bended hem

+ Ben sana aşkım demem
- Sen demezsen ben hiç demem
+ Tamam sen de deme
- Niye demiyormuşum?
+ İsmimi söyleşini seviyorum. Sen söyleyinceye kadar ismimi bu kadar sevmezdim ki…
Bir de şu özel günler meselesi var.
- Ne olmuş özel günlere
+ İşte, yok âşıklar günü, yok bok günü,  yok kusurlu sayılar günü.
- O dediğin âşıklar günü değil sevgililer günü. Bok günü diye de bir şey yok. Kusurlu sayılar günü ne ya öyle gün mü olurmuş?
+ Neyse neyse ben öyle sevgimi yılın bir gününe sığdıramam. Hem diyelim bir gün aval aval geziyorum karşıma bi eskici çıktı. Dışarıdan içeride ne var ne yok diye bakarken içeriye girdim. Orda tam da senin çok seveceğini…Bir saniye ya.  Ben sana dokunursam, anlatacağım şeyi daha iyi anlatıyorum ki. Nerde  senin ellerin? Bak şimdi oldu. Haa ne diyordum ben.
- Seni seviyorum, sana aşığım, rüzgâr saçlarını savururken saçlarına değen rüzgârı bile kıskanıyorum falan filan işte her zaman söylediğin şeyleri söylüyordun.
+ Zaman dursa ya, hep baksam sana şu an bakabildiğim gibi, sonra diyorum ki.
- Ne diyorsun?
+ Şuram da bir şey var.  Sen yanımdayken azalıyor; ama geçmiyor. Özlemek diyorum,  özlemenin ne olduğunu senden öğrendim. Sarılsam, yüzünü göremiyorum diye içim gidiyor, şu an ki gibi aramıza yirmi santim boşluk koysak gözlerini görüyorum ama yüzün yüzüme değmiyor diyorum. Hani bi keresinde sabah uyandığında;  "bak işte en şapşal halim diye fotoğrafını göndermiştin ya.“
- Evet.
+ O gün; ben senin o yorganının yerinde olmak istedim. Her gün sarıyor sarmalıyor seni diye. Üşüsen üstüne alıyorsun, bacaklarını üst üste atmak istediğinde iki bacağının arasında. Yalnız kalmak, her şeyden kaçmak istediğinde onun altında gizleniyorsun.
- Abartıyorsun.
+ O zaman kızlar konusunu da abarttığımı düşünürsün. Hiç açmayayım o konuyu.
- Ne kızları?
+ Bizim bir kaç kızla konuşurken gördüm seni.
- Kimle
+ Mesele de bu ya kim oldukları önemli değil.Hepsi de sevdiğim kızlardı, hatta mutlu bile oldum. Benim sevdiğim insanları sende seviyorsun diye.
- Eee
+ Ama kıskandım. Benden başka biriyle; kız bile olsa;  içli dışlı olmanı, gülmeni, eğlenmeni, şakalaşmalarını kıskandım. Biliyorum bencillik bu yaptığım, kendime engel olamadım.  Oğlanlardan biri sana yan gözle baksa gidip boğazını sıkarım. Ama ben seni kızlardan bile kıskanıyorum. Kötü bi anında konuşmak istediğin, aldığın iyi haberi ilk verdiğin, kararsız kaldığında fikrini almak istediğin ilk kişi olmak istiyorum… Sence bu normal mi? Belki de ben normal değilimdir! Belki de bi insan başka bir insanı bu kadar çok sevmemelidir. Belki de bunaltıyorumdur sevgimle seni.
- Bunaltmıyorsun. Çünkü…
Bir şey sorsam kırılır mısın?

+ Kırılmam
- Bak belki tuhaf gelecek ama kadınlar bunu hep merak ederler. Ne zaman aklıma gelse "aman sanane senden öncesi” diyorum sonra içimi kemirip duruyor.  Daha önce, yani benden önce hiç âşık oldun mu?
+ Oldum ya hem de defalarca. Hem bende düşündüm bunu. Mesela seninle aynı hastane de doğmuş olmak isterdim hem de aynı dakikalarda. Biz daha isimlerimizi bilmeden babalarımız “siz ismini ne koyacaksınız?” diye sorduklarında öğrenselerdi bizim isimlerimizi. Aynı okula beraber başlasaydık. Sen yaramazlık yaptığım halde ismimi hiç tahtaya yazmayan sınıf başkanım olsaydın. Evcilik oyunlarında sen evin kadını, ben serseri kocası olsaydım. Büyüdükçe ilgi çekmek için kızların saçını çekmeyi senden öğrenseydim. İlk kullandığım parfümü sen hediye etseydin. Cemal Süreya şiirlerini sana ben sevdirseydim. Ergenliğimiz de arkadaşlarımız “siz birbirinize çok yakışıyorsunuz ya niye sevgili olmuyorsunuz?” dedikleri halde, biz utandığımızdan itiraf edemeseydik aşkımızı. Okulda sana laf atan çocuğa ağız burun dalıp; çocuğun arkadaşları beni dövdüğünde; eve gitmeden önce üstümü başımı temizleyen, yaralarıma pansuman yapan sen olsaydın. İkimiz de kendi seçtiğimiz üniversitenin daha iyi olduğunu iddia ettiğimiz halde; gizliden gizliye aynı üniversiteye gitmenin planlarını yapsaydık. Bir sürü insan hayatımızdan geçip giderken kalan hep biz olsaydık. Kavga ettiğimiz zamanlar olsaydı. Acaba şu an ne yapıyor diye aynı anda whatsap a girip, hayatlarımızda birbirimizden başka kimse olmadığı halde, kiminle konuşuyor bu diye birbirimizi kıskansaydık. Sen bana ders çalışmıyorsun diye ben sana ders notlarını herkesle paylaşıyorsun diye kızsaydım.  Ama ne var biliyor musun…
Belki de seni daha çok sevebileyim diye Tanrı karşıma o yanlış insanları çıkarıp durdu. Sevdim; ama seni sevdiğim gibi daha önce hiç kimseyi sevmedim.
Çok konuşuyorum ben demi. Biraz da sen anlat.
- Yo çok konuşmuyorsun. Seni dinlerken; sanki kendi iç sesimi dinliyorum.
+ Bana çok tuhaf gelen şeylerden biri ne biliyor musun?
- Neymiş o tuhaflık?
+ Ben, seninle ilk konuşmaya başladığımda bir şeyi fark ettim. Şu telefon denen şeye sahip olalı on yılı geçmiş, nerdeyse on beş yıldır kullanıyorum bu aleti. Ve bunca zamandır, bu şeyi aslında ilk defa seninle kullanır oldum. Ne daha önce senin mesajlarını beklediğim gibi birilerinden mesaj beklediğimi, ne de sana gönderdiğim mesajlar gibi uzun mesajlar attığımı hatırlıyorum. Bunca zaman bu işler hep angarya, hep saçma sapan bir şey gibi gelirdi bana. Yani işte sende mesajlaşmayı seviyorsun, bazen kendime acaba o sevdiği için mesaj atıyor, bende o attığı için mi cevap veriyorum diye soruyorum. Sonra aklıma  "yine mi bu mesaj attı" dediğim insanlar geliyor. Ordan sana olan sevgime geçiyorum; acaba diyorum beni sevdiği için mi seviyorum; sonra diyorum ki; ona olan sevgim, onun bana olan sevgisinden ve başka her şeyden bağımsız, tek başına bir sevgi. Sen beni sevmiyor olsaydın da seni severdim. Kokunu merak ederdim, sana sarılmanın nasıl bir his olduğunu, ellerinden tutmanın hayalini kurar o hayal içinde bile şimdi ki gibi ılık bir şeyler akıp giderdi içimden.
Bir keresinde bi fotoğrafına bütün bir akşam bakmışlığım var.
- Hangi fotoğrafıma
+ Benim böyle bir fotoğrafım neden var ki dediğin fotoğrafın var ya işte ona. Tüm fotoğraflarını seviyorum ama galiba bende onun ap ayrı bir yeri var.
- Ne görüyorsun ki o fotoğrafda?
+ Dünyanın en mutlu kızını, sonra başka bir sürü şeyi.
- Sen beni neden sevdin ya? Neyim var ki benim sevilecek?
+ Sen tanıdığım en aptal kızsın.
- Sensin aptal!
+ Seni sevmem için onca neden varken hala; “beni neden seviyorsun, neyim var ki sevilecek” diyen sensin ama.
- Sevme beni
+ Elim de değil ki. Seni sevmek şu hayatta yaptığım en güzel şey. Bu dünyada benim için seni sevmekten daha güzel bir şey yok.
- Benden başka biri sevdi mi seni?
+ Bu konuya girmesek!
- Hayır, gircez soruma cevap ver!
+Çocukken kimse sevmezdi beni. Sevilmek isterdim, her çocuk gibi bende. Şimdi sana söylemek istemediğim sebepler vardı kafamda; her halde o yüzden sevmiyorlar derdim. Kardeşimi de sevmezdi kimse. Hani şu güzel olan çocuklar vardır ya ben onlardan değildim. Ama kardeşim benim gibi değildi. Beyaz tenli, tombul yanaklı, sarıya salan saçları ile sevimli güzel bir çocuktu kardeşim. Onu sevin lan bari derdim, hadi ben güzel değilim; bakın kardeşim sevimli, onu bari sevin derdim. Onu da sevmezlerdi. Çocukların anne babaları ile sevilmeleri bence çok çirkin bir şey. Çocuklar çocuk oldukları için sevilmeli. Benim … neyse girmelim şimdi bu konuya. Sonra bi çocuk vardı bizimle aynı apartman da. Adı Yüksel. Sana bir şey deyim mi Yüksel hiç sevimli bi çocuk değildi. Sürekli burnu akardı, pis bir çocuktu ama Yüksel'i severlerdi. Ben, bizi de sevsinler istiyordum, en azından kardeşimi.  Apartman da bi amca vardı. Selahattin amca. Yüksel ona dede derdi. Selahattin amca beni gördüğünde yanağımı okşasın, Yüksel ile ilgilendiği gibi benimle de ilgilensin isterdim, beni görmezdi bile, yokmuşum gibi davranırdı. Bir gün Selahattin amca bahçeyi suluyordu. Biz bir kaç çocuk oyun oynarken Selahattin amca Yükseli yanına çağırdı. Yüksel gitmedi. Dilini çıkardı biliyom sevcen beni gelmiyecem dedi. Sonra ben dedim ki dilimi çıkarsam belki Selahattin amca beni de sever. Gidip yanına dilimi çıkardım. Dönüp de bakmadı bile. Sonra nasıl oldu bilmiyorum Yüksel, ben ve diğer çocuklar Selahattin amcanın yanına gidip kaf dilimizi çıkarmaya kaf çocukça başka  şeyler yapmaya başladık. Selahattin amca oralı olmayınca diğer çocuklar çekip gittiler. Ben gitmedim. Selahattin amca beni sevsin diye orda dakikalarca şımarık bir çocuk gibi Selahattin amcanın tepesinde dikilip, ona çocukça şeyler söyleyip, beni sevmesi için uğraşıp durdum. Ne yaptıysam da sevmedi Selahattin amca beni. Akşam olup eve gittiğim de annem artık nerden aldıysa almış haberi kızdı bana; "kocaman adamla utanmıyor musun dalga geçmeye” dedi. Anneme; “dalga geçmedim, beni sevsin istedim” diyemedim.
Sen beni sevmemiş olsaydın, ben seni hiç tanımamış olsaydım; bana ne olurdu bilmiyorum.

