belin

Ben bugün bir aşk dinledim, bir kadının ağzından.
Ben bugün bir adamın bir kadını ne kadar sevebileceğini dinledim.
Ben bugün bir aşk ne kadar güzel olabilir, onu dinledim.
Hikaye şöyle; bir adam var, bir de kadın. Kadının elleri adamın beline sarılmış, gidiyorlar. Sonra adam ölüyor kadının kolları arasında. Kadın yara içinde. Sonra bir mektup kalıyor kadına. Geleceğe dair bir mektup. Kadın adamın her dileğini gerçekleştiriyor. İmkansız gelen ne varsa, imkan bulana kadar deniyor.
Bir adam bir kadını ne kadar iyi tanır, onu dinledim ben bugün, bir kadının ağzından.
Adam, kadının eline diken batsa ne tepki vereceğini, yüz çizgilerine kadar biliyor.
Ben ömrümde böyle sevmek görmedim! İmrendim, ve ben bugün bir kadının ağzından duyduklarımdan sonra çıkıp birine ‘seni seviyorum’ demeyi kendime yakıştıramadım.
Sevmek, öyle değil böyle olurmuş dedim.
Çok güzel bir hikayeydi, biraz hüzün biraz gözyaşı dolu.
Ve ben bugün, şunu öğrendim. Bir adam dokunmaktan korkarak seviyorsa, göz bebeklerinin içine bakarken içi titriyorsa, ondan güzel kimse sevemez.

23032017

“İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim."

Atatürk, Amasya ziyaretinde. Vali konağında yörenin ileri gelenleri ile sohbette. Bir ara tam karşısında oturan birine takılır gözleri. Yaşı ellinin üzerinde bu adam beline kadar inen sakalıyla Atatürk’ün dikkatini çeker. Ata, yanındaki valinin kulağına eğilip sorar:

– Kimdir bu?

Vali yanıt verir:

– Efendim kendisi Şıh’tır. Yörede çok hatırlısı vardır.

Atatürk, Şıh’ı yanına çağırır ve;

– Bak baba, imanın ölçüsü sakalın boyunda değildir. Şunu rica etsem de en azından Peygamber efendimizin ki gibi kısaltsan.” der ve eliyle de boyun altı hizasını gösterir.

Şıh:

– Emrin olur Paşam, diyerek yerine çekilir.

Aradan zaman geçer, bir akşam Atatürk, Amasya’daki Şıh’ı hatırlar ve Valiyi telefonla arayıp durumu sorar. Vali nasıl söyleyeceğini bilememekle birlikte, Şıh’ın sakal boyunda en küçük bir kısalma bile olmadığını aksine kimselere el sürdürmediğini anlatır. Atatürk telefonu kapatır, kağıdı kalemi eline alır ve az sonra nazirini çağırıp, yazdığı yazıyı Amasya Valiliği’ne tebliğ etmesini ister.

Ertesi gün Amasya’dan bir haber gelir ki, Şıh Efendi Ata’yı görmek üzere Ankara’ya yola çıkmış… Şıh gelir Ata’nın karsısına çıkar. Sakal tamamen kesilmiş, sinekkaydı bir tıraş olunmuş, saçlar kısaltılmış, kılık kıyafet bastan sona değiştirilmiş, bambaşka bir görünüme bürünülmüştür. Atatürk’ün mesai arkadaşları bu değişimi anlayamaz ve Ata’ya sorarlar:

– Aman Paşam, o Şıh ki sakalına el dahi sürdürmezdi, siz ne ettiniz de kökünden kesmesini sağladınız?

Ata gülümser, sonra da yanındakilere dönüp:

– Dün aksam Amasya Valiliği’ne bir yazı gönderdim ve Şıh’ı Afyon’a vali atadığımı bildirdim, der.

Ardından da yeni bir yazı hazırlayıp, nazırına bu yazıyı da Şıh’a vermesini söyler. Yazıda söyle yazmaktadır:

“İnancın ölçüsünün sakalda olmadığını anladığına sevindim. Valilik meselene gelince; bugün koltuk uğruna kırk yıllık sakalından vazgeçebilen yarin başka şeyler için milletinden bile vazgeçebilir. Seni böyle bir ikileme mahkum bırakmayalım. Kal sağlıcakla…”

Ellerin Şarkı Sözü / Sözleri

Uzandığın yerden üşüttün gördüm
Belin açıldı, dikkat etmezdin hiç

Gel hırkam ne diye duruyor burda
Saçlarını kurut böyle dolaşma

Sen böyle gülme bana
Deli oluyorum yanında, dudaklarında

O güzel çorapların ve ellerin
Beni uzun zamandır meşgul ediyor

Böyle bir güne doğsam yanında
İnan bu gözlerim kendinden geçer

Erkan'ın Fedakar Annesi

arkadaşım erkan ve ailesi küçük kasabamızdan yıllar önce çıkmış bir aileydi. yazdan yaza temiz hava almak için gelirlerdi kasabaya.erkanın annesi nalan köy külyürünü yenmiş modern görünümlü ve memuriyet hayatının üst mevkilerinde olