cumhuriyet gazetesi

Bakın en çabuk Türkiye’de gömerler ölüyü. Ben ölüme inanmıyorum. Belki bahar ülkesine açılan kapıdır, ölüm. Hepimiz bu kapıdan geçeceğiz. Nedir ki bu dünya? Daha bunu yanıtlayamıyoruz ki, ölümün yok oluş olduğunu nereden bileceğiz? Şamanların yaptığı gibi ölünce mezarıma iki şişe şarap, sevdiğim filmlerimi ve bitiremediğim kitaplarımı koysunlar. O yolculukta onları bitireyim.

— 

Tuncel Kurtiz , Cumhuriyet Gazetesi 18 Kasım 2012 tarihli röportajdan.

“Çıkan karar diyor ki ‘size diz çöktüreceğiz’. Bütün zorbalar tüm tetikçileriyle bu organize örgütün tüm adamları bilsinler, kendi adıma diyorum buna tüm arkadaşlarım da dahil ben sadece anne babamın elini öpmek için eğildim, bundan sonra da böyle devam edeceğim”

Ahmet Şık

image
image
image
image
image
image
image

Atatürk kendi ifadesiyle TÜRK MİLLİYETÇİSİDİR.

Atatürk’ün Türklük Hakkındaki sözleri:

”Türk milletinin milliyetçilik vasfını uyandırmalı, O’na TÜRKÇÜLÜK imanını aşılamalıyız!” (Muvaffak İhsan Garan, Milletlerin Sevgilisi Atatürk, s.51)

“Biz doğrudan doğruya millet severiz ve TÜRK MİLLİYETÇİSİYİZ. Cumhuriyetimizin dayanağı Türk topluluğudur. Bu topluluğun fertleri ne kadar Türk kültürüyle dolu olursa, o topluluğa dayanan cumhuriyet de o kadar kuvvetli olur.” (Atatürk’ün S.D.V.Cilt. III. s.118)

“Ben herşeyden önce bir TÜRK MİLLİYETÇİSİYİM. Böyle doğdum. Böyle öleceğim. Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. TÜRK BİRLİĞİNE İNANIYORUM, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır. Dünya sükununu bu fasıllar içinde bulacaktır. Türk’ün varlığı bu köhne aleme yeni ufuklar açacak, güneş ne demek, ufuk ne demek, o zaman görülecek.” (Atatürk’ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s. 138-143)

”Türk Birliği’nin bir gün hakikat olacağına inancım vardır. Ben görmesem bile, gözlerimi dünyaya onun rüyaları içinde kapayacağım. TÜRK BİRLİĞİNE İNANIYORUM, onu görüyorum. Yarının tarihi, yeni fasıllarını Türk Birliğiyle açacaktır.” (Atatürk’ün Sofrası, İsmet Bozdağ, Kervan Yayınları, 1975, s. 138-143)

”Al bayraktan gök bayrağa selam olsun.” (Doğu Türkistan’a çektiği telgraftan)

“Kıbrıs’ta Türk dili sönmemelidir. Kıbrıs’ta Türk’ün sesi sönmesin. Kıbrıs Türk basınına maddî yardım yapınız…”(Dr.E.Tuğg. Erdal Yurdakul, Atatürk İnkilaplarının Kıbrıs’ta Uygulanması, s7 ve 61)

‘Azerî Türklerinin dertleri kendi dertlerimiz ve sevinçleri kendi sevinçlerimiz gibi olduğu için onların dileklerine ulaşmaları, özgür ve bağımsız olarak yaşamaları bizi çok sevindirir.” (Hâkimiyet-i Milliye: 15.10.1921)

30 Ağustos 1922 tarihli Fransız Le Figaro gazetesinde ise Atatürk’ün şu ifadelerine vurgu yapılıyor: “Avrupa’da, İstanbul ve Meriç’e kadar Batı Trakya, Asya’da Anadolu, Musul arazisi ve Irak’ın kuzeyi. Arkada kalan ve sırf Türk olan her yeri isteriz. Bunları kurtarmaya azmettik ve kurtaracağız.” (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Cilt 3, s.67-68)