Bırak kendi halime beni. Neden duvarlar hem bende ve hem bende değil? Neden ben onların hem içinde ve hem de dışındayım? Neden hem bu günde ve hem de dündeyim? Gerçekten hem de dünde miyim? Neden seni işte şu ilk görüşte tanıyor ve neden hem de kimliğini araştırıyorum? Neden benim kimliğim seninkini bulmama bağlı? Buraya nereden düştüm? Yerim burası mı? Burada mı olmam gerek? Bugünki kimliğim ne? Ya daha evveli? Ya daha evveli ve daha daha daha evveli? Ya sen?
—  Nazan Bekiroğlu, Nun Masalları

Hem kendimi hem bende ben olanın anısını
siliyorum her dizeyle
ve beni yoldan geçerken gören
her yabancı varlıkta doğuyor geçmişim.

Bir yok-ülkeden gelen
kendimin habercisiyim ben;
bir ülke ki ardımda bıraktığımı
unuttukça yükseliyor önümde,

gelmekle biçim verdiğim şeylerden
bana akan bir deli esriklik gibi:
ağaçlar, ovalar ve nehirler, kış aylarında

vardığım dağ köyleri ve yaz sabahları denizde.
Gerçekleşmeyen bir ayrılış oldum ben,
bir zamanlar ne dediğimi görmeye geldim.

Henrik Nordbrandt

Dönüm Noktası !!!!

