berzah

Hz. Fatima anamizi kabrine defnettikten sonra hz. Ömer topraga ey toprak! Bilki bu Rasulullahin biricik kizi fatimadir..Ona iyi davran. Toprak dile gelerek, ey ömer sende bilki burasi berzah alemidir! Kimlik degil, amel öne cikar..

bugün yine kalbim çarpıyor yavaş yavaş ölüyorum
içimdeki bu sessizliği içimden atamıyorum
..
yarım kalan tüm cümleler yarınları anlatır mı?
yalanların gölgesiyle hatıralar canlanır mı?

Pain Demands to be Felt!*

Keşke berzah’ın güzel bir anlamı olaydı değil mi? Oysa söylenişi ne de güzel. Araf da böyledir. Bir de oradakilere sormak lazım, orası nasıl?

Ömrüm boyunca asla ya beyaz ya da siyah; insanı olamadım. Belki de insanın böyle olması gereken durumlar ve mekanlar vardır, ama olmadı. Hep gri, hep tonlar, hep arada kalmalar.

Yıllar önce yine sıkıldığım bir Osmanlıca dersinde iken; kendi ismimin yazılışı üzerinde düşünüp; cahillikten olsa gerek ya; şöyle bir ömürlük kehanette bulunmuştum: Arafta takılı kalmış bir sır: İki elif arası sin/ra. Bunu o kadar sevdim o kadar sevdim ki bir süre benimle yaşadı. Hem ismime çıkıyordu. Hem gizem içeriyordu hem de şu aralıkta kalma mevzuna da dokunduruyordu; daha ne olsundu?

Böyle insanlar var. Hayret ediyorum ama varlar. Mesela “nasıl bir insan olduklarını” tanımlayabiliyorlar. Ne istediklerini biliyorlar. Neyin iyi neyin kötü olduğuna dair net yargıları var. Gıpta etmiyorum desem yalan söylemiş olurum. Ancak hemen ardından dudak büktüğümü söylememek de büyük bir yalan olur. Çünkü hakkı verilmemiş bir netliğin, bedeli ödenmemiş bir kararın karşısında saygı duymamın çok da mümkün olmadığını öğrendim, yaşayarak. Hayatları hakkında net olabilen, siyah ile beyazı ayırmakta ve seçmekte mahir olan insanları yüzeysel yaşamakla yargıladığım, bedel ödemediklerini “sandığım” düşünülebilir.Ancak çok da haksız değilim.

 Yüzde elli yanılma payıyla yaşamaktansa; yüzde yüz parça ihtimale de şans vermeyi yeğlerim. Meselenin garibi, çoğunluğun ya da ağır basan tarafın hep galip geldiği de görülmez tartılarımda. Bunu da kendime bir erdem bilirim. Ben, sonucu bana acı çektiren tercihlerimi göğsümde bir nişan gibi taşımayı öğrendim. Hem de razılıkla değil, geçmiş’e bir şey yapılamaz ki hissiyle de değil; bizzat, acı çekmek için tercih edildiklerinden.

Eger meselemiz, berzah ve araf ve henüz yeni şereflendirdiğimiz aralık ayı olmayaydı, insanın neden acı çekmeye yazgılı olduğunu anlatırdım. Bu yazgıyı kabul ederek acılar arasında tercihlerinin ne denli erdemli olduğundan, filan. Ama uzatmayacağım, elbet.

Araf, ve berzah, ikisi de çok tatlı kelimeler. Ancak hep bir bekleyişi, hep bir haber alma dürtüsünü imliyorlar. Umut da var içinde aynı oranda yok oluş da.

Ancak… belki de bazı insanların da yazgısı, biraz araf, biraz berzah hakikaten.

Netlik ve karar; konforun adıdır. Dünya; konforu aramak için, çok boş.

Aralık kutlu olsun. Bir gün gelir de Aralığı seveceğimi hiç sanmazdım. Sevdik bile birbirimizi! ;)

Bu yazı da milat olsun. ;) 

*Boşver

" Sonsuzluğun göz yaşı alev alev yağıyorken yerdeki yüzüme,
Lir’in hoş sesi Şemsül Sümus işledi okyanus olup yüreğime… 
Devran dönüyor Carmen !.. 
Birikmiş umutlar berzahta umutların üstüne.
Çare çok cennette; 

…ama, 
ben hala bekliyorum beni bıraktığın o asmanın gölgesinde…”

- A. Levent IŞIK -
Düşsel Çöküntü vol.134234

Hadi yavrum,
Uyan.
Toparlan biraz.
Bak güneş doğuyor yine,
Karanlığın göğsünden.
Dağılıyor sisler yavaştan.

