bouleuterion

7

Temple of Zeus

Aizanoi, Turkey

2nd century CE

35 m × 53 m

The construction of the temple, which was the main religious sanctuary of the city, started in the last half of the 2nd century AD. The preserved inscriptions indicate that emperor Hadrian was responsible for its commission.

The temple stands on a many-stepped podium and was built of marble. It is surrounded by a peristasis in a pseudodipteral arrangement, originally with 15 Ionic columns on its long side and 8 on the short side. The podiom itself measures 33 X 37 meters. Nowadays, only the columns on the western and northern side are still standing.

The temple was dedicated to two deities. Zeus - the ruler of the Olympians - was worshipped in its aboveground section, and the underground part of the building was the place of Cybele cult. Stylistically, the part dedicated to Zeus was built in accordance with the Greek patterns and the underground section - with the Roman ones as the barrel vaults are clearly visible.

The battle scenes depicted on the walls of the building come from much later period. They were made by the Tatars and illustrate their lives and battles fought in the 13th century AD. Nearby the entrance to the temple grounds there is an enclosed area where some interesting fragments of temple decorations are collected. Opposite the temple there are the remains of a small bouleuterion, but its history remains unknown.

Megarondan Tapınağa

     

Antik Yunan Sitesi (Polis), aslında yurttaşlar topluluğunu dile getirse de politik olarak şehir devletini ifade eder. Her site, ekonomik ve politik olarak kendi kendine yeten birer otonom örgütlenmeydi. Yunanistan’ın, dağların arasına sıkışmış ovalarla kaplı, bölünmüş coğrafyası, zaten daha büyük yerleşimlere ve merkezi bir devlet yapılanmasına izin vermiyordu. Yunan kültürü, İskender’e kadar, imparatorluk olamamıştır bu yüzden. Bu fiziki durum Yunanları her daim başka yerlerde koloniler kurmaya itecektir.

Doğanın site içine hapsettiği Yunan yurttaşı, kendi dışındaki bu gücü anlamaya çalışmış ve bu eylemi ile de filozoflaşmıştır. Doğaya karşı mücadele edip onun (maddenin) ilk temellerini bulmaya çalışan yurttaş-filozof, her şeyin temel ölçütü olarak da “insan” ı almıştır.

Köle emeğine dayalı ekonominin ve demokrasinin getirdiği boş zaman, site yurttaşı için, kamusal çerçevede yani agorada, hem alışveriş hem de diğer yurttaşlarla ilişkiye geçmek fırsatını doğuruyordu. Böylesi bir toplumsal yapı her yurttaşın, tinsel, moral ve entelektüel gelişimine sonsuz katkılar sağlayacaktır. İnsan, toplumsal bir hayvandı. Bir tezat gibi görünse de bazı insanların köleleşmesi sayesinde demokrasi doğuyordu. Tarihin diyalektik spirali “kötü” den “iyi” nin sentezine evriliyordu.

 

“Polis”in bu kamusal karakteri, mimarisine de yansımıştır. Yurttaşların oturduğu evlerin alçakgönüllüğüne karşı kamusal binalar, şehir surlarının dışına taşmak istermiş gibi büyük ve anıtsal yapılardır. Evinde uyuma, üreme gibi fiziksel ihtiyaçlarını karşılayan yurttaş, polisin kamusal alanında toplumsallaşıyor ve insan olmanın bilincine varıyordu.

Yunan sitesinde kent planı üç ana alana ayrılırdı: özel – kamusal – kutsal

 

Kamusal ve Kutsal Mimari

Kamusal alanda, yurttaşlardan oluşan politik toplum (ki köleler, devlete borçlananlar, kadınlar, çocuklar ve yabancılar bunun dışındaydı), kollektif bir yapıda, tartışma ve müzakerelerle, devletin geleceğine yönelik eylem planlarını belirlerdi. Bu yönüyle “polis” (şehir-devleti), halkın üzerinde bir kurum değil bizzat halkın kendisiydi. Kamusal mimari, polisin-yurttaşların, katılımcı demokrasi istekleri doğrultusunda hem işlevsel hem de fiziki olarak sürekli gelişmiştir. Demokrasinin merkezinde, bu yönüyle AGORA bulunur.

 

AGORA

Kentin koordinat sisteminin orjin noktası agoraydı. Toplumsal yaşama dair her fonksiyon burada kümelenmişti. Agora basit anlamda bir meydan değildi. Sözcük olarak “toplanma yeri” anlamına geliyordu. Ticari, politik, adli, kültürel, moral ilişkiler burada gerçekleşirdi. Agora bu haliyle şehrin merkezi ve kalbiydi. Romalılar bu merkezi “Forum” olarak adlandıracaktır. Agoranın ortasında toplantılar, konuşmalar için açık bir alan bulunur ve bu alanın çevresi de kamu binaları ile sınırlanırdı. Bu binalara bir göz atalım.

