bulvar

Yosun kokusunu yeniden duymaya çalışırken, arabalar dünyasında yaşadığını son anda algılarken, büyük bir bulvarın tüm kahvelerinde oturanlardan hiçbirini tanımazken, bir mağazadan gelişigüzel yiyecek seçerken, ya da bir satıcıdan herhangi bir malı isterken, aynı anda özlem ve yalnızlıkları düşünürken, gidenleri, gelenleri, bölünenleri, ölenleri, doğanları, büyüyenleri, yaşamak isteyenleri, yaşamak istemeyenleri özlerken, severken ,sevilirken, sevişirken, hep yalnız değil miyiz.
—  Tezer Özlü - Yaşamın Ucuna Yolculuk
5

Göztepe, İZMİR (Tem.2015)

Mustafa Kemal Sahil Bulvarından, Göztepe İskelesinden görüntüler…

(Not:Şu aralar tramvay hattı ve sahil şeridi çevre düzenleme çalışmalarından dolayı bu görüntüsünden uzak bir durumda, inşallah tramvay hattı devreye girdiğinde esi güzelliğine kavuşur)

Özletiyor Seni Bu Yağmurlar

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle
Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün
Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları
Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini
Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir
Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan
Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun

Ahmet Telli

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Her sözcük dilimin ucunda küfre dönüyor çünkü
Bir gök gürlese bari diyorum, bir sağanak patlasa
Bitse bu sessizlik, bu kirli yapışkanlık bitse
Ama bir tufan az mı gelir yoksa yine de
Yırtılan ve parçalanan bir şeyler olmalı mutlaka
Hiç durmadan yırtılan ve parçalanan bir şeyler.

Oysa ne kadar sakin bu sokaklar ve bu kent
Ne kadar dingin görünüyor bana şimdi gökyüzü

Gidenler nerde kaldılar, özledim gülüşlerini
Bir kenti güzelleştiren yalnız onlardı sanki
Onlardı çocuklara ve aşka ölesiye bağlanan
Kadınları güzelleştiren herhalde onlardı
“Tükürsem cinayet sayılır” diyordu birisi
Tükürsek cinayet sayılıyor artık
Ama nerede kaldılar, özledim gülüşlerini onların

Uzun uzun bakıyorum kıvrılan sokaklara
Tek yaprak bile kıpırdamıyor nedense
Ve tek tek söndürüyor ışıklarını varoşlar
Alnımı kırık bir cama yaslıyorum, kanıyor
Kanımın pıhtılarında güllerin serinliği
Ve fakat bir cellat gibi yetişiyor pusudaki
Dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum
Okuduğum bütün kitaplar paramparça
Çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma
Bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent
Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum
Sarmaşık aydınlar, arabesk hüzünler
Bir gazete sayfasında sere serpe bir yosma

Sesler gittikçe azalıyor, kuşlar azalıyor
Ve ne zaman yolum düşse vurulduğun yere
Kızgın bir halka oluyor boynumda o sokak
Hüznü yalnız atlarımız duyuyor artık
Biz çoktan unutmuşuz böyle şeyleri
Ama içimde bir sırtlanın dalgın duruşu
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

İçimde zapt edilmez bir kırma isteği
Dizginlerini koparan bir at sanki bu
Soluk soluğa kalıyorum her sonbahar
Ve sevgilim ne zaman hoşgörülü olsa
Bir yolculuk düşüyor aklıma, gidiyorum
Bütün gençliğim böylece geçip gitti işte
Ama hala bir şeyler var vazgeçemediğim

Hangi duvar yıkılmaz sorular doğruysa
Bir gün gelirsek hangi kent güzelleşmez
Şiirlerim bir dostun vurulduğu yerde yakıldı
Geri almıyorum külleri yangınlar çıksın diye
Devriyeler çıkart şimdi, bütün ışıklarını söndür
Sorduğum hiçbir soruyu geri almıyorum ey sokak
Ve dilimin ucunda küfre dönüyor her sözcük

Dudaklarımı kanatırcasına ısırıyorum günlerdir
Bir gök gürlese bari diyorum bir sağanak patlasa
Bitse bu kirli ve yapışkan sessizlik, hiç gitmesem
Oysa ne kadar sakin sokaklar, bu kent ve bütün yeryüzü
İpince bir su gibi sızıyorum gecenin tenha göğüne
Sessizce çekip gidiyorum şimdi, sessiz ve kimliksiz
Belki yine gelirim, sesime ses veren olursa bir gün…

|Ahmet Telli

“Bir yanım ona eriyor, bir yanım yeni başlar
Bir yanımda ateş, çıldırtan hazlar
Bir yanım merdivenlerle göklere dayalı
Bir yanım arıyor, bir yanım siste bulvar

Her yanım oralı, bir yanım onu özler
Kokular, misler, orkideler, harikalar.”

