carettas

beguiledmovie: Take an exclusive look at the stunning vintage photos of the cast of #TheBeguiled.
The Collodion process is an early photographic process invented in 1851, an intricate process which required the photographic material to be coated, sensitized, exposed and developed within the span of about fifteen minutes. During the civil war, it was the only choice for documenting the war and life at that time. Despite its shooting disadvantages and its laborious technique, its aesthetic qualities with imperfections define the mood and style of my photography that’s grounded in the historical, physical qualities of photography.

It’s a moving process where anything can happen! Scratches, erosion, pitting, stains can appear and disappear in a magical way. All these parameters interplay between clarity, strangeness, dreaminess, wildness bringing some mystery to the images and the perfect reflection of The Beguiled’s story. The photography themselves are tintype (metal plate), large format 8x10 inches. 📷: Wet Collodion Photography by Sophie Caretta

Tam iki senedir aynı otobüse beraber biniyorduk her gün. O Kağıthane'de iniyordu, ben Mecidiyeköy'de. Tam iki sene gidip konuşamamıştım. Konuşamamamın sebepleri çok fazlaydı; öncelikle çok güzeldi. Bensiz daha güzeldi sanki, hayatına girip onun çirkin hallerini keşfetmek vardı. Yazarın dediği gibi; “Tabii ki her insanı sevebilirim, yeterince tanımazsam…”, ya da Sevmek Zamanı filmi gibi… O bir fotoğraftı sadece benim için. Ondan ziyade, onun uzayda kapladığı alanı sevmiştim belki de… Her gün otobüse bindiğinde aynı koltuğa oturuyordu. Ters koltuğa arka kapının dibine… Ben de tam karşısına oturuyordum, motorun oraya. Hiç göz göze gelmemiştik iki senedir. Aslında bir gün tam göz göze gelecektik, yaşlı bir teyze benden yer istedi. Geçen Salı saçlarını kestirip bindi otobüse. Hani şu pazartesiyi Andromeda'ya bağlayan salı…. Saçları artık ince kemikli omuzlarına dokunmuyordu. Belki de onu asla hak etmeyen bir adamdan ayrılmıştı. İyi de yapmıştı bence. Belki canı istemişti de kestirmişti. Bir Fransız filmi de izlemiş olabilir. Ya da gerçekten çok mutsuz. Yakışmıştı saçları, ama gözleri dünya ona hiç yakışmamış gibi bakıyordu boşluğa. Yola baktı yol boyu, normalde kitap okuması lazımdı. Bir gün de yaşlanmıştı sanki…



Eve vardığımda akşam hemen uydurma bir anket hazırlamaya başladım bilgisayarda. Belliydi artık ben gidip yüzüne bakarak onunla konuşamayacaktım, bir şekilde numarasını almam lazımdı. İnternetten bir Greenpeace logosu indirdim, caretta carettalara dair bir anket hazırladım. İçinde saçma sapan sorular vardı.  En üstte de kişisel bilgiler, mail, ad soyad, adres, öğrenim durumu ve tabii ki cep telefonu numarası…Hatta bir ara İnstagram hesabını da ekleyeyim dedim sonra vazgeçtim.



Öbür sabah yani salıyı Sirius'a bağlayan çarşamba sabahı sakallarımı jiletle kestim kafama bir tane şapka taktım, üstüne de keçeli kalemle Greenpeace yazdım. Bakkal Hakkı'nın kullanmadığı bir gözlük vardı onu istedim gözümü taktım, tanıma şansı yoktu beni. Bir önceki otobüse binip Kağıthane'de indim. Onun her gün indiği durakta indim. Durakta beklemeye başladım… Hava, kuş olsam uçmayı reddedeceğim kadar rüzgarlıydı. Anket yapacaktım ona ve numarasını alacaktım. Akşam da arayacaktım…



Otobüsten indi, saçlarının ucunu yeşile boyatmış. Karşısına dikildim ve konuşamadım. “Buyrun” dedi, konuşamadım… Anketi gösterdim, beni dilsiz zannetti. Ve muhteşem kavisli bir gülümsemeyle anketi doldurmaya başladı. Nezaketin bu kadar yakıştığı bir kadını, İskandinav ülkeleri dahil dünyanın hiçbir yerinde göremezsiniz. Gülümseyerek teşekkür etti, kafamı salladım ben de. İsmi Ahu'ydu… Başka bir ihtimal varmış gibi sanki? Tabii ki ismi Ahu'ydu.  Cep telefonunu da yazmıştı ve carettalar için gönüllü çalışıp-çalışmayacağına dair olan soruya da “evet” cevabını vermişti. Canım benim…




Akşam eve gittim, kendime güzel bir rakı koydum. Yavaş yavaş içerken, konuşacaklarımı düşündüm; carettalar güzel konuydu oradan girecektim kesin. Tan vaktinden bahsedebilirdim. Gün batımını da değinirdim. Kavaklar rüzgarda bir ses çıkarır ya, ona girerdim. Sonra iki senedir otobüste onu izlerken kurduğum Akdeniz'de beraber yaşayacağımız günlerin hayalinden bahsetsem on dakika da o sürerdi. Rakıyı vurdum, telefonu aldım elime;



- Ahu Hanım!