Lozan Antlaşmasından 9 yıl sonra 1933 yılında Atatürk’le General Mac Artur görüşmesi esnasında Atatürk tarafından söylenen söz: ”Allah nasip eder, ömrüm vefa ederse Musul, Kerkük ve adaları geri alacağım. Selanik de dahil Batı Trakya’yı Türkiye hudutları içine katacağım.” (Türk Silahlı Kuvvetler Dergisi, Temmuz 1992 sayı:333 sayfa 26)

‘Gençliği kesinlikle ülkücü ve memleketle ilgili olarak yetiştirmek, hepimizin, her devlet adamının başta gelen görevidir.” (Kılıç Ali, Atatürk’ün Hususiyetleri, 1955, s.62)

”Gençliğin çalışkan, duyarlı ve MİLLİYETÇİ yetişmesi esas dileklerimizdendir.” (Cumhuriyet gazetesi, 28. 4. 1933)

”İlk defa Manastır Askerî Lisesi’nde öğrenci iken okuduğum Şair Mehmet Emin Yurdakul’un, ‘Ben bir Türk’üm, dinim, cinsim uludur’ mısrasıyla başlayan şiirinde, bana ulusal benliğimin gururunu tattıran ilk anlatımını bulmuştum.’’ (Atatürk’ten Gençliğe Unutulmaz Anılar, Ahmet Gürel, Mayıs 2009)

“Atatürk’ün Samsun’a hareketinden biraz önce arkadaşlarından biri: “İngilizlerin bindiğiniz gemiyi takip etmek, hatta batırmak ihtimalleri vardır” demişti. Mustafa Kemal: “Burada esir gibi yaşamaktansa Karadeniz’de batmayı tercih ederim” cevabını verdi.Sonra yanındakilere Dolmabahçe önünde demirli düşman gemilerini göstererek şunları söyledi: “Bunlar işte böyle: Dayandıkları şey yalnız demir, çelik ve silah kuvveti… Bildikleri şey yalnız madde… Bunlar hürriyet uğruna ölmeğe karar verenlerin kuvvetini anlayamazlar. Biz Anadolu’ya silah ve cephane değil, ülkü ve iman götürüyoruz.” (Falih Rıfkı Atay, Babanız Atatürk, s. 54-58)

’Efendiler, bu vesile ile muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki; Sinesinde yetiştirerek başının üstüne kadar çıkaracağı adamların kanındaki ve vicdanındaki cevheri asliyi, çok iyi tahlil etmek dikkatinden, bir an bile feragat etmesin.’’ (Nutuk, II, 8. bs., İstanbul 1968, s. 607)

‘’Kanını taşıyandan başkasına inanma’’ (Mahmut Esat Bozkurt, Atatürk’ün İhtilali, s.373)

‘’Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur.’’ (Gençliğe Hitabe)

“Millî mevcudiyetimize düşman olanlarla dost olmayalım. Böylelerine karşı…’Türk’üm ve düşmanım sana, kalsam da bir kişi!’ diyelim” (Faik Reşit Unat’ın “Ne Mutlu Türk’üm Diyene” Türk Dili Dergisi, Sayı 146, 1963 makalesinden aktaran Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ank., 1984, s.171-173)

”TÜRKİYE TÜRKLERİNDİR; İşte Milliyetçilerin prensibi budur!” (Atatürk’ün S.D.V, cilt 3, s.38)

”TÜRKİYE’DE TÜRK’TEN BAŞKA BİR ŞEY DÜŞÜNMEMEK! Ancak bu davranışladır ki her türlü esenlik ve mutluluk ereklerine ulaşabiliriz.” (Behçet Kemal Çağlar, Atatürk’ün Söylevleri, TDK s,137)

‘’Memleketiniz sizindir, Türklerindir. Bu memleket tarihte Türk’tü, o halde Türk’tür ve sonsuza dek Türk olarak yaşayacaktır.’’ (Hâkimiyeti Milliye, 21 Mart 1923, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, s. 130)