Yağmur yağıyor hafif hafif,
Tenini okşarcasına,
Temizlemek için herşeyi,
Kara lekeleri silmek için.

Uyan, hadi ama…
Bak akreple yelkovan arasında sıkıştım kaldım.
Uyan, duy sesimi artık.

Sesim mi çıkmıyor,
Yoksa bana mı sağır oldun sen.
Hayrıkıyorum, peki ya çığlıklarım.

Yırtıldı boğazım artık avaz avaz…
Kan kokusu var artık ağzımda,
Anladım sesim gelmiyor sana.
Duyamıyorsun beni.
Ama bağıramıyorum daha çok.

Ellerim kan içinde.
Canım acıyor,
İsmini söyledikçe.
Anladım duyamıyorsun artık beni.
Nerdeyim ben,
Burası neresi,
Bir tek seni görebiliyorum,
Ama sen beni duyamıyorsun.

Olduğum yerden çıkmaya çalıştım.
O zaman anladım nerde olduğumu,
Gelen kestane ağacı kokusundan,
Ve kendimi üzerimdeki tahtalara vurduğumda.

Berzah alemindeydim artık.

Bir melek gördüm uzakta,
Sensin sandım,
Beni kurtaracaksın sandım.
Anladım ki ölmüştüm.

Sordular, sürekli soru sordular.
Seni sordular.

yalnızlığın göğsünden süt içmiş bir kadın
adımın manası bu olurdu berzah alemlerinde

zerdüştün biri aynaya bakmış ve kendini görememiş
günlerce o aynanın karşısında oturan zerdüşt kendini beklemiş
insan kendini bekler mi deme;
                            -beklermiş
bir an olsun gözlerini kırpmadan beklemiş.

Namaz;

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), namazın kabir hayatında tecessüm edeceğini ve şayet kişi namazlarını arızalı kılmışsa bu namazların kusurlu ve mefluç bir refik şeklinde onun karşısına çıkacağını ve bu kişinin berzah hayatını bu mefluç refikle birlikte geçireceğini ifade etmiştir.

anonymous asked:

ya ölünce insan mezarda kafasını tahtaya vurduğunda anlıyormuş ya öldügünü ya mezara konulmayan yani müsliman olmayan ölüsünü yakanlar inançlarına göre ölenler felan öldügünü nasıl anlıyor ki (insAllah anlatabilmişimdir.)

Her insan ister ölerek toprağa gömülsün, ister boğularak denizin dibinde kalsın veya yırtıcı bir hayvan karnında bulunsun veya yanarak külü havaya karışsın, mutlaka kabir hayatı geçirecektir. Kabir azabı ve sorgu sual ruha yapılacağı için kişinin cesedi kabirde olmasa bile kabir azabı ve sorgu suale tabi olacaktır. Zaten cesetler toprağa gömülse bile, belli bir zaman sonra çürüyebilmektedir. Bu açıdan kabir hayatını, sorgu suali, mükafat veya cezayı toprağa konulan cesede bağlamamak gerekir.

İnsan öldükten sonra, insan ruhu âlem-i berzaha gider. Berzah âleminde kişi sorgu meleklerinin sorularıyla gözünü açar. Yani kabirde sorgu ve suâl insan öldüğü anda başlar. İnsan öldüğünde cesedi her ne kadar kabre defnedilmekte geciktirilmiş olsa da, insan ruhu âlem-i berzaha girmiş olur ve cesediyle ilişkisiz olarak sorguyla muhatap olur.(http://www.sorularlaislamiyet.com/qna/137/cesedi-bulunamayan-olulerin-kabir-azabi-nasil-olacak.html)

