by cansu

Geçenlerde okuldan çıktım keyfim bozuktu, bi banka oturdum evin oralarda müzik falan dinliyordum. O sırada abinin biri geldi, anason kokusundan anladım birinin geldiğini, sağlam içmişti. Oturdu yanıma, baktım bir şeyler konuşuyor kulaklığı çıkardım selam falan verdim. Muhabbet ettik biraz adı Abdullah'mış 30'larının sonunda bi abiydi, dışardan görsen içtiğine inanmazsın öyle bir adamdı. “Abi niye içtin, hayırdır anlat istersen.” falan dedim. Anladım gene aşk mevzusu, dedim hayırlısı. Adam da sarhoş olunca başladı anlatmaya…

Bir kadın var, bak bu öyle sıradan biri değil. Tanıdığım en güçlü kadın, bu kadınla uzun zamandır yaşıyoruz. İsmi yok bu kadının, soyutlanmış birisi, hayalim yani. 38 senedir beklediğim biri diyeyim gerisini sen anla. Bakma öyle, “Ruh hastası değilim, sadece hayallerimle yaşıyorum ve hayalimdeki kadını hiçbir bedende bulamıyorum.” benim sevgim taparcasına anlayacağın. Hiçbir kadın kaldıramıyor bunu, ya da ben fazla abartıyordum. Bak bir şair vardı, Ümit Yaşar Oğuzcan'dı herhalde, biliyorsundur muhtemelen. Bu adam gibi benim sevgim, fakat ben onun gibi şiir yazamıyorum, süslü cümleler kuramıyorum en fazla sarılırım. Bak bu hayalimdeki kadın işte, kimsenin kaldıramayacağını düşündüğüm sevgiyi kaldıran kadın. Onunla tanıştım bir ay önce, kafenin birinde görüştüm o gün, aynı günün akşamında barın birinde karşılaştım onunla. Dikkatimi çekti güzel ve alımlıydı, dudakları dolgundu, kumral saçları vardı uzun uzun, teni biraz kavruktu ve gülümsemesiyle ortaya çıkan mükemmel bir gamzesi vardı. Etkilenmiştim, yanına gidip oturdum birkaç bira ısmarladım sonra o bana ısmarladı derken kafamız hafiften çakır olmaya başladı. O anlattı ben dinledim, ben anlattım o dinledi. Benim kadın halimdi büsbütün gösterdi kendini, barın kapanma saatine doğru evine davet etti içmeye devam edelim, sohbet edelim falan dedi. İşim yoktu gittim. Yolda sordum, bira falan alalım mı diye, “Gerek yok gel” dedi. Vardık evine, 5. katta oturuyormuş, girdik kapıdan içeri salonu gösterdi “Otur sen, ben geliyorum” dedi. Evin her yanı kitaptı ve bu kitaplar aptal aptal yazarlara ait değildi, Oğuz ATAY, Sabahattin Ali, hatta inanır mısın Ümit Yaşar OĞUZCAN bile vardı hemde kitaplar ilk basımdı. İsmini bilmediğim bu kadına hayranlık duymaya başladım, kitaplara biraz daha bakıp oturdum koltuğa. O da geldi zaten 5 tane 6'lı bira kutusu biraz çerez getirdi, muhabbet ortamı anlayacağın. Konuştuk öyle kendinden bahsetti, soyutlaşmış birisini yaratmıştım ben zihnimde ve o düşüncelerimin somutlaşmış bir haliydi. Hayranlığım farklı bir noktaya çıktı ona karşı, sevgiye dönüştü, sanırsam aşık olmaya başlamıştım, o anlatıyor ben dinliyordum. Bak sana yemin ederim günlerce konuşsun dinlerdim, sesinde bir şey vardı sanki anlam veremediğim bir sihir… Biralar bitti muhabbet bitmedi, kalktım kahve yaptım içtik, kalktı çay koydu 5 demlik çay içtik. İnan bana muhabbet ettiğimiz sırada aklımda onunla yatma gibi bir fikir oluşmadı, gecenin sonunda yatmadık da zaten. Ancak muhabbeti bile beni baştan çıkarmaya yetmişti…

Sabah koltukta uyandım, burnuma yumurta kokusu geliyordu ve şey kızarmış ekmek kokuyordu. Biraz şaşkındım, hiç tanımadığım, adını bilmediğim bir kadınla sabaha kadar içtik ve sabah bana kahvaltı hazırlıyordu. Gittim yanına günaydınlar muhabbeti falan yaptık, kaçta kalktığını sordum, uyumadığını söyledi. Biraz fazla açık sözlüydü “Sabaha kadar beni izlemiş” öyle dedi. Gülümsedim, kahvaltıya oturduk ismini sordum “İsmimin önemi yok, istersen Begüm, istersen Cansu, istersen Aysu, istesen Müjgan…” dedi. Pekala diyebildim ve kahvaltıyı yaptık. Dışarı çıkacağını, anahtarı kitaplığa koyduğunu söyledi. Şaşkın bir ifadeyle tamam dedim, akşama kadar kitap okudum ev kütüphane gibiydi, diğer bir deyişle cennete düşmüş gibiydim. Akşam saat 8 civarında kapı çaldı, açtığımda kimse yoktu aşağıya baktığımda bir mektup gördüm, siyah bir zarf içinde bir mektup. Mektubu alıp kapıyı kapattım. Hazır çay koymuştum içerken mektubu okumaya başladım.