ÇOK ACAİP

İnsanlar gelip gelip gidiyorlar çok acaip
Hükümler verip kararlar alıp duruyorlar ne fena
Sular asfaltı deliyor söylenmeyen sözler bağrı
Durmuyorlar hareket halindeler hep
Çok acaip..

Sevindikleri ve üzüldükleri şeyler acaip yakın birbirine
Tek kelimeyle sarılıyorlar tek kelimeyle işleri çıkıyor çok acaip
Bütün zamanları sizin gibi oluyor bazen
Bazen bir sigara daha zor sıkışıyor araya
Çok acaip..

Eşya normal ağaç normal kedi köpek hepsi normal
Bir tek insan acaip ne yapacak belli olmuyor
Gülerken ağlayacak gibi oluyor susuşu sanki cehennem
Dursa bile yoruyor üstelik farkında değil
Ayak uyduramıyorsun ne yapsan
Çok acaip..

İğne üzerine hesap yapıyor mesela çakmak üzerine sevgili üzerine
Bırakıp kaçmak geliyor içinizden kaçılmıyor çok acaip
Öyle saçma oluyor ki sonra her şey
Rakının tadı çok acaip
Sigaranın dumanı çok acaip
İçinizden neler neler geçiyor
Anlatamıyorsunuz çok acaip..

Bulvar arkası parklara sığınıyorsunuz çaresiz
Yolacak ot arıyorsunuz işeyecek ağaç gölgesi
Bir kusma geliyor sonra sonra sus sonra dur
O an bütün kainat komple durur gibi oluyor
Çok acaip…

Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle

Buğulanan camlara usulca
Yüzünü çiziyorum ki yüzün
Bir yağmur damlası olup
Düşüyor yapraklarına gülün

Güller de bozamıyor bu uzun
Karanlık sessizliğini kentin
Anılarını yitiriyor sokaklar
Bezirgânlaşıyor bulvar ışıkları

Tarih de kekemeleşiyor bazan
Ki o zaman aşktır tek bilici
Aşksa yürümek gibi bir şey
Duyabilmek kuşların gelişini

Anısı bizsek eğer bu kentin
Unuttuğu türküler bizsek
Acıyı rehin bırakıp bir güle
Anımsatmalıyız bunları bir bir

Sonra yürümeliyiz seninle
Sokaklara caddelere çıkmalıyız
Belki bir aşktır bu kentin
Belleğini geri getirecek olan

Burada yağmur yağıyor ama sen
Şemsiyeni almadan gel yine de
Özletiyor bu çılgın sağanak seni
Sırılsıklam özletiyor biliyor musun?

—  Ahmet Telli - Özletiyor Seni Bu Yağmurlar

“Pek çok iyi adam bir kadın yüzünden köprü altını boylamıştır.” ön sözüyle başlıyor kitap.
Reyiz'le tartışmaya girmeyeceğim; banklarda, ucuz otellerde, belediye hastanesinin düşkünler koğuşunda ya da bir karakolun ayyaşlar koğuşunda ya da birinden çıkıp diğerine girdiği o ufak tefek, çoğu günübirlik kalan işlerde, eminim tanımıştır böyle adamlar, hikayelerini dinlemiştir.
Sadece, çok benzer etkiler yaratan adamların da aynı şekilde var olduğunu söylemek istiyorum, ek olarak.
Bir insanın diğer bir insanın hayatını, akıl ve ruh sağlığını mahvetmesi, cinsiyetlerden bağımsız, bambaşka bir sıkıntılı mevzu.
Bir “kamu spotu” verip paragrafı bağlayım o halde, içimde kalmasın:
Yeryüzündeki hiçbir adam ve hiçbir kadın, sizinle ömrünüzün sonuna dek kalacak olan -yadakalmasınıumduğumuz- akıl ve ruh sağlığınızdan daha değerli değildir.
Çok aşıkken, öyleymiş gibi geliyor ama değildir.
O kadar değerli bir adam ya da kadın zaten onu gözünüzde bu kadar büyütmenize, kendinizden daha değerli görmenize izin vermez, dengeler bu hisleri.


