevgili tonu ıslaklığında kaldı onun
şimdi ben sana güzel cümleler kuracakken sesim boğuk çıkacak
sesim boğazımdan değil kuyudan çıkacak öyle
ne diyeyim, sesim kal
sesim çıkma oradan?
sesim ölme.

şimdi benim kalbim sana hızlıca koşarken dökülen kanları var onun
şimdi benim kalbim sana hızlıca koşarken
fotoğrafı çekilmiş gibi onun
bak, ne diyeyim, kalbim dur
bulanık çıktı
kalbim dur
flu bu sevmek
kalbim net
kalbim diyeyim dönerek tekrarlarına her şeyin

ben şimdi beş gün küstüğüm bu tanrıya
altıncı gün belki kadere bir rastlaşma yazmıştır diye yine inandım
ben şimdi bu yağmura
kim daha çok ıslatacak diye bir restleşme bıraktım
in oraya
in bu dibe
çıkar oradan
ne diyeyim
kalbin uzansın
ne diyeyim
kalbi uzan
kalbi lütfen uzan

şimdi benim çocuk sesimin bir büyüyüşü var ki ağzında
şimdi benim küçük kalbimin bir büyüyüşü var ki ellerinde
şimdi benim açık yaramın bir büyüyüşü var ki göğsünde
şimdi benim kısık sesimin bir büyüyüşü var ki bu kuyuda
nasıl çığlık
nasıl çığlık oluyor anlatamam büyüdükçe
sesim yok anlatamam
bana kan ver
bana kan ver
dahasını akıtmam gerek
daha boğuk çıkması gerek
ne diyeyim
yalvarıyorum.

yazılmış en iyi şiir acıya göre değişir bilirsin,
kendi tarihimde üzerine en çok ağlanmış şiir olarak hatırlayacağım bunu
sonuna iki nokta gibi göz bebeklerimi söküp dökeceğim ama okunurken de pek görmeyeceksin
uzun tireler gibi söküp kirpikleri yan yatıracağım
bu şiiri bir yol
bu kirpikleri bir orta şerit gibi dizeceğim
git korkma
üstüne bas korkma

insandır nankördür desem hiç acı çekmezdim bana yapıldığı için o bir şeyler
insandır bazen orospu çocuğudur yapar deseydim belki de gülümser geçerdim
içimde her zaman iyiliğinize dair bir ihtimal beklettiğim için
sevgimin saflığından kendim bile korktuğum için
inanışlarımın mahmurluğundan bazen ürktüğüm için
bir yanımda umutları besleyip diğer yanımda hırsımı zincirlediğim için
kendi kendime kayboluşuma
kendi kendimi bulamayışıma
acı çekiyorum diyorum işte
inanma, öyle kuvvetli inanma
kalbimi bir memnuniyet gibi ortasına koydum bu şiirin
kanımı harflerin üzerine renk olsun diye akıttım
günah dediler diye seviştim zaafım bunaydı
ayıp dediler diye yırttım gömleğimi
yapma dediler diye yaptım
gitme dediler diye gidiyorum

az daha var akacak az daha kan
hiç kalmasın diye bileğimi sıkıyorum hatta
bir derinlikte, bir izde, bir kesikte
hiç kalmasın diye bir anı
geber diye kalbimi sıkıyorum hatta
ağzımı hiç açmayayım diye dişlerimi

kendine iyi bak
o sen misin

çok acı çekiyor gibi yazmak isterdim her şiiri çok kırılmış gibi dolmak bir çukura
ama kırıklarımı törpülerken buldum kendimi, bileniyormuşum

üzülme
dünyadan lunaya bir geçit buldum
kuyuya düştüm diye bağırdığıma bakma, ağlıyorsam kuyunun dibi su olsun
ilk başta ben de öyle sandım, dedim kuyu, dedim dip, dedim derin
dedim ya işte her şey dünyadan lunaya
lunadan acıya
burnumdaki kanamaya.

az daha var akacak az daha
yüzümü çiziyorum şimdi.
çok değil diyorum çok değil artık

az acı çektim
gerisi kokain.

Denizin kederini anlatacak dili yok,
dedim ve devrildim.