“Türklük, benim en derin güven kaynağım, en engin övünç dayanağım’dır” (Egeli, Münir Hayri, s.699)

”Benim hayatta yegane fahrim (onurum), servetim, Türklükten başka bir şey değildir.” (Bozkurt, Mahmut Esat; Yakınlarından Hatıralar, Sel Yayınları, İst., 1955, s.95)

”Yüksek Türk, senin için yüksekliğin hududu yoktur. İşte parola budur.” (ATATÜRK’ÜN Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Cilt IV, s.652)

“Bana, insanlar üstünde bir doğuş atfetmeye kalkışmayınız. Doğuşumdaki tek fevkaladelik, Türk olarak dünyaya gelmemdir.” (Utkan Kocatürk, Atatürk’ün Fikir ve Düşünceleri, Ankara, 1969, s. 95)

Türk kimdir? ”Bu memleket, dünyanın beklemediği, asla ümit etmediği bir müstesna mevcudiyetin yüksek tecellisine, yüksek sahne oldu. Bu sahne 7 bin senelik, en aşağı bir Türk beşiğidir. Beşik tabiatın rüzgarlarıyla sallandı. Beşiğin içindeki çocuk tabiatın yağmurlarıyla yıkandı. O çocuk tabiatın şimşeklerinden, yıldırımlarından, kasırgalarından evvela, korkar gibi oldu; sonra onlara alıştı; onları tabiatın babası tanıdı onların oğlu oldu. Bir gün o tabiat çocuğu tabiat oldu; şimşek, yıldırım, güneş oldu; Türk oldu. Türk budur. Yıldırımdır. Kasırgadır, dünyayı aydınlatan güneştir.” (Hilmi Yücebaş, Atatürk’ün Nükteleri, Fıkraları, Hatıraları s4, 1963) (Vecize, Millet Dergisi, Sayı : 16, 1948, s., 10-11 ve Türk Kültürü, 1969, s:85, Fethi TEVETOĞLU “Atatürk’ün Türk’ü ve Türkiye Cumhuriyetinin Tarifi” isimli makalesinde yer almaktadır. Ayrıca adı geçen vecizenin Atatürk’ün el yazısı ile bizzat yazdığı orijinal metninin tarihçi Cemal KUTAY’ın özel arşivinde bulunduğu belirtilmektedir.)

”Büyük devletler kuran atalarımız büyük ve geniş uygarlıklara da sahip olmuştur. Bunu aramak, tetkik etmek Türklüğe ve dünyaya bildirmek bizler için bir borçtur. Türk çocuğu ecdadını tanıdıkça daha büyük işler yapmak için kendinde kuvvet bulacaktır.’’ (Afet İnan, Atatürk hakkında Hatıralar ve Belgeler, 1968, s. 311 TTK. Yay. Ankara, 1959, s. 297)

”Kafasını ve vicdanını, en son terakki şuleleriyle güneşlendirmeğe karar vermiş olan, bugünün Türk çocukları, biliyor ve bildirecektir ki; onlar dört yüz çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık, arî, medeni, yüksek bir ırktan gelen, yüksek kabiliyetli bir millettir.” (Atatürk’ün S.D.V, cilt 2, s.308)

“Türkiye’de bolşeviklik olmayacaktır. Çünkü, Türk Hükümeti’nin ilk gayesi halka hürriyet ve saadet verme, askerlerimize olduğu kadar, sivil halkımıza da iyi bakmaktır.” (A.g.e., c. 3, 2. Baskı, s. 99)

”Bir de şunu iyi bilmek gerekir ki, eski Etilerimiz, atalarımız, bugünkü yurdumuzun ilk ve otokton yerleşenleri ve sahibi olmuşlardır. Burasını binlerce yıl önce anayurdun yerine öz yurt yapmışlardır. Türklüğün merkezini Altaylardan Anadolu – Trakya’ya getirmişlerdir. Türk Cumhuriyeti’nin sarsılmaz temelleri bu öz yurdun çökmez kayalarındadır. Bu kutsal yurdun öz mirasçısı, Türkiye Cumhuriyeti’nin yılmaz koruyucusu o büyük, yüksek, soylu Türk kavminin bugünkü genç ve dinç çocuklarıdır, biziz.”(Hâkimiyet-i Milliye, 2.01.1933)