 

STOA

Genellikle agoralarda yer alsa da bazen tapınak, tiyatro ve gymnasionlarda da bulunan, yurttaşların mevsimine göre güneş ve yağmurdan korunarak toplanabileceği bir yapıdır. Bünyesinde tek odalı dükkânların bulunduğu uzun ve dar bir formdadır. Dükkân kapılarının yer aldığı duvara paralel olarak, stoaların ön cephesi agora alanına bakan üstü çatıyla örtülü sütunlu bir galeriye sahiptir. Bu sütunlu galeride tüccarlar, mallarını sergiledikleri gibi, halk da burada buluşur ve toplanırdı. Hatta Kıbrıslı Zenon, derslerini böylesi bir stoada verdiği için, kurduğu maddeci felsefe akımı “Stoacılık” adını almıştı.

 

BOULETERION

Şehir konseyinin toplandığı binaydı. Yunanca “boule”, şehir konseyi anlamına gelir. Agorada, demokrasinin işleyişini sağlayan en önemli yapıdır. Sütunlar üzerine yükselmiş bir çatıyla örtülü olan “bouleuterion” un üç yanı konseyin oturduğu sıralarla kaplıydı. İçinde ayrıca Ocak Tanrıçası Hestia’nın sunağı da olurdu.

Erken dönemlerde, örneğin Atina’da, konsey, Kibele, Demeter, Rhea gibi Ana Tanrıçalara adanmış bir yapı olan “Metroon” da toplanırdı. Metroon, ayrıca kentin resmi arşivini de barındırdı. M.Ö. 5. Yüzyıldan itibaren “Bouleuterion” lar kullanılmaya başlanmıştır.

 

AMPHİTHEATRON

Antik Yunan’da tiyatrolar, birer eğlence mekânı olmalarının ötesinde, site yurttaşlarının toplumsallaşmalarında rol oynayan kurumlardı. Antik Yunan tiyatroları (amfi-tiyatro) yarım-daire planlı, seyirci oturma yerlerinin, basamaklar halinde bir yamaca yaslanarak yükseldiği açık hava yapılarıydı.

Tiyatro temel olarak şu bölümlerden meydana gelirdi:

Cavea: Bir tiyatroda izleyicilerin oturduğu kademeli bölüme verilen ad. Genellikle yamaçlara yaslanan cavea'ların biçimi, ilke olarak yarım daireydi.

Analemma: Cavea'yı iki yandan sınırlayan istinat (=destek) duvarına verilen ad.

Bema: Tiyatroda sahnenin önündeki platforma verilen ad.

Cuneus: Cavea'nın merdivenlerle bölünmesi sonucu ortaya çıkan üçgen biçimli alanlardan her birine verilen ad.

Diazoma: Cavea'yı yatay olarak parçalara ayıran geçitlere verilen ad.

Orkhestra: Sahne yapısı ile izleyicilerin oturduğu bölümün arkasında kalan, koro için ayrılmış dans alanlarına verilen ad.

Parados: Sahne yapısı ile izleyicilerin oturduğu bölümün ortasında yer alan yan girişlerden her birine verilen ad.

Paraskenion: Sahnenin iki yanındaki kanatlara verilen ad.

Vomitorium: İzleyicilerin tiyatroya giriş çıkışlarını sağlayan üstü kapalı geçide verilen ad.

Skene: Önce oyuncuların soyunup giyindikleri, sonra da dekorların durduğu yer. Erken dönemlerde bir çadırken sonra tahta bir kulübe, olgunluk döneminde ise üç kapılı taş bir bina olmuş ve giderek büyümüştür

 

ODEON

Yunanca “ses-ezgi” anlamındaki “ ôdê ” sözcüğünden türemiştir. Genelde müzik ve şiir dinletileri için tasarlanmış yapılardı. Amfitiyatroların küçük ölçekli benzerleriydi, farkları üzerlerinin bir çatıyla örtülü olmasıydı.