28/04/2006
Sevgili arkadaşlar,
28 yaşında bir bayanım.ızmir’de yaşıyorum, özel bir şirkette ithalat dep.da çalışıyorum,şişmanken kimse bana bakmadı,zayıfken de ben onları beğenmediğim için bekarım:)))
Ne olur anlatacaklarımı iyi dinleyin eğer sokağa çıkmaktan utanıyorsanız kat kat yağlarınız yüzünden, bacaklarınız birbirine sürtünmekten pişik olduysa, kendi ailenizin yanında bile utana sıkıla yemek yiyorsanız, odanız gizlenmiş yemekler/suçluluklar/utançlar ama yine de hiç durmadan çatlarcasına yemeler cehennemine dönmüşse , sırf pantolonlarınızın fermuarları kapanmıyor diye üstüne uzun,upuzun,çuval misali penyeler tişörtler giydiğiniz halde mağazaya gidip yeni bir pantolon almaya utanıyorsanız isteyeceğiniz bedenin haşmeti yüzünden, hiçbir işe yaramadığı halde karnınızı gün boyu içinize çekmekten müthiş gaz krampları yaşıyorsanız, sizden 10-15 yaş büyük adamlar/kadınlar size abla/teyze diye hitap ediyorsa, makyaj malzemesi alacakken bile utanıyorsanız “sanki makyaj yapsan ne olacak?” tarzı bakışlardan ve sırf bu yüzden makyaj bile yapmıyorsanız artık, bir erkeğe/kadına değil sahip olmayı ona bakmayı bile yasaklıyorsanız kendinize, dolabınızın gizli köşelerinde duran, bir ayin yapar gibi çıkarıp baktığınız, alırken “falancaya alıyorum” diye aldığınız küçük beden kıyafetler saklıyorsanız onları birgün giyeceğiniz umuduyla, siz şişmanken içinizde incecik bir kadın/adam yaşıyorsa ve kabullenmek istemiyorsa XXL olmayı, ve yiyorsanız bunlar başınıza her geldiğinde, tıkanıncaya, çatlayıncaya, midenizi değil her yönden aç kalmış ruhunuzu doyurmak isteğiyle yanarcasına yiyorsanız ama doymuyorsa içinizdeki o aç, o zavallı, o hor görülmüş, o gizli gizli ağlayan, o şişmanladıkça kırılganlaşan, ama sanki şişmanladıkça dayanma gücü de artacakmış gibi daha da itilen,dışlanan,paramparça edilen ruh, anlatacaklarımı iyi dinleyin, çünkü bunların hepsini, hepsinden fazlasını yaşadım ben…
Ama bitti, bitirdim… O günleri her anımsadığımda şu anki gibi gözlerim dolsa da, bitirdim artık. Ben tam 42 kilo zayıfladım arkadaşlar. Kolay mıydı? Hayır. Peki çok mu zordu? Yine hayır.
21 mart 2005 gecesi: Internette malum sörflerimi yapıyorum bir elimde çikolatamla,google’da aramalar,anahtar cümlelerim hep aynı: diyet,rejim listeleri,kilo verdim,mucize diyet…Birden farkettim ki şu diyet,rejim sözcükleri sinirimi bozuyor.Okudukça kocaman kocaman ısırıyorum çikolatamı hırsla,sanki gelip onu benden alacak şu diyet denen şey,sanki bir canavar o.. Bunu farkedince “neden diyet ya?” dedim, “ben diyet yapmayacağım,ben zayıflayacağım”. Bilgisayarı kapattım. Yatağıma uzandım.Düşündükçe nefret ediyorum diyet,rejim sözcüklerinden,nefret ettikçe kaçıyorum,kaçtıkça kovalıyorlar beni,bir kbrit kutusu beyaz peynirler,ince bir dilim kızarmış ekmekler.. Normal zamanda pekala kabul edilebilecek bir dilim peynir,bir diyet listesinde yeralınca en iğrenç yiyecekten daha iğrenç görünüyor gözüme.Oysa diyet yapmasam?Yapmayacağım desem,diyet ve rejim sözcüklerini atıversem kafamdan, kimbilir? Böyle garip düşüncelerle uyuyakalıyorum.
22 mart Salı günü,kızarmış ekmek kokusuyla uyandım,annem mutfakta,her zamanki kahvaltı menümü hazırlamış,bir dilim kızarmış ekmek+1 salatalık+ 1 domates+ bir kibrit kutusu beyaz peynir.. Şişmanlar bilirler,ailenizdeki herkes bir diyet uzmanıdır,kendince bir diyet uygulatır size mutlaka.Akşamki düşünceler geldi aklıma.Gittim mutfağa “ben diyet falan yapmıyorum yeter artık böyle de mutluyum”dedim anneme.Sanki yıllardır uygulattığı sözümona diyet çok işe yaramış da ben hainlik etmişim gibi kızgın kızgın baktı bana ve “ne halin varsa gör”dedi. Birden o kızarmış ekmek mis gibi koktu bana:) oturdum karnımı doyurdum(kahvaltı sonrası gizli gizli başka şeyler yemek zorunda kalmayacağım için rahattım)ve geçtim tv karşısına.kumanda elimde,zap yapıyorum,ama aklım başka yerlerde,aklımda diyete dahil etmediğim an mis gibi kokan o kızarmış ekmek,kütür kütür tadını ala ala yediğim o salatalık var,peynir bile hiç bu kadar beyaz olmamış sanki..tıpkı annemin hiç bu kadar sinirli olmadığı gibi:)) halbuki bilse onun diyet kahvaltıları sonrası gizlice neler yediğimi,yaptığım bu “diyet olmayan kahvaltı” için gelip alnımdan öpecek:)) O 22 mart salısı bana birşeyler oldu işte,ya da ben bana,ben beynime birşeyler yaptım ve düşündüm durmadan.Düşündüm.Kendimle konuştum.
-Zayıflayabilirim.Neden olmasın ki?Yapacağım tek şey,yiyeceğim şeyleri bir diyetin veya rejimin değil,zayıflama isteğimin belirlemesi.
-Peki o istek yeterince güçlü mü bende?Hem de dağları devirecek kadar.
-E o halde,derdim ne ki benim?Derdim kendimi bağımlı ve mecbur hissetmem.
-Neye karşı?Bana dayatılanlara karşı,içinde diyet/rejim sözcüğü geçen bütün cümlelere karşı,bir kibrit kutusu beyazpeynirlere karşı
-Yani?Yanisi,beni en çok istediğim şeyi yapabilmekten alıkoyan şey,beni en çok istediğim şeye ulaştıracak yolun başka yerlerden geçtiğini zannetmem
_Peki nereden geçiyor ki o yol? Benden,kendimden,beynimden,herkesin bildiğinden değil benim bildiğimden.Çünkü bu beden benim.Onun ne istediğini benden daha iyi kim bilebilir,ne hissettiğini,neyin onu acıttığını,neyin cesaretlendirdiğini…
-Zayıflayabilirim o zaman.Evet,tabi ki,neden olmasın ki,neden?
Kendimle konuştum durdum bütün gün ve bütün gece.23 mart sabahı uyandığımda,ne bir diyete/rejime başlama kararı almıştım,ne de o gün pazartesiydi:)) basit bir çarşambaydı işte.Mutfağa gittim,bir portakalı,bir elmayı,bir armutu,bir salatalığı,bir avuç çileği(sanırım hormonluydular ama ne yapayım daha yeni çıkmışlardı ve kıpkırmızıydılar:))) blendıra attım,püre yaptım ve oturup yedim.Kendime sözüm vardı ama,bu bir diyet değildi.Değildi işte!!Sadece akşam yediğim makarna yüzünden doluydu midem ve canım sabah sabah o soğuk meyve püresini çekmişti.O püre yumuşak yumuşak mideme kayarken garip bir huzur duydum arkadaşlar.”Ben diyet yapmak için değil,mideme destek olmak için yapıyorum bu hafif kahvaltıyı”düşüncesine inanmıştım çünkü.
Kahvaltıda meyve püresini yedikten kısa bir süre sonra midem bir kazındı ki sormayın. Deliricem neredeyse. Ama neden delireyim ki? Ne diyet yapıyorum ne bir şey,niye tutayım ki kendimi? Kalktım usulca,mutfağa gittim,dolabı açtım,gözüme ilk ilişen kapaklı bir kapta etli biber dolması,çok da severim,aldım bir tane öyle elimle, tabiri caizse yuttum.Ben onu çiğnemeye çalışırken ne oldu hatırlamıyorum kapı mı çaldı,telefon mu,annem mi seslendi,araya bir şeyler girdi işte ve midemin bir sonraki kazıntısını duyduğumda öğlen olmuştu! Annem sofra hazırlıyor. Bu arada,ailenizdeki herkes diyet uzmanıdır demiştim ya,aynı zamanda çift kişiliklidir de!Bir yandan mantıları börekleri kızartmaları koyarlar sofraya,bir yandan “aman şundan az ye bundan yeme”bilmemne.Annem de mevsimin ilk patlıcanından misler gibi kızartma yapmış,üstünde sarmısaklı yoğurt,yanında biber patates köfte domates sosu… Çöktüm bütün haşmetimle masanın başına,annemde yine aynı suçlayıcı bakışlar üzüntüyle karışık, “bakma bana öyle anne” dedim, “diyet falan yapmıyorum,yiyeceğim canım ne istiyorsa banane” ışin garibi,kendim de inanarak söylüyorum bunu, öyle arka planda “yine de az yiyeyim” gibi bir düşünce falan yok arkadaşlar,arka plandaki tek düşünce,bir gece önceden düşündüğüm şey: Zayıflayabilirim,yapabilirim! Ama yiyeceğim işte bu kızartmayı çünkü canım çok istiyor… Ve yedim. Tıkabasa. Artık diyet yapmayacağım düşüncesinin keyfiyle,tadına vara vara…
Yaklaşık 1 haftayı böyle geçirdim arkadaşlar.ıstediğimi özgürce yiyerek.Bir haftanın sonunda bir duş sonrası tartıya çıktığımda ibre 93. E bir hafta önce de 93’tü? E herhalde 93 kalacak,ben diyet/rejim yapmıyorum ki.Tabii ya…
Bir hafta kadar sonra.nisanın 7’si. Gece 12 suları.Dert ortağım yastığıma sarılmış düşünüyorum.Şeytan dürtüyor durup dururken,fırlayıp tartının üstüne çıkıyorum.91 mi??Nasıl ama?Ne diyet ne başka bir şey yaptım ben,hatta hayatımda ilk defa diyet yapmadım!Yatağa dönüp geçen haftayı kafamdan geçiriyorum.Farklı olan şey ne?Duramıyorum kalkıp bir sigara yakıyorum ama ellerim titriyor sevinçten,birşeyler var,birşeyler var ama ne..Buluyorum sonra ne olduğunu.Başardım,2 kilo zayıfladım,çünkü nefret ettiğim diyeti kovdum kendi cumhuriyetimden,o diyet ki ne zaman “hadi yap beni”dese arkamdan çivili sopalarla iterdi beni buzdolabına,marketin cips reyonuna,köşedeki nefis dürümler satan büfeye.Çünkü o çok uzaklarda ulaşamayacağım yerde duran bir cansimidi gibiydi,”gel bana tutun kurtul boğulma”derdi ve ben ona her ulaşmaya çalıştığımda denizin daha derinine daha derinine batardım.Öğrenmem gereken tek şey çarenin uzaktaki cansimidinde degil kendi kollarımda olduğuydu.Bilinçsizce öğrenmiştim.Sigaram biterken(içtiğim son sigara oldu)geçirdiğim haftanın farkını buldum.Bir hafta boyunca kaybetme korkum olmadan yemek yemiştim.Bu yüzden bilinçsizce değil,doyduğum anı hissederek ve doyduğum an masadan kalkarak yemiştim.Düşünün arkadaşlar.diyet yapmaya karar verdiğiniz pazartesilerin öncelerini düşünün,nasıl yangından mal kaçırır gibi yemek yediğinizi düşünün.Ben çok yaşadım bunu ya siz?Bir keresinde bir pazar günü iki kere kendimi zorlayarak kusmuştum daha çok yiyebilmek için. Doymayan midelerimiz değil içimizdeki o aç ruhtur,kendisinden esirgeneceğini anladığı an daha bir açgözlülükle saldırır normal zamanda belki hiç yemeyeceği şeylere bile.Çünkü beyin ona “bak bir daha yiyemeyeceksin bunları”sinyalini verir siz farkında olmadan ve o da yer yer yer,ta ki diyet sudan sebeplerle bir sonraki pazartesiye ertelenene kadar yer..
Bir sonraki hafta ilk ve son yanlışımı yaptım.
