cicili

Sevdiğim kızın sevgilisi gay olduğumu sanıyor sırf kızla konuşabilmek için gey olduğumu söyledim üstelik kızla canımlı cicili konuşabiliyorum hatta kıza sevgilin seni benle aldatıyor demeyi düşünüyorum ayrılık planlarını kurduktan sonra onları ayiracagim sonra kıza aslında gey olmadığımı açıklayıp evleneceğiz ehehehehhehe sonra ne olacak biliyonuz mu sevgilisi(evlenince eski sevgilisi olacak )bir gün tüm planlarımı öğrenecek ve beni sökecek o zaman gerçekten gey olacam

“Kedilerin yeri hemen bütün mitolojilerde farklıdır. Evet, şu her gün birlikte yaşadığımız, hemen her sokakta, meydanda, caddede, apartman girişlerinde, dükkân önlerinde rastladığımız o şirin varlıklardan söz ediyorum.

Kediler, hiçbir mitolojide tekin değildir. Kedinin adı hep nanköre çıkmıştır. Köpekler ne zaman övülmek, yüceltilmek istense, kedi ile karşılaştırılır ve kedicikler, hemen “nankör” yaftasıyla ikinci, üçüncü, dördüncü sınıf hayvanlar arasına sürgün edilir.

Çünkü köpekler sadıktır.
Oysa kediler, nankördür.
Gerçek ise çok farklıdır.
Çünkü kediler, özgürdür.

Üstelik bu, onların hayatlarının her noktasında açık ve seçik, hiç kimseden saklamaya gerek duymadan kullandıkları bir özgürlüktür. Başka deyişle, kediler sınırsız özgürdür. Hiçbir kediyi, o istemeden sevip okşayamazsınız. Size kendini okşatmaya başlamış olsa bile, bu eylem ancak onun çizdiği sınırlar içerisinde ve o istediği sürece gerçekleşebilir. Onun çizdiği sınırlar aşıldığında, kedi tırmalama ve ısırma gibi savunma yollarına başvurmaktan hiç çekinmez. Çünkü kediler, asla rüşvet almaz! Onlara dünyanın en leziz mamalarını bile sunsanız, kendilerini uygun gördüklerinden daha uzun süre sevip okşatmazlar.
 
Kediler ve ‘sahipleri’…
Görünüşte en tembel ve evden dışarıya adım atmayan kedilerin bile “sahipleri” yoktur. Evinize bir kedi mi aldınız, o andan başlayarak dört duvarınızın mutlak hâkimi artık odur. Görünüşte en cicili bicili minderleri bile hazırlasanız, evde oturacağı ve uyuyacağı yeri kediniz seçer. Bu konuda ısrarcı olduğunuz takdirde, işi evi terk etmeye kadar vardırabilir! Çünkü biraz önce de dediğim gibi, aslında bütün kediler sahipsizdir ve göze en çok ev kedisiymiş gibi gözüken kedi bile ruhunun derinliklerinde belli bir sahipsizliği, yani sokak kedisi olma özelliğini ölene kadar taşır.
 
Bütün kediler, ‘sokak kedisi’dir…
Bir başka deyişle, kedi her zaman ve her koşulda kediliğini sınırsız yaşar. Bu bakımdan kedilerin ruhu ile Gezi Ruhu arasında rahatça özdeşlik kurabilirsiniz. Çünkü ne kadar yaranmaya veya yaltaklanmaya çalışırsanız çalışın, kediden/kedinizden alacağınız karşılık hep aynıdır: Bana, benim uygun gördüğümden daha fazla karışma! Hele hele, kedinizin rengi bir de KIRMIZI ise, yandınız demektir. Çünkü günün birinde kedinizin dikbaşlılığı yüzünden onun için yaptığınız kedievinin camını çerçevesini kırsanız bile, bu eyleminiz onun çok daha kıpkırmızı kesilmesinden başka bir sonuç vermeyecektir.

Ve kedilerin öfkeden kıpkırmızı kesilmeleri, hiç kimse için tekin değildir!”