“Abdullah öncelikle gizemli davrandığım için üzgünüm, ama korktum anlamanı beklemiyorum. Ben Mısra, fazla kurcalama beynini lisedeki o sessiz kızım ben. Bundan tam 21 sene önce tanışmıştık senden, 19.03.1997 yılında yani. Hatırlıyor musun ben sana hoşlandığımı söylemiştim, sen de bana hissiz biri olduğunu söylemiştin. Ah, ne yıllardı değil mi? Ben 21 senedir seni izliyorum, takip ediyorum. Hayatını uzaktan uzaktan izledim hep, yanına gelmeye korktum, çekindim işin açıkçası. Normalde de gelmeyecektim zaten, ancak doktorum rahatsızlandığımı söyledi, ölüm tarihimi falan söyledi. Yani sen bunları okurken ben muhtemelen ölmüş olacağım, dün gece için yaşadım ben hayatımı. Seninle oturup birkaç kadeh şey içmek için bir ömür sürdüm. Oldu da teşekkür ediyorum sana, mutlu ölmeme sebep olduğun için.

Dipnot: Bu ev ve adreste yazılı kütüphanenin tapusu vs aktarım işlemleri için avukatıma gerekli yetkiyi verdim. Hepsi sana ait, binlerce kitap. Benim hayattaki tek varlığım bunlar ve artık onlar senindir.

İlk aşkım, sevgilerimle Mısra…”

Adam bunu anlattıktan gözleri doldu gitti, hiç bir bok anlamadım niye böyle yaptı, neden gitti? Tek bildiğim at gözlüğüyle bakmamak gerekiyor hayata, mutluluk bizi bir yerlerde izliyor olabilir. Kaldırıp kafanızı bakın, mutluluğunuzu çöpe atmayın…

3

Ben seni hiç bırakmak ister miyim bir tanem…Çok uzun uyudum ben.Aylarca uyudum ben Turna.Sonra uyandığımda “Turna nerde?”dedim“O çok uzaklara gitti bir daha dönmicek” dediler…

