ben brownie

just found this in my carmilla folder. ??? why did i feel that the world needed a faux inspirational poster for carmilla with the cast looking confused/excited on with a background of rainbows. why. what is this. i must have spent time on this. i am in too deep in this fandom and i never want to leave

underbree  asked:

Top 5 ice cream flavors

NOOOOOO

i live walking distance from a ben & jerry’s, ice cream is my life

1. ben & jerry’s brownie batter core

2. ben & jerry’s red velvet cake

3. breyer’s cookie’s and cream

4. haagen-dazs coffee

5. there’s one specific brand of chocolate chip cookie dough that i grew up just INHALING i think it was turkey hill

honorable mention: anything from big gay ice cream and any cake batter flavors

send me top 5 anything i’ll fuck it up

Artık içime sığmıyor, bir yere dökmem lazım. Yenilerin eskilerin tekrarı olduğunu bu sene anladım ben, okulun ilk günü onu gördüğümde. Caddedeydik. Karşı kaldırımda duruyordu. Sanırım birkaç saniye göz göze geldik. Garip hissettim. Daha önceden tanıdığım ama sonraları yavaş yavaş konuşmayı, görüşmeyi azalttığım en sonunda unuttuğum birini anımsıyormuş gibi hissettim. O kişiyi hatırladıktan birkaç dakika sonra karşımda görmüşüm gibi hissettim. O garip heyecan, hafızamın silinmesi imkansız olan bir köşesinde yer etti. Her gün onu karşı sınıftan çıkarken gördüğümde aynı heyecanı taşıyorum. Neyse. Göz göze geldik demiştim. Ben gözlerine bakıyordum, o bana. Bakışlarını aşağı indirip yukarı çıkardı; sanki beni anımsamaya çalışıyormuşçasına. Sonra ışık yandı. Ben karşıya geçtim, o benim olduğum tarafa. Yan yana geçerken ikimizin de suratında aynı ifade vardı. Nereden hatırladığımızı hatırlamaya çalışıyorduk. Belki de beynimiz biz farkında olmadan bizi kendine kaydetmiş ve günler, aylar sonra karşımıza çıkarıyordu. Yanımdan geçti. Arkama bakmadım. Yürüdüm. Hevesle, heyecanla garipçe bir umutla yürüdüm. Okula geldiğimde hala sırıtıyordum. Biraz zaman geçti. Bahçede yürürken gözüm kapıya takıldı. İçeri giriyordu. O an hissetmem gereken en saçma duyguyu hissedip korktum ve kaçtım. Saklandım. Aslında ondan değil kendimden saklanıyordum. Çünkü biliyordum, bu işin sonunun nereye gideceğini. Benim hayatımda mutlu sona yer yoktu... E okulun ilk günü, konferans olmadan olur mu? Girdim salona, ileride o salonda birçok kez bir araya geleceğimizi bile düşünmeden girdim, oturdum koltuklardan birine ve bekledim. Neyi bekledim bilmiyorum, sanırım kapıdan girmesini bekledim ve girdi, tam arkama oturdu. Aynı okulda olduğumuza iyice emin oldum. Mutluydum ama öte yandan bu kişinin bende zamanla bir takıntı haline geleceğini, aklımdan çıkmayacağını biliyordum. Bu düşünceyi iteledim kafamdan. Bekledim sadece zamanın geçmesini. Günler geçti. Sınıflar belirlendi, karıştı, tekrar belirlendi. En sonunda her şey yerli yerine oturdu. Çapraz sınıfımdaydı. Aynı yaştaydık. Ve işin en can alıcı kısmı, aynı semtte yaşıyorduk. İstanbul'da aynı okulda okuduğun bir insanla aynı semtte yaşamak demek, günün yaklaşık 1,5 saatini aynı otobüsün içinde solunum yaparak geçirmek demektir. Biz de öyle olduk tabi. Okulun ilk günleri; farkımda bile değil. Zaman geçiyor, günler günleri kovalıyor. Hala beni farketmiyor. Aslında farketsin de istemiyorum. Farkederse daha da bağlanır, her şeye ümitlenirim, biliyorum. Sonra ilk sınavlar gelip kapıya dayanıyor. Herkeste bir koşuşturma. Bana ilk cümlesi, "Atarlı kız!" Oluyor. Atarlı kelimesini ilk kez bu kadar hoş buluyorum. O kelime okulun açılmasından bu yana hissettiğim bütün duyguların ve ileride hissedeceklerimin annesi oluyor. Düğüm orada çözülüyor. Gerisi çorap söküğü gibi geliyor. O sesi duyduktan sonra, bir daha aklımdan çıkmayacağını biliyorum. O günden sonra beni gördüğü yerde gülümsüyor, canımdan Can gidiyor; aklımdan o gitmiyor. Bir süre sonra boşver diyorum kendime. Kim kendine mukayyet olabilmiş ki? Boşveriyorum ben de. İkinci sıfatı "Geveze" oluyor. Arkadaşımla konuşurken gelip, "Sizce de çok konuşmuyor mu?" diyor gülerek. Gülüşün hakkında daha çok konuşabilirim demek geliyor içimden, susuyorum. Üçüncüsü "Basketbol izleyen kız" oluyor. Bunun