bir kedi

Konfüçyüs der ki:

“Hiçbir şey karanlık bir odada siyah bir kedi aramak kadar zor değildir. Hele odada siyah bir kedi yoksa.”

Saat 22:35 falandı herhalde yaz tatilinin ortalarında bi haber geldi Ahmet abi evine çağırıyordu gelin gençler içelim diye. Genç kafası içelim diyince hemen gittik aradım sordum ne alalım abi diye, gerek yok abim ben aldım dedi. Tamam abi falan dedik gittik evine ev tekel bayi gibi olmuş dolap falan alkolden başka bir bok yok anasını satayım. Herneyse Ahmet abi masayı falan kurmamış dedim çocuklara meze ayarladık masa hazır. Ahmet abi getirdi 2 tane büyük rakı bizimkiler içemeyiz falan dedi. Bilirsiniz rakı masasında muhabbet muhabbeti açar biz birinci şişeyi devirdik saate baktım 12 falandı herhalde tam hatırlamıyorum çocuklar sızdı bizim kaldı bi büyük Ahmet abi gel lan Hakan dedi çıktık balkona içiyoruz falan. Yavaş yavaş gözleri doldu abimin, ceketin sol cebinden bi fotoğraf çıkardı biraz eskiydi, anladım bir şeyler var sustum. Kendi söyledi bak lan Hakan bu yengen dedi, yakışır abime dedim bu adam daha önce bahsetmedi böyle bir şeyden şaşırmıştım. Adam sek koydu bi anda dikti kafaya, doldurdum bi bardak daha onu da dikti, böyle bir kaç bardak dikti kafaya. Sonra başladı anlatmaya; Bak bu Necla ablan, benim canım, hayatım… Necla ablan 2 sene önce vefat etti Hakan dedi, yutkunması 5 saniye falan sürdü. Abi diyebildim, devam etti kanserdi Necla ablan. Bu amına kodumun hayatında her şeyi onla beraber yendik ama bunu yenemedik Hakan dedi bi kaç daha sek dikti arka arkaya, fotoğrafa baktı gözleri doldu lan kocaman adamın. Ardından ağlamaya başladı, benim gözler de dayanamadı öyle görünce. Ve geldi kızı aldı gitti bir bok diyemedim, desem kimsin sen diyecek, ben ne bok dicem sonra? Herneyse devam ettiler böyle 8 . sınıfın yazında ayrıldılar, o çocuk aldatmış öyle demişti. Hakan çocukluk aklı de, mallık de ne dersen de gittim o çocuğun ağzını burnunu kırdım. Elimden zor aldılar, Necla ablan geldi bana bağırdı niye dövdün diye. Seni üzdü ne güzelim diyemedim, sustum. Bir hafta sonra falan tekrar samimiyeti kurdum akşama sinemaya götürdüm keyfi yerine gelir diye düşündüm abim kötü mü ettim? Yanındaydım film bitti evine gidiyoruz, bi bank vardı oturalım mı dedi tamam dedim. Oturduk dizime yattı Hakan saçımla oynar mısın dedi bana, başladım oynuyorum saçıyla ağlamaya başladı. Bana o çocuğu anlattı, ben dinledim. O çocuk için gözlerinden yaş aktı, benim gözlerim kanadı be abim. Böyle devam ettik, her hafta buluşurduk ağlardık birbirimize, “o bana o çocuğu anlatırdı, ben ona onu…” anlamadı abim beni hiç. Liseye geçtik, okul kaptanı olmuştum tabi bende havalar başladı. Okuldaki tüm kızlar peşimde ama sadece Necla ablanla konuşuyordum be abim, başkası zerre umrumda değildi. Lan çocuğu daha yeni unuturdum, bi başkası geldi konuşmak istedi olmaz dedim, sen kimsin dedi bir şey diyemedim. Necla ablan beni dellendirecek ya konuştu onla, ardından geldi yanıma sordu Ahmet bu çocuk benimle çıkmak istiyor dedi, yutkunamadım ama söyledim onu sevdiğimi. Sanki bunu bekliyormuş gibi davrandı, sarıldı bana bende seni dedi. Mutluluktan ağladım abim hayatımda ilk defa. (Rakı bitti içerden 2 büyük daha getirdim) Hakan abim her şey güllük gülistanlıkdı, yüzümüzden gülümse eksik olmuyordu Allah'a şükür ta ki 10. Sınıfın yazına kadar. Necla'nın ailesi trafik kazasında vefat etti abim. Beraber atlattık lan, zor da olsa atlattık. Yanındaydım tüm hayatım boyunca, hiç bırakmadım elini. Kalacak her sıkıntısı oldu, bizde kalıyordu annemle gül gibi geçiniyorlardı. Zaten yer çocuğum annem hep kızı olsun isterdi Necla geldi daha ne? Babam bir şey demedi, ağır ve kalender adamdı babam. Sahiplendi Necla'yı kızı gibi baktı. Beraber yaşadık lan Hakan her şeyi, beraber güldük beraber eğlendik. 