bir kap

İNSANLIK İÇİN BİR DAKİKANIZI AYIRIN LÜTFEN!!

Arkadaşlar havalar soğuyor ve kış aylarına giriyoruz. Benim de yaşadığım şehirde olduğu gibi bazı şehirlerde hava sıcaklığı 0′ın altına düşüyor. Ve geceleri köpekler, kediler, kuşlar ve hatta görünmeyen küçüklükteki çoğu hayvan zor durumda. 

Siz düşünün o soğukta aç kaldığınızı. Sizde sadece ufacık bir dileğim var. Bunu yapmanız yada yapmamanız hakkında benim karışmaya haddim yok. Ama bence insanlık ölmedi. 

Kapınızın önüne, yada bir ağaç dibine; Yemediğiniz bayat olan ekmekleri bırakırsanız, yada kendinize bir kap edinebilirsiniz ve bu kaba çok değil her gün bir fincan da olsa süt koysanız. Ve daha onların yiyebileceği onlarca şeyi paylaşsanız bu zor günde onlar da yalnız kalmasa. 

Veya carefourSa Migros Tansaş gibi birçok markette satılan 1-10 Tl arası birkaç kullanımlık mamalarla onlara yardımcı olmak bence çok zor değil. 

!!NOLUR BİRAZ DUYARLI OLALIM, ONLAR DA CANLI VE ONLAR DA BU SOĞUKLARDA ZOR DURUMDA!! 

OKUDUĞUNUZ İÇİN SONSUZ TEŞEKKÜRLER, ULAŞABİLDİĞİMİZ KADAR KİŞİYE ULAŞALIM LÜTFEN!!!

Bir yerde insanın yoksulluğunun otomobilinin markasıyla ölçüldüğü ülkeler, öte yanda bir kap bakla ezmesiyle iki gün geçirmek zorunda olan, bir salgın hastalıkla insanların kitleler halinde öldüğü ülkeler var. Ama gariplik böyle bir zıtlığın yaşanmasında değil. Asıl garip, tuhaf olan fiziki açlık çeken insanların karınları doyar doymaz meselelerini büyük ölçüde çözüyor olmalarına rağmen, otomobilin markası yüzünden yoksul sayılanların iflah olmaz bir tatminsizlik duygusuyla acı çektikleridir.
—  İsmet Özel
Sokak kedilerine bir kap süt vermekti, Yakana kırmızı bir gül takmaktı, Hiç girmediğin bir sahaftan hiç bilmediğin bir kitap almaktı. Bir şiir kitabı okuyup kendine rastladığın cümlelerin altını çizmekti, En sevdiğin oyuncağı sokaktaki çocuğa vermekti; Aşk. Bir insana beslenilen duygu karmaşası olmaktan çıkıp, gerçekliğe yönelmişti; aşk.
Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam
Bir kap yemek, bir elbise
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam…
—  Turgut Uyar
10

Yazdığın hikaye ne hakkında?
– Büyülü bir kap bulan adam hakkında. İçine ağladığı zaman gözyaşları inciye dönüşüyor. Çok fakir bir adam. Hikayenin sonunda, adam bir inci dağının üstünde oturuyor. Bir elinde de bıçak var ve ölen karısı kollarında duruyor.
– Yani öldürmüş mü?
– Evet Hasan.
– Ağlayıp zengin olabilmek için.
– Sen çok zekisin.

– N'oldu?
– Sana hikaye hakkında bir şey sormak istiyorum?
– Elbette.
– Adam neden karısını öldürmek zorundaydı?
– Çünkü gözyaşlarının her biri inciye dönüşüyordu.
– Peki ama bunun için neden soğan doğramamış?

imtihan olduğunuz dönemler vardır.
her şeyin üst üste gelip sizi boğduğu dönemler.
şu hayatta bir başınıza olduğunuzu,
insanlardan bir kap cacığa hıyar,
yanan yaraya merhem,
ufacık baltaya bile sap olamayacağını anladığınız dönemler.
sabredin.
sabredelim.
dertler derin ama Allah kerim🌙

Mesela ponçik sokak hayvanları için bir kap suyun içine 1 damla zeytinyağı damlatabiliriz, böylelikle su donmaz ve susuz kalmazlar.