-Birhan Keskin


________________

Ff

________________

@cografi-mecburiyet

Boğa burcu, “efenim 23 Nisan”, demiş .. sonra da devam etmiş; “ En çok gülleri severim ben. Onların naifliğinde apayrı bir ruh gizlediklerine inanırım. Sanki yapraklarının her biri, o eşsiz şiirlerin muazzam dizelerine açılıyorlar gibi ya da elime alıp her kokladığımda, gonca gonca Didem Madak ya da Edip Cansever açacaklarmış gibi.. Şiir gibidir güller çünkü benim için.. En çok Cuma akşamlarının o dinginliğini severim, keyif alabileceğim ne varsa o akşam yapmak ve gecenin içinde kaybolmak hoşuma gider. Türkülere müptelayım denilebilir, hele bir Neşet Ertaş hayranlığım vardır ki buraya sayfalar dolusu yazıp anlatacak olsam yine de eksik kalır .. Ahirim sensin diyor ya hani;

Cahildim dünyanın rengine kandım.. Hayale aldandım boşuna yandım 
Seni ilelebet benimsin sandım.. Ölürüm sevdiğim zehirim sensin 
Evvelim sen oldun ahirim sensin.”

@cografi-mecburiyet Hocam ile meslekdaş olmak gurur verici. Yaşamı boyunca hassas yüreği incinmesin. Paylaşımları sayesinde bu dünyada insan olarak yalnız olmadığıma biraz daha ikna oluyorum. Saygılar.

@cografi-mecburiyet‘in sesine Ba yı lı yor rumm. San'at kokuyor blogu. Maşallah. Seçtiği müzikler ve fotoğraflar da çok ama çok güzel.

@cografi-mecburiyet severek takip ettiğim bir blog fakat tumblr'dan kaynaklı bir nedenle bir türlü takipte tutamadım. Ne zaman takibe alsam bi   bakıyorum takipten çıkmış.Sonunda pes ettim. Paylaşımları güzel. Okunası paylaşımları var ve her ne kadar ben pes etmiş olsam da takip edilesi köşede tutulması gereken bloglardan. 

@cografi-mecburiyet; Tumblr'ın bana kattığı en güzel dost, en güzel arkadaş, benimle neşemi hüznümü her zaman paylaşır vefalı düşüncelidir. Naif bir kalp taşır. Dengesiz anonimlere karşı gerektiği kadar acımasız olur (hak ediyorlar fazlasını), severim kendilerini vesselam.

@cografi-mecburiyet çok naif sevimli paylaşımları olan bir blog ve müstesna bir kişilik olduğunu düşünüyorum.. Ayrıca özellikle kişisel yaşadığı bi hal veya olay karşısında cümle kurarken sonunda eklediği “ yahu ” kelimesi beni gülümsetiyor.

@cografi-mecburiyet.. Çok çok severek takip ettiğim bir blog. Şiir sevenlerin takip etmek isteyeceği ve nadir bulunan bloglardan. Mevsimine, ayına, haftasına, gününe ve saatine uyumlu paylaşımları var.. Ha bu arada hazırladığı videolar harika diyebilirim..

@cografi-mecburiyet içten ve enfes bir blog, dolu dolu her yönüyle.


@ozgurcemavi

Akrep burcu, sevdiği çiçek lale ve orkide.. demiş ki; “Bu ara severek dinlediğim Buray takıntısı oldu, sahiden eserini sık dinliyorum. Birde Karadeniz Eserlerinden Selçuk Balcı-Gizli Sebep eseri özeldir benim için. Şiiri severim. Aşka dair her söz ruhuma hitap eder. Birde senin yazılarına hayranımm. Çok güzel anlatımın var.”

@ozgurcemavi: birbirimizi takip etmeye başlayalı çok uzun bir süre olmasa da bloğunda huzurla gezintiye çıktığım, özellikle görsel ve şiir kombinasyonun uyumunu sevdiğim, takip edilesi bir blog.  

@ozgurcemavi yokluğu belli olan bloglardan. Eksikliği hissedilen ve gözün aradığı hoş bir blog. Severek takip ederim. Profili çok tatlı. Henüz tanımıyorum ama tatlılığı hissedilebilen bir blog.  

