beyinlerini

Atatürk'ün müfredattan kaldırılması...

Yeni gündeme gelen bir olay değildir ve suçlusu da biziz! Bir savaş var ama görmüyoruz bu yazacaklarımın başlangıcı biraz komplo teorisi gibi gelebilir fakat derin düşünüldüğünde olan gerçek bu. Savaş sadece silah ile yapılmaz. Atatürk‘ün deyimiyle; “ Siyasi, askeri zaferler ne kadar büyük olurlarsa olsunlar, ekonomik zaferlerle taçlandırılmazlarsa meydana gelen zaferler devamlı olamaz, az zamanda söner.” düşman da bunu biliyordu. Şimdi diyeceksiniz bunun Atatürk'ün müfredattan kaldırılmasıyla ne alakası var? Anlatayım. Aslında yaşıyorsunuz anlatılacak şeyleri sadece farkına varmanızı sağlayayım. En çok çalışıp en az kazanan devletlerden biriyiz. Seçim olmasa maaşlarımıza zam konusu açılmayacak bile bizim olanı alıp kırıntılarıyla besliyorlar uzun yılardır ve kırıntıları biraz fazla gördüğümüzde bizim olanın bize verilmesine mutluluk ile bakıyoruz. Bir çoğumuz işten yorgun argın geliyoruz genç olanlarımızın da aileleri aynı şekilde geliyorlar. Kafalarında günün stresi bitmek bilmeyen ödemeler kiralar ve kredi borçları… Hemen kuruluyoruz TV'nin boş programlar bitmek bilmeyen futbol sonrası tartışmalar kim kimi gözetliyor adada kim ödül alacakların karşısına geçiyoruz. Neden mi? Nedeni basit düşünmek istemiyoruz. Günün stresini ödenecek borçları ve yarın yine aynı döngünün içine gireceğimiz gerçeğini unutmak istiyoruz bir anlık olsa da. Bir Japon turist kadar gezemiyoruz ülkemizi. Okumadan gezmeden diğer insanları görmeden kendimizi nasıl değerlendirebiliriz?

Kitap okumaya zaten vaktimiz yok sahi en son ne zaman baş ucundaki kitabın sonunu merak ettiğin için uykusuz gecelerin oldu? Yada en son ne zaman babanın elinde bir kitap gördün?

Gezecek görecek parası zamanı olmayan insanların dünyayı görme insanların şartlarını kendisiyle kıyaslama araçlarının en büyüğü olan televizyonun da hali içler acısı… Durum böyle olunca okuyup sorgulayan aydınlanıp ne oluyor abi ya diyen insanların sayısı yok denecek kadar aza düşüyor.  Ee bunun “Atatürk'ün müfredattan kaldırılması"yla alakası ne diyeceksiniz. 

Bu günün olayı değil bu..

  • Milli bayramlarda devletin baş isimleri hakaret sayılacak şekilde katılmadı bahaneler uydurdu sustunuz! 

Demin saydığım nedenlerden dolayı sustunuz. Düşünecek daha büyük sorunlarınız vardı sorunların kaynağını göremediniz sustunuz. 

  • Bir bayram hasta iki bayram hasta üç bayram hasta dört beş derken açıklama bile yapmak zorunda hissetmediler. Nasıl olsa sallayan yok?

Bütün bunlar olurken boş durmadılar tabi tarikatlar kurdular öğrenciler yetiştirdiler düşünmeyen sadece itaat eden insanlar yetiştirdiler ki bunlar yılan olup soktu bizi de onları da

Buda yeni bir oluşum değildi köy enstitülerinin kapatılmasıyla başlayan Türk halkı üzerinde uygulanan sistematik cehalet projesinin devamıydı

Uzatmadan sadete geleyim

  • Emeğimizin karşılığını alamadığımızda
  • Atatürk'e Ayyaş dendiğinde
  • Milli Bayramlarımız hiçe sayıldığında daha güçlü ses çıkarmış olsaydık bu günlere gelmezdik

