bir bakis

Günaydın…
*
Motorsiklet kullanan biri kaza da ölürse onun kullandığı kaskı başkasının kullanmasının
uğursuzluk anlamına geldiğini yaşayınca öğrendim.Oysa ben böyle bir kaska çiçek ekmek istemiştim.Elimden alındı.
Çocukluğum evden göreve giden babam ve abilerimin şapkalarını taşımakla geçti.Görevleri icabı askeri jiple bazen gelip gitseler de en korktuğum şey onlar görevdeyken evimizin önüne askeri bir aracın gelmesi olurdu , gelmesin diye dua ederdim.Çünkü iki anlamı vardı ve ben hep olumsuzu düşünürdüm.Bıçak sırtın da yürüyüp , arafta bekledim , kendimi bildim bileli… Sonra taşıdığım şapkalardan birine kask da eklenerek çoğaldı; bir fren iziyle bir deri eldiven kalsa da elimde yaşadıklarımla birlikte artık ruhum da taşıyorum ellerimle taşıdığım şapkaları şerefle..
Beyaz sayfalara sığınıp yazıyorum. Korunaklı bir liman olarak gördüğüm şiire sığınmam belki bundandır.
Bu sayfa olsa da olmasa da hep yazdım ve yine yazıp şiirler okuyacağım.
Demişim işte yaşamak dizelerden ibaret
olsa şiir gibi yaşamak isterdim diye…
Çünkü şiirin özü duygulara dayanır
insanı insana yaklaştırır lakin üslubu vardır.
Umutluyum , hayalim var kendimi kurban etsem de bu yolda arkadaşlığı dostluğu kardeşliği anlatacak şiir bir gün baki olanın mısralar olduğunu söyleyerek.
Sadece aşk kalıbına dökülmeden , şiir yazıp görüşenlerin dostlukta da birleşebileceğinin kanıtı olacak sayfalar.
Şiir algısı da değişecek.
Tıpkı sanat için yapılan sanatçı algısının
değiştiği gibi…
Evet…
Yıllar geçti ama terör hala bitmedi.
Terörün son bulduğu , şehit vermediğimiz
günlerimiz , gazileri de unutmadığımız
insanlara duygu terörü yaşatmadığımız zamanlarımız olsun.
Ve
Ülkemin , güzel haberlere uyandığı sabahları olsun.
Şiirle kalın…

Herkese güzel bir gün , umut dolu yarınlar diliyorum.Umudu soldurmayın.

O âsûman semâ eder felek döner divâneyim
Sığar mı fânusa Aşk, gönlü bâki divâneyim / Eren’in Kaleminden..

“Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır.(Bakara,107). Semaları ve gökyüzünü hak ile yaratan O'dur. Gökler belirli bir yörünge etrafında divane divane yaratılıştan itibaren yollarından sapmadan O'nun için aşkla sema ederler. İşte ben de böyle divaneyim.
Peki ya "Aşk"ın hududu var mıdır ki ? Aşk denilen bir fanusla sınırlı kalabilir mi ? Aşk gökyüzünün fanusuna sığmaz. Ben gönlü baki, hudutsuz bir divaneyim.”

BENİ
Özde baki bir yâredir
Derdest etti anda beni
Sözde vaki bir paredir
Lâl etti figanda beni

Hemdem oldum hüzün ile
Soldu rengim hazan ile
Zemheride suzân ile
Çöl etti ummanda beni

Süzüldü nûru simaya
Büründü sırrı semaya
Meftun oldu dil esmaya
Kul etti zamanda beni

Safran sorar ahvâl nice
Yol meşakkat sızı ince
Manâya meşk edip önce
Zül etti devranda beni

Üzgünüm Leyla,
O adamdan sana asla yar olmayacak. Ama bir yara olarak hep baki kalacak. Ve sen, bu yarayı bin dermana değişmeyeceksin. İşte buna sevda diyorlar, Leyla. Öldüren sevda.

Eğitimli Erkeklerin Cinsiyetçi Söylemleri

Twitterdan takip ettiğim birinin, İlber Ortaylı'nın derste “Hadi kızlar salak, erkekler de mi bilmiyor” cümlesini kurduğunu söyleyince, gözlerimden kan geldi. Akabinde Burcu Karakaş'ın yazdığı “Eğitimli Erkeklerin Cinsiyetçi Söylemleri” başlıklı şu köşe yazısını paylaşmış:

“Basına yansıyan haberlerden elde edilen veriler, erkek şiddetinin eğitim seviyesi ayırt etmediğini gösteriyor. Ayrıntılı bilgi sahibi olmak isteyenleriniz varsa Çiçek Tahaoğlu’nun her ay Bianet’te yayınladığı raporlara göz atabilir. Bir başka ve basit deyişle, üniversite mezunu da karısını dövüyor. Ancak mesele sadece fiziksel şiddet de değil. Eğitimli erkeklerin cinsiyetçi söylemlerde bulunduğuna da sıklıkla rastlıyoruz.