@ozgurcemavi = huzur bulduğum bir blog.. Hep ufak ve huzurlu bir tebessümle ayrılıyorum o sayfadan.. Az insan vardır uzaktan böyle dokunan..

Ben reblog yapmadan kendi tarzını ve yaratıcılığını ortaya koyan blogları seviyorum. @ozgurcemavi‘de onlardan biridir benim için.

@ozgurcemavi  içten ve enfes bir blog, dolu dolu her yönüyle.

@ozgurcemavi ruh ikizim diyebilirim. Kendi şiirini yazsa ilk ben okumak isterim. Yine de paylaşımları hislerimin tercümesi çoğu zaman.. Yüreği aydınlık olsun her daim.  

@ozgurcemavi‘yi tanıyorum, saydıklarından gördüğüm kadarıyla muazzam paylaşımları var… her insan kendinden birşeyler paylaşır ya bu arkadaşımızda en güzel şekilde içini yansıtmış. 

@ozgurcemavi.. Bir fotoğraf düşünün sonrada altına yazılmış güzel bir söz..


@kimumursar

Koç burcu, sevdiği çiçek fesleğen.. Ve şöyle söylemiş; “En sevdiğim gün şüphesiz cumartesi en sevdiğim şarkı yok galiba kulağıma hoş gelsin yeter ama en çok türkü dinlerim.” Sonra devam etmiş; “Öncelikle @kimumursar; bayan kahkaha olarak anılır arkadaşları arasında, aynı zamanda gülümsemeyen insanla anlaşamaz. İlgiyi çok sever ve de sevdiği insanlara karşı fazlaca ilgisini ve sevgisini gösterir. Bir de üşenmeyip aklına bir şey koyarsa eğer olmama şansı yok. 3 kelime; sevgi dolu, sabırsız, inatçı.”

@kimumursar benim burada tanıdığım en nadide çiçektir. Samimiyetinden zerre şüphe duymadığım, güzel suratlımdır kendisi. Onun bloğunun çok çeşitli oluşu sıkılmadan takip etmek için yegane sebeptir diyebilirim. İyi ki var ..

@kimumursar​ içten ve enfes bir blog, dolu dolu her yönüyle.

@kimumursar  url adını zikretmekte zorlandığım bir blog. Kendine has özgün bir sayfa. Paylaşımlarını okuyunca şahsıma sanki tanıyormuşum gibi okur hissederim. O içtenliği samimiyetliği hissettiriyor. Ve hiç tanımamama rağmen. Göz yormayan bir blog.  

@kimumursar‘ın ise fotoğraflarla desteklediği samimiyetini çok seviyorum.

@kimumursar .. Objektifi güzel kareler yakalıyor.. Klavyesi ise beğenilen alıntılar.. Takip ederken sıkılmazlar.

Valla blogu güzel, kendisi iyi @kimumursar‘ın .. Ne diyeyim daha fazla.



Ağaç anlatabilir kendini yağmura,
hiç değilse fısıldayabilir-bunu biliyorum.
Kuş nasıl tarif edecek; konsa yeryüzünde av,
uçsa bir ömür boynunda vebal.


-Birhan Keskin

anonymous asked:

Abi selam hani bi kaç ay önce sana söylemiştim ya aldatıldım diye belki hatırlamıyosundur neyse ben onu affettim sonra o beni yine aldattı fowhhdkwjwkqlakajsjxjoewn