[Alıntı: Cumhuriyet Gazetesi - Ahmet Cemal, 13. 02. 17]

Hala tahsilimi ileri safhalara taşımaya çalışmam,hayat için didinmem, şu kısıtlı kaderimle canla başla,iştahla yitikler meskeni canımı sürüklemem kimisinden bana bu çabayı desteklemesi gerekirken hala mı diye yergi olarak dönmesi saçma ve bende karşılık bulmayacak kadar anlamsız,
Yüksek tahsil demek benim için cicili bicili elbiseler giyip,sene boyunca eşş.. gibi sömürülüp ancak bir haftalık tatille öcünü almak değildir..
Hiçbir erkeğe bel bağlamadan ileriki dönemlerimi garantiye almaya çalışmaktır,evet yaşlılığıma hazırlık yapıyorum,bundan ağırdan alıyorum,belki de benim niyetimi bilen kader de beni bu sebepten ağırdan almak zorunda bıraktı..
anlayamadıkları mesele ben de her defasında fiyaskoyla karşılaştığım halde meraklı değilim mesleğimi ilerletmeye bu hasta halimle,
eğitim sistemi sağ olsun,
biraz da güzel olsaydım o zengini bulup kafam kadar madeni takıp orada burada havamı atardım fantezisinde de değilim,kendimi tanıyorsam ben ondan da sıkılırdım eminim.😀😀
Öyleyse düşe kalka yola devam mı kızlar?

TÜRK KADINI

           Şimdi büyük ihtimalle çıkar birileri der, ‘’ Kadınar, kırılgan, kibar ve narindir. ’’ Aslında böyle bir şey yok. Bunların tamamı, kendi kafanızda kurgulayıp, zorluklardan bahaneler ile kaçıp, erkekleri kendinizden daha güçlü gösterdiğiniz iğrençlikler. Bakın ben Feminist falan değilim, kadın ile erkeğin eşit yaratıldığına da inanmıyorum. Kadınların üstün, erkeklerin üstün olduğu konular vardır. fakat kendini, ailesini ve vatanını korumak kesinlikle bir cinsiyetin üstün olduğu bir konu değildir. Bir bayan olarak bunu yazıyorum, maalesef kendini ‘’Türk kızı’’ diye adlandırıp kendini korumak için bir erkeğe muhtaç olan binlerce kızımız var ve bu çok acınası bir durum. Ben burada çıkıp benim gibi asker olun demiyorum, zaten böyle bir şey bekleyemem de sizden fakat kızlar, artık ‘’silah’’ konusu açıldığında susmayın veya konudan uzak durmayın, kesinlikle ve kesinlikle silahları erkek işi gibi görmeyin, silahlarını ve bıçakları öğrenin, Bunları öğrenmek isteyen ama farklı sebeplerden dolayı yapamayanlar bana ulaşsınlar. Kendinizi korumayı bilin. Salak gibi cicili bicili elbiseler değil yeri geldiğinde kamuflaj giymeyi de öğrenin artık, Kendinizi erkeklerden güçsüz veya zayıf görmeyi kesin. Unutmayın Türk Kadını adını almayı, birilerine muhtaç olarak değil, Kendinizi muhtaç tuttuğunuz insanlar kadar güçlü olarak ve bu vatanı kanınızdan,canınızdan çok koruyarak hak edebilirsiniz. 

anonymous asked:

kız dediğin nasıl olmalı?

Kız dediğin kız gibi olur işte, tatlı, narin, şirin, sempatik, omzuna asılı minik çantası, pembe ojeli, çok hafif makyajlı, güzel cicili bicili giyinmiş, cep telefonu ufak ve pembe olan, saçlarını toplamayıp salmış,… falan işte. Aklıma gelen kız imajı böyle.

Foreshadowing

2 a.m. Iris could see the number’s hazy green glow through her half-lidded gaze that could find no rest. It had been a long, slow climb to 2 a.m., and there was no end immediately in sight.

She rolled from her side to back again, sucked in her breath, closed her eyes, and focused instead on the sound of rain against the window panes. That had started at about 1 a.m. as a slow drizzle, but its intensity had increased over the hour, and there were several rolls of thunder and flashes of lightening she’d seen behind the curtains since then.