 

STADION

Olimpik ve diğer Panhelenik oyunların bir parçası olan koşu yarışları, “Stadion”larda yapılırdı. Antik Yunan’da bir uzunluk birimi olan “stadion” yaklaşık 176 metreye karşılık gelmekteydi. Erken dönmede, dar ve fazla uzun olmayan bir pist ve çevresinde izleyicilerin oturduğu tribünler bulunuyordu. M.Ö. 4. Yüzyıldan sonra stadionlar anıtsal bir mimariye kavuştular. Stadionların bir çeşidi de at ve atlı araba yarışlarının yapıldığı, “hippodrom” lardı. Bu deyim Yunanca “hippos (at) ve “dromos (yol) sözcüklerinden gelir.

 

GYMNASION

Sporcuların, beden ve zihin eğitimi için düzenlenmiş okullardı. Bu yapılar “portico” lu (revak) geniş avlulara sahip olurdu. Yunanca “çıplak” anlamına gelen “gymnossözcüğünden türeyen gymnasion idman yapılan yer anlamındaydı.

 

PALAESTRA

Palaestralar, güreş ve boks sporlarının eğitimi için yapılmış binalardı. Tek başlarına bağımsız olabildikleri gibi, bir “gymnasion”un parçası olarak da işlev görürlerdi. Bir “palaestra”,   “gymnasion” a bağlı olmadan çalışabilse de, “palaestra” sız bir “gymnasion” düşünülemezdi. Palaestra, sonraları Roma hamamlarında bedensel etkinliğe ayrılmış açık alan, avlu anlamında da kullanılacaktır.

 

PRYTANEION

Antik Yunan sitesinde “Prytaneis” denen şehir yönetiminin (hükümet-belediye) makamının bulunduğu binadır. Ayrıca, içinde, şehir-devletinin bağımsızlığını sembolize eden Ocak Tanrıçası Hestia’nın ateşinin yanmasından dolayı kutsal bir yapıdır. Şehrin ölümsüzlüğünü simgeleyen bu ateşin sönmesi uğursuzluk olarak kabul edildiği için Prytaneis’ ın en önemli görevi bu kutsal ateşin sönmemesini sağlamaktı.

 

PORNEION

Antik Yunan’da toplumun cinsel hayatının odağını “porneion” lar (genelevler) oluştururdu. Yunan kadınları yurttaş sayılmadığından ve eve hapsolduğundan, genelevler toplumsallaşmayı sağlayıcı ve cinsel dürtüleri doyurucu karakterleriyle sitenin en çok ziyaret edilen mekanlarıydı. Antik Yunan’da bir tabu olarak kabul edilen oral seksin fahişeler (pornai) tarafından icra edilmesi genelevleri çekici kılmaktaydı.

Geneleve gitmek ayıp sayılmadığından “porneion” lar da günümüzdeki gibi şehrin dışına değil merkezine yapılırdı.

Buna örnek Efes’teki genelevdir. Hatta Mermer Cadde üzerinde genelevin yolunu gösteren bir yönlendirme işareti bile vardır. Bu genelevde ele geçmiş Priapus’u (Bes) simgeleyen fallik figürin, bugün Efes Müzesi’nde sergilenmektedir.

 

TEMENOS ve KUTSAL MİMARİ

Temenos terimi, Antik Yunan’da kutsal alanı dile getirir. Bu kutsal alan bir duvarla çevrelenirdi. Tanrı ve tanrıçalar için, önceleri üstü açık ve topraktan biraz yüksek “altar” lar (sunak) yapılmış, sonraları temenoslara o muhteşem ve anıtsal tapınaklar inşa edilmiştir.

 

THOLOS

Dairesel planlı bir yapı çeşidi olan “Tholos” lar genellikle tapınak olarak kullanılmıştır.

 

HEROON

Tanrılaşmış bir kahraman ya da yarı tanrı adına yapılmış ve çevresi sütunlu bir galeriyle çevrili kutsal bir mekandır. İçinde bir kült odası bulunur.

 

PROPYLAEA

Yunan mimarisinde anıtsal kapılardır. Günümüze kalmış en güzel örneği Atina’daki Akropolis’in girişinde görülen anıtsal kapıdır.

 

NAOS (TAPINAK)

Yunan mimarisinin doruğu tapınaklardı ve tapınak mimarisinin temeli de “megaron” a dayanmaktaydı. “Megaron”, İnce, uzun dikdörtgen planlı, ortasında ocağı bulunan tek büyük oda ile dar kısımlarında sundurma oluşturacak şekilde ante adı verilen çıkıntıları olan bir yapıdır. Megaronların çevresine sütunların sıralanmasıyla “naos (tapınak)” doğmuştur. Yunan tapınakları içine girilip tapınılan yapılar değildi, onlar tanrıların eviydi.

Tapınakların mimari planları, belli oran ve stillere göre düzenlenirdi. Üç temel stil, Dor, İyon ve Korint’ti.