Tartıda gördüğüm –2 kilo beni heyecanlandırmıştı,hangi şişmanı heyecanlandırmazdı ki?Yanlışım ise farkında olmadan yeniden garip bir hırsa kapılmak ve o şuursuzca yiyeceklere saldırmayı bekleyen aç ruha açık kapı bırakmaktı.Hırsım,hadi şundan daha az yiyeyim hadi patates kızartmasına hiç dokunmayayım diyen o diyetlere alışkın beynim 3. hafta korkunç bir oyun oynadı bana.Evet tartıda –2.5 kilo gördüm hafta sonunda,evet sevindim bu doğru,hatta o kadar sevindim ki tartıdan indikten sonra soluğu telefonun başında alıp sözümona ödül verdim kendime: tam 5 tane kıymalı pide ısmarladım ve bir solukta yedim.1 litre kola içtim.Üstünden yarım saat bile geçmemişken 2 tane bademli magnum yedim.Ardından 250 gramdan fazla fındık.Ardından neredeyse kurumuş ve tüm cazibesini kaybetmiş (ama aç ruhum için ne farkeder ki?) 7-8 dilim baklava.Sonra öğlenden kalan kısır, sarmısaklı yoğurt, 2 muz… Ne de olsa kilo verebiliyordum,gene verebilirdim değil mi?öyleyse o maratona yeniden başlayana kadar bişeyler daha bişeyler daha yesem ne çıkardı ki?ışte arkadaşlar,beynimin oyununa gelişim böyle oldu.Ama iyi ki de olmuş.Korkunç bir mide bulantısıyla tuvalete koşup bağıra bağıra kusarken herşeye lanet ettim.Aptallığıma,gözümün önünde duran gerçeğe o bana o kadar yaklaşmışken sırt çevirmeme,herşeye. ışte günlük tutmaya o gece başladım. Yazdığım ilk şeyleri aynen aktarıyorum size:
GERÇEK: BEDENıM BEYNıMıN KONTROLÜNDE
SORUN : BEYNıM BEDENıMı ZAYIFLATMAYI REDDEDıYOR
NEDENı: BEYNıME ÖYLE HATALI ŞEYLER YÜKLEMıŞıM Kı O ÇARESıZ KALIYOR
ÇÖZÜM: BEYNıME BEDENıMı ZAYIFLATMASI ıÇıN ıHTıYACI OLAN DOĞRU BıLGıLERı YÜKLEMELıYıM
BEYNıME ÖĞRETECEKLERıM:
1-BEN DE ZAYIF OLABıLıRıM.BENıM ıSKELETıM DE ıNCECıK BıR ıNSANINKıNDEN FARKSIZ!!!.NEDEN ONUNKı DÜZGÜN KASLAR VE YETERLı MıKTARDA YAĞLA KAPLIYKEN BENıMKı KATMAN KATMAN YAĞLARLA ÇEVRıLı OLSUN Kı?
2-KENDıMı ZAYIFLAMAK ıÇıN KISITLAMAM GEREKMEYECEK,ZATEN DOĞAL OLARAK OLMASINI BU KADAR ıSTEDıĞıM BıRŞEY ıÇıN NıYE KISITLAMALARA VE ZORLAMALARA ıHTıYACIM OLSUN?
3-AŞIRI yemek YEMEKTEN ALDIĞIM HAZ GERÇEK BıR HAZ DEĞıL,O,YAŞAYAMADIĞIM BÜTÜN O ŞEYLERıN YERıNı DOLDURUYOR SADECE
4-yemekler HıÇBıR YERE KAÇMAYACAK,OLDUKLARI YERDE DURACAKLAR,BEN GEÇıCı BıR SÜRE DAHA FAZLA HAZ ALACAĞIM BıR ŞEYE ULAŞMAK ıÇıN ONLARA ÇOK FAZLA YOĞUNLAŞMAYACAĞIM
5-BU YEMEKLERE SIRT ÇEVıRECEĞıM ANLAMINA GELMıYOR,HEM NEDEN SIRT ÇEVıREYıM Kı,ONLARIN NE SUÇU VAR,BUGÜN ŞıŞMANSAM SUÇ YEDıKLERıMDE DEĞıL YEDıKLERıMıN MıKTARINDAYDI VE MıKTARI BEN AYARLADIM
Arkadaşlar,en başta dediğim gibi zayıflamam çok kolay olmadı,ama zor da değildi.O geceden sonra bu yazdıklarımı yüzlerce binlerce defa okumam gerekti.Umutsuzluğa düştüğüm anlarda günlüğümü alıp bunları okudum,yenilerini yazdım,yaptıklarımı,yanlışlarımı,korkularımı,doğru larımı yazdım.Ama çok iyi bildiğim bir şey var ki,sanırım ben beynime bu doğruları yerleştirmeyi başardım kısa bir süre sonra.Arkadaşlar ben herşeyi yedim ama herşeyi.Sadece beynime az yersem de çok yersem de tadın ve hazzın değişmeyeceğini;ama az yersem bedenimi inceltirken çok yersem kalınlaştıracağımı soktum.Mantığım hep şu oldu arkadaşlar:haksızlık etme.. ne kendine ne bedenine ne de kilolarına(vallahi onlara bile haksızlık etmedim,bazen onlardan yana oldum:)).. Bakın mesela şöyle açıklayayım.Birgün oturuyordum,aklıma birden şu mantık geldi:ben bu kiloları alırken oturup durdum yayıldım durdum ve aldım,peki şimdi gene böyle oturursam nasıl azalsınlar ki,yani onları oluşturma aşamasında eğer hareketli olsaydım hiç oluşmayacaklardı değil mi?hem hırsızlık yaptır,hem arka çıkma hapse at misali.ben onlara haksızlık yaparsam onlar da bana yapar tabii.yürümeye başladım.gözünüz korkmasın öyle ani bir geçiş değildi,bilirim şişmanlar kadar nefret eden yoktur spor düşüncesinden,ilk gün 15 dakika yürüdüm mesela,arttırdım sonra.Neredeyse 2.5-3 saat yürüyordum sonlara doğru.ınanın bir süre sonra cazip gelmeye başladı temiz havada ciğerlerimi şişire şişire yürümek,kendimle gurur duymak bunları yapabildiğim için.tavsiyem,mutlaka yürüyün arkadaşlar,kesinlikle sıkı sarkmamış,haksızlığa uğramamış:) bir beden istiyorsanız yürüyün.onu şişiren formunu bozan bizdik,düzeltecek olan da biziz.yapabilirsiniz,tek adım atmaya üşenen ben yaptıysa siz uça uça bile yapabilirsiniz.yürüyüş göbeğimi de etkiledi,bacaklarımı da,hatta gıdımı da,bütün vücudu çalıştırıyor.size garanti ediyorum,bir süre sonra zevk almazsanız yürüyüşten ve onun bedeninize yaptıklarından tekrar şişman olayım. Hiçbir yerim sarkmadı,kimsenin sarkmaz eğer şişmanlarken yaptıklarınızı zayıflarken telafi ederseniz ve haksizlık yapmazsanız o güzelim bedeninize.
Sevgili arkadaşlarım,kör bir kuyudaydım,yüzüme günışığı vuruyordu,çıkmak istiyordum ama yapamıyordum,ta ki birgün “buraya düşmenin bir yolu vardı,neden aynı yoldan çıkamayayım ki”diye düşünene kadar.Şimdi günışığı sadece yüzüme vurmuyor artık,her yerimde.Ben bunu haketmiştim,siz de ediyorsunuz.Hergün her an kendime tekrarladığım bir şeyi siz de unutmayın ve deyin ki kendinize “ben de zayıf olabilirim,benim iskeletim de incecik bir insanınkinden farksız!”
Arkadaşlar hiç zor değil hiç değil!
Zayıflayacaksınız yaaa vallahi olacak :)
Sakın yemek öncesi,şunu yiyeyim bunu yiyeyim diye plan yapmayın,kendinize listeler hazırlamayın,bu insanda “mecburiyet” psikolojisi yaratıyor.Bu da sizi kısıtlar,zorunlu bırakır ve korkutur ki korkmak yok!! Kısıtlandıkça daha çok açılmak ister insan.
Nüfus sayımlarını düşünün,hani sokağa çıkma yasağı olur ya o gün,sıkıntıdan patlar oflar puflarız evdeyiz diye,oysa yasak olmasaydı kısıtlanmasaydık belki hiç çıkmayacaktık bile,aklımıza gelmeyecekti bile. aynı şey işe.. Oturun sofraya,şöyle bir bakın ne var ne yok,o anda verin ne yiyeceğinizin kararını..
23 mart 2005: 93
31 mart “ : 93
7 nisan “ : 91
15 nisan “ : 88.5
23 nisan “ : 85.5
2 mayıs “ : 82.5
10 mayıs “ : 79
16 mayıs “ : 77.5
30 mayıs “ : 73.5
8 haziran “ : 71.5
17 haziran “ : 68
9 temmuz “ : 62.5
22 temmuz “ :57
14 ağustos “ :52
21 ağustos “ :51
23 mart 2006 : 51
20 nisan “ : 51
tartıya çıkmak bir süre sonra anlamsız hale geliyor zaten çünkü artık ordaki rakamla değil bedeninizin verdiği görüntüyle değerlendiriyorsunuz vücudunuzu.doğrusu da bu zaten.
Yemeklerden korkmadım,onları sevdim,az da yesem aynı hazzı alacağımı farkedip bu hazdan vazgeçmedim,yedim
Hiçbir gün “bugün sadece şunu yiyeceğim” diye planlayıp beynimi korkutmadım,ne varsa tattım
Mutlaka yürüdüm,sarkmayacak işte hiçbir yerim deyip yürüdüm(ve sarkmadı),yürürken kurallar koymadım, suyumu da içtim, hızlı yürüyeyim derdine de düşmedim, yorulunca oturup dinlendim bile, ama yürüdüm,temiz havayı,baharı içime çeke çeke..
Hergün herşeyi yazdım,yorulduğum anlarda onları okuyup yeniden güç topladım
Tartıya değil aynaya güvendim
Oluyor işte.Yapabilirsiniz.Yarın başlayayım demeyin,hem başlayacağınız bir şey yok ki:) bugünkü ilk öğünde yemeklerle konuşun,onları sevin,yiyin,ama 2 tabak da yeseniz 2 kaşık da yeseniz alacağınız tadın ve hazzın aynı olacağını farkedin bugünkü ilk sofrada.Tamam mı?
-kahvaltı öncesi: (saat 7 civarı) blendırda hazırlanmış karışım: 1 bardak yağsız süt+2 çilek+ bir mandalin+1 armut
-kahvaltı saat 7:30 civarı: Biber salçası sürülmüş 1 simit+peynir+domates (peyniri yemeden 2-3 dk önce üstüne sıcak su döküp bekletiyorum,hem fazla yağı hem fazla tuzu çıkıyor,tadı da çok güzel oluyor)
-işyerinde (9 civarı) bir kase çilek
-10:30 civarı kendi yaptığım müsli(tarif bir dr.dan ama yazmam kurallara aykırı mı bilemediğim için yazmadım)+bir bardak yağsız süt (burda sütü yağsız içiyorum çünkü yaptığım müslideki yağ oranı yeterli)
-11:30 civarı yeşil çay(şekersiz,ben içine birazcık tarçın serpiyordum mis gibi kokuyordu)
-öğle yemeği (12:30) (işyerindeki yemekler tamamen normal pişmiş) üçte bir karnıyarık,3 kaşık pilav,bir kase semizotlu sarmısaklı yoğurt, 1 elma
-biraz sonra yeşil çay
-(14:00 civarı) dolu bir avuç erik
-(15:00 civarı) 2 ısırık elmalı kurabiye, bir ısırık kıymalı poğaça(ziyan edicem kalanı demeyin,atın gitsin,ya da ne kadar yiyeceğinin sınırını bilemeyenlere verin yer onlar:))
-biraz sonra 1 şişe, limon sıkılmış maden suyu (hergün bir tane maden suyu içtim içindeki mineraller için)
-serviste (17:00-18:00 arası) 1 bardak boyutunda,içine 1 yemek kaşığı kaşık keten tohumu(dövülmüş değil tohum şeklinde) atılmış yoğurt+ birkaç kuru erik (3 tane falan yerdim bir seferde)
-akşam yemeği öncesi 2 kaşık patates salatası (mis gibi koktu diye)
-akşam yemeği: (20:00 civarı) 1 ortaboy ızgara balık(bol limonlu azıcık tuzlu), koca bir tabak az zeytinyağlı bol elma sirkeli tuzsuz çoban salata(elma sirkesi koyunca tuz aramıyor insan salatada), bir tabak haşlanmış, sarmısaklı yoğurt dökülmüş brokoli(sarımsak da tuz eksikliğini hissettirmez), bir lokma mozaik pasta
-yemekten yarım saat sonra yeşil çay
Meyve püresi meselesine gelince, hiç olur mu sadece meyve püresiyle? Dedim ya, o bir gece önceki makarnanın bedeliydi diye:)) Şaka bir yana, arkadaşlar, size anlatmaya çalışacağım nasıl bir beslenme mantığının peşine düştüğümü. Inanin deli gibi istiyorum bunları okuyan herkesin,hepinizin artık birşeyler yapmasını, diyet/rejim yapmasını değil ama,unutun onları. diyet yok, rejim yok, zayıflamak var sadece.
Düşünün bir.. Bu kiloları alırken aklımızda var mıydı hiç şişmanlamak düşüncesi, şişmanlamaya yönelik özel çabalar sarfettik mi de onca kilo depolandı bedenimizde kolayca? Neden öylesine sinsi, öylesine kolay, öylesine farkettirmeden şiştik? Düşünün, çok uğraştığı halde kilo alamayan(ve insanı delirten) sıskalar yok mu? Ellerinde bizimkilere içerik olarak olmasa da biçim olarak benzeyen diyet listeleriyle dolaşan, bizim açken suratımızı buruşturduğumuz gibi önlerindeki bir dolu yemeğe bakarken suratını buruşturan sıskalar yok mu? Neden onlara sinsice saldırmıyor bu kilolar? Metabolizma diyeceksiniz.. tamam, metabolizma olsun, peki yemek yemenin onlara bize olduğu gibi delice bir zevk vermemesinin suçlusu da mı metabolizma? Ben metabolizmanın işleyişine, sırlarına, kilo üzerindeki etkilerine inanıyorum arkadaşlar, ama ona inandığımdan daha fazla inandığım bir şey varsa da, metabolizmanın patron değil sadece bir uşak olduğu ve aracılık etmekten öteye gidemeyeceği. Bedenimizle beynimiz arasındaki gariban bir aracı, bir elçi. Şimdi söyleyin bakalım, elçiye zeval olur mu? :)
Gerçek anlamda zayıflamaya başladığım güne kadarki zamanı es geçiyorum, hepiniz bilirsiniz çünkü o malum pazartesiler vs, unutun bunları. Ben bir Çarşamba günü başladım zayıflamaya.Ama öncesi var.