Prof. İlber Ortaylı, geçtiğimiz günlerde Cumhuriyet gazetesine söyleşi verdi. Söyleşiyi yapan, kadın meslektaşımız Ceren Çıplak’tı. Gazete, sürmanşete taşıdığı haberin başlığını “Türkiye’yi cahiller yönetiyor” şeklinde atmıştı. Ortaylı bir süre sonra bu ifadeyi kullanmadığını Hürriyet gazetesindeki köşesinden dile getirdi. Ancak iş bununla da sınırlı kalmadı. Cumhuriyet, internet sitesinden İlber hocanın ses kaydını yayınladı. Ortaylı da Ahmet Hakan’ın CNN Türk’teki bir programına konuk oldu.

Açıkçası bu olaylardan gündem yoğunluğundan olsa gerek geç haberdar oldum. Akabinde Ortaylı ile Hakan’ın konuştuğu videoyu izledim. Hakan, Ortaylı’ya söyleşi meselesini soruyor ve aldığı cevap şöyle:“Kızın biri geliyor, soru soruyor ‘Türkiye’yi cahiller mi yönetiyor’ diye. Belli ki kızın zaten fazla bir şey bildiği yok. Kusura bakmasın yani.”

İlber Ortaylı burada “Türkiye’yi cahiller mi yönetiyor” derken söyleşiyi yapanın kadın olduğunu vurgulamak için herhalde (!) sesini inceltiyor. Tam karşısında oturan Ahmet Hakan da sanki ortada çok komik bir şey varmış gibi laubali bir şekilde tebessüm ediyor. Ancak daha bitmedi:

“O küçük kıza herhalde akıl verdiler ses kaydını yayınlasın diye.”

“O küçük kız” diye bahsedilen, kocaman bir kadın gazeteci ama mühim değil. Ayrıntı bunlar hep tabii. Ahmet Hakan bu esnada gazetecilikte profesyonellikten bahsediyor. İkilinin arasında süregelen diyalog ise şu şekilde:

Hakan: “Başlığı atmış o kafasından…”

Ortaylı: “Gazetecilik yapmak zorunda değilsin. Git başka iş yap, nakış yapıp satmak da iyidir.”

Bu esnada ekrandaki yazı ise şu:

“İhtiyacımız ciddiyet.”

Gözlerime yaşlar oturuyor bir anda. İhtiyacımız gerçekten ciddiyetse ekranda konuşulanlar ne? Ahmet Hakan mı profesyonellikten bahsediyor? İlber Ortaylı gibi bir tarihçinin muhabir kadın olunca aklına ilk gelen nakış mı oluyor? Erkek olsa mesela, “Git otomobil çırağı ol” diyecek miydi? Videoyu izlerseniz diyaloglar esnasında yüz ifadelerine bakın lütfen. Burada yazdıklarımdan bin kat daha etkili, çok şey anlatıyor.

ELEŞTİRMEK YERİNE SAMİMİYET SORGULAMASI

Son birkaç haftadır eğitimli erkeklerin kadın konularına verdiği cinsiyetçi tepkiler bununla da sınırlı kalmadı. Akademisyen Candan Badem’in “sahte feminist” tweeti var mesela. Badem, erkek şiddetine “erkek şiddeti” denildiği ve bu ifadeye “İslam vurgusu” yapılmadığı için kadınları sahte feminist olmakla suçladı. Badem’e göre hayatının her anında eril tahakkümle mücadele etmek zorunda kalan kadınlar meselenin adını doğru koyamıyormuş. Eyvallah… Peki eleştiri getirmek yerine bir erkek olarak ataerkiye karşı mücadele veren kadınların samimiyetini sorgulamak neden?