Şimdilerde korka çekine değil televizyonda hakaret eder oldular. Kutsal diye tabir ettikleri Annelik makamına hakaret edecek kadar alçaldılar bunun yanı sıra sahte uydurma sanal bir tarih yazma çalışmalarını da elden koymadılar
Çanakkale'de Atatürk yoktu
Kurtuluş savaşında Atatürk sadece poz kesti diyecek kadar uçuk fikirleri insanların aklına sokmaya çalışacak kadar düştüler. Geçmişten günümüze sahte kahramanlar ile içi boşaltılmış uydurma gizli tarihleriyle insanları kandırmaya çalışmaya devam ediyorlar deli raporlu tarihçileriyle hayal dünyanızın bile akıl erdiremeyeceği cinli perili hikayeleriyle bir çok insanı da etkilemeyi başardılar.

Sonra geldi iş günümüze kendi hatalarını insanlarımıza ödetmenin yanı sıra bu hatalarını fırsat görüp yüzlerce insanımızın ölmesine sebep olmaları yetmezmiş gibi kendi yarattıkları terörün gel bu hasret bitsin dedikleri insanların verdiği zararları önlemişler gibi kahramanlık destanları yazdılar. Peki bunun suçlusu kim? sorusunu soranları terörist ilan ettiler
Peki bunun suçlusu kim? Tarihte kim beslemiş yalanı? Ergenekon'dan içeride yatan Türkan Saylan olamaz herhalde?

 Gerçi o neden içeride yattı vatanına bu kadar hizmetinden sonra?

Şimdilerde FETÖ yaptı Ergenekon’u diyenler zamanında itiraf gibi FETÖYLEYDİK davanın savcısı da benim diyorlardı ne değişti bilmiyorum ama değişmeyen “O gün fetöyle olduğunu alkışlayanların bugün fetöye karşı olduğunu alkışlaması” Ak da dese kendilerinden geçiyorlar karada.. Çünkü düşünmeye alıştırılmamışlar sorgulamaya alıştırılmamışlar hoca efendileri söylemiş bunlar amin deyip geçmiş.. Hiç bir fikirleri yok.

Bunlar hep üste saydığım etmenlerden eskiden ramazanlarda “Mahya Işıkları”yla Sunay Akın’dan tarih dinlerken şimdi milyon dolarlar kazanıp TV ye çıkıp ağlayarak aza taama edin dinleyenleri izlemek zorunda bırakılıyoruz. Bu insanlar nasıl düşünebilsin ki?

İstatiksel olarak kanıtlanmış olmasına rağmen en başarısız olan İmam Hatiplere gitmeye zorlama amaçlı okullar kapatılıyor eğitim sistemi değiştiriliyor.

Bazı kendine öğretim görevlisi rektörü diyenler TV lere çıkıyor cahaleti okumamazlığı yobazlığı övüyor karşısındakiler sen niye rektör oldun o vakit diyemiyor ?

İnsanları cehalete sevk edip onları korkutarak bir şeyler yapmaya zorluyorlar. Aman ha bunu yaparsan bu olur cızz aman sen düşünme ben düşünürüm senin yerine diye insanları cahil bırakmaya çalışıyorlar. Onca iş güç arasında insanımız aman be ne düşüncem onca derdim var tamam he deyip beyinlerini zihinlerini bu insanlara teslim ediyorlar.

Okumamaktan dem vurduk o kadar yazıyı fazla uzatmayayım. Gerçi bölük pörçük oldu her şeyi katayım derken ama burası için uzun bir yazı.

Olayın ÖZETİ
Sahte bir tarih yaratmak istiyorsan gerçeğini ortadan kaldırmalısın.
Bunu nasıl işliyorlar milli destanlarını görmezlikten gelip hastayım bahanesiyle evlerinden dışarı çıkmayarak kendi sorumlu oldukları olayları destanmış gibi TV'lerde sokaklarda afişlerde reklamlarda telefonlarımıza kontör atarak bize ulaşabileceği her yerden zihnimizin içine girmeye çalışarak.

Atatürk’ü kaldırılıp kendi yapay destanlarını ve kendilerini kitaplara, eğitime sokmaları da sahte tarihlerini ortaya sürmeleri ve lekelerini gizlemek isteyişlerinden kaynaklı çünkü gerçek tarih onları affetmeyecek ve istedikleri gibi bahsetmeyecek. Leke olarak kalacaklar.
Sizden isteğim şudur ki: “ Eğer bir gün benim sözlerim bilime ters düşerse bilimi seçin “diyen bir lideri okuyarak anlayın yorumlayın tarihinizi unutmayın unutturmayın!


Sürç-i lisan ettiysem affola. Yazım imla yanlışım olmuşsa eğer mesaj atarsanız düzeltip ekleyebilirim. Şimdiden okuduğunuz için teşekkür ederim.

Güzelliğiyle dikkat çeken bütün kadınlara “Suriyeli olmak şartıyla” tecavüz edebilir ve çoluğunu çocuğunu öldürebilirsiniz.

-Doğan haber ajansı

Bu haberden sonra suriyelilerin gitmesine gerek yok diyenler artacaktır eminim. Beyinlerini bacak arasında taşıyan hayvanlar sizi. Elleriniz ayaklarınız kurusun. Bu dünyada da ahirettede azabın en şiddetisini tadın. Amin

16 yıllık yaşamım boyunca -ki keşke bu yazıyı yaşım biyolojik olarak biraz kemale erince yazsaydım çünkü 16 yaşındaki bir kız ne yazabilir? Ne görmüş ne geçirmiş olabilir? diye düşünebilirsiniz.Ama değil bir gün birkaç saat içinde hatta birkaç dakika içinde ne olacağını bilmiyorum/ruz. Açıkçası bunları söylemeden yok olmayı göze alamadım.-  hayatımın anlamını aradım. İlkokul yıllarımı silip atarsak son 2-3 yıldır hayatın anlamını sorgulamaya başladım. Herkes gibi değildim. Sorguladım. Bitmek bilmeyen sorularım vardı. Sorguladım. Bitmek bilmeyen cevaplar istiyordum. Sorguladım. Bu yazı,bu yazıdan önce yazdığım tüm yazılar. Hiçbiri. Hiçbiri bir ergenlik bunalımı sonucu yazılan yazılardan değil. Çünkü ben bunalım kendisiyim. Sevgilim terk etti diye yazmıyorum bunları,sevgilimi terk ettim diye yazmıyorum,ona küstüm,buna kırıldım diye değil bu yazılar. Ben bunalımın ta kendisi olduğum için. Bunalım kendimden bir parça olduğu için. Benim gibi düşünüp benim gibi yazan insanlara eninde sonunda ne olduğunu bildiğim için. Bir tımarhane’de soluk almamak için normalmiş gibi davranmaya çalışırken,ruhumun çektiği acıyı gizlemeye çalışırken, benim gibilere ne olduğunu bildiğim için işte.

Benim gibiler?

Benim gibiler altın vuruş yapmak,hayat denen bu oyunun kurucusu sanki kendileriymiş gibi davranıp oyunu canları isteyince sonlandırmak isteyen zavallılar.

Benim gibiler çok düşünenler.

Benim gibiler erken yaşta -biyolojik olarak- tarifi olmayan acılara maruz kalanlar.

Benim gibiler en büyük acının kendilerinde olduğunu düşünmeyen ama acılarını da yok saymayanlar.

Benim gibiler başka birinin kendilerine acımasından tiksinti duyanlar.

Benim gibiler anlatmayanlar,anlatamayanlar.

Benim gibiler sırf o beyinlerini,ruhlarını kemiren histen kurtulmak için başkalarına derman olmayı seçenler.

Benim gibiler yara saran,yarasına dokunulmayan kişiler.

Benim gibiler kimsenin yardım edemeyeceği kişiler.

Bu yüzden tımarhaneye tıkılan,antideprasan dayanan kişiler. Benim gibiler..

Asla ‘bencil’ ‘başkalarına yardım etmeyen’ insanları anlamadım. Anlayamadım. Böyle var olmaya programlı olduklarını da düşündüm bunu seçmiş olduklarını da. Eğer bunu kendileri seçtiyseler neden bu yolu seçmişlerdi? Madem onlar bunu yapabiliyordu ben neden onlar gibi değildim.

Bir insana ‘hiç’ olduğunu söylediğinizde size kaşlarını çatarak,öfkeden ateş saçan gözleriyle bakıyordu. Peki ben? Ben neden bunu başımla onaylıyor ve buna gocunmuyordum? Ben neden hiç olduğumu kabullenmiştim? Neden bu dünya üzerinde hiçbir işlevimin olmadığını kabullenmiştim? Başarının bizi bir yere götürmeyeceğini kavramış,salmıştım her şeyi? Neden? Neden onlar gibi değildim? Neden beni,benim gibileri toplumun gerisine atıyorlardı? Neden kabul göremiyorduk biz? Düşünmemizi istemiyorlardı çünkü. Benim gibi,bizim gibi olanları sevmiyorlardı. Duymak istedikleri şeyleri söylemiyorduk. Dilimizin bir ayarı vardı ama o ayar onları memnun etmiyordu. Konuşmamızı isteseler susuyor,susmamızı istediklerinde konuşuyorduk. İstemiyorlardı bizi. İstemiyorlardı vesselam.

Sonra biz bu hayat oyununda,bozuk elemanlar olarak,bu oyunun bozuk’ları olarak ‘normal’ -miş gibi davranmaya başladık. Bazen ne kadar can yakarsa yaksın onlardanmış gibi davrandık. Kendimizi düşünüyormuşuz gibi,bencilmişiz gibi,amaçlarımız varmış gibi,bu oyunu oynuyormuşuz gibi,hiç değilmişiz gibi.

Bu yazının sonu nereye gidecek bilmiyorum. Bu yazıyı neden yazdım bilmiyorum.Bu yazıyı okuyanları ilk paragrafta büyük bir beklentiye sokup,son cümleyi okuduklarında hayal kırıklığına uğrattığım için üzgünüm.

Ama daha önce hiç bu saatte (öğlen 12) yazı yazmamıştım.

Konunun dağıldığı yeri benim yok olduğum an gibi düşünün. Son sözümü söyleyemeden,gereken açıklamayı yapamadan ölmüşüm gibi. Böylesi hayal kırıklığının dozunu düşürecektir.

İyi günler efendim.

Sancılarımdan sevgilerle.

O kadar ağır işler yükleyeceğiz ki onlara, düşünecek bir anlık bile zamanları olmayacak;. Bu karıncalara hiçbir zaman başlarını bile kaşıyacak bir süre tanımayacağız. Hep iş, hep çalışma, hep açlık, hep yoksulluk, hep gelecek korkusu içinde olacaklar. Bu korkular onları kör, sağır, sersem, beyinlerini işlemez yapacak. İnsanfiller, insankarıncalara hep bunu yaparlar.

Yaşar Kemal

Şu an gidip birilerini dövesim, öldüresim kafalarını kesesim, olmayan beyinlerini ponçikleyesim, kaburgalarını ezesim, derilerini soyup ince bağırsağına sarıp dolma yapasım, gözlerini oyasım, göbek yağlarından yemek yapıp sonra onu onlara yediresim, saçlarını kesip ağızlarına dolayasım, gözlerine çatal sokasım, bacaklarını koparıp kafalarına vurmak için sopa yapasım var. Yok canım sinirli falan değilim ben saçmalama

İnsanlar da beyinlerini değil sadece ağızlarını kullandıklarından, oldukça gelişmiş damaklara ve çenelere sahiptir. Ama beyinlerinin oldukları yerde hiçbir şey yoktur. İnsanlık sadece aptalca düşüncelerle var olmuştur, yapacak bir şey yok. Aptallık için çare yok. Bu bir gerçek.