herkesin bir beklediği vardır illaki, ama en çok kimi bekliyorsan o gelmez.
—  Ezel
Gece saat 5 gibi mesaj geldi telefonuma. Sesten irkildim bir an ama çıkardım baktım kim diye. Ece mesaj atmıştı. Ece mahalleden arkadaşım. Baya düşkünüzdür birbirimize. Ama bu saatlerde uyanık olmazdı hiç merak ettim, okudum mesajı. Aşağı çağırıyordu sigara içmeye. Gizliden çıktım evden indim aşağı. Baktım Ece'nin kafa güzel hafiften içmiş herhalde dedim oturdum yanına. Çıkardım sigara verdim. Taşlarda yere uzandı. Ben de yanına yattım. "Hayırdır sen bu saatte uyurdun hep? İçmişsin de, bir şey mi oldu?" Diye sordum. Baktı bana şöyle bi sonra başladı anlatmaya: Teyzemle eşi geldi bugün " dedi. Anladım konuyu tabii ama ses çıkarmadım. Devam etti o da. "Ya kadın geliyor oturup konuşuyorlar sohbet muhabbet ama bana öyle soğuk ki hep. Biliyorsun işte be kızım onun bana bakışlarını. Sanki seviyor gibi ama öyle mesafeli soğuk ki. Anasını sikeyim gelmeyin görüşmeyelim lan o zaman diye kalkıp bağırmak istedim de bir şey yapamadım yine be Cansu" diyip başladı ağlamaya. "Ulan hiç yanımda olmadılar zaten bir de göstermelik gibi gelip gidiyorlar arada. Ulan istemiyorsanız gelmeyin aq. Ne onlar arada bi nasılsın diye arıyor ne ben arayabiliyorum çekindiğimden sen biliyorsun abi. Yokmuşum gibi davransınlar lan o zaman" dedi. Gözlerini göğe dikip yine bakınmaya başladı öyle. Ece çocukken gider kalırdı arada teyzesinde. Kuzenleriyle iyi anlaşırdı. Ondan 2 yaş büyük kuzenini abi gibi çok severdi zaten ama yine de mesafeliydiler hep. Teyzesi o zamanlarda böyleydi ya ona. Ece'nin annesi onun doğumunda vefat etmişti. Ece bu durumda ne hissettiğini falan anlatmazdı pek bana ama anlardım onu. Ne kadar yıprandığını, üzüldüğünü... Babasıyla da arası iyi değildi zaten. Bi halasının kızı vardı onunla bir tek fena değildi araları. Halası da vefat edince iyice birleştiler ama çok samimî değildir Ece onunla da. Babaannesi olmasa dayanması daha güç olurdu zaten. Kafamı Ece'ye çevirip baktım. "Cansu çok içerliyorum be kardeşim. Sen bile bilmiyorsun ama çok kötü benim halim. Sana söylemedim ama ben daha önce 1 avuç hap içip intihar etmek istedim. O gece kustum, olmadı. Bekledim sabaha kadar ama ölemedim" bunları bilmiyordum anlatmamıştı bana. Ulan en yakınım dediğim insanın içinde neler çektiğini, kendini öldürmek istediğini bilmiyordum be. Ben kendime içimden kızarken dayanamadım Ece'ye dönüp kızmaya başladım. "Ulan sen nasıl kendini öldürmeye çalışırsın. Ölünce kurtulacağını mı sanıyorsun lan gerizekalı! Annen üzülmüyor mudur sanıyorsun sen? Kendini nasıl öldürmek istersin?" Ece kalkıp oturdu. Bir an sustu ama ikinci sigarayı da yakıp devam etti. "Cansu, ben annemi öldürmüşüm zaten. Bu saatten sonra kendimi öldürsem kaç yazar amına koyayım? Istemedim be işte böyle yaşamak. Görmüyorsun halimi. Kimse görmüyor işte. Baksana abi halime bu yaşıma kadar bana söylemese bile babam da beni suçladı. O da sevmedi. Bana karışmayı babalık sandı." Hiç bir şey diyemedim Eceye sarıldım biraz sonra birer sigara daha içtik. Sabah ezanı okunmaya başlayınca kalktık hiçbir şey olmamış gibi evlerimize girdik. Bizim kuralımız gibi bir şeydi bu. Dertleşip, içip sövsek de vedalaşırken hiçbir şey olmamış gibi yapardık. O sabah eve gittim ama uyuyamadım düşündüm durdum. Güneş doğmaya başlayınca dalmışım biraz. 15 dakika sonra falan telefonun mesaj sesine irkildim yine. Ece mesaj atmıştı. "Bu gece konuşulanlar her zamanki gibi aramızda kalacak hep, biliyorum. Iyiki varsın kardeşim. Ben bıktım artık her şeyden, herkesden. Biliyorsun az buçuk yaşadıklarımı ama içim zift kapladı artık. Buraya kadarmış kardeşim" demişti. Mesajı birkaç defa daha okuyup anladım ve fırladım evden. Koşa koşa gittim çaldım Ece'nin kapısını. Hülya teyze, yani Ecenin babaannesi açtı kapıyı. "Hayırdır kızım sabah sabah noldu" dedi ama cevap vermeden koştum kardeşimin odasına. Kapıyı açıp girdim ki Ece bileğinden şarıl şarıl kanlar akar şekilde yatağında yatıyor, elinde de kanlar içinde kalmış bir kağıt. Ölü gibi bir hâlde önce Eceye sonra elindeki kağıda baktım. "Affet beni. Bu sefer oldu Cansu." yazıyordu. Aldım cebime soktum kağıdı hemen. Ece'ye sarılıp çığlık çığlığa ağladım. Odaya babasıyla, babaannesi de girdi ama ben o sıra kendimden geçmiştim zaten... Bu gece Ece'nin ölümünün üzerinden tam 1 hafta geçti. Ece kurtulmuştu ama bana da bitmek bilmeyecek bir acı bıraktı. Bu gece de onun 17. senenin sonunda annesine kavuşmasına yakalım arkadaşlar. Bu arada onun hayatını siken herkesin amına koyayım.
Biz kadınız bayım, ismimiz yok bizim. Çiçek, şarap ya da et veya motor değiliz; kadınız sadece. Unutmayın bayım; kadının adı yok. Tecavüze uğrayıp yakılanımıza Özgecan diyoruz, tecavüzcüsünü öldürdüğü için müebbet yiyenimize Nevin. Çocuk yaşta evlendirilirsek Ünzile oluyor adımız, buna dayanamayıp intihar edersek Suzan... Müzik yarışmasına katıldığı için töre cinayetine kurban gidenimizi Mutlu diye çağırıyorlar, sevdiği adama kaçıp töre cinayeti adıyla öldrülenimizi Fidan... Kadının adı yok bayım. Kadının adı yok. Sadece hikayesi ve elinden alınmaya çalışılan hayatı var.