beyaz-at

Gözlerin bir yeşil fanilaydı balkonda uçuşan
Sicim yağmur taklidi
Bıkmıştım zor geçen kışlarımı anlatmaktan
Bardağa birkaç çiçek ıslamaktan.
Parmağımın ucunda kırmızı kenarlı bir bulut
Onu uzatırdım sana, yalnızlık gibi iri bir damla
Parmağıma düşen bir damla kandı aşk.

Seni sevince pazara çıktım sevinçten
Enginar aldım “süper enginarlar” diye bağıran adamdan
Oturup ağladım sonra, şaşırdın.
Bu “süper” oluşta canımı acıtan bir şeyler vardı.
Canımın acısıydın.
Ben bir tek o canı unutmamak için her şeyi hatırlamıştım.
Sevişmiştik.
Evde binlerce tespih böceğinin ayak izleri
Sevişmiştik.
Biri başımdan aşağı pırıltılarla dolu bir sözlüğü
boşaltmış gibi
Seni sevince kıpırdayan her şiiri
Kahverengi bir çaydanlıkta saklıyorum.

Sonra gittin.
Birlikte kışlıkları naftalinleyecektik.
Söz vermiştim unutmayacaktım gözlerini
Bir yeşil fanila gibi ipte, alıp ütüleyecektim.
Herkese iyi akşamlar demeyi öğretecektim gözlerine.
Sonra gittin.
Çocuk oldum bir daha, ağladım.
Kaç şiir, kaç kere sular altında kaldı.
Kitaplar, aşk, her şey.
Her şeyi son bir kere daha kurtaramazdım.
Keşke nane şeker gibi mentollü bir buluttan doğaydım
Sonra gittin.
Beyaz bir küf büyüdü evde, tersten yağan kar gibi.
Keşke dünya toz şekeri ile kaplı olsaydı.
Çocuk oldum sonra ağladım, yağmur bile beni ayıpladı.
Söz dedim, söz verdim.
Ruhumu gömdüğüm yer hala belli.
Güneşi özledim, sonra seni
Keşke gölgesine razı bir fesleğen olaydım.

Sonra gittin
Gözlerin bir yeşil fanila unutulmuş balkonda
Sicim yağmur taklidiydi
Artık iyice inceldi.

Didem Madak

Alacakaranlıkta beyaz bir kuş konar omzuna, kucaklar onu şen şakrak, fısıldar:
-Haydi bu yalnız gecede gizlenelim senin düşlerine…
-Ödünç ver kanatlarını Uçayım boydan boya yalnız göğü…
Kuş uyuyakaldı.
Adam hâlâ uçuyor bir başına dilinin göklerinde boydan boya…

**

Beni koyup koyup gitme
ne olursun
durduğun yerde dur
kendini martılarla bir tutma
senin kanatların yok
düşersin yorulursun
beni koyup koyup gitme
ne olursun..

                                                                         #ante popopvski #attila ilhan

Babamdan kalma sakladığım birkaç şeyden biridir o beyaz mendil. Babamın beyaz mendili. Çekmeceleri düzelttiğim bazı günler elime geçer. Yıllardır kullanılmadığı halde her seferinde yeniden yıkatır, ütületir, çekmecedeki yerine kaldırırım. 

Hatıranın kuvvetiyle yaşar hayatımızdaki bazı nesneler, eşyalar, eşyaların uykusunu açmak kolay değildir; bu da öyle.


Murathan Mungan - Harita Metod Defteri

kimi vakit geldim sana
ama hüznüm döndü
baktım ki işgal gözlerin

bilirim aydınlık için
karanlık da gerekli ..

bazan var'ı
anlarsın yok ile
sevgilim ..

*Cahit Zarifoğlu / Beyaz Camlar

youtube

Çalıkuşu Feride öğretmenin hikayesi hep süslemiştir zihinlerimizi. Reşat Nuri'nin edebiyatımıza kazandırdığı bu eser, beyaz perdeye Aydan Şener'in muhteşem oyunculuğuyla aktarılmış ve o döneme geç kalan biz seyirciler ise ancak Trt'nin yayınlarında seyredebilmiştik bu hikayeyi. Her ne kadar Feride ve Kamuran'ın aşkı ön planda tutulsa da biz Feride'yi hep öğretmen olarak hatırlayacağız. :)

-Bir yerlerde hep cok guzel adamlar var ama bana düşen yahut denk gelen adamlar hep, pazardan aldigim domatesler gibi. Stand ustunde cok guzel, kippkirmizi eve gelince ici hep beyaz.
Tuz da doksen nafile.

bulabildin mi sonunda, hep anlattığın o meşhur huzuru/ diye devam ediyor şarkı, ankara kalesini seyreden bir yerde beyaz sandalyelerde oturuyorum, plastik, her şeyin git gide değerinin azaldığını bir yerlerdeyim, kime ulaşmaya çalışsam çabalarımın boşa çıktığını anlayınca artık kimseye ulaşmak istemiyorum, hani insan bazen bir ses duymaya ihtiyacı olur ya, sırf bir ses duymuş olmak için hiç tanımadığım/beni tanıdıklarını düşündüklerini sandığım ama aslında beni hiç tanımamış insanları arıyorum, telefon sesi bir deprem sesine dönüşebiliyor bazen, o ses uzuyor uzuyor ve bitiyor, cevap yok.
şarkı bu sırada kendini tekrarlıyor, aynı şarkıyı defalarca dinlemenin garip hüznü içindeyim
evler büyüyor, gitgide gökyüzüne kat çıkılıyor, ama rüzgar da esiyor pek tabi, saçlarımın savrukluğundan bahsetmek geliyor içimden
uyansam yanında/ diye devam etse de şarkı bizim hiç seninle aynı sabahımız olmadı, biz aynı güneşe bakamadık şişkin gözlerle
bir piyano tuşu, bitiyor, sanki her şey bir anda bitti, sanki her şeyin gözlerimin önünde yok olup gitmesini seyrettim, kale yıkıldı/rüzgar durdu.
aklıma gelen tek bir soru, beni kurcalayan, içimi açıp üfleyen ve kapatan, sayısız ayrıntı içinde el devinimleriyle bana bir şeyler anlatmak isteyen tek soru;
hiçbir çaba göstermeksizin şimdi tam şuraya yığılabilirken, neden ayakta durmak için bu kadar çabalıyor insan?
bilmiyorum. hiç bilmiyorum.