Bugün ölümüne iğrenç bir konuşmaya şahit oldum. Bakın anlatıyorum.


“bana dedi ki bak bu iş yürümez yürüyecekse de ben seni aldatırım kabul ediyor musun dedi.”


“Ee çüş hayvan” -> ben


“Ben de tamam aldatırsın benim canım yanar ama senin için buna da katlanırım ya senin adamlığına sığacak mı bu”


-şaşkınlık.. oha bu kadar mı düştün sen deme isteği-


“Ama dedim eğer benim karşımda seni bir kadınla görürsem o kadının vay haline. Şimdiye kadar görmediğin bir ben görürsün dedim.”


“Ee iyi de boku senin sevgilin yiyor. Ona niye bir şey yok. Kızın vay haline?”


“Olsun.”


Hayretler içinde kaldım. Bir kadının en büyük düşmanı bir diğer kadın malesef. Erkekleri falan boş verin. Biz kendimizle barışsak onların ilkel beyinlerini yönetemeyecek değiliz ama biz bizi bitiriyoruz.

Okuldaki insanlardan nefret ediyorum hepsi kalıplaşmış, asalak olmuş, her boka boyun eğen, hayatta facebook ve sevgiliden başka hiç bir ekşını olmayan insanlar var. Adamların hedefleri yok lan, bildiğin hepsi hazır yiyici ya. Nefret ediyorum böylelerinden. Olmayan beyinlerini egolarıyla tatmin edenler var bide hah işte onların da amk.

Hayvan gibi, mahsul gibi, el ürünü gibi alınıp satılamadığı için en düşük, hatta hiç değeri olmayan, pazarı olmayan bir nesne çocuk. Hep de böyle olmuş. Hayvan daha iyi besleniyor, mal daha iyi korunuyor çocuktan. Tarih boyunca en çok işçiler ve köylüler mi sömürülmüş? Peki çocukları sömüren kim? Tarihte en çok mazlum uluslar, halklar mı ezilmiş? Peki, neredeyse daha beşikteyken onları “davalarında” ölmek üzere yetiştiren, her ölüyle, her şehitle, zaferlerine bir adım daha yaklaştıklarını söyleyenler kim? … Çocuklarını dilenci yapan, hatta orasını burasını sakatlayıp avuç açtıranlar kim?
Çocuklar, vücutları narin olduğu için mi açlıktan, kıtlıktan daha çok ölüyorlar? Yoksa yetişkinlerin, onlar için uygun gördükleri “çocuk payından” mı? Stalin dönemindeki kıtlıkta yetişkinlerin birbirlerini değil de çocuklarını yemesi neden?
… tarih boyunca istedikleri çocukları ilahlarına kurban etmişler, çalıştırmışlar, zevkleri için kullanmışlar, işkence etmişler, satmışlar, beyinlerini bizden olmayanlar kötüdür diye yıkayıp savaştırmışlar.
“Küçüklerimizi koruyalım!” İnsan türünün uydurduğu en büyük palavralardan biri.

Çocuklar “hak” mücadelesine katılamıyor. Çünkü kendilerine yapılan haksızlıkların bilincine varana kadar yetişkin oluyorlar ve aynı düzen devam ediyor. Hep onlar adına karar veriliyor.
Bu nedenle çocuklar diğer sömürülenlerde olduğu gibi, hiçbir zaman kendilerine yapılan haksızlıkları dile getirmemişler. Yan yana gelip örgütlenememişler. Bir araya ancak kendilerini yöneten yetişkinlerin arzularına uymak, hizmetlerini yerine getirmek için gelmişler.

Yaşlılar “mutlu” bir azınlık. Onlar iş sahibi, ev sahibi. Onların karnı tok, sigortaları, doktorları var. En azından kendilerine hizmet edecek çocukları var. Emekli olunca yan gelip yatacak, paralarını yiyecekler. Bir tarafta milyonlarca çocuk. Sokağa terk edilmiş. Diğer tarafta asalak, varlıklı yaşlılar.