”Moskova’da oynanan oyun ise bir başka türlüdür. Stalin yalnız kendi gençliğine değil, dünya gençliğine komünistlik ideolojisini aşılamaya çalışıyor. Komünistlik propagandasının, fukarası ve cahili çok ülkelerde ne kolay taraftar topladığı ise ortada bir gerçektir.” (Atatürk’ün İzinde Bir Ömür Böyle Geçti, Sabiha Gökçen, s.155)

“Bolşeviklere gelince, bizim memleketimizde bu doktrinin hiçbir şekilde bir yeri olamaz. Dinimiz, adetlerimiz ve aynı zamanda sosyal bünyemiz tamamiyle böyle bir fikrin yerleşmesine müsait değildir. Türkiye’de ne büyük kapitalistler, ne de milyonlarca zanaatkar ve işçi vardır. Diğer taraftan zirai bir problemimiz yoktur. Son olarak, sosyal bakımdan dini prensiplerimiz bolşevizmi benimsemekten bizi uzak tutmaktadır.” (Atatürk’ün Tamim, Telgraf ve Beyannameleri, IV., 1917-1938, Ankara, 1964, s.78)

Anadolu’ya geçişini bildiren şair Mehmet Emin Yurdakul’a Atatürk’ün çektiği telgraf:

”TÜRK MİLLİYETÇİLİĞİNİN ilâhî müjdecisi olan şiirleriniz, bugünkü mücadelemizin kahramanlık ruhuna doğuş ufku olmuştur. Gelişinizden duyduğum memnuniyeti ifade ile sizi milletimizin mübarek babası olarak selâmlarım.” 1921 (Cevat Yaltıraklı, Vatan Şairi Namık Kemal, Millî Şair Mehmet Emin, 1960, s.ll)

II. İnönü Zaferi üzerine Namık Kemal’in oğlu Ali Ekrem’in tebrik telgrafına 10.4.1921’de Atatürk’ün verdiği cevap:

”Anadolunun ruhu, bütün direnme gürlüğünü tarihindeki büyüklerden almıştır. Bize bu kutsal gürlüğü yayan ata ruhları arasında saygıdeğer babanızın pek büyük yeri vardır. Yaralı vatanın kurtuluş ve bağımsızlığı için ölmek yolunda bugünkü kuşağa özveriyi öğreten büyük Kemal hakkında saygıların tekrarına vesile olan telgrafınıza özel teşekkürlerimi sunarım efendim.” 1921 (Cevat Yaltıraklı, Vatan Şairi Namık Kemal, Millî Şair Mehmet Emin, 1960, s.II)

Ziya Gökalp’in hastalığı üzerine, kendisine Atatürk’ün 21.10.1924’de gönderdiği telgraf:

”Rahatsızlığınızdan çok üzüntü ile haberim oldu. Sıhhat ve sağlığınız haberi memleketçe beklenilmektedir. Hızla iyileşmeniz için Avrupa’da tedavinize gereksinim varsa gereken her şeyin yapılmasını üzerime alıyorum. Sağlığınız ve tedavi durumunuz hakkında haber vermenizi bekler, sevgi dolu selâmlarımı ifade ederim.” 1924 (Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp’in Hayatı ve Malta Mektupları, 1931, s.181)

Ziya Gökalp’in ölümü üzerine, eşine Atatürk’ün gönderdiği telgraf: gönderdiği telgraf:

”Saygıdeğer eşiniz Ziya Gökalp Bey’in bütün Türk âlemi için pek acı bir kayıp oluşturan ebediyen kayboluşu nedeniyle başsağlığı dileyen duygularımı ve Türk milletinin içten kalbî üzüntülerini temiz kişiliğinize sunar, Türk milleti ve hükümetinin büyük düşünürün ailesi hakkındaki sevgi ve ilgi dolu duygularını sunarım efendim.” 1924 (Ali Nüzhet Göksel, Ziya Gökalp’in Hayatı ve Malta Mektupları, 1931, s. 185)