11. Sınıf o zaman son sınıftı geç de olsa toparladık birbirimizi, çalışmaya başladık ÖSS denen sınava dershaneye falan gittik beraber, annem gelinim demeye başladı mutluyduk lan. Sınav günü geldi, sınavdan sonra buluştuk. Harika geçmiş öyle dedi, benim fena değildi. Sınav sonuçları açıklandı, istediği bölüm geldi bana da öyle. Ama dedik beraber aynı şehirde olalım. İstemediğimiz bir Üniversiteye gittik, ama beraberdik. Ben bi kafe de iş buldum part time, Necla ablanın bi hobisi vardı Hakan. Deli gibi kitap okurdu, ben onu izlerdim. Sonraları bende okumaya başladım, baktım ki bu meret ilaç gibi, onun gülüşü gibiydi abim. Babam yeteri kadar veriyordu bize para, ama bizde çalışıp ayrı eve çıktık, kitap doldurduk lan evin her yanını. Götürürüm bi ara bakarsın. Neyse abim böyle gel zaman git zaman biz mezun olduk. Sonraki sene askere gittim geldim evlendik abim. Mutluyduk üniversitede okuduğumuz evi almıştık her yerde kitaplar, bir de kedi aldık eve mutluyduk lan. Mutluyduk amına koyum. Ona kandım ben güldük eğlendik, yaşadık hayatı. Çocuk yapmaya karar verdik 30'lu yaşlarda. Kısırmış onu öğrendim, olsun dedim bana sen yetersin, bana o yeterdi be Hakan. Sonraki sene de zaten kansere yakalandı, ben hep yanındaydım abim. Ona kitaplar okudum, şiirler okudum ben lan ben odun Ahmet… Her daim baş ucunda bekledim anneme diyemedim kadının yüreğine inerdi abim bu illetle 2 sene savaştık beraberdik, yenebiliriz dedik. Yenemedik, ellerimle gömdüm abim onu kokusunu hatırlıyorum hala, ciğerim çürüdü. Bana ne dedi biliyor musun ölmeden? “Dünya güzel yer Ahmet, yaşa benim yerime de yaşa.” Hakan. Çıkmıyor oğlum o cümleler aklımdan, o sesi. Ben onun mezar taşını öpmekten yoruldum lan onu öpmek istiyorum. Bu sırada 4. büyüğü devirdik, Ahmet abi geldi sarıldı ağladı, ağladık beraber. Sonra o fotoğraf cebinde düşmüştü, arkasında bi yazı gördüm o an yutkunamadım lan. “Karım, kızım, oğlum, annem, babam, aşkım benim o birinci sınıftan beri hep sev varsın hayatımda hep sen olacaksın yanımda olmayabilirsin ama hep kalbimde kalacaksın.” burdan sonra benim şarteller koptu hiç bir bok hatırlamıyorum. Ama sana teşekkür ederim Ahmet abim bana sevmek için illa dokunmamak gerektiğini öğrettin Necla yengemi severek. Bu olayın üzerinden bir kaç sene geçti ama hala dün olmuş gibi aklımda, yaşayacağınız şeyler varsa gidin söyleyin cidden. Çünkü bu; amına kodumun dünyası mutsuz olmak için çok kısa…

Markete gitmiş kasada sıramı bekliyordum. Açılmalı kapının tam önünde de bir kedi yatıyordu. Küçük bir kız kediye doğru yanaştı ve ona tekme savurmaya çalıştı ablası onu hemen gülerek tuttu. Daha sonra o da tekme atar gibi yapıp kediyi oradan uzaklaştırmaya çalıştı. Tam yanlarına gidip onları uyaracağım sırada kedinin yanından çekip gittiler. Başta yapmaları gerekeni yaptılar yani. Markette ki herkes bu olayı sıradan karşıladı ve işlerine devam etti; ama sıradan falan değildi. Lütfen kardeşlerinize, kuzeninize, yiğeninize varsa çocuğunuza hayvanları sevmeyi öğretin. Tamam, belki bunu başaramadınız; sonuçta bit pire falan bulaşır öyle değil mi? Ama en azından kendilerinden güçsüz hiçbir canlıya hasar vermemeyi öğretin. Bunu onlara borçlusunuz.

“Merhamet edenlere Allah da merhamet eder. Siz yerdekilere merhamet ediniz ki göktekiler de size merhamet etsinler. ” (Ebu Davud,Edeb,66 / Tirmizi, Birr, 16)