Her breath hitched suddenly and she lurched forward before falling back with a groan. Cilan, in bed beside her, shifted as she moved.

“Can’t sleep?” he asked drowsily.

“She’s kicking. Again,” Iris mumbled before laying her hands atop her swollen belly. “And I feel sick.”

Keep reading

Milli Piyango kültür yahut gelenek değil, kumardır. Kumar haramdır. Devlet oynatsa da haramdır, cicili bicili reklamları yapılsa da haramdır. Her sene 30 milyondan fazla Milli Piyango bileti basılıyor ve hepsi tükeniyormuş. Dualarımız neden mi kabul olmuyor? Fazla uzakta aramaya gerek yok. Bu fotoğraf da utanç vesikamız olsun. Allah'ın çizdiği hudutları hiçe saydığımız sürece zelil olmaya devam edeceğiz.

“Ey imân edenler! Şarap, kumar, putlar ve fal okları ancak şeytanın işinden bir(er) pisliktir; öyleyse on(lar)dan kaçının ki kurtuluşa eresiniz." 
(el-Maide 5/90)

While at an annual PCA event where connoisseurs often bring their spouse and children, Cilan and Iris’s three children – Cicily, Oliver, and Jasmine – and their cousin, Carine, the daughter of Chili and Burgundy, have the unlucky misfortune of meeting Ricard Noveau’s bratty, stuck-up son, Benoît. 

When the children are left alone, Benoît tries to strike up a conversation with Oliver, being around the same age. That’s when Benoît discovers Oliver has a stutter, for which he taunts him. Cicily steps in and calls Benoît rude. Benoît persists, saying it’s ironic that an eloquent S-Class Connoisseur like Cilan Griffith would have such an ineloquent son – a very sensitive area for Oliver, because he already feels inadequate compared to his father. Carine jumps into the argument, too, with some terse words of her own, telling Benoît to va te faire foutre

Cicily realizes the situation is escalating, and not in a good way, so she pulls away Carine, telling her he’s not worth the trouble. Yet, all the while, Cicily has failed to notice that Jasmine is absolutely seething. When the family starts to leave with Oliver, Benoît makes one last rude comment, and Jasmine turns around and socks him in the face.

This, of course, causes quite a stir. Benoît runs sobbing with a bloody nose to his parents, who are in fact themselves leading a strained conversation with the two Griffith brothers and their wives. When Ricard asks what happened, Benoît points to Jasmine. Cilan and Iris are horrified, and Burgundy and Chili hastily escort Jasmine outside. Oliver tries to explain to his aunt and uncle that she was protecting him, but the situation has rattled him so much that he can’t get the words out. Jasmine sulks and doesn’t defend herself, because she figures it’s no use and she’ll get in trouble anyway.

Meanwhile, Cilan and Iris apologize profusely to Ricard and his awful wife before hurrying out. Cilan receives quite a few disapproving sideeyes – he and his wife have raised their children to be like that? – and he’s horribly embarrassed and angry with Jasmine, as is Iris. Yet, Carine and Cicily intervene before they can reach Jasmine, explaining what really happened. It surprises them both, to hear that Jasmine defended her brother, and it does disarm their anger – especially for Iris, since Oliver has always been closer to her than to her husband, and she worries about him a lot.

Cilan still scolds Jasmine when he gets outside, and she keeps her eyes angrily averted. Then, his voice softens, and he says, “I know you did it for your brother.” Jasmine blinks in surprise and looks back at him. He kneels to meet her level and says it’s understandable why she lashed out at Benoît, but that violence is never the answer.

Jasmine looks down and then back up at her father. “I know, Dad. I’m sorry,” she says, and they embrace each other. Chili then happily suggests they should ditch the Connoisseur party and get donuts, to which everyone agrees.

As they’re leaving, Iris pulls Jasmine aside and quietly asks, “Did you break his nose?”

“I think so,” Jasmine answers. “I felt a crack.”

Iris smiles.

“Good.”

SOMETIMES I GET REALLY FRUSTRATED I HAVE NO DRAWING ABILITY. I often get these ideas for fanart series, and I plan each piece out, and I can see them all perfectly in my head, but then I can’t draw them.