Gazeteci Kadri Gürsel de tartışma programlarında kadınlara yer verilmemesini eleştirenlere yönelik sosyal medyadan, “Aptal kutularında kadın tartışmacı da isteyenler hazırdaki erkekler kadar cahil, hödük ve bir de küstah kadınlar seyretmeyi mi arzuluyorlar” mesajını paylaştı. “Görünmezlik” meselesinin erkekler tarafından anlaşıldığını düşünmüyorum. Hayır, o programlarda kadınlara yer verilmesi önemlidir çünkü görünürlük önemlidir! Taşrada oturan bir erkeğin televizyonu açtığında o koltuklarda tek bir kadın görmesi bile önemlidir.

TECAVÜZÜ ROMANTİKLEŞTİRMEK!

Bir de yazar ve dil bilimci Sevan Nişanyan vakası var. Nişanyan yakın zamanda kaleme aldığı bir yazıda, “Tecavüzcülerin çoğu büluğ çağının fırtınaları arasında yolunu kaybetmiş âşıklardır” dedi. Tecavüz hiç bu kadar romantikleştirilmemiştir herhalde! Fırtınalar, aşıklar ve daha neler neler… Yazar diyoruz, dil bilimci diyoruz ve elde avuçta şu cümleyle kalıyoruz. Olacak iş mi bu şimdi?

Hemcinslerim benimle aynı fikirde olmayabilir ama ben hakikaten bu tarz söylemleri duyduğumda öfkenin yanı sıra derin bir hayal kırıklığı yaşıyorum. Şaşırmıyorum ama bir burukluk baki kalıyor. Mürekkep yalamış erkeklerin mesele kadınlara gelince tabiri caizse deri değiştirmesi karşısında ne diyeceğini bilemiyor insan. Bu durum kanımca üzerine konuşulması gereken bir meseledir. Cinsiyetçiliğin, lisans, yüksek lisans veya doktora diplomasıyla alakası olmadığını biliyoruz. Ancak yine de bunca eğitim görmüş, her biri kendi alanında saygıdeğer insanların toplumsal cinsiyet eşitliği gibi can alıcı bir noktada benzer söylemler üretmesi düşündürücü değil midir? Ya da bu tarz söylemlere rağmen saygınlıklarının tartışılmaması ne demektir? Bizimle aynı safta olmasını beklediğimiz insanları karşımızda görünce insanın içi bir hoş oluyor. Son tahlilde gördüğümüz o ki, “Eğitim şart” klişesinden fazlasına ihtiyacımız var!”

Deneysel notlar.

ERKEKLİĞE ÖVGÜ : 

İnsanları izlemeyi seviyorum, bilhassa erkekleri bir iş yaparken izlemeyi seviyorum. Garip bir haz veriyor bana. Bir ev aletini tamir ederken, kitap okurken, düşüncelere dalmışken, küçük çocuklarla konuşurken vs. 

Yüz ifadelerini gözlemlemek. Ses tonlarının değişimi. Dudak kıvrımlarının hareketleri. Bir kadından farklı oluşlarını gösteren sert çizgi devinimleri var. Keskin hatlar.

Bir erkeğin bir kadın kadar estetik olduğu konusunda hemfikir olmalıyız. Bir kamera kaydına alsak, sanatsal güzelliklerine defalarca tanık olabiliriz. Bu belki de insan olmanın büyüsüdür, bilemiyorum. Ruhun, beden içinde dalgalanma hallerine şahit olmak. Dünyaya sert bakmaları söylenirken, içten bakışlar sergiledikleri oluyor. Yakıcı hislerle başa çıkmayı denemeleri. Zevke yakın halde, koyulaşan yüz ifadeleri. Güçsüzlüğü hazmedememek ve bu sebeple kasılan çeneler. Bir kadın da güçsüzlüğü kabul edemez fakat keskin çizgiler farklı. Bir erkek dairesel bir çizgiyle değil de karelerle ilerliyor hayat içinde. Çizgilerin koyulaştığı sahneler toplamı gibi. 

ERKEKLİĞE YERGİ :

 Hissetmiyor gibi yapışlarına tanık olmak, hüzünlü bir gülümseme yaratıyor bir kadında. O hissetmiyormuş gibiyse, sen de öyle olmalısın. Dünyanın soğukluk derecesi bu yüzden artıyor. 

 Yüreğiyle erkeğinin gözlerinde boğulmak isteyen kadınlar yerine var olmayacak bir cinsellik hayalini taşıyan, katil kadınları seviyorlar. Ölmeye niyetleri yoksa ödül-ceza sistemi içinde kendilerini mutsuz edecek kadınların yanında kalıyorlar. Farkında olmadan. Yürüyüşlerim sırasında, böyle şeylere tanık oluyorum. (Belki kadınlar için de geçerlidir. Yanlış insanların yanında kalıp bu konuyu bir türlü çözemiyoruz.)