On-on beş milyonluk dünya kentlerinde lağımlar sıçanların, sokaklar da çocukların. Sokakta yaşıyor, sokakta kazanıyor, sokakta savaşıyor, sokakta ölüyorlar.

Tarih boyunca neredeyse akla gelebilecek her konuda bölünüp taraf olduk birbirimize karşı. … Ve tarih boyunca bu süregelen kapışmalar sonucu bugün her zamankinden daha çok insan öldürülüyor, her zamankinden daha çok insan intihar ediyor, her zamankinden daha çok insan aç. Tek becerebildiğimiz, yarattığımız cehennemde daha çok yaşasın diye insan ömrünü uzatabilmiş olmamız.

Dünyanın çocukları birleşin. Sizden önce bilinçlenen ablalarınız, eşcinsel ağabeyleriniz, zenci kardeşleriniz, işçi yoldaşlarınız gibi, siz de sizden olmayanlara karşı taraf olun. Kimse sizi haklı davanızdan alıkoyamasın. Zaten dünyanın kuruluşundan bu yana gelmiş geçmiş türlerin yüzde 96'sının yok olduğu söyleniyor.

Gündüz Vassaf

Berkin Elvan diyoruz,kürttü zaten,terörist olacaktı iyiki öldü diyor.Ne diyeceğimi bilemiyorum artık.İnsanlarda vicdan denen şey kalmamış.Dalga geçip duruyorlar,ne ile dalga geçtiklerini bilmiyorlar.Savundukları kişinin katil olduğunu göremiyorlar.Ne işi vardı orda diyorlar,elinde sapan vardı su testisi su yolunda kırıldı diyorlar.Gözlerini açıp bakmıyorlar etraflarına.Milletin beyinlerini yıkamalarına izin veriyorlar.Böyle insanlarla bir arada yaşamak istemiyorum.

#BerkinElvanÖlümsüzdür #KatilVar #KatiliTanıyoruz

Allah bu müslümanların vakitlerini ve beyinlerini çalan moda programlarını, aptal dizileri, gençlerin beynini yiyen, hiçbir faydası olmayan yeni edebiyat aşk romanlarını, çıplaklığın yüz tuttuğu reklam panolarını kahretsin. Ne diyeyim kahretsin, yok etsin inşaAllah.

Himmet Ya Rab!

Neşeli olan insanlara hep imrenmişimdir. Nereden buluyorlardı bu kadar gülünecek şeyi? Gözyaşı salgılayan golgi aygıtcıkları yok muydu bunların? İçlerini yarıp bakmak istemişimdir hep. Öyle kaygısızlar ki, hayat onlara güzel doğrusu. Belki de içlerini deşen dertleri vardı hepsinin, ama sonuçta rahatça kahkaha atabiliyorlar! Ben burada zoraki bir şekilde tebessüm ederken, onlar hayatın farkında olmaksızın gülebiliyorlar. Ayakları hiç taşa takılmamış mı bunların? Hiç tökezleyip de yeri öpmemişler mi? Bir uçurum kıyısında gözleri bağlı yürürlerken ayaklarının altındaki taş kayıp da en dibe düşmemişler mi hiç? Korkuyu hissetmemişler. Beyinlerini kemiren kurtcukları olmamış bunların hiç. Zehirlenmemişler. Çürümemişler. Kendilerini bir pislik gibi kokuşmuş hissetmemişler. Her şeyden bi’haber yaşayan öyle insanlar gördüm ki... Ben de her şeyden bi’haber olmak isterdim küçük bir an için. Ama bu acınası bir şey. Hayat basit değil; adil olmadığı gibi. Ve bunun farkındalığını taşımak her ne kadar yorucu da olsa, bilmemekten çok daha iyi.
Kızlar uzaktan iyi görünüyor, güneş elbiselerinde ve saçlarında parlıyordu. Ama yakınlaşıp ağızlarından akan beyinlerini dinleyince silahlanıp yeraltına gizlenmek istiyordum.