Haksızlık konusu demişken,biraz da beslenmekten bahsedeyim.Arkadaşlar her zaman inandığım bir düşünce geliştirmiştim kafamda: Doğa doğal olmayana izin vermez.. Bunu yazinca size “aman sadece doğal gidalarla beslenin zayiflayin”falan gibi bir zirvalik söyleyeceğimi zannetmeyin sakın.Bu düşünce şunu içeriyor bana göre: doğa bedeninin ihtiyacı olan besinleri alması,bu besinlerden zevk duyması için tüm canlıların bedeninde bir program oluşturmuştur,canlılar da doğaya ait, ondan olan varlıklar çünkü.Dikkat edin doğada yaşayan şişman hayvan yok,şişmanlık insanlarla birarada yaşayan,insanların müdahale ettiği evcil hayvanlarda görülebiliyor ancak.Neden bir düşünün.Çünkü hayvanların bizimki gibi gelişmiş bir beyinleri yok.Bizim gelişmiş beyinlerimiz milyarlarca faydalı bilgiyi depo ettiği gibi milyarlarca yanlışı da depo ediyor ve beynimizi doğru tarafa çekmediğimiz sürece o zaman zaman bizi bu yanlışlarla idare edebiliyor.Günlüğüme yazdığım,size de ilettiğim yukardaki şeylere bir bakın.Beynimdeki bütün o yanlış şeylere bir bakın.Örneğin,beynimde koca bir dilim çikolatalı pastayı yemenin çoook güzel olacağı kayıtlı,ama aslında o pastanın bir lokması da aynı güzelliği yaşatır bana ve üstelik şişmanlamam!Yapmanız gereken kendi beyninizdeki yanlış kayıtları bulup doğruya,doğaya,doğal olana çevirmek. evet yedim ben pasta da çikolata da,nasıl vazgeçebilirdim ki o güzelliklerden.Ama haz almam için yetecek kadarını beynimde kayıtlı yanlış bilgiye dayanarak belirlemedim,önce o bilgiyi doğal ve doğru olanla değiştirdim,sonra yedim.gün geldi bir ısırık çikolata bana şişmanken yediğim 2 paket çikolatanın zevkinin toplamından kat kat fazlasını verdi.Çünkü ben o bir ısırık çikolatayla direkt olarak içimdeki çikolata isteğine hitap ediyordum ve yetiyordu;oysa 2 paketi birden yerken,çikolata isteğimi bastırdığımı sanıp içimdeki hırsı,birikmiş öfkeleri,özlemlerimi,ulaşamadıklarımı,kompleksleri mi,ezilmişliğimi,yaşayamadıklarımı bastırmaya çalışıyordum aslında ve onlar öyle büyük öyle büyüktü ki hiçbir zaman bastırılmıyorlardı,2 paket değil 2 ton çikolatayla bile bastırılmazlardı.canınız neyi çekiyorsa yiyin arkadaşlar.ama birşeyleri bastırmak için değil isteğinize hitap etmek için,göreceksiniz doğanın mükemmel bir parçası olan bedeniniz kendine yetecek kadar olanıyla yetinmesini bilecek.Yiyeceklere haksızlık etmeyin.Tabakta mis gibi duran çıtır çıtır kızarmış patatesin ne suçu var? Suç “aaa bundan şöyle koca bir tabak yemezsem zevk almam” diye direten beyninizde,beyninizi eğitin ve atın ağzınıza bir dilim kızarmış patates,o mis tadını şöyle damağınıza yaya yaya yiyin.yetecek göreceksiniz.hiçbir meyveden yok şekerliymiş yok bilmemneymiş diye uzak durmayın.öyle olsa doğa bol keseden verir miydi onları bize? teknolojiden önce doğayla içiçe yaşayan,tıpkı hayvanlar gibi besleneyim,ısınayım,uyuyayım,çoğalayımdan başka hiçbir isteği olmayan insanlar arasında var mıydı obez olan,şişman olan? Onlar aman üzüm yemeyeyim çok şekerli,aman avokado çok yağlı,aman muz kilo yapar diyerek mi yiyorlardı meyveleri? ne sebzelere ne meyvelere sakın haksızlık yapmayın.tuz konusuna biraz dikkat edin.aslında bedenimizin ihtiyacı olan tuzu sebze ve meyvelerden alabiliyoruz,mümkün olduğunca azaltın,kilo vermek için değil normalde bile.yağlar için ben şu mantığı kurmuştum:yağ insan bedeninde mutlaka olmaşı gereken bir şey,ama benim bedenimde bir sürü yağ var,bunların fazlasının yakılması lazım,yakıyorum azaltıyorum iyi hoş da,peki ya kendince bir algısı olan bedenim benim yaktıklarımı fazlalık olarak algılamayıp kendince bir sonuca varır ve “bende olması gereken birşeyleri yokediyor” telaşıyla o yağları korumaya alırsa? bunun için yapmam gereken şey ne? Bedenimi ikna etmek.Peki nasıl?Ona onu kandıracak az miktarda yağ vermeye devam edip,verdiğimden daha fazlasını almak. Arkadaşlar yağı keserseniz bedeniniz artık dışardan alamayacağı korkusuyla mevcut yağı depolar,çünkü bedeniniz doğaya ait ve doğa doğal olanı koruyor,doğal olan da bedenin işleyişinin devamı için belli miktarda yağ almak.uzmanlar bu konuda ne diyor bilmiyorum,çünkü çok uzun süredir ne diyetlerle ne diyetle ilgili söylenenlerle ilgili değilim ama benim kişisel fikrim yağı beslenmenizden asla çıkarmayın,almanız gereken yağ bir dilim patates kızartmasının içerdiği kadarı olsa bile alın ve akışkan yağları tercih edin,kan bir sıvı,aldığımız yağ da akışkan olsun ki kanımızın önüne öyle setler barajlar kurmasın değil mi:))
hep söylediğim gibi ben hiçbir diyet listesi,yiyecek raporu falan dinlemedim.diyet/rejim sözcüklerinden hep nefret ettim,hala ediyorum! Siz de nefret ediyorsunuz,bırakın onları defolup gitsinler hayatımızdan.Şişmanız diye neden yemek zevkinden mahrum kalalım ki? Unutmayın arkadaşlar,yemek yemek bir suç değil,insanın sahip olduğu en doğal istek ve zevklerden biri,bir suçlu arayacaksanız o YEDıĞıNıZ yemek DEĞıL,YEDıĞıNıZ MıKTAR.. Buna çok dikkat edin.Kendinizle birtakım anlaşmalar yapın,midenizle konuşun,yemeklerle oyun oynayın,kendinize göre yöntemler geliştirin işte,zafere giden yolda herşey mübah:)Kendi oyunumdan örnek vereyim:),sabah kalktim diyelim,kahvaltıda peynir,zeytin vs var,bir dilim ekmek alıyorum elime,içimden peynire soruyorum:bugün canım seni çekti, yesem bana ne yaparsın?,peynir masum masum bakıp: ne kadar yediğine bağlı diyor,e şimdi burda suç zavallı peynirin mi olur çok fazla yesem yoksa benim mi?O bana “al istediğin kadar ye hiçbişeycik olmaz”deyip beni kandırmıyor ki.Yiyorum.Zeytine bakıyorum,aklıma “aman ha zeytin çok yağlı, yeme”diyen diyet reçeteleri geliyor,bir de o güzelim zeytin ağaçları öte yandan, nasıl olur da doğaya,doğala ait o güzelim ağaçların güzelim meyvesindeki o kadarcık yağ bana zararlı olabilir ki diyorum,hiç korkmadan birkaç tane yiyorum. ınanın yemekten korkup kaçtığınız yiyecekler kafanızda bir süre sonra öyle yer ederler ki,bedeniniz zayıflamak istese bile beyniniz şişman kalır ve bedene gerekli komutları vermez.Yiyeceklerden korkmayın.Ekmeği mutlaka yiyin,ama yarım ekmek değil,korkmadan yediğiniz müddetçe bir dilimi de yetecektir size.Tekrar söylüyorum,HERŞEYı yedim ben.ışyerinde birgün bile çıkan yemeklerden yemediğim olmadı,mantı da yedim,döner de,börek de.Ama mantıya öcü gibi bakmadığım için o da bana zarar verecek şekilde saldırmadı.Doğada hiçbir şey kendisinden korkmayana saldırmaya cesaret edemez.Kozlar sizin elinizdeyken her zaman galipsinizdir ve yemek konusunda kozlar sizin elinizde..Şöyle düşünün,bu da bir oyun,diyelim ki siz bir savaşçısınız ve bir meydanda ayakta duruyorsunuz,karşınızda da başka bir savaşçı(mantı),siz bir anda onun gücünden korkup sinip kaçmaya başlasanız ne olur? Peşinizden gelir ve sizi en sonunda yakalayıp mağlup eder.Kaybettiniz,çünkü korktunuz,çünkü onun gücünü çok abarttınız.ışte diyet mantığı… Belli bir süre kaçar kaçar kaçarsınız,ama savaşçı arkanızdadır ve sizi mutlaka yakalayacaktır,10 gün kaçarsınız ama 11. gün kendinizi tıka basa çatlayıncaya kadar yerken bulursunuz, bu mağlup olduğunuz andır işte.Oysa korkmasaydınız,o üstünüze geleceğine siz onun üstüne gitseydiniz kazanacaktınız.Mantıdan korkmayın:) Bir kaşık yiyin,kesmedi mi,bir kaşık daha,inanın yetecek gözünüzü doyurmaya,o kadar kesin söylüyorum yeteceğini çünkü biliyorum ki yiyeceklere karşı uyanan aşırı istek onları yememek gerektiği düşüncesinden doğar. Yine de mideniz hala aç mı,saldırın salatalığa domatese elmaya armuta,düşünün “mantı yememek için bunları yemek zorundayım diye bir şey yok,mantı da yedim işte bal gibi” deyin kendi kendinize.Yalan da değil yediniz işte:)
zayıflama günlüğü tutmak konusuna gelirsek,hepinize öneriyorum arkadaşlar,basit bir defter alın ya da şatafatlı bir tane,zevkinize kalmış:) ve ona hissettiğiniz herşeyi ama herşeyi yazın,yediklerinizi yazın,canınızın çektiği şeyleri yazın(ama bunu yazdığınızın ertesi günü mutlaka canınızın çektiği o şeyden yiyin ve onu da yazın)kendinize ne kadar güvendiğinizi yazın,göreceksiniz bir süre sonra kendi gücünüzü farketmeye başlayacaksınız.Mükemmel bir bedeniniz var,mükemmel bir işleyişi var,mükemmel bir şeye yani doğaya aitsiniz,yapmanız gereken tek şey kendinizi o mükemmel işleyişe teslim etmek,sadece bu işte.Çok mu zor yani?Siz odalarda saklanırken dışarda salına salına yürüyen o incecik insanlar sizden daha mı akıllı,daha mı güçlü,daha mı üstün?Hayır, sadece onlar doğanın mükemmel işleyişine daha fazla teslimler,onlar mantıdan korkmuyorlar, mantıdan korkmayı bir kere bile düşünmemişler,korkmadıkları için savaşçı/mantı onları kovalamıyor, bu yüzden sadece kendilerine yetecek kadarını yiyorlar ve bu sistem öyle doğal işliyor ki,öyle incecik kalıyorlar.Ne yani siz yapamayacak mısınız?Kalıbımı basarım ki şişman insanlar diğerlerinden bin kat daha zeki insanlardır,çünkü bizler derinlemesine düşünmeye,kendimizi korumaya,incinmemek için çırpınmaya,varolabilmek için çabalamaya o kadar ihtiyaç duyduk ki,o kadar çabaladık ki tüm bunlar için,hepimiz düşünceden ibaret birer varlığa dönüştük sonunda.Zekanıza güvenin,yiyeceklerden korkmayın,başaramamayı aklınıza bile getirmeyin,bedeniniz doğaya ait ve doğada başaramamak diye bir şey yok,başarısızlıklar hep dış etkenler sonucu olur doğada,hangi hayvan dış etkenler sonucu hastalanmamışsa hamile kalmaz,hangi tohum dış etkenler etkilemedikçe toprağı delip çıkmaz,hangi su dış etkenler olmaksızın kirlidir?Hergün tekrarlayın, BEN DE ZAYIF OLABıLıRıM.BENıM ıSKELETıM DE ıNCECıK BıR ıNSANINKıNDEN FARKSIZ,çünkü doğal olan bu,çünkü ben doğanın bir parçasıyım…
Asıl yazacağım şeyi unutmuşum gevezelik etmekten
Ayda ne kadar zayıfladım.. ortalamaya vurursak ayda 10 kg civarı vermişim, ama tartılıp kaydettiğim tarihlere bakarsak (diyetten nefret ettiğimi farkettiğim tarihi baz alarak) öyle kesin bir düzen yok
diyet/rejim sözlerini unuttum
28 nisan 2005 de yediklerim bunlar: (arada açıklamalarını da yazdım)
artık zayıf olduğumu farkettiğimde aradan yaklaşık 4-4.5 ay gibi bir süre geçmişti, yaklaşık diyorum çünkü hiçbir zaman diyet/rejim yapmadığım için diyetin/rejimin beklenen bir bitiş tarihi de olmadı benim için. Şunu çok iyi hatırlıyorum ama: 6 Ağustos 2005’te, çok sevdiğim bir arkadaşımın düğününe giderken, hayatımda ilk defa ama ilk defa daracık, bütün o bol siyahlara inat daracık, askılı, açık pembe bir tuvalet giydim. Hayatımda ilk defa kalabalık bir ortamda gerçek bir kahkaha attım. Hayatımda ilk defa kalabalık bir ortamda utanmadan çatal tuttum. Hayatımda ilk defa “bitsin bu işkence de oturayım yerime” demeden bir erkekle dansettim ve onun belimde duran elinden haz aldım… O gece eve geldim, dolabımda hala duran çuvalımsı bir bluza elime alıp baktım ve ağladım.