Rb yapınca blogunuzu güzelleştirir, farkındalık yaratır 🌸

boğazımda bir yumruyla uyandığım sabahlardan, boğazıma bir ip doladığım gecelere… umut, bir isimden öte geçmiyor artık hayatımda. intihar düşüncesi sabit kafamda. annemin sevgisizliğinden köşe bucak kaçarken, sığındım sana. babamın bana verdiği nefretle yaşarken, köşe bucak sığındım sana. beni bağışla, bu hayatı yaşamayı istemedim. bu hayatta yaşamayı da istemedim. özgürlüklerim, seçimlerim, seçme ve seçilme haklarım yoktu. zorundalıklarım vardı. insanın zorundalıkları olması sahi ne zor sevgilim. bir seçeneğinin olması. sunulanı seçmesi. fikirleri, savunmaları olmaması ne zor. 

bir enkazın ortasında kalakaldım. bir sokak köpeği gibi aç bırakıldım. çarem yok. umudum yok. beni yanına al. dilsizim. kelimesizim. cümlelerimi yuttuğum gün, içime ateş düşürdüm. konuşma yetimi kaybettim. beni yanına al. buğulu bir hayat sahibiyim, camlarımı kıramıyorum. suskunluğumun arkasına saklandım. suskunluğumu kale yaptım kendime. beni yanına al. yalnız kalmadım, kimsesiz doğdum. uçurumlardan atılırken kimse el uzatmadı, kollarımı onlara uzatmamak için kendim kestim. bedenimde geçmişten izler var. beni yanına al. doluyum, kapağı zorla kapatılmış bir kap kadar. cümlelerine yutan bir insan kadar doluyum, beni yanına al. kırık cam parçalarının üstünde yürüyen bir deli kadar cesurum, kendini akan trafiğin ortasına bırakan bir kedi kadar çaresiz, beni yanına al. toprağından koparılmış bir papatya kadar ölüyüm şimdi. beni lütfen yanına al. 

ahmet yavuz

Elimizde olan bir kap berrak sudan başka su görmezsek, sanırız ki tüm sular berraktır. Dolayısı ile elimizdeki suyun berraklığı bir zamandan sonra artık berrakmış gibi gelmeyecektir. Çünkü stabil bir berraklık, sonunda berraklığı unutturacaktır. O yüzden öncelik olarak yapmamız gereken elimizdeki suyu bulandırmak, bulanıklığı görmek ve anlamaktır. Daha sonra suyun berraklığı için yine uğraşırız ve bu sefer elde ettiğimiz su, başlangıçtakinden daha berrak olacaktır.

Yıllar önce ölmek üzere olan bir köpeği kurtarmıştım. Çok zayıftı, keneleri vardı ve yürüyemiyordu. Tost ayran alır yemezdim okulda ona verirdim. Sonra bir gün boğazına kemik takıldı. Ağlıyor delirmiş gibi koşuyor. Gözlerimin önünde yine ölüyordu. Yine kurtardım. Veterinere gidecek vakit yoktu, hafta sonuydu okulda da kimse yoktu. Elimi boğazına kadar soktum canı çok yandı ama sonunda çıkarabildim. Ağzının içi kanıyordu. Baktım o köpeğe. Ama sonra başka köpeklerle gitti. Yıllar sonra...Şimdi çalışıyorum. Gördüm onu ne kadar büyümüş, gözlerim doldu. Kendimle gurur duydum. Sevdim, başını okşadım. Ve şuanda her gün yanıma uğruyor dükkanın önünde yatıyor. Unutmuyorlar be, en önemlisi de gitmiyorlar. Dönüyorlar geri :’) ***Lütfen arkadaşlar, evlerinizin önüne bir kap su ve yemek koyun. Havalar sıcak ve onlar susuz.***

anonymous asked:

