christine-jeffs

Rose: A lot of times, when people die, it can be kind of, messy, you know. So, what we do is we go in and clean up the mess. Make sure that everything is clean and sanitary. I mean because people don’t realize the safety risks involved with the removal of blood and body fluids.
Heather: I cannot imagine. You like doing it?
Rose: Yeah. I do. Um, we come into people’s lives when they have experienced something profound and sad. And they’ve lost somebody, you know? And um, the circumstances, they’re always different. But that’s the same. And we help. In some small way we, um, we help.

Movie Quote of the Day – Sunshine Cleaning, 2009 (dir. Christine Jeffs)

4

Sunshine Cleaning (2008), Christine Jeffs

Hepimizin hayran olduğu Little Miss Sunshine filminin yapımcılarından, yine hayatın zorluklarıyla mücadele ederken mutlu olmayı da, yeri geldiğinde de ağlamayı da ağlatmayı da ihmal etmeyen insanların olduğu bir film daha.

Başrollerin de Amy Adams'ın ve Emily Blunt'ın yer aldığı filmin konusu ise şöyle; İki kız kardeşin büyüğü Rose, çocuğunu tek başına büyüten bir annedir, küçüğü Nora ise yetişkinlikten kaçmak için her şeyi deneyen bir dumanlı kafa. Birlikte Rose'un oğlu Oscar'a bakarlar, babalarını da beladan uzak tutmaya çalışırlar. Ama geçinebilmek için çalışmaları gerekir, iş icabı ölüm vakalarında olay mahallini temizlemeleri gerekse bile. Çok geçmeden kendilerini intihar, cinayet ve daha pek çok vakanın içinde bulurlar, ama gelecekle ilgili parlak hayaller kurmaktan ve birlikte vakit geçirmekten mutludurlar.

Amy Adams'ı Julie and Julia‘dan beri pek bi seviyordum, bide bunların üstüne American Hustle'ı izleyip daha da sevmiştim. Yetmemiş demek, hatun bu film de de tekrar olağanüstü güzelliğinin yanısıra, olağanüstü oyunculuğunu da sergilemiş. Emily Blunt'ı pek sevmesem de, o da yakasını Amy Adams sayesinde kurtarmayı başarmış ve çok güzel bi ikili olmuşlar. Onlara baktığımda gerçek iki kız kardeşi görmek hiç zor olmadı. 

Filmde, tek başına annelik yapan hanım kızımız çocuğuyla oynadığı birebir sahnelerde bana Drew Barrymore'un bende çok başka bir yeri olan filmi 2001 yapımı Riding in Cars with Boys filmini anımsattı. Belki de bunun nedeni Steve Zahn her iki filmde de başrollerde yer alması. Bilmiyorum, niyeyse bu film gerçekten bizim zamanımızın en temiz, en olması gereken filmlerinden biri gibi geldi çünkü bir film eskileri ne kadar anımsatıyorsa o kadar güzeldir bence. İşte bu filmde her izleyenin kendi geçmişinden bişiler çıkarabileceği bir film zira karakter bile geçmişinde kalmış bir nevi, hep çok iyi ponpon kız olduğunu söylüyor bununla gurur duyuyor ama artık bunun dünya için birşey ifade etmediği gerçeğiyle de yüzlemiş…

Daha ne desek ki? Açın izleyin efenim. İyi seyirler…

Bu zihnin ışığı.
Ay gülümsediğinde sana benziyordu.O kırmızılık seni çağrıştırıyordu.
Beni zalimce sürüklüyordu,çünkü boş bir araziydi.
Kırmızı,kalın uykulu çıplaklığın güvenliğimizi gölgeliyordu.
Bu beyaz kutu da kimden ?
Yalnız kalmaya ihtiyacım yok.
Maviliğinde çatırdıyor dikkat ve sevgiyle dokunan kumaşlar.
Çıplak ellerimle dokudum onları.
Orada ne olduğunu göremiyordum. Tanrı beni tutuyordu.Beyaz kanatlarının üzerinde.
Beyaz günlerden bir dünyaydı gök kuşağının altındaki.
Özgürleşemiyordum ve tren hızla hareket ediyordu.

* Sylvia(2003)Christine Jeffs