bilelis

3 yıllık sevgilim 3 mesajla beni terk etmişti, “ayrılmak istiyorum artık olmuyor lütfen ısrar etme, mesaj atma, rahat bırak.” Günlerce mesajlarıma cevap vermedi ve en sonunda da beni engelledi. Aradan 2 ay geçti ve okul açıldı, aynı sınıftayız. Günlerce bana cevap vermediği için de yüzüne bakmaya utanıyorum, 4-5 ay tek kelime etmedik, selamlaşmadık. Bana bakmıyordu bile ama hala çok seviyordum. 17 Aralık günü sabahı, yani onun doğum günü. İçinde bir mutluluk var arkadaşlarının sürpriz yapmasını bekliyor, bilmemezlikten geliyor falan. Ama bilmiyor ki kimse onun için bir şey hazırlamadı. İçim elvermedi onun üzülmesine. Sınıftaki herkes aynı dershaneye gidiyor, yabancı dil okuduğumuz için tek dil dershanesi var. Öğretmeni aradım dedim böyle böyle durum var okul çıkışı herkesin dershaneye gelmesi lazım kutlama yapacağım. Hoca herkese mesaj attı okul çıkışı deneme sınavı var gelmek zorunlu diye. Öğle arası oldu, koşa koşa alışveriş merkezine gittim, (en sevdiği grup duman) duman albümü aldım. Pastahaneye sipariş verdim, okula döndüm ve en yakın arkadaşına durumu anlattım. “Kutlama hazırladım ama sen hazırlamış gibi yaparsın” dedim. Hediyeyi de verdim, “Bunu da sen almış gibi yap, ben verirsem almaz.” dedim. Okul çıkışı oldu, hepimiz dershanedeyiz. Ben pastayı kolayı falan getirdim, bir sınıfa koydum hazırladım her şeyi sonra da hiç haberim yokmuş gibi geçtim en arka sıraya oturdum. Herkes geldi, en son o geldi ve alkışlar eşliğinde ‘iyi ki doğdun’ sesleri sınıfı kapladı. Öyle mutlu oldu ki gözleri doldu. Herkese tek tek sarıldı, teşekkür etti, iyi ki varsınız dedi. Bir tek bana teşekkür etmedi. En arkada oturdum, pastayı da yiyemedim sadece arkadaşlarına “iyi ki varsınız” deyişini izledim. Yakın arkadaşı hediyeyi verdi. Akşam eve gidince açmış ve çok mutlu olmuş. İnstagrama resim atmış, “en değerli hediyem” diye. Benim aldığımı bilmeyerek. Her şeyi ben hazırladım ama en arka sırada oturup bekledim, bir bana teşekkür etmedi. Sadece bana iyi ki varsın demedi.

Olay arkadaşımın başından geçti, gerçektir.

2015 P&G Championships Predictions Game

I’m going to run another predictions game (like the one I did for the Secret Classic) for the 2015 P&G Championships. The competition itself will be held in Indianapolis from August 13th-16th, but before that there’s an equally important competition taking place!

Send me your predictions for who will be the top 3 in each event (VT, UB, BB, FX) and in the all around for junior and senior women. Before the competition starts I will make a post showing what people think will happen and afterwards I’ll make a post listing the winners (people who guessed correctly in either one category or overall).

IF YOU WIN: You basically just get bragging rights, but it can also be good publicity for your blog and a way to gain followers (including me).

Voting will be open from now until 11pm EST on Tuesday, August 11th. I understand that people will want to guess at different times, but please do it at some point because the more people who do this the better it will work. Also, please reblog this post and spread the word about it so that there can be as many participants as possible.

After submitting, please make sure that you receive confirmation from me within 24 hours, otherwise I might not have received them.

Send me your predictions here: http://thegymnasticsnerd.tumblr.com/ask

Please don’t be shy about sending in your predictions (I’ll only post about the people who get it right) and try to to share your predictions too much because I want everyone to have their own opinions!

This is your chance to improve on your US Classic predictions and think about how the athletes who didn’t compete at classics will factor in.

Here is the page listing the athletes competing and here is a page with the start lists.

Let me know if you have any questions. GOOD LUCK!!!!

-thegymnasticsnerd

Hayatın değişsin ister misin? Devam et okumaya.

Hayatınızda şuan anlatacağım şeylerden daha önemli bir şey olduğunu düşünmüyorum. Konumuz robot olmanız. Evet tam bir robotsunuz. Doğduğunuz andan itibaren her şey sizi robot olmaya iter. Utanmak, çekinmek, korkmak, dininiz ve daha neler neler. Sanki doğduktan sonra beyninize sürekli yazılım yükleniyor gibi yaşarsınız. O yazılıma göre yaşarsınız. Örneğin müslüman olmanızı ele alalım. Müslüman olmayı siz seçmediniz kimse nüfus cüzdanınıza dininizi yazmadan önce size danışmadı. Doğduktan hemen sonra bu ilk kod girildi; sen müslümansın. Sonra size Allah öğretildi çevrenizdeki herkes ona inanıyor varlığından şüphe etme gereği bile duymadınız. Öyle bir bilgiydi ki bu; yer çekimi vardır, 2x2=4 gibi kesin doğru bilgi gibi algıladınız. Zaten okul okumaya başladığınızda din kültürü dersi gördünüz. Bunu size öğretmeniniz anlatıyordu, koca Türkiye eğitim sistemi anlatıyordu. Neden yanlış olsun ki diye düşünmediniz bile. Belki olgunlaştığınız zaman sorgulamak istediniz ama geçmişte yıllarca size anlatılanlar yazılım dışına çıkmanızı zorlaştırıyordu her şey çok mantıklı ve normal görünüyordu. İnanmaya devam ettiniz. İnanmayanlara geri zekalı gözüyle baktınız çünkü yıllardır size öğretilen şey yanlış olamazdı. Artık yazılım kalbinize bile çoktan işlemişti. Yanlış olamazdı Allah nasıl olmasın var işte bizi evreni kim yarattı kuran nasıl geldi peygamberler nasıl yalan olsun? diye düşündünüz. Hem amaan inanmasam ne kaybederim ki? diye düşünmüşsünüzdür. İşte en can alıcı nokta da burası o kadar robotsunuz ki diğer tüm insanlar gibi yaşayıp ölmeyi ve cennete gitmeyi normal görüyorsunuz. “İnanırsam cennet gibi güzel bir şey var inanmazsam kimse iyi bir şey olacağını söylemedi inanmak daha karlı.” demek hayat felsefeniz olmuş. Peki ya öldükten sonra bambaşka bir varlıkla karşılaşırsanız? Dünyada ne için yaşıyordun diye sorduğunda ve sen allah gönderdi şeytanla iddiaya girmiş falan onun için yaşadım ben. diye cevap verdiğinde kahkahayı basarsa? Siz allah diye bir şey gördünüz mü ben size öyle bir şey göstermedim neden gidip kendi uydurduğunuz bir şeye inandınız? Bu bedeli olan bir yarışmaydı ve sen de kaybettin güle güle yok edileceksin. Bu yarışmayı sadece neden yaşadığımı bilmiyorum diyenler kazanabilecek ve ödüllendirilecekti. derse? Ah her neyse bu diyaloğu geçelim çok saçma buldunuz öyle değil mi? Tıpkı benim de allahın şeytanla iddiaya girip insanları  kendi tarafıma çekebilirim demesini saçma bulduğum gibi… Tabii ki size allahın şeytanla iddiaya girmesi çok daha mantıklı geliyor çünkü hayatın boyunca yani yıllardır sana bu öğretildi. Eğer benim anlattığım diyalog öğretilmiş olsaydı yıllardır, allah saçma gelecekti. Türkiyedekilere namaz kılmak bu kadar doğal gelirken Amerikadakilere bir o kadar saçma gelmesi tamamen yazılımla alakalı değil midir? Yapma ama dürüst ol bir hristiyan çocuğu olarak dünyaya gelseydin müslüman olmayacağını ikimiz de biliyoruz kandırmayalım kendimizi. Eee okudum bu yazıyı benim hayatım aynı? dediğinizi duyar gibiyim. Ben hayatınızı değiştirebilirim demedim. İstersen değiştirebilirsin demek istedim. Sadece yazılımını aşmayı bilmelisin. Eğer aşabilirsen, eşofmanla bakkala gitmeye bile çekinen bir insanken beyaz atletle en işlek caddelerde dolaşabilirsin. Bu yazımı kreşe giden de okuyabilir fakat sadece zeki insanlar anlayabilir. Konunun allahın olması ya da olmamasıyla hiç bir alakası yok. Sabrederek okuduysan ve başının üzerinde bir ampul yandıysa tebrik ederim.

Arkadaşlar kusura bakmayın ağır konuşacağım ama rol aldığı bütün dizi ve filmlerde sevişme sahnelerini zevkle oynayan ve kadını doğrudan bir seks objesi haline getiren, erkeklerin yalnızca bel altlarına hitap edebilen ve buna sanat diyen şu kadın toplumun yoldan çıkmasında ve tecavüzlerin artmasında en büyük etkenlerden birisidir. İzlemedim, anlatıldığı kadarıyla biliyorum. Oynadığı bir dizide tecavüze uğrayıp, ona tecavüz eden adama sonradan aşık olan bir rolde oynayan insan nasıl olur da kadın hakları savunuculuğu yapabilir? Aydın diye geçinen, esasen playboy dergilerine soyunarak meşhur olan toplumumuzun reel …..ları duyarlıymış gibi davranıyorlar ya, vallahi sinirden gözüm dönüyor. Bu ve bunun ayarındaki ahlaksızların anlamaları gereken bir şey var. Kimse sizin aklınıza değer vermiyor, iki gün çıkıp hevesinizi aldığınız sevgilileriniz bile. Zaten o içi boş olan kafanıza değer verselerdi iki gün sürmezdi ilişkileriniz. Siz kafası çalışmadığı için vücudu ile prim elde etmeye çalışan ahmaklarsınız. Aydınmış! Aydınlattığınız yerlerin bel altından, bel üstüne geçebilmesi dileği ile!

İlk zamanlarda severken insan rengarenk olur.İçindeki kelebekler yerinde duramaz. Ne o durur yerinde ne kelebekleri.Bütün dünyaya haykırası gelir onu sevdiğini.Hayal kurar onunla,hayalleri hep onun adıyla başlar.Bazen onu düşünürken gülümser hatta.Sokakta yürürken güzel bir şarkı açar şarkıyı söyleye söyleye onu düşüne düşüne yürür.Zaman geçer,bazen zaman herkes için iyi geçmez.Zamanla ayrılırlar onunla bazen de birleşmeden ayrılırlar işte.Ayrılırlar ama o ve onun hatırası ayrılmaz.Bütün renkler solar.İçindeki kelebekler ölüme sürüklenir.Sen ve kelebekler durgun gezersiniz.Bütün dünyaya haykırıp ağlayasın gelir.Hayallerinin yıkılışını izlersin.Hayal kurasın bile gelmez artık.Umut vardır kenar da.Beklemek iyi mi kötü mü bilemezsin.Hüzünlü bir şarkıyla yürürken sokakta o aklına gelir.Kalbindeki hüzün bulutları bırakmaz seni.

Sene 1937..
Erzurum’dan yola çıkan, 15 subay ve 50 erden oluşan iki seçkin birlik, Iğdır üzerinden yaklaşarak, Serdarbulak Yaylası’nda buluşur. Hava bıçak gibidir. Mıhtepe rotasını takip edip, düz duvar buzullarıyla insanı ürperten Ahora göçüğünden geçerek, tarihi tırmanışa başlarlar. Neden tarihi derseniz? O güne kadar hiçbir Türk vatandaşı çıkmamıştır oraya… İlk defa, tee 108 sene önce Alman profesör Friedrich von Parrot çıkmış, sonra Rus çıkmış, İngiliz çıkmış, Belçikalı çıkmış ama, kendi topraklarımızda olmasına rağmen, hiç Türk çıkmamıştır. Başlarlar tırmanmaya… Dedim ya, 15 subay, başlarında topçu kurmay binbaşı var. Subayların arasında bir şair var, piyade teğmen… Ve, bir de sırt çantası var. Ağır… Subaylar sırayla, değişe değişe taşırlar o sırt çantasını… Kan ter içinde ama, özenle, yere bile koymadan taşırlar. Kilosundan ziyade, manevi yükü ağır olan o sırt çantasında, Mustafa Kemal Atatürk büstü vardır.

*

Çıkarlar.
Doruğa yerleştirirler.
Yanına da bayrak dikerler.

*

Etekleri hep bizimdi.
O gün, doruğu da bizim olur.

*

Ağrı dağıdır orası.
Anadolu’nun çatı katı.

*

Topçu kurmay binbaşı…
Sonradan, Çankaya Köşkü’ne de tırmanır, cumhurbaşkanımız olur.
Cevdet Sunay’dır.

*

Şair teğmen desen…
Oturur oraya, bakar memlekete, memleketin çatı katından, çıkarır kağıdını kalemini, topçu kurmay binbaşı söyler, o yazar.
Bir metal şişenin içine konularak, Ağrı’nın zirvesinde buzların içine gömülen o tarihi tutanakta, şu tarihi cümle yatar.

*

“Türkiye’nin en büyük adamının büstünü, Türkiye’nin en yüksek dağına armağan ediyoruz!”

*

O teğmen…
Fazıl Hüsnü Dağlarca’dır.

*

Hatta, seneler sonra o günkü duygularını şiire de döker.