- Evet, buyrun…

- İyi akşamlar. Öncelikle ne olur beni konuşurken kesmeyin yoksa anlatacaklarımı bitiremem. Ben Evren… Bugün numaranızı cebren ve hile ile aldım sizden. Lütfen beni mazur görün, sizin karşınıza geçip konuşabilme cesaretini kendimde bulamadım. Sadece kendimde değil, dünyada, galakside, komşu galakside, hatta bilinmeyen evrende dahi bulamadım. Bu arada sadece cesaret değil, yeteneği de, yaradılış özelliği olarak da düşünün bunu, hiçbir şeyi bulamadım. Kızmayın bana nolur, size karşı doyumsuz bir hevesim var. Büyük şairlerin şiire karşı duyduğu bir heves gibi, Tesla'nın fizik ile, Maradona'nın futbol ile ilişkisi gibi düşünün. İki senedir aynı otobüse her gün biniyoruz. Geçtiğimiz yollara hiç bakamadım ben. Otobüste bakmam gereken, izlemem gereken daha uzun bir yolculuk vardı çünkü. Siz… Size sen diye hitap edemiyorum kusura bakmayın, aslında isterdim. Ama çok çoğul bir haliniz var. İçinizdeki küçük kuzuları, ufak kedi yavrularını, yufka yapan köy kadınlarını, birkaç sahil kasabasını, oradaki seyyar köftecileri, hepsini görebiliyorum. İçinizde yaşattığınız, ekmek verdiğiniz, yatak verdiğiniz bunca insan umarım size iyi geliyordur. Bana çok kötü gelmişti de… Size de kötü geliyordu bilmiyorum. Sahi saçınızı niye kestirdiniz? Ya da durun, iyi ki kestirdiniz. Omuzlarınız biraz hava almıştır, hava da ne şanslı meret bugünlerde. İnsan kıskanıyor… Ben Evren işte… Bugün size anket yapan şapkalı adam… Normalde gözlük takmıyorum bizim bakkaldan aldım. 13 senedir sakallarımı kesmedim siz tanımayın diye jilet vurdum. Carettalara olan ilginiz, size olan ilgimi ciddi seviyede yükselişe geçirdi. Günü borsa artı ile kapattı yani… Size anlatacağım o kadar çok şey var ki, iki senedir, ilk gördüğüm günden beri aslında aklımda tutuyorum. Her gün üstüne ekleye ekleye bugüne geldim…Saçlarınızı kestirdiğiniz gün sizinle konuşma ihtiyacı duydum, iyi ki kestirdiniz. Hadsiz bir biçimde belki size iyi gelirim diye düşündüm. Gelmesem de siz bana iyi gelirsiniz diye düşündüm. Poker mantığı kurdum; masadaki potu alamasam da, en azından elimdeki potu kaybetmedim. Teknoloji çağından hoşlandınız mı? Dünya siyaseti, Ortadoğu siyaseti, İngilizler Brexit yaptı, Kuzey Kore mahalleyi bastı, Amerika da onlara basacak gibi duruyor… Fenerbahçe'nin hali ne olacak? Guilano iyi topçu bence, sence de öyle değil mi? Ya da Kürk Mantolu Madonna'nın filmi çıkacakmış, Marion Cotillard oynayacak diyorlar… Marion kız da, sizin kadar olmasa da güzel kadın. Onun da saçları sizin gibi, işi gücü yerinde olan bir adamı gemiye çıkarır. İsminiz dışında size dair pek bir şey bilmiyorum… Ama çok tahmin yaptım; çocukken Ayvalık'ta yazlıkta babaanneniz ile büyüdünüz bence, gözünüzün taa içine vuran o güzel beyaz ruhu, güneşten yani yaz mevsiminden aldınız bence. Ya da babaanneniz çok güzel çilek reçeli yapıyordu. Rahmetli olmamıştır umarım…. Ahu Hanım? Orada mısınız?






Değildi. Şarjım bitmişti. Şarjım acaba nerede bitmişti? Acaba ne zamandır orada değildi? Bir rakı koydum kendime ve düşündüm; ya o “buyrun” dedikten sonra benim sarjım bittiyse? İkinci ‘buyrun'dan değil, ilk 'buyrun'dan bahsediyorum…

instagram

on my way to steal yo girl

Made with Instagram
3

Kalkan, Kaş, ANTALYA (06/2012)

Patara Plajı, 18 km. uzunluğu (en dar 280m. en geniş bölümü 1500 m. ulaşan ölçümü) ile Türkiye'nin en uzun kumsalına sahip plajıdır. Çevre Bakanlığınca ‘Özel Çevre Koruma Bölgesi’ ilan edilen Patara plajı, Caretta-Caretta deniz kaplumbağalarının üreme alanıdır.

Patara Antik Kenti, Fethiye-Kalkan arasında Xanthos vadisinin güneybatı ucunda bugünkü Ovagelemiş Köyünde yer alan Patara Antik Kenti, Likya'nın en önemli ve en eski şehirlerinden biridir. Likya Birliğinin başkentliğini de yapmıştır. Likya birliğinin üç oy hakkına sahip altı kentinden biri ve belki de en önemlisidir. 

skoksalan.tumblr.com (MY PHOTOS)

turkeysnaturalbeauty.tumblr.com (TURKEY)

Proud aquarist moment: Last week I got to be the lead during our sea turtle handlings and actually do the medical work on this big giant sweet potato for this first time! The white stuff on his head and shell is medicine that we apply to keep out bacteria and prevent infection in the wounds from the boat strike Rocky was in almost about three years ago. It makes me so happy that this not so little dude is doing so well, and that after a year I am finally cleared by our vets to work on him ❤

Para. Escuta. O que? Esse nada pairando dentro de mim. Assim me sinto ultimamente, vazio. Vazio de sentimentos, vazio de emoções. Sem vontade de conversar ou de ver alguém. Porém, com enorme desejo de me livrar dessa escravidão que meu corpo impõem à minha alma. Não digo em me matar, mas em apenas descobrir alguma forma de deixar que minha alma e meus desejos vençam este desânimo corporal.
—  João Pedro Tassinare Caretta