Kızgınlıklarının baki kalabileceğine inanıyor kimisi oysa şefkat düşkünü hepsi. Sevilmekten korkuyorlar yine de. Güçsüz düşmek, sevgisizlikten gelir. Bu unutuluyor. 


Bu notlar, düşüncelere boğulmuş bir kadın tarafından, hayranlık etkisi altında yazılmıştır. Notların yergi kısmı, hiç bir erkeği genellemelerle zedelemeyi amaçlamamıştır.

Malefiz ya da orjinal adiyla Maleficent.. Bildigimiz uyuyan guzel hikayesine bir de buradan bakin diyor, “kotu oldum ama sor bir neden!” bakis acisi yani..Aslinda bu hikayenin kadinlar tarafindan daha bilindik baska bir hikayeye benzerligini gozden kacirmak imkansizdi.. tabi bir kadin olarak..

Kendi masal ulkesinde bir prenses gibi buyuyen her kucuk ve mutlu kizin buyudugu(nu dusundugu) o an, gercek aski buldugu ve dunyadaki her seyin ustesinden gelebileceklerini dusundukleri an.. ve tabiki hirslara kapilmis bir erkegin onlarin kanatlarini koparivermesi.. birden bire her seyi yapabileceklerini dusundukleri dunyada kanatsiz, yapayalniz ve acilar icinde kaliveren buyuduklerini sanan kucuk kizlar.. iclerindeki ofkeyle ve nefretle onlarin kanatlarini koparani en acitacaklari yerden vurmaya calisanlar ve sonunda gene de merhamet gosteren o minicik kizlar..

Yilar once birine ettigim bir bedduayi hatirlatti bana bu film.. Demistim ki “bir kizin olsun, bana yasattiklarini biri de ona yasatsin, kizin acilar icinde kaliverdiginde sen de benim babamin hissettigi caresizligi hisset.. Kizin unutacak ve hayatina devam edecek, tipki benim yaptigim gibi.. Ama o minik kizin babasi yani sen asla unutmayacaksin o caresizligi tipki benim babamin unutamadigi gibi..”bknz 2011 tarihli su yazi

Ama  sonra tipki malefiz gibi gozyaslari icinde dualar ettim ne olur tutmasin bedduam diye..ve biliyorum ki bu beddua tutarsa gene benim icim cok yanacak ve biliyorum ki ben gozyaslari icinde dua edecegim ve bu sevgi dolu gozyaslarimla uyuyan guzeli kendi koydugum lanetten kurtarmaya calisacagim..  

ve o uyuyan guzellerin babalari o kirdiklari kanatlarin bunlara yol actigini icten ice bilseler de yuksek sesle hic soylemeyecekler ta ki bir gun onlarin kucuk prensesinin kanatlari da biri tarafindan kirilana kadar..

anonymous asked:

Muzeyyen : uyuyunca geçer sandığın ne varsa yine basucuna dizilmiş sanirsam ? Leyla : ruhumuz dar bir şeridin içinden sizilarla geçiyor müzeyyen uyuyunca geçer mi sanirlar ?

Müzeyyen: Geçer sanırlar.

Leyla: Söyle onlara, sanmasınlar. Uyuyunca geçer sanılan her sancı, ebedi bir boşluktur göğsümüzde.

Müzeyyen: O boşluktan intihar edeceğim, Leyla. Ölürüm, değil mi?

Leyla: Ölmezsin, Müzeyyen. Ölünmüyor. Süreklilik gösteren bir düşüş bu. Zemini yok. Ölmek için yalvartacak bir acı baki sadece.

Ölümden sonra yaşam olduğuna gerçekten inanmak isterdim. Bu benim hatırlayan, hisseden, düşünen bir tarafımın baki kalacağı anlamına gelirdi. Ancak buna ne kadar inanmak istersem isteyeyim, öte dünyanın varlığını iddia eden bir takım antik inanç ve gelenekler dışında bunun bir hüsnükuruntu olmadığını kanıtlayan hiçbir şey yok. Görebilirsek; dünya sevgi ve anlamla o kadar dolu ki, varlığına dair çok az pozitif kanıt olan mükemmel bir öte dünyanın hikayeleriyle kendimizi kandırmaya ihtiyacımız yok. Bana en mantıklı görünen, asıl zayıflığımız olan ölümün gözlerine bakmak ve hayatın bize sağladığı bu kısa ama muhteşem fırsat için her gün müteşekkir olmak.