*

Aşağı yer uçurum, yukarı yer uçurum / Tanrı’ya mı varıyorduk, özgürlüğe mi, bilinmez / yaşamımızı bir ululuğa döktük mü, dökmedik mi? / Biz üç piyade teğmeni, solumuzda Türkiyece bir mavi / nöbetleşe aldık sac kutudaki Atatürk büstünü sırtımıza / oralardan evrene baktık mı, bakmadık mı? / Ne demiştik, hâlâ yüreğimdedir, tutanakta / Türkiye’nin en büyük adamının büstünü, Türkiye’nin en yüksek dağına armağan ediyoruz / hey hey Türk olarak yücelere aktık mı, akmadık mı / Ağrı dağına çıktık mı, çıkmadık mı?

*

Ve dün açıklandı:
Ağrı dağı geçici askeri güvenlik bölgesi ilan edildi.

*

Türkçe meali:
Ağrı dağı kapatıldı.

*

Çünkü…
“Türkiye’nin en büyük adamı”nın döneminde, zirvesindeki noktaya kadar Türkiye Cumhuriyeti’nin toprağı olan Ağrı dağı, kendisini “asrın adamı” ilan eden arkadaşın döneminde, bizim olmaktan çıktı!

*

Yüreğimiz Ağrı’yor.
Yüreğimiz.

-Yılmaz Özdil

ARKADAŞLAR 1 DAKİKA BAKIN BURAYA

 Demin 5 paragraf yazı yazdım, sonra hepsini silip 2 şey söylemek istiyorum sizlere.

1-) Net olun.

2-) Hayat sahiden çok kısa ve kuşları umursamıyorsunuz bile yaşarken o yüzden kuşları, gökyüzünü, denizi, ağaçları, böcekleri falanları filanları fark ettirecek insanlarla vakit geçirin. Sevdiklerinize sarılın, kırdıklarınızdan ne kadar geçerse geçsin özür dilemeyi bilin ki huzurlu uyuyabilin.

Bi Yaklaşık 7-8 yıl önce düğüne gittik o zamanlar küçüğüm daha arkadaşlarla oyun oynuyoruz pasta yapılan yerin camına küçük küçük taş atıp kaçıyoruz nasıl zevkli anlatamam saat 22.30 oldu sonra işte arkadaşlarım gitti ben tek kaldım son kez bir taş daha atayım dedim taşı attığım anda dükkanın camı boydan boya öyle bir çatladıki Allah dedim resmen adamlar çıktı dışarı gördüler beni. Atladılar duvardan  ben kaçmaya başladım koşuyorum son sürat birden belimden biri tuttu dükkana götürdüler beni bir korkuyorum ama bir korkuyorum yani o an hayatımdan resmen 10 sene götürdü adamlar sandalyeye oturttular beni annen baban düğündemi dediler bende parasını isterler annem babamdan azar yerim  diye hayır kendim geldim dedim (O zaman bile çakallık yapıyorum) işte böyle ağlıyorum  koluma siliyorum yüzümü gözümü  adamlar kirletme üstünü dediler ben dayak yicem sanıyorum bana düğün pastasından verdiler öyle bir şaşırdımki bir yandan yiyorum bir yandan korkuyorum işte ordan birisi oh ne güzel dedi bende cam kırayım banada pasta versinler dedi pastayı yedim bıraktılar beni koşa koşa annemin yanına gittim utanmadan birde gelen cam bardaktaki coca cola yı içtim (eskilerde vardı düğünlerde).                  O zamanlar o kadar güzel insanlar vardıki bana bunu yaptılar onları o kadar zarara sokmama rağmen (Düşünün yani para o zamanlar daha kıymetliydi.) bana pasta verdiler iyi insanlar her zaman vardı her zamanda olucak  fakat insanlar dünya malı dünyada kalır mantığını göremiyorlar bir hırs var kazanma hırsı var herkeste kimsenin kimseye minneti yok inceldiği yerden kopsun diyorlar ya sen 15-16 yaşındaki kızsın erkeksin ya senin ne mal meselen var nede mülk ya Allah için lütfen bir insan bir insana neden kazık atar   ya ?  Bu dünya da var olmamızın sebebini Asla unutmayın ufacık tefecik şeyler yüzünden insanların kalbini kırmayın..

Bu yazı sana...

Seni sevmek, varlığın için teşekkür etmektir. Seni sevmek, zamana bakmadan sevmektir bazen. Yıllara bakılır “bıktım senden” denir şakadan, ama her yeni gün, yeni başlanır sevgiyle, özenle arkadaşlığa…Bazen o zaman kısacık gelir, ama tanışıklığımız kısadır sadece. Biz birbirimizin hayatında yokken bile, sevmişizdir birbirimizi sanki..