manasını ben de çözemedim henüz, sanırım her öğle tenefüsünde spor salonuna basketbol izlemek için gittiğimi sanıyor. Amacım yalnız kalmak ve kimsenin aklına spor salonunda olabileceğim gelmiyor. Bir gün geliyor, "Ben senin adını bilmiyorum." diyor, söylüyorum. "Ben de Civciv." diyor. Tanıştığıma memnun oldum diyip ayrılıyoruz, bu cümle onun için sıradan bir cümle iken benim aklım da acaba gerçekten memnun oldu mu düşünceleri geçiyor. Öbür gün geliyor. Öbür gün arkadaşı geliyor, adını soracak ama çekiniyor diyor. Arkasında o duruyor. Suratında utangaç bir ifade. Adımı söylüyorum. Tekrar ediyor. Evet diyorum. Bir daha unutmayacağım söz diyip gidiyor, gülerek. Gülüyorum. Çünkü gülümsemesi çok güzel. Zaman geçiyor. Otobüslerde konuşmaya başlıyoruz. Bundan önceleri her gün bir buçuk saat boyunca onu izliyor oluyorum. Kulaklığının düğümünü çözüşünü izlemek, Picasso'nun tablosunu izlemekten farksız benim için. Düğümünü açtığı kulaklıkla Duman dinlerken parmaklarıyla ritim tutuyor, beceremiyor. Ama mimikleri kusursuz bir tablo. En büyük kusuru da kusursuz olması belki de. Bir ara okulda yanıma geliyor, seni ne zaman görsem üzgün gözüküyorsun diyor. Gülünecek bir şey bulamıyorum diyorum. Tersledipimi sanıyor sanırım. Bir hafta kadar yanıma gelmiyor. Zaman geçiyor. Konuşmaya başlıyoruz, kitap okur musun diyorum. Pek anlamam diyor. En son Harry Potter'ı okumuş. En sevdiği film de oymuş. Basketbol oynamayı her şeyden çok seviyormuş. Bu yüzden yağmurlu günlerden nefret edermiş, eli çamur oluyormuş çünkü! Spor yapmayı seviyormuş, kafası dağılıyormuş. Mutsuz olduğunda basketbol oynarmış, sen ne yapıyorsun mutsuzken diye soruyor, "Yürüyorum." Diyorum. Peki ne sıklıkla yürürsün diyor, "Her gün!" diyorum. Gülümsüyor. Bir gün beni bir üst geçitte yakalıyor. Ben orada öyle dikilip arabaların geçişini izlerken yanıma geliyor. Napıyorsun diye soruyor. İzliyorum, diyorum. Neyi, diyor. İnsanları, diyorum. Niye, diyor. "Çünkü hepsi birbirinden garip, hepsinin hikayesi birbirinden farklı. Yedi milyar insan yedi milyar hikaye demek ve ben hikaye okumayı seviyorum." diyorum. Garipsin, diyor. Gülümsüyorum. Garipsin de bir iltifat bence... Çikolatalı sütü çok seviyor. Her tenefüs elinde kakaolu süt görüyorum. Karşımda o sütü içerken beş yaşındaki bir çocuktan farksız. Belki de o yüzden ona bu kadar bağlanıyorum. Bu kadar saçmalığın içinde hala küçük bir çocuk... Zaman geçiyor. Yolculuk devam ediyor. Gün geliyor hazırladığım ödevleri alıyor, "Çok uzun yazmışsın be !" diyip geri veriyor. Gün geliyor balonlarla basketbol oynamaya çalışıyor, gün geliyor matematik sorularımı çözmeye çalışıyor. Birinci sınavdan 94 alırken ikinci sınavdan 65 alabilecek bir karaktere sahip. Sınavların kolaylığıyla alakalı değil bu, inişli çıkışlı bir hayatı seviyor bu çocuk! Gün geçiyor. Birinci dönem bitiyor. Eylül'den beri tanıyorum onu. En son dün gördüm. Elinde çikolatalı süt vardı. Otobüsten inince biraz yürüdük. Beni kırtasiyeye götürdü, zaten ilk böyle konuştuk. "Beni kırtasiyeye götürür müsün?" Her gün onunla beş dakika daha fazla yürüyebilmek için yarım saat yol yürüyorum. Onu seviyor muyum bilmiyorum, ama o beni sevmiyor bunu çok iyi biliyorum. Sadece onunla olmak hoşuma gidiyor. Ve tesadüf fikri. Bir sene boyunca gecemi gündüzüme kattığım yere beş dakika uzakta oturuyor. Geçen sene gittiğimiz dersaneler karşılıklı. Ben ağlayarak yürürken arkamdan geliyor olması düşük bir ihtimal değil. Veya bindiğimiz otobüste kitap okuduğum için onu farketmemiş olmam. Onun her gün basketbol oynadığı bahçede onu görmüş ama farketmemiş olmam. Belki aynı marketten ben brownie alırken o kakaolu süt almıştır. Belki küçükken çekildiğim bir fotoğrafın arka kısmında onun da siması vardır. Beni ona bu derece bağlayan şey bu küçük ihtimaller. Seviyor muyum bilmiyorum, ama kazanmadığım halde kaybetmeyi istemediğim biri olduğu kesin. Belki bir gün, "Tesadüflerle tanıştık." diyebiliriz.

Patty took the best photo of Danielle and I at the Ben and Jerry’s factory eating our Mini Vermonsters.

We wanted an actual Vermonster but both Patty and Whitney backed out.

Danielle and I are unstoppable 👊💥