Neysem.
Elli yaşını almış bir adamın bakış açısından, kafaları birbirinden “güzel”, kimi genç kimi orta yaşlı, kimi esmer kimi kızıl, kimi seks bağımlısı kimi bekaret yemini etmiş, kimi uzun elbiseler giyen kimi yüksek topuklularda yükselen; kimi şarap kimi 7up tercih eden ama hepsi bir şekilde kendiyle problemli ve kırık bir düzineyi aşkın kadınla yaşadıklarını, onları anlama çabalarını, zaman zaman yaptığı öz eleştiri ya da itirafları okumak -muhtemelen bu adam Bukowski olduğu için biraz da- ilginç oldu. 
Gerçi, ben hala tam olarak bilemiyorum, ne kadarı kurgu, ne kadarı gerçek bu anlatılanların ama hepsi öyle samimi bir dille ve öyle canlı yazılmış ki; evde taşınabilir ne bulduysa pencereden dışarı fırlatan çok öfkeli ve çok kızıl saçlı bir kadını, hiçbir şey yapmadan, sadece birasını içerek seyredişini ya da kendisinden yirmi beş yaş küçük, genç bir kadınla bir şiir dinletisinden ayrılışını gözümün önüne çok rahat getirebiliyorum.

Bu muhabbeti biraz daha fazla uzatırsam, oturup Pis Moruk için aşk şiirleri yazabilirim şu an, bana yine geldiler eheh.
En iyisi, kitaptan sevdiğim cümlelerle bitireyim.

***
“Varoluş nabız gibi atan, dayanılmaz bir şeye dönüştüğünde zaman geçmek bilmez. Bekledim. Bekledim. Bekledim. Bekledim.”

***
“Boşaldığımda ahlaklı olan her şeyin yüzüne patlatıyormuşum duygusuna kapılıyordum, ölü annemin ve babamın başlarından ve ruhlarından aşağı beyaz sperm akıyormuş gibi. 
Kadın olsaydım fahişe olurdum şüphesiz.
Erkek doğduğum için kadın arzuluyordum sürekli, ne kadar aşağılık olursa o kadar iyiydi.
Ama yine de kadınlar -iyi kadınlar- korkutuyorlardı beni, çünkü er ya da geç ruhuna sahip olmak istiyorlardı; oysa ben ruhumdan artakalanı kendime saklamak istiyordum.
Esasen fahişeleri arzuluyordum, çünkü ölümcül ve acımasızdırlar, özel isteklerde de bulunmuyorlardı.
Gittiklerinde hiçbir şey yitirilmiş olmuyordu.
Ama bedeli fahiş de olsa, sevecen, iyi kadınların özlemini çekiyordum.
İki türlü de kayıptaydım.
Güçlü erkek ikisinden de vazgeçerdi.
Oysa ben kadınlarla, kadın fikriyle savaşmayı sürdürüyordum.”

***
“Kadınları olduğu gibi kabul ediyordum; aşk ise, zor ve nadiren geliyordu.
Geldiğinde de yanlış nedenlerle geliyordu.
İnsan sonunda aşkı geri püskürtmekten yoruluyor, izin veriyordu, çünkü aşkın da bir yere gitmeye ihtiyacı vardı.
O zaman da, başına belayı alıyordun genellikle.”

***
“İnsan ilişkileri tuhaftı. Demek istediğim, bir süre biriyle birlikte oluyor, onunla yiyor, yatıyor, sevişiyor, konuşuyor, geziyor, hayatını paylaşıyordun. Sonra bitiyordu. Bir süre kimseyle birlikte olmuyordun, sonra bir başka kadın çıkıyordu karşına, bu sefer onunla yiyor, onunla düzüşüyordun ve her şey çok doğal görünüyordu: siz hep onu, o da hep sizi beklemiş gibi.
Hep eksik hissettim kendimi yalnızken; iyi hissettiğim de oldu, ama hep eksik.”

***
“Hayvanların da ruhları olduğunu anlatıyordu bize. Kimse muhalefet etmedi. Biliyorduk, mümkündü. Asıl merak ettiğimiz bizim ruhumuz olup olmadığıydı, ondan emin değildik.”

***
Hiçbir şey asla uyum içinde değildi.
İnsanlar buldukları her şeyi körü körüne benimsiyorlardı: kominizm, sağlıklı beslenme, zen, sörf, bale, ipnotizma, grup terapi, toplu seks, bisiklet, otlar, Katoliklik, halter, seyahat, inziva, vejetaryenlik, Hindistan, resim, yazmak, yontmak, bestelemek, orkestra yönetmek, sırt çantasıyla yollara düşmek, düşüp kalkmak, kumar oynamak, içki içmek, takılmak, yoğurt, Beethoven, Bach, Buda, İsa, TM, eroin, havuç suyu, intihar, ısmarlama takım elbiseler, uçakla seyahat, New York; sonra her şey, buharlaşıp uçuyordu.
Ölmeyi beklerken yapacak şey arıyordu insanlar. Seçim sahibi olmak da güzeldi.
Ben kendi seçimime başvurdum. Votka şişesini kaldırıp asıldım, sek.
Aptal değildi bu Ruslar.“

***
"Hayatıma olanları anlamakta güçlük çekiyordum.”

***
O kadar çok şey vardı ki beni duygulandıran; yatağın altında bir kadın ayakkabısı, etajerin üstünde unutulmuş saç tokası, ‘çişim geldi’ deyişleri, saç kurdeleleri, öğlenin bir buçuğunda onlarla çıkılan bulvar yürüyüşleri, içki, sigara ve muhabbet dolu o uzun geceler, tartışmalar, inriharlar, birlikte yiyip kendini iyi hissetmek, nerden geldiğini anlamadığın şakalar ve kahkahalar, havadaki mucize duygusu, arabayı park edip içinde oturmak, sabahın üçünde eski sevgilileri kıyaslamak, horladığının sölenmesi, onun horladığını duymak, anneler, çocuklar, kediler, köpekler, bazen ölüm ve bazen boşanma, ama hep sürdürerek, halletmeye çalışarak; bir sandviç büfesinde tek başına gazete okurken onun şimdi zeka seviyesi 95 olan bir dişçiyle evli olduğunu düşünüp efkarlanmak, hipodromlar, park gezintileri, piknikler, kodesler bile; onun sıkıcı arkadaşları, senin içkin, onun dansı, senin onu boynuzlaman, onun seni boynuzlaması; onun hapları, senin aldatmaların, onun aldatmaları, birlikte uyumak…“

***
"Bunalım ve intihar kötü beslenmenin bir sonucudur genellikle.”

***
“Nefret ediyordum o tür cinsellikten.
İki yabancı olarak başlar, iki yabancı olarak bitirirdin -birbirini mastürbe eden adsızlar topluluğu.
Ahlaki değerlerden yoksun insanlar sık sık başkalarından daha özgür oldukları sanısına kapılırlar, ama aşk ve sevgi duyguları körelmiştir.
O yüzden de zamparalık yaparlar. Ölülerin düzüşmesi.
Ne kumar ne de mizah vardır oyunlarında. Cesetlerin düzüşmesi.
Ahlak değerleri kısıtlayıcıdır, ama yüzyıllardan beri birikmiş insan deneyiminin üzerine inşa edilmişlerdir.
Bazı ahlak değerleri insanların fabrikalarda köle gibi çalışmalarını, kiliseye gitmelerini, Devlet'e sadık kalmalarını savunur.
Diğerleri ise sağ duyuya seslenir.
Zehirli ve zehirsiz otların yetiştiği bir bahçe düşünün.
Hangilerinin yeneceğini, hangilerinden uzak durmak gerektiğini öğrenmek zorundasınız.”

***
“İnsan ilişkileri yürümüyordu zaten. İlk iki hafta bir şeye benziyor, taraflar daha sonra heyecanlarını yitiriyorlardı. 
Maskeler düşüyor, gerçek yüzler belirmeye başlıyordu: çatlaklar, geri zekalılar, sapıklar, kinciler, sadistler, katiller. 
Modern toplum kendi türlerini yaratmıştı ve hepsi birbirlerinden besleniyorlardı.”

***
Suçluluk duygusundan yoksun insanlar ilerleme kaydediyordu bu dünyada. Yalan söyleyebilen, kandırabilen, bütün kestirmeleri bilen insanlar.“

***
"Hep yanlış şeylere meyletmiştim: içmeyi seviyordum, tembeldim, tanrım yoktu, siysetim yoktu, ideallerim yoktu. Hiçliğe razıydım; yoktum aslında ve bunu kabullenmiştim.
Bu ilginç kılmıyordu beni tabii ki. İlginç olmak da istemiyordum zaten, fazlasıyla zahmetliydi. 
Tek istediğim yumuşak ve puslu bir yerde bir başıma, rahatsız edilmeden yaşamaktı.”

***
“Ne kadar hüzün vardı her şeyde, işler yolunda gittiği zaman bile.”

****
Kadınlar hakkında olmasına rağmen, kendimi sürekli Reyiz'le özdeşleşmiş yakaladığım bir kitaptı, güzeldi ama.
Yine güzel bir kadının sesi ile bitsin.

Yaşamak neleri öğretiyor, düşünüyorum. Okuduğum bütün kitaplar paramparça çıkıp dolaşıyorum akşamüstleri bir başıma bir uçtan bir uca yalnızlıklar oluyor kent. Bulvar kahvelerinin önünden geçiyorum. Sırnaşık aydınlar, arabesk hüzünler, bir gazete sayfasında sereserpe bir yosma. (Ahmet Telli - Belki yine gelirim)