Kardeşim salaksın daha ne diyeyim ben sana aferim iyi olmuş aq

Kafanız basmıyorsa bir de şöyle anlatayım
Türkiye Cumhuriyeti Devleti
Sabahattin Ali'yi
kendisine bağlı bir istihbarat elemanı eliyle vahşice katletmiştir
Hababam Sınıfı'nı yazan
ve halka bilimi / aydınlığı aktarmaya çalışan kıymetli Öğretmen Rıfat Ilgaz'ı
Askerleri ile Kastamonu'da bir jipin arkasına bağlayarak
köy meydanında saatlerce tur attırmış
ve kendisini seven Kastamonu köylülerini “bu komünisttir / bu Allah'sızdır” diyerek galeyana getirip taşlatmıştır
Metin Altıok'u bilir misin?
Hani
Sezen bir şiirini bestelemişti
“Ah kavaklar
Ah kavaklar
Acı düştü peşime”
ha işte şu sizin devletiniz var ya
Metin Abi'yi bir otel Odasında Ateşler içine attı
o güzel şair
o Kahpe ateşler içinde yandı
şu an marş söylüyor
tekbir getiriyor
kulculuk ya da Allah'cılık oynuyor musunuz bilmiyorum
Ama Cemal Süreya
Dersim katliamı sırasında
henüz 6/7 yaşındayken
babasının şu çok yüce askerler tarafından dipçiklerle dövülerek yük vagonlarına bildirildiğini gördü
Kürt olduğunu
On yıllarca gizlemek zorunda kaldı
Mahmut Makal
17 yaşında genç bir öğretmenken
1950'li yıllarda ezilen köylünün durumunu “Bizim Köy” adlı kitapta yazdığı için
hapis cezası aldı
Orhan Veli bir destek kampanyası başlattı onun için
daha sonra Orhan Veli'ye de bir dava açtılar
Nâzım
iktidara karşı örgütleniş Bahriyeliler şiirlerini okuduğu için mahkemeye çağırılıyor
bütün askerler serbest kalırken
Nâzım yıllarca hapis yatıyor
Bu devlet öylesine büyük bir terör örgütü ki
emeği
adaleti
eşit ve özgür bir şekilde yaşamayı düşünen kim varsa
katlediyor
bu katilleri sevmeyin artık
beslemeyin
Ben
Bizden aldıkları Şairlerin
Ozanların isimlerini sabaha kadar yazsam bitmez
Ruhi Su
Behçet Aysan
Hasret Gültekin
Işkencelerde etleri lime lime edilen Ahmed Arif
daha ne diyeyim ben size…
—  Tekin Deniz
biz makyaj yapmayan kızlarız,
biz topuklu giymeyen kızlarız,
biz normal de güzelsekte
bakım yapmadığımız sürece
asla görülmeyecek kızlarız,
ki aslında güzel olduğumuz falan da yok.
biz kendimizi çirkin hisseden kızlarız,
sevdiğimiz erkekler;
eteği diz üstü olan kızlarla ilgilendikçe,
asla güzel olduğumuza inanmayacak olan kızlarız,
biz var ya biz;
aslında hiçbir anlamı olmayan,
iki üç, kendimiz gibi görünmez kızlarla takılıp,
bunların bir öneminin olmadığına kendimizi inandırmaya çalışan,
çalıştıkça;
erkek gibi kız diye hitap edilen,
ve hatta ‘kezban’ diye adlandırılan kızlarız.
biz asla ön planda olmayan,
gündüz umursamaz, duygusuz taklidi yapıp,
gece yatağa girdiği anda ağlamaya başlayan,
küçük kız çocuklarıyız.
biz, çirkin hissettirilen
ve güzel olmak nedir bilmeyen kızlarız,
biz sorunlu kızlarız,
biz ailesinde çatlaklar olup,
bu çatlaklar ruhlarına işlemiş olan kızlarız,
ben daha ne diyeyim bilmiyorum.
biz iyi olmayan,
hiçbir zaman iyi olacağına inanmayan
ve evet, asla da tam olarak iyi olmayacak olan o kızlarız.

Şimşekli bir gökyüzü gibi ağlayasım var bugünlerde. Haykıra haykıra. Ama yanaklarımdan usulca süzülen yaşlarla kalıyorum şimdilik. Ne yaslanıp derdimi anlatabileceğim bir omuz, ne de yanaklarımdan süzülen yaşı silecek bir el…

Sadece sen varsın Allah'ım, sadece sen. En güzeli bu ya, seni bana vekil kılan derde şükürler olsun. Daha ne diyeyim.

anonymous asked:

Meliss ben üniversite için İzmir'i istiyorum ama tereddütlerim var ve hiç tanımamama rağmen çok guvendigim birisi olarak senin gözünden İzmir'i merak ediyorum , senin gözünde Izmir nasıl bir yer ?