Kâfirlerin ölümü

Sual: Kâfirlerin ölümü nasıl olur?
CEVAP
Bir kâfir öleceği zaman, gözünden perde kaldırılır. Cennet gösterilir. Melek ona, (Ey kâfir! Yanlış yoldaydın. Hak olan İslam dinini beğenmezdin. İmansız olduğun için Cennete giremezsin. Cennete ancak Muhammed aleyhisselamın Allahü teâlâdan getirdiği bilgilere inanan gidecektir) der. Cennetteki nimetleri görür. Cennet hurileri de, (İman eden, Allahü teâlânın azabından kurtulur) derler. Biraz sonra şeytan, bir papaz şeklinde görünür. (Ey filân oğlu filân! O gelenler yalan söyledi. O gördüğün nimetler, hep senin olacaktır) der. Sonra Cehennem gösterilir. Ateşten dağları, katırlar gibi akrepleri, çıyanları vardır. Hadis-i şeriflerde bildirilen azapları görür. Cehennemdeki Zebani denilen azap melekleri, ateşten çomakla vururlar. Ağızlarından alevler çıkar. Boyları minare gibi, dişleri öküz boynuzu gibidir. Gök gürültüsü gibi seslenirler. Kâfir bunların sesinden titreyip yüzünü şeytana çevirir. Şeytan, korkusundan dayanamayıp kaçar. Melekler yakalayıp şeytanı yere vururlar. Bu kâfire gelip (Ey kâfir, dünyada Resulullah’a inanmadın. Şimdi de meleklere inanmadın, melun şeytana yine aldandın) derler.

Boynuna ateşten zincirler takıp, ayaklarını başından aşırıp, sağ elini sol böğrüne, sol elini sağına sokup, arkadan çıkarırlar. Bağırır, dünyadaki yaltakçılarını çağırır. Zebaniler, (Ey kâfir, ey Müslümanlarla alay eden ahmak! İmdat isteme zamanı geçti. Artık iman ve dua kabul olmaz. Küfrünün cezasını çekme zamanı geldi)derler. Dilini ensesinden çekerler. Gözlerini çıkarırlar. Türlü türlü çok acı azaplar yaparak, habis ruhunu alır, Cehenneme atarlar. Allahü teâlâ, Muhammed aleyhisselamın dininde ve yüce Peygamberin dinini doğru bir şekilde bizlere ulaştıran Ehl-i sünnet âlimlerinin kitaplarında yazılı itikada uygun can vermemizi nasip eylesin! Âmin. (Cennet Yolu İlmihali) (http://webcache.googleusercontent.com/search?q=cache:6yNajE5ZfcoJ:www.dinimizislam.com/detay.asp%3FAid%3D5142+&cd=1&hl=tr&ct=clnk&gl=tr)

Anladım diline sağlık güzel anlatabilmişsin fakat ben bu konu hakkında tam kesin bir cevaba sahip olmadığım için internetten araştırdığım kadarıyla bunlar var,senin için gerekli düşündüğüm kısımları aldım,kaynaklarınıda yazdım,istersen açıp daha detaylı bir biçimde okuyabilirsin.Fakat daha iyi bilen bu konu hakkında daha bilgili birilerine sorsan iyi edersin belki yeterli olmamıştır yada olmuştur araştırmakta fayda var.Hayırlı geceler.

Şu gecenin sabahı, şu kışın baharı, ne kadar muhakkak ve kat’i ise Haşr’ın sabahı, Berzah’ın baharı da o kadar muhakkak ve kat’idir.
#bediüzzamanıanlamak

youtube

Bir türlü tamam olmayan bir sessizlik gibisin
Oysa ben senin
Kirpiklerindeki lacivert yalnızlığı sevmiştim..

M.BERZAH

N’vdeksha unë
.
Mos mi shitni organet tek mjeku ligjor,
s’du të më prihet gjoksi, as mos i leni faj azrailit qe ma kumtoj vdekjen.
Në diten kur nisem për berzah, modeste
edhe kërkoni derë më derë hallallin e shoqëris time
nëse gjatë debateve më ka ikur nga goja ndonjë fjalë nëncmimi.
Mos e lejoni babin t’më qaj, ai është burrë,
nuk e mësova nga ai teorin e lotit që del nga forca e dhimbjes.
Mos ma leni vëllaun e vogël vet,
ai është mësuar me mua TUKURRUKI JEM👑👑👑
Kujdesuni për trazirat e zhurmës së mamit,
ushqemani atë me përqafime të lehta,
dhe thuani se do ta pres tek porta e ditës së rringjalljes.
Mbajeni për dore edhe dy motrat e mija si 🌹🌹 …nëse s’kishin qenë haram shkrimet mbi mermer emrin e BABIT sepse do te ma zbukurontr varrin 😔😔😔 by nadjamuvawendy http://ift.tt/1ECD0Lf