Nasıl başlayacağımı bilemeden başlıyorum. Öyle ya nasıl işleneceğini annemden bile öğrenmemişken öylesine başladığım sonradan ‘harbi yapıyorum’ diyebildiğim adlı çalışmamın flu flu hali. Anneme ben etamin yapıyorum dediğimden 'Sen mi?’ diyerek beni yerle yeksan ettiği şöle bir yana dursun kadının şaşırması bir hayli normal. Kadıncağız ilk deneme için yaptığım kasnakları millete gösteriyormuş bizim kız iyice yontuldu diye 😒 şimdi hangi birine üzülsem odunların yontulduğuna mı? Yoksa millete gösterdiği ilk deneme çalışmalarıma mı? Öyle ya bekarken elime dikiş ipliği ile iğnesi almamışım evlendikten sonra etamin yapacaktım kimin aklına gelirdi ki? Neyse canıımm beni bilen biliyor deyip bu konudan sıyrılıyorum. Velhasıl vallahi değiştim evlilik boyut atlattı bana. Resmen kırıldım. Okuldaki hocam görse ’ hem çalışmıyo, hem de etamin yapıyor bu kızdan akademisyen olmaz’ der ümidi keserdi herhalde. Halbuki bende hem evimin hanımı, hem de akademisyen olabilirim ki buna az kaldı. Vıcık vıcık bir evliliğim olsun istemedim. Pembe panjurlu evim olsun da istemedim. Her eşyam pembe veyahut mavi oldum da istemedim. Mutfağımda ayşenin mutfağı yazısı da yok. 'ahmet getirir, ayşe pişirir’ modunda da olmadım çok şükür. Böylesine evliliğe adapte olmamı sağlayan, Eşim. Cağnım efeniimm. Evlilikte, hele hele bir kişi için fedakarlık yapamayacağımı bu sebeple de evliliğe uygun olmadığımı düşünürken, beni etamin yapacak hale getirdi artık siz düşünün. Sevgi olsun yeter ki insan şekil alabiliyormuş sevdiğine. Hayallerim ise bir bir gerçekleşiyor hamdolsun. Ben ne istedimse oldu, şükrüm yalnızca sanadır Rabbim, teşekkür ederim. Geçen ünivden arkadaşımla buluştuk eşim ben ve arkadaşım sohbet felan öyle ayrıldık neyse sonra kız bana size imrendim, bende evlenmek istiyorum demesin mi? Diyeceğim o ki; Evlenin diyeceğim de çok da şaapmak istemiyorum, okul okuyonuz falan okulu bırakıp evlenirsiniz olmaz şimdi. Rabbim zamanı geldiğinde size en güzelini verecektir. Yazıp silmeyi özlemişim buraya. Öyle işte. Her neyse yemeğe bakmam gerek. dua ile..

oğlumla tatil

Oğlumla bodrum tatili  (ensest)


merhaba ben gül 38 yasındayım 165 boyunda 55 kilodayım izmirde yasıyorum size basımdan geçen ve hala devam eden yasak ilişkimi anlatmak istiyorum ensetti arastırırken buldum sitenizi ve paylaşmak istedim

eşimden ayrılalı 8 yıl oldu ozaman oğlum 10 yasındadı eşimin kumara düşkünlüğü içkiye olan düşkünlüğü bizi ayırdı ve hayatımızı mafetti nezaman eşimden ayrıldım ozaman kadın olduğumu anladım oğlum için evlenmedim hem çalıştım hem oğlumu büyüttüm eşimden ayrıldım diye ailemde dısladı beni sahip çıkmadı ama ben azmimi hiç kaybetmedim oğlum için çalıstım çabalıdım ve her sıkıntıdan kurtulduk şimdi evim ve arabam herseyimiz var

oğluma gelince oğlum şuan 18 yasında tam bir delikanlı yakısıklı ve atletik vucuda sahip ve bebek yüzlü hazıran ayında oğlumla beraber tatile gittik ve hersey orda basladı ve 3 aydır hersey değişti

hazıranın basında oğlumla tatil planları yapıyorduk ve izmirden bodruma gitmeye karar verdik oğlum internetten kalacağımız oteli şeçti ve tüm hazırlıklarımızı yapıp yola çıktık 4 saat süren yolculuktan sonra otele vardık otel çok güzel bir yerde hersey dahil sistemi ile çalısan genelde gençlerin kaldığı bir oteldi odamıza çıktık odamız 1+1 şeklindedi odamızda çok güzeldi birer dus aldık eşyalarımızı yerleştirdik ve yemek için aşağıya indik tatilimiz çok güzel başlamıstı ve çok eğlenceli olacağı ilk günden bellidi öğle yemeğimizi yedikten sonra oğlum anne havuza gireceğim dedi bende tamam oğlum bende hazırlanayım dedim odamıza tekrar çıktık ve oğlum küçük odada giyindi bende dolabımdan bikinimi çıkardım ve giydim uzun süre olmustu bikini giymeyeli aynada kendime baktım bir kaç dakika oğlum geldi anne ne güzel olmuşsun dedi sağol oğlum dedim ve beraber havuza indik yüzdük güneşlendik biraz birseyler içtik zaman hızla geçti aksam oldu odamıza çıktık birer dus aldık yorgunduk ikimizde iki saat uyuduk uyandığımda içim kıpır kıpırdı anlamadığım bir heyecan vardı aksam yemeğimizi yedik otelde animasyon gösterisi vardı biraz onu izledik ve oğlum anne hadi çarşıya inelim bir yerlere oturalım dedi tamam dedim hazırlanıp çıktı üstüme beyaz bir gömlek giydim altımada beyaz diz üstü bol bir etek giydim çarşıda oğlumla dolaştık oğlumun koluna giydim herkez bana bakıyordu resmen yada ben oyle hissediyordum oğlumla tekilacılar çarsısına girdik çok kalabalıktı adım atmak zordu zar zor bir yer bulduk oturduk oğlum anne içermisin dedi ben hayatımda içmemiştim denemedim oğlum deyince iki şat iç anne birsey olmaz dedi bende tamam dedim ve okadar acı bir sey içmemiştim resmen yandım liman bile fayda etmedi ikinci bardak derken ben 4 tane içmişim ordan kalktık ve canlı müzik olan bir yere oturduk ordada iki bira içtim ama sarhoş olmustum basım hafif hafif donuyordu lavaboya kalktım içeri girince afedersiniz ama kustum kendime geldim saat 3 olmustu oğlumla beraber otele gitmek için bir taksiye bindik oğlum anne nasılsın diyordu bende basım donuyor oğlum diyordum ama birazda abartıyordum ama kendimde olmadanda gülüyordum otele geldik odamıza çıktık oğlum dusa girdi bende yatağa uzandım oğlum dustan çıktı anne hadi üstünü değiştir yat dedi ben gülüyordum oğlum iş başa düştü desene dedi ve yanıma geldi ve gömleğimin düğmeleri açtı içim bir acağip oldu oğlumda olsa 8 yıldır hiç bir erkek bu kadar yaklaşmamıstı bana oğlum gömleğimi çıkardı üstümden südyenle kaldım bir ara oğluma baktığımda gögüslerime bakıyordu sonra eteği çıkarmak için fermarını arıyordu arkamı dondum eteğimide çıkardı kenarı koydu bende gülüyordum oğlum anne istersen dus al kendine gel dedi tamam dedim ama kalkamıyordum oğlum elimden tuttu ve beni banyoya goturdu oğlumun üstündede sadece sort vardı banyoya girdik oğlum dusu açtı suyu ayarladı ve iç çamasırlarımla suyun altına girdim oğlum basıma su tutuyordu bir ara oğlumun elinden suyu aldım ona tuttum gülüştük düser gibi oldum oğlum beni tuttu sarıldım gülüşüyorduk sonra dustan çıktık sırıl sıklam olmuştuk oğlum üstünü çıkardı bende iç çamasırlarımı çıkardım gecelik giyip yatağa uzandım oğlum anne sen uyu ben uyumanı bekleyim kusarsan yardımcı olurum deyince bende gel oğlum beraber yatalım yatak iki kişilik zaten dedim oğlum yanıma yattı bende dustan sonra kendime gelmiştim oğluma doğru dondum ona sarıldım biraz oyle yattık sonra ben arkamı dondum aradan çok geçmeden oğlum bana sarıldı benim içim gıdıklanıyordu sekiz yıl sonra bir erkeğin sarılması beni heyecanlandırmısıtı ve çarsıda gorduğum öpüşen oynasan çiftler geldi aklıma iyice heyecanladın biraz oğluma sokuldum 5 dakka sonra sonra bir sertlik hissettim arkamda ses çıkarmadım uyuyor gibi yaptım oğlumdu arada ellerini korkakça mememe goturuyor dokunup çekiyordu sessince oğluma bırakmıstım kendimi bir ara hafifçe kımıldadım oğlum hemen çekildi ve arkasını dondu biraz bekledim bu sefer ben oğluma donerek sarıldım elim gobeğindedi ve hafif hafif elimi oynatıyordum kendime mani olamıyordum ve elimi biraz asağı indirdim sortunun basladı yerdedi elim ve iyice sokuldum oğluma ve kulağına yaklastım ve babasının adını soyledim kamil çok özledim seni dedim oğlumda hafif dondu ve elime hafif dokunup asağıya indirdi ben oluruna bırakmıstım herseyi elim oğlumun sikine geldi sortunun üstünde hafifce oksuyordum biraz boyle devam ettik sonra oğlum eliyle sortundan sikini çıkardı ve ben oğlumun erkekliğini tutup oksamaya basladım ve biraz oksadıktan sonra oğlum birden kalkıp tuvaleteye gitti bosalmıstı bellidi 5 dakka sonra geldi yine yanıma yattı ve anne tesekkur ederim dedi kızmadın demi dedi bende tüm cesaretimi topladım sende bana yardımcı olursan kızmam dedim nasıl anne dedi rahatlat beni dedim babandan ayrıldığımdan beri ihtiyacım var dedim oğlum tamam anne dedi ve yanıma uzandı ve beni oksamaya basladı ve eğilip boynumu opuyordu geceliğimin askısını indirdi mememi çıkardı ve hem oksuyor hem opuyordu bende tekrar sortunun üstünden oğlumun sikini oksamaya basladım oğlum bundan cesaret alarak iyice emmeye basladı ve elini kadınlığıma goturdu içimde iç çamasırı yoktu kadınlığımı oksuyordu ben kendimden geçiyordum oğlumun sortunun içine elimi sokmaya çalısıyordum oğlum sortunu çıkardı ve elime verdi sikini kazık gibidi ve oğlumda geceliğimi çıkarmaya çalısıyordu çıkardı memelerimi emmeye basladı yine onu sacından tutarak iktirdim ve amımı yalamaya basladı eriyordum çıldırıyordum oğlumdu yanlıştı ama ölüyordum resmen sonra oğlumun adı mert kendime doğru çektim ve biraz doğrulup oğlumun sikini ağzıma alıp emmeye basladım bir yandanda oğlum amımı parmaklıyodu ve fazla dayanamadım merti yatağa yatrdım ve üzerine çıkıp içime aldım üstünde inip çıkmaya basladım deliler gibi zıplıyordum mertin elini tutup memelerime goturdum onları sıkıyordu ve fazla dayanamadan titreye titreye basoldım yığıldım resmen yaklasık 5 dakka dizlerim titredi sonra merti optum ve sikini ağzıma alıp onu ağzımla bosalttım bütün dollerini yuttum oda yığıldı kaldı sonra yanımdan kalktı ben uyuya kalmısım uyandığımda öğlendi mert yoktu odada aradım telefonu odadadı balkondan baktığımda havuza giriyordu bende inip birseyler yedim mertle goz göze geldik burdayım diye el salladım mert tamam dedi ama gelmiyordu sonra seslendim çağırdım geldi napıyorsun annecim deyince anne affet ne olur dedi bende tamam oğlum yukarda konusuruz dedim suratı iyice düştü odaya ilk o çıktı sonra ben çıktım oturuyordu yuzume bakamıyordu yanına oturudum elini tuttum oğlum ne oldu deyince anne affet dedi bende oğlum ikimizde istedik hem sarhoştuk dedim ilki sen vardın baskası olsaydı daha kotu olurdu dedim oda doğru soyluyorsun dedi sonra ona donerek bu aramızda sır oğlum dedim mertte tamam anne dedi ve ona güldüm sonra denize gidelimmi dedim oda tamam anne dedi dolabı açtım bikinimi aldım ve tişortumu çıkardım sortumu çıkardım bana bakıyordu südyenimi çozdum çıkarmadım tutarak merte dondum denize gitmesekmi acaba dedim mertte olur anne gitmeyelim dedi gülümseyerek bende tamam dedim ve ona doğru yaklastım oda ayağa kalktı iyice birbirimize yaklasınca südyenimi bıraktım yere düstü onun elinden tuttum bundan sonra sadece ikimiz varız tamam mı oğlum dedim tamam anne dedi ve sarıldım oda bana sarıldı elleri belimdedi elini tutup kalçama goturdum bende mertin boynunu optum mert elini kalçalarımda gezdirmeye basladı bende boynunu yalamaya basladım sonra dudaklarımız birleşti deli gibi opüsüyorduk dudaklarımızı dillerimiizi emiyorduk ellerimizde bos durmuyor birbirimizi oksuyorduk oğlum memelerimi oksamaya basladı bende daha şiddetli dudaklarını emiyordum oğlumun sonra oğlumun gogüslerini operek asarı indim ve diz çoktum sortunu çıkardım yalamaya basladım basımı yukarı kaldırdım merte baktım gülerek ve daha istekli yalamaya basladım sonra ayağa kalktım oğlum beni tutarak yatağa goturdu ve kilodumu çıkardı eğilip kafasını bacaklarımın arasına gömdü deli gibi yalamaya basladı amımı saçlarını çekiyor çıldırıyordum mert dilini çok iyi kullanıyordu amımın derinliklerine kadar sokuyordu dilini sonra beni ters cevirdi ve ensemi sırtımı yalamaya basladı kalçalarıma geldi opuyor oksuyor yalıyordu ve belimden tutup beni domalttı ve doğrulup sikini kadınlığımın üstünde gezdirmeye basladı delirmiştim yalvarıyordum içime girsin diye mert annecim harikasın bitanemsin diyordu ve yavas yavas içime girdi kalçalarımı oksuyor ve içimde gidip geliyordu ben ytağın çarsafını resmen parçalıyordum aldığım zevkten boyle devam ettik sonra mert beni cevirdi ve bacaklarımı aralayıp tekrar içime girdi içimde gidip gelirken biribirimizi duduklarını parçalıyorduk opusmekten ben ayaklarımı mertin arkasından bağladım dahada içime çekmeye çalısıyordum ve çok geçmeden mert içimden çıktı ve gobeğime bosaldı ben doymamıstım biraz durduk ve tekrar mertin sikini kaldırmak için opmeye yalamaya baladım onu yatağa yatırdım ve tasaklarını emiyor sikini yalıyordum istediğim kıvama gelmişti fazla beklemeden hemen üzerine oturdum ve içime aldım üzerinde gidip gelmeye basladım deli gibi biraz boyle zevki tattım sonra oğlum beni kaldırdı ayağa ve dolaba yaslattı domaldım hemen içime girdi ve o şekilde beni sikmeye devam etti ben memelerimi oksuyordum ve bosalmak üzeredim oğluma yalvarıyordum daha hızlı daha hızlı diye oğlum iyice hızlandı ve ben titreyerk bosalmaya basladım dizlerim tutmuyordu ve hemen arkamdan oğlum bosaldı sırtıma o gün bütün gün çıkmadık odadan ve tatil boyunca devamlı seviştik oğlumla ve daha hala devam ediyoruz sizinde anılarınızı dinlemek isterim ve devamını sizle paylaşmak isterim

How the boys would be as girls
  • Luke: WOO GIRL LETS GO. Even though Luke is the defintion of a sex god, we all know he's insecure especially about his body *cries bc no shirtless pudge of Luke* so Fem! Luke would be the same way. Luke is that one girl whose photo roll is full of selfies cuddling his penguin, or trying to be sUPEr GruNGE!!!11!1 with black and white filters with his guitar. He would still be the same awkward goofy little fuck as we know, she would go natural probably. Which is just fine bc gorgeousness.
  • Calum: Godd this fuckgirl though. Always looking on point wherever she goes. Probably wearing crop tops and shorts to show off that hella awesome bod and tattoos. THAT ASS THOUGH. She would be a cocky little tease, firing guys up and then pulling away all innocently mhm. Also sooo shady to all the haters, god so fabulous <3
  • Ashton: Oh my gosh cutie. Cute little drummer that's fit af. When shes filming videos always constantly fixing her hair, insecure wondering if shes sounding annoying or if she looks okay. Probably second guessing when posting a video or photo. Her giggles would be the cutest thing, wearing a little flower crown giggling as boys flirt with her. Having the widest smile that goes viral on tumblr for "having that perfect smile" just girly things kinda shit.
  • Michael: MICHAEL WOULD BE SO HOT. Probably have the half the head barely shaved thing going on, and she would work it. Hair always changing colors. She would be that girl calling her band mates bitches and whores *especially Luke* but never mean it of course. She would still game, but constantly having the need to challenge boys at games just to prove she can kick their ass at it.
Eski sevgilim vardı mesafeli ilişkimiz vardı onunlada. O Tekirdağ ben Ankara. 2 aydır çıkıyoduk ama hiç buluşmadık. Neyse bu üniversiteye gidicekti o sene puanlar belli oldu beraber üniversite seçiyoruz falan tabi ortamı az olan yerleri yazdırıyorum genellikle İzmiri falan yazsa aboo katil olurdum. Kuzen var onunla yaşıt o geldi o ara şurayı yazsın bende yazdım hem göz kulak olurum kızlarla takılıyo mu falan diye gözetlerim dedi. Oh dedim kebap içim rahatladı ama bi yandanda benim daha görmediğim çocuğu hep o görcek, konuşcak diye kendimi yiyorum. Şans işte ikisininde aynı üniversite, aynı bölümü kazandı. Başladı okul bi süre aldım haberleri işte kuzenden şöyle yapıyo böyle yapıyo diye. Sonra mesajlar kesildi ikisinden de. Ayrılmak istiyorum ben başkasına aşık oldum dedi. Öyle dedikten sonra ne diyebilirim artık vazgeçtim bende. Kim ki kız güzel mi diye düşünüp duruyorum kuzendende mesaj yok sms bitti diye mesaj attı başka da atmadı. 4 sene sonra öğreniyorum o kız kuzenmiş lan. Evleniyolarmış davetiyeleri geldi :)
youtube

gün gelir de beni 
unutursun, unutursun demiştin.

kalbimdeki bu derdi
uyutursun, uyutursun demiştin.

ne ben seni unutabildim,
ne bu derdimi uyutabildim,
ne bu gönlümü avutabildim.

unutamam canım,
unutamam seni,
unutamam gülüm, 
unutamam!


aşkını çekerim
geleceksin, geleceksin diyerek.

kalbimdeki bu derdi 
sileceksin, sileceksin diyerek




bende içiyorum sen gibi
bir gözüm seyrederken yalnızlığı, öbür gözümle gülüyorum.
geberir diye beklediğim öfkeme inat durduruyorum yüreğimi.
bende içiyorum sen gibi
zaten içmesem de içmiş gibi yapıyorum.
aynı eylemi, bir eyleme bağlamadan savaşır gibi değilde,
dimdik ayakta, savunmadan geçiyorum
bende içiyorum sen gibi
toprak kokusu burnumla sevişirken, saçlarıma papatyalar armağan ediyorum,
hediye ettiğim her parçamı toplamadan, içip sıçıyorum
evet bende içiyorum, hem de en fazlasından, 
yiğitler masasında dirseğimden dökülen kolumu yumruk yumruğa tezgaha delip geçtiği gibi.
bende içiyorum sen gibi,
tıpkı gözlerinde bıraktığım eski resimler gibi..


oldu mu lan? 



Hayatımın en yoğun en stresli bir ayını geride bırakmanın hem sevinci hem de buruk bir hüznünü taşıyorum şu an içimde. Nasıl oldu nasıl geçti yaşarken zordu ama şimdi bir rüya gibi geldi geçti sözünün durumum için ne kadar isabetli olduğunu anladım. Evet biliyorum buralara uğrayamadım uğrasam bile hep evlilik üzerine paylaşımlarda bulundum ama güzelmiş gerçekten arkadaşlarımın dediği gibi bunlar hep tatlı telaşlarmış. Sevdiğim bey -ki artık hem nişanlım, hem eşim- uzakta olduğundan çoğu şey benim omuzlarımdaydı. Ablam, yengem ve en yakın arkadaşım Sultan bu süreçte hep yanımda oldular sağolsunlar. Çiçeğinden, sözde dağıtılacak hediyesine kadar hepsini kendi elimde hazırlamanın haklı gururunu taşıdım çünkü piyasa hep evlilik üzerine şartlanmış ve fiyatlar uçuk bende hem ekonomik hem de severek herşeyi halletmeye çalıştım. İşin sadece isteme boyutu hepimizi ağlattı. İsteme merasiminde babamın ağlayacağını aklıma bile getirmezken gözyaşlarımı zorla tutup içime akıttım nihayetinde kız çocuğunu bir başka aileye emanet etmek zor bişey olsa gerek. Ama onun dışında bu süreçte nazımı, triplerimi, bunaldığım anlardaki stresli hallerimi çeken ve sözümün en güzel şekilde gerçekleşmesini sağlayan eşime teşekkür etmezsem büyük ayıp ederim. Bir teşekkür de bu süreçte hayırlı olsunlarını eksik etmeyen tumblr aileme gelsin. O kadar güzel yorum ve mesajlar atmışsınız ki hepinize tek tek teşekkür ederim. Ve Allah bekar olan tüm arkadaşlarıma bu güzel duyguları benimkinden daha güzel olacak şekilde yaşatsın deyip sağlıcaklar diliyorum.:“)

anonymous asked:

bugün kursum başladı sınıftada bi çocuk var ve çocuğun benden etkilenmesini hoşlanmasını flan istiyorum arada bakıyor gibi ama erkekler konusunda kıt olduğum için anlayamıyorum dünde sonuçlara bakarken çekilir msin dedim sonra kızlara adımı buamıyorum dedim o da altlara bak dedi 13. olmuşum dedim 6. olmuşum falan dedi bugünde hiç konuşmadık sadece ben nerden mezun olduğunu sordum o kadar ortak arkdaşlarımız var beni tanıyıp tanımadığını bilmiyorum ama benden etkilensin istiyorum nasıl yapabilrim

erkeklerden bende anlamıyorum eheh hem aq yeni başlamış bi bismillah biraz geçsin belki ilerde farklı yönü ortaya çıkıcak bekle az 

Bırak kendi halime beni. Neden duvarlar hem bende ve hem bende değil? Neden ben onların hem içinde ve hem de dışındayım? Neden hem bu günde ve hem de dündeyim? Gerçekten hem de dünde miyim? Neden seni işte şu ilk görüşte tanıyor ve neden hem de kimliğini araştırıyorum? Neden benim kimliğim seninkini bulmama bağlı? Buraya nereden düştüm? Yerim burası mı? Burada mı olmam gerek? Bugünki kimliğim ne? Ya daha evveli? Ya daha evveli ve daha daha daha evveli? Ya sen?

Nazan Bekiroğlu, Nun Masalları