İzmir gercekten dort dortluk bi sehir. Cok gezip tozan, istanbulda yasayan biri falansan sikilabilirsin ama. Cunku istanbul gibi kesfe cikamazsin izmiri. 1 sene icinde neredeyse her yerini ogrenmis oluyosun. Ben bu iki yildir biraz zor donemler gecirdim cunku arkadas ortamim olusmadi. Kendimi yalniz falan hissettim. Ama o da zamanla olacak bir sey zaten. Onun disinda en ufak bir tereddutun olmasin yani. Ufacik bi sorunda sana ailen gibi yaklasan, elinden tutup gidicegin yere kadar tarif eden, otobüslerde birbirlerini hic tanimamasina ragmen sohbet eden insanlari var. Toplu tasimalari mis gibi, cok kullanisli. Mesela 90 dakika uygulamasi var. 90 dakika içinde başka hangi toplu tasimaya binersen bin ucretsiz gidiyorsun. İnsanlarin hepsi modern. Sana guler yuzle bakiyorlar. Upuzun bi tren ve metro hatti var gidecegin cogu yere asiri kolay ve kisa zamanda gidebiliyosun. Ogrenciler icin muhtesem bi sehir. Cunku diyelim arkadaslarinda eglenmek icin gece cikmak istedin, gidecegin en uzun yol yarim saat. Bahar ayina girildigi gibi tum ogrenci milleti kordonda cimenliklerde sabahliyor. İzmir sahilleriyle cevrelenmis bi sehir. Ve tum sahil boyu bisiklet sistemi var. Kartinla bisikleti aliyorsun, sonra yerine koydugunda parani geri oduyor sana. İstedigin kadar sahilde bisiklet surebiliyorsun. Ve sahil uzerinden semt semt gecebiliyosun o derece uzun. Giyimine kusamina bakan, seni suzen insanlar yok. Yaslisindan tut cocuguna kadar insanlar istedigini giyiyor. Kinama yok, kotu bakis yok. Bu durum en iyi semtinde de ayni, iyi olmayaninda da.Tum milli bayramlarda en kotu semtinden tut, en iyi semtine kadar kipkirmizi bayrak. Havalar isindigi gibi, okulun sadece 2 gun tatil olsa bile atlayip tatile gidebiliyosun. Bodrum 3 saat, çeşme 45 dakika, urla yarım saat, foça 1 saat. Hepsinin servisleri kalkiyor metronun oradan. Valla ben sana daha ne diyeyim, koş gel ^.^

***

Diyorlar ki: ‘karne ile ekmek alıyorduk’. Kökten çözüm sunuyorlar bunun için. Direkt vatan evlatlarının ölümüne göz yumuyorlar ve böylece ekmek alacak insan azaldığından, karne meselesi olmuyor.

'Eczanelerde ilaç kuyrukları vardı’ diyorlar, bunun çözümünü de, vatan evlatlarını kahpece öldüren kişileri besleyip, izin vermekte bulmuşlar. Bu yolla vatan evlatları eczaneye yolları düşmeden şehit oluyorlar. Şehit olduktan sonra haliyle eczane kuyruğunda bekleyen kişi sayısı azaldığı için, kuyruk problemi çözülüyor.

'Duble yollar yaptık’ diyorlar, çünkü biliyorlar ki bu kadar şehidin cenazesi tek şeritli yola sığamaz, 'duble duble defnedilsinler memleketlerine’ diyorlar.

Ankara - Konya arası yol süresini indiriyorsunuz eyvallah da, binecek adam bırakmıyorsunuz beyler, onu ne yapacağız?

Meclisiniz de, vekiliniz de, bakanınız da, demokrasiniz de yerin dibine batsın.
550 tane haysiyet yoksunu dallamayı topladığımızda, 1 şehidin 1 damla kanı etmiyor.
550 tane karaktersizin binlerce tl olan maaşı, bir aylık er maaşına denk olmuyor.
550 tane utanmazın kahkahası, bir yiğidin tebessümü etmiyor.

Kıçınızı yaya yaya oturduğunuz turuncu turuncu koltuklarınız mezarınız olsun da kalkamayın oradan.
Yaradandan dilerim, 1 şehit geldiği gün, 10 tanenizin cenazesi çıksın o meclisten.

Velhasıl, kökünüz kurusun kardeşim, daha ne diyeyim?