Milletimiz, ufak bir aşiretten anavatanda bağımsız bir devlet kurduktan başka batı âlemine, düşman içine girdi ve orada çok büyük güçlükler içinde bir imparatorluk kurdu. Ve bunu, bu imparatorluğu altı yüz yıldan beri tam bir hayranlık ve büyüklükle devam ettirdi. Bunu başaran bir millet, elbette yüksek siyasî ve idarî niteliklere sahiptir. Böyle bir vaziyet yalnız kılıç kuvvetiyle olamazdı. Dünyaca bilinmektedir ki, Osmanlı Devleti pek geniş olan ülkesinde bir sınırından diğer sınırına ordusunu olağanüstü hızla ve tamamen donatılmış olarak naklederdi. Ve bu orduyu aylarca ve belki de yıllarca iyi besler ve idare ederdi. Böyle bir hareket yalnız ordu kuruluşunun değil, bütün devlet kuruluşlarının olağanüstü üstünlüğünü ve kendilerinin yetenekli olduğunu gösterir. (Nutuk III, s. 1182-1183)

Asya Türk Hun İmparatorluğu’nun kuruluş tarihi Çin’de imparatorluk kuruluş tarihi ile başlar. Çin’in, M.E 13. yüzyıla ait belgeleri bunu böyle kaydeder. Ancak, bu Mete Türk imparatorluğunun bizce malum olabilen imparatoru Teoman’dır. Teoman, M.E. 13. yüzyıl başında yaşamış büyük bir kahramandır. Çinliler, bu kahramanın Çin’de imparatorluk kurmuş olan büyük Türk komutanlarının neslinden geldiğini iddia ederler. Teoman’ın oğlu Türk İmparatoru Mete de meşhurdur. O, doğuda Kadırgan dağlarından batıda Hazer denizine kadar, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Himalaya eteklerine kadar geniş sınırlar içinde büyük Türk İmparatorluğu’nu kurmuş yüksek bir Türk hakanıdır. Mete, Çin İmparatoru ordularını büyük meydan savaşlarında mağlup etmiş, Çin İmparatoru’nu sığındığı kalede kuşatmış, ancak karısının bağışlanması için aracı olmasıyla fakat kendisine vergi vererek, bağlılığını da kabul edip serbest bırakmış bir Türk imparatorudur. Bence Mete çok büyüktür. Bütün Türk tarihinde Oğuz efsanesinin dayandırılacağı adam odur. Fakat düşünülürse Teoman, elbetteki ondan da büyüktür. Çünkü her şeyi hazırlayan odur. İskender, “Büyük” sıfatı ile anılırdı. Fakat gerçekte ondan büyük olan Filip’tir. Çünkü İskender’in başarısı için gereken siyasî ve askerî vasıtaları hazırlayan odur. Eyüpoğullarından Selâhattin, Haçlılardan Kudüs’ü kurtarmış olmakla tanınmış büyük bir Türk’tür. Fakat ondan daha büyük olan bizzat Selâhattin’i ve onun başarılı ordularını ve vasıtalarını hazırladıktan sonra ölen büyük Türk Nurettin’dir. İnsanlık tarihinde silinmez satırlarla varlığını yazdırmış olan odur. (Kâzım Özalp, Özalp, Atatürk’ü Anlatıyor, Milliyet gazetesi, 22X1.1969)

”Bu memleket tarihte Türktü, halde Türktür ve ebediyen Türk olarak yaşayacaktır.” (Taha Toros, Atatürk’ün Adana Seyahatleri, s. 23; Atatürk’ün S.D.II; s. 126)

30 Ağustos Zafer Bayramı dolayısıyla Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın Atatürk’e telgrafı:

”30 Ağustos zaferini, cumhurluğun çelik ordusuna örnek olarak yaratan ULU BAŞBUĞ’a, ordu adına kutlar ve candan saygılar sunarım.” (Ulus Gazetesi, 31 Ağustos 1935, s.5)

“Kedilerin yeri hemen bütün mitolojilerde farklıdır. Evet, şu her gün birlikte yaşadığımız, hemen her sokakta, meydanda, caddede, apartman girişlerinde, dükkân önlerinde rastladığımız o şirin varlıklardan söz ediyorum.

Kediler, hiçbir mitolojide tekin değildir. Kedinin adı hep nanköre çıkmıştır. Köpekler ne zaman övülmek, yüceltilmek istense, kedi ile karşılaştırılır ve kedicikler, hemen “nankör” yaftasıyla ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf hayvanlar arasına sürgün edilir.

Çünkü köpekler sadıktır.
Oysa kediler, nankördür.
Gerçek ise çok farklıdır.
Çünkü kediler, özgürdür.

Üstelik bu, onların hayatlarının her noktasında açık ve seçik, hiç kimseden saklamaya gerek duymadan kullandıkları bir özgürlüktür. Başka deyişle, kediler sınırsız özgürdür. Hiçbir kediyi, o istemeden sevip okşayamazsınız. Size kendini okşatmaya başlamış olsa bile, bu eylem ancak onun çizdiği sınırlar içerisinde ve o istediği sürece gerçekleşebilir. Onun çizdiği sınırlar aşıldığında, kedi tırmalama ve ısırma gibi savunma yollarına başvurmaktan hiç çekinmez. Çünkü kediler, asla rüşvet almaz! Onlara dünyanın en leziz mamalarını bile sunsanız, kendilerini uygun gördüklerinden daha uzun süre sevip okşatmazlar.
 
Kediler ve ‘sahipleri’…
Görünüşte en tembel ve evden dışarıya adım atmayan kedilerin bile “sahipleri” yoktur. Evinize bir kedi mi aldınız, o andan başlayarak dört duvarınızın mutlak hâkimi artık odur. Görünüşte en cicili bicili minderleri bile hazırlasanız, evde oturacağı ve uyuyacağı yeri kediniz seçer. Bu konuda ısrarcı olduğunuz takdirde, işi evi terk etmeye kadar vardırabilir! Çünkü biraz önce de dediğim gibi, aslında bütün kediler sahipsizdir ve göze en çok ev kedisiymiş gibi gözüken kedi bile ruhunun derinliklerinde belli bir sahipsizliği, yani sokak kedisi olma özelliğini ölene kadar taşır.
 
Bütün kediler, ‘sokak kedisi’dir…
Bir başka deyişle, kedi her zaman ve her koşulda kediliğini sınırsız yaşar. Bu bakımdan kedilerin ruhu ile Gezi Ruhu arasında rahatça özdeşlik kurabilirsiniz. Çünkü ne kadar yaranmaya veya yaltaklanmaya çalışırsanız çalışın, kediden/kedinizden alacağınız karşılık hep aynıdır: Bana, benim uygun gördüğümden daha fazla karışma! Hele hele, kedinizin rengi bir de KIRMIZI ise, yandınız demektir. Çünkü günün birinde kedinizin dikbaşlılığı yüzünden onun için yaptığınız kedievinin camını çerçevesini kırsanız bile, bu eyleminiz onun çok daha kıpkırmızı kesilmesinden başka bir sonuç vermeyecektir.

Ve kedilerin öfkeden kıpkırmızı kesilmeleri, hiç kimse için tekin değildir!”

[Alıntı: Cumhuriyet Gazetesi - Ahmet Cemal, 13. 02. 17]

Müslüman Endülüs'ten bize 30 kitap kaldı ve atomu parçaladık. Şayet yakılan 1 milyon kitabın yarısı kalsaydı çoktan uzayda galaxiler arası geziyor olacaktık.
—  Nobel Fizik Ödüllü Pierre Currie
(Erol Toy Cumhuriyet Gazetesi 3 Tem. 1979)