My most recent idea is titled “The Child of My Rival.” It’s a series of fanarts with now-adult Pokemon characters spending time with their rival’s offspring.

The first in the series features Georgia and the 9 or 10-year-old Cicily, the eldest daughter of Iris and Cilan. Georgia appears a little haughty and is speaking to Cicily, who’s listening with mild interest. The suggestion is that maybe Georgia is telling a story (distorted, of course, to make Georgia look good) about herself and Cicily’s mother, back from when they were kids.

Next is Cilan with his niece, the daughter of Chili and Burgundy. She’s seated on the counter, watching him as he stirs some sort of batter in a bowl. They’re conversing with each other, and judging by their facial expressions, it’s a lighthearted conversation – something a bit drivel since she’s only 5 or 6, maybe about her day at school.

Third is Zoey and the only daughter of Dawn and Paul. The daughter has something to say, something good, because her eyes are lit up with happiness. Zoey is bending down to meet her level and listen, and she appears quite endeared to the child.

Fourth is Ash and Misty’s very young son, maybe only 3 or 4, following Paul and chattering incessantly about something he obviously finds exciting. Paul has his eye on the child behind him; his lips are pressed into a hard line, and he looks entirely unsure of what to do with it.

Then comes Ash with the son of Gary and Leaf. They’re sitting on the floor together with Pikachu, and they both look pumped up – it’s clear they’ve been talking about Pokemon and training. The son really wants to be a trainer, but he’s still too young to get his first Pokemon.

The final is May and Drew, sitting with their 4-year-old son Nick and 6-year-old daughter Allie (credit to kasuria) at the table while enjoying breakfast. Nick is being a bit messy, and Allie looks annoyed with this. May and Drew don’t seem bothered, though. They’re sitting across from each other, Drew resting his temple on the back of his fingers, and they’re looking at each other and smiling tenderly. The children of their rival are their own.

When Iris is about six months into her pregnancy with her first child, Cicily, she and Cilan consult with the doctor about a birth plan. The doctor asks Iris if she has any preferences for pain relief, and Iris reveals she’s not interested in getting any.

This catches Cilan off guard. He tries to convince Iris that getting medication would be logical, and that she has nothing to worry about; it’s a safe process, after all. Iris shrugs and says she knows it’s safe, she just doesn’t think she needs any. Cilan continues to try to talk her into it, and she eventually consents to writing that she may request an epidural at any time during her labor, but she takes his doubt as a challenge. 

When her water breaks, Cilan is at his class, teaching. Iris is, however, with Georgia and Trip at the time, and both freak out and tell her they need to get to the hospital right away. Iris is very chill about it, though, like, “This isn’t even that bad…”

Georgia gets ahold of Burgundy, who's on her prep hour at the PCA, and Burgundy interrupts Cilan’s class to inform him his wife is in labor. Burgundy takes over his class as Cilan rushes to the hospital.

He finds that Iris is handling herself well when he shows up, though her birth is moving very quickly. She’s at six centimeters, and after another hour, she’s at ten and ready to push. Those last four centimeters are not pleasant ones, however. She’s very much in pain, and Cilan has to help her measure her breathing. Cilan and the nurse ask her several times if she wants the epidural, but she continually insists she doesn’t. She doesn’t want to give in.

And she doesn’t. Some tears are shed and she nearly bruises Cilan’s hand, but she never breaks. She so badly wants to prove Cilan wrong that she grits her teeth and bears the pain, and she successfully gives birth without the epidural.

Several hours later, after Cicily has been cleaned up and her birth certificate has been filled out and signed, Cilan and Iris are sitting together on her bed with their new baby. Cilan is holding Cicily and the exhausted Iris is leaning up against him and trying to stay awake for a few more minutes.

While watching Cicily sleep, Iris suddenly mumbles, “I told you I could do it.” Cilan looks at her and gets a little emotional, because dang, his wife sure is amazing. He chuckles and says, “You did,” before kissing her.

Iris also gives birth to her next two children without epidurals, each time becoming progressively easier. All of Iris’s lady friends are very confused and alarmed she does this all naturally; three times, no less. Georgia at some point makes the comment that she did use medication when she gave birth, and she still never wanted to do it again.