Yaptığın her şey alkışlanacak şeyler bende hayvanları seviyorum ama senin kadar emek veremem ve senin kadar emek veren kimseyi de tanımadım insanlar kapısının önüne bir kap su koymazken hayvan alırken cinsine bakarak alırken sen zor ve iyi olanı yapıyorsun evine alıyorsun hergün ilgileniyorsun hayvanların sadece dışıyla ilgilenmiyorsun psikolojileriylede ilgileniyorsun köpek alışsın diye sürekli yürüyüşe çıkarıyorsun bunları yapan kimseyi tanımıyorum dünyaya senin gibi insanlar lazım 👏👏👏👏

Teşekkür ederim 😊

AMA BÜTÜN ERKEKLER ÖYLE DEĞİL. :’(

“Ya tamam orası doğru ama bütün erkekler öyle değil ki. Ben öyle değilim mesela.”

Evet, feminist bir kadınsanız, hatta kadın sorunlarının tartışıldığı herhangi bir ortama girmişliğiniz varsa bu cümle size hiç yabancı gelmeyecektir. Aslında bu kadarına bile gerek yok, herhangi bir kadın istismar haberi hakkında konuşulurken böyle bir cümleye denk gelmiş olabilirsiniz.Peki bu cümle neden bizim sinirlerimizi tepemize çıkarıyor? Açıklayayım hemen: Çünkü bu, KADINLARIN PROBLEMLERİ TARTIŞILIRKEN ORTAYA ATILABİLECEK EN KISIR ARGÜMAN.


Şimdi bir kap dolusu kuruyemiş düşün. Bu kuruyemişlerin %10′u zehirli. Ama ye lütfen. Bir avuç ye, çünkü BÜTÜN KURUYEMİŞLER ZEHİRLİ DEĞİL.

1- Tamam bütün erkekler öyle değil, bütün erkekler tacizci, tecavüzcü, katil değil, bunu zaten biliyoruz, ki bizim sosyal çevremizde de böyle erkekler var. Senin bize böyle bir bilgi vermene lüzum yok yani. Fakat şu anda konumuz öyle OLAN erkekler ve onlara karşı neler yapabileceğimiz.

Öyle OLAN erkekleri konuşurken “Öyle olmayanlar hariç” şeklinde bir ekleme niye yapalım ki? Niye öyle olmayan erkeği, öyle olmadığı için sürekli pohpohlamalı ve güzelleme yapmalıyız? İsterseniz madalya da verelim tacizci, tecavüzcü olmadığınız için?

Erkekleri ilgilendiren toplumsal sorunlardan bahsedilirken “BEN ÖYLE DEĞİLİM” diyerek işin içinden sıyrılmak sadece kadınları susturma ve lafı ağza tıkma politikasıdır. Bu, argümanı ileri bir boyuta taşıyıp çözüm üretme amacı gütmeyen, sadece argümandan caydırma amacı taşıyan kısır bir cümledir. Böyle bir niyetiniz olmasa bile bu ifadenin tanımı tam olarak budur, farkında olmadan bunu yapmaktasınız yani.

Tamam, belki sen öyle değilsin ama bu dinlemen gerektiği gerçeğini değiştiriyor mu? Eğer gerçekten öyle bir erkek değilsen, kadınlara kulak veren, eleştirilerini düzgünce dinleyebilen birisindir. Ama her söyleneni bireyselliğine hakaret algılayıp bütün argümanları kendine yormak da bunun tam tersi olur, değil mi?

2- Kadınlar bu sorunları konuşurken “Siz değil, sözüm meclisten dışarı” şeklinde bir yaklaşım sergilerlerse hiçbir erkek söylenenleri ciddiye almayacak, kimse özeleştiri yapmayacak ve bütün tartışmalar havaya uçup gidecektir. Sorun şu ki hiç kimse “Ben hafif tacizciyim sanki ya” “Bende tecavüz etme potansiyeli var biraz” diye düşünmez. Sözkonusu ezilen herhangi bir kitle olduğunda ezen kitle içinde bulunan bütün herkesin çuvaldızı kendine batırması gerekiyor. Çuvaldızı alıp ezilene “BEN ÖYLE DEĞİLİM” nidaları eşliğinde geri saplamayı değil.

Bunu örneklemek için bir sınıf ortamı düşünelim: Sınıfta konuşan öğrenciler varsa öğretmen ne yapar? Sınıfa dönüp “SUSUN, SESSİZ OLUN” der değil mi? Böyle bir durumda doğru olan hareket sınıftakilerin hepsinin susması mı olacaktır, yoksa konuşmayan herkesin “BEN KONUŞMUYORDUM ZATEN BANA NİYE SUS DEDİNİZ Kİ?” diye mızmızlanması mı? İşte “BÜTÜN ERKEKLER BÖYLE DEĞİL” diye itiraz edenler, bu sınıftaki “NİYE BANA SUS DEDİNİZ” diyen öğrenciler gibi yersiz ve absürd bir yaklaşım sergilemektedirler.

Nasıl ki öğretmen konuşanları her seferinde tek tek uyaramıyorsa (çünkü böyle yaparsa ders işlemeye vakit kalmaz, bu yüzden sınıfın tümüne hitap eder ve yanlış davranışta bulunanlar üzerine alıp kendilerini düzeltirler), kadınlar da sürekli tek tek “Sen iyisin, sen böyle değilsin” diye erkek güzelleyemez, iyisini de kötüsünü de işin içine katarak bütün topluma hitap ederler, böylece herkes kendi payına düşen özeleştiriyi yapabilir.

3-  “BÜTÜN ERKEKLER BÖYLE DEĞİL”, tıpkı “BEN KONUŞMUYORDUM NİYE SUS DEDİNİZ” gibi alakasız ve defansif bir yaklaşımdır. Yani madem öyle değilsin, o zaman seni kastetmiş olamayız değil mi? Evet bir erkeksin ama sırf penisin var diye bu suçlamaları mantıken üzerine alınmaman gerekiyor yani, çünkü zaten yapmıyorsun, rahat olabilirsin. Ama sen alınıyor, üstelik bir de savunmaya geçiyorsun. Bu da garip ve şüpheli bir paradoks yaratıyor, suçlu psikolojisi gibi.

Kendini bu şekilde savunman, kendinden şüphe ettiğini, belki de bahsedilenlere olan potansiyel eğilimini sana fark ettirmektedir, bu da ister istemez psikolojik olarak seni rahatsız etmektedir. Kabul etsen de etmesen de, erkek olduğun için isteyerek veya istemeden bu bahsedilen davranışları hayatının bir evresinde yapmış/yapıyor olabilirsin, ama kadınlar bu şekilde ifade edilince erkeklik içgüdülerinden dolayı kabul etmek istemiyorsundur. Fakat şunu unutmamalısın, belki karşındakini kandırabilirsin ama kendini asla. Ayrıca hepimiz mükemmel insanlar değiliz, ve bu öğrenildikçe ilerlenen bir süreçtir. Özeleştiri yapıp kendini düzeltmek seni küçültmez.

4- Defansif yaklaşan, kendilerini korumaya, aklamaya çalışan insanlar genellikle karşı tarafın argümanlarını dinlemezler. Akıllarındaki tek şey o argümana karşı savunma hazırlamaktır. Bu da bizim en çok ihtiyacımız olan şeye aykırıdır: DİNLENMEK. DİNLENMEK. DİNLENMEK.

Hep siz konuşuyorsunuz, bir kere DİNLEYİN bakalım, bizim sorunumuz neymiş. İnanın dinlediğinizde, savunmaya geçmek yerine empati kurup sağlıklı bir tartışma ortamı oluşmasına katkı sağladığınızda konuşmanın gidişatının nasıl değişeceğine şaşıracaksınız. Bunu feminist destekçisi olmak isteyip nereden başlayacağını bilemeyen erkeklere de söylüyorum. İlk kural dinlemektir. Söz kesmeden, “BEN” demeden dinlemek. İkinci kural da bir erkek olarak elinden gelen yardımı esirgememektir.

4- Bir kadın gece sokakta yürürken, asansördeyken, taksideyken vs. etrafında olan erkeğin HANGİ ERKEK olduğunu bilemez. Hani şu katil, tecavüzcü, tacizci erkek mi, yoksa ÖYLE OLMAYAN erkek mi? Bu yüzden her daim tetikte, temkinli davranmak ve sürekli kafamızda bu hesaplarla, bu gerçeklerle yaşamak durumundayız. Aynı durum ÖYLE OLMAYAN erkekleri de zan altında bırakmaktadır, bunu ataerkinin erkeklere verdiği zararlar başlığı altında değerlendirebiliriz, fakat KONUMUZ BU DEĞİL.

Şu an konumuz kadınların problemleri. Lütfen biz kadın problemlerini dillendirip çözüm yolları ararken “AMA ERKEKLER…” diye araya girmeyin. Tam anlamıyla lafımızı “taşak”lamayın yani. DİNLEYİN.

Çünkü herkes dinlese, herkes özeleştiri yapabilse, ortada zan altında bırakılacak erkek kalmayacak zaten.

Şems’i tanımadan önce ben,
Acıkınca bir kap çorba içer, doyardım,
Üşüyünce de ocağıma iki odun atıp ısınırdım,
Fakat şimdi,
Dünyanın bütün çorbalarını içsem doyamam,
Çünkü, biliyorum ki dünyada açlar var,
Dünyanın bütün odunları yansa ocağımda,
Artık beni ısıtmıyor,
Zira biliyorum ki yeryüzünde üşüyenler var.

~ Hz. Mevlana ~

Ben sana kürk alamam doğrusu
Güzel bileklerine bilezik alamam.
Bir kap yemek, bir elbise.
Öyle bir tad var ki fakirliğimizde
Başka hiçbir şeyde bulamam..

Sokağımız arnavut kaldırımı,
Evimiz ahşap iki oda.
Daha iyisi de olabiridi ya,
Şükür buna da.

– Ama Hamdi beylerin..
– Hamdi beylere bakma sen,
Tencere maltızda, fasulye tencerede
Çocuklar kapının önünde oynuyor mu?
Ona bak sen..

– Perdemiz kadife olmalıydı..
– Basma da güzel olur, sevince.

Biliyorsun ancak boğazımıza,
Olmuyor ha deyince.

– Kimbilir bir gün belki..
– Adam sen de, aldırma,
Bunlar düşünmeye değmez
Hem hayat dediğin ne ki?..

Turgut Uyar, Büyük Saat s.59 “Vaiz Sokağı Numara 70”
Fotoğraf: Ara Güler, İstanbul / Beyoğlu 1984.


Arkadaşlar bu soğukta dışarıda kalan hayvanlar için kapınızın önüne bir kap şu ve evinizdeki artan yemekleri bırakmayı unutmayın.. Hatırlatıyim dedim, Hatırlayın hatırlatın
Bir yerde insanın yoksulluğunun otomobilinin markasıyla ölçüldüğü ülkeler, öte yanda bir kap bakla ezmesiyle iki gün geçirmek zorunda olan, bir salgın hastalıkla insanların kitleler halinde öldüğü ülkeler var. Ama gariplik böyle bir zıtlığın yaşanmasında değil. Asıl garip, tuhaf olan fiziki açlık çeken insanların karınları doyar doymaz meselelerini büyük ölçüde çözüyor olmalarına rağmen, otomobilin markası yüzünden yoksul sayılanların iflah olmaz bir tatminsizlik duygusuyla acı çektikleridir.
—  İsmet Özel
Üniversiteye kayıt için gittiğinizde, yazın ortasında yeşil parka giyen, kulağı küpeli, ağzı sakızlı ve sakallı tiplerle falan karşılaşabilirsiniz. Onlar gittiğiniz şehrin, beyin engelli insancıklarıdır. Gelip gittikçe "ay devrim mi yapacaksınız siiiz, kıyamam yaa" falan derseniz, sevinirler. Önlerine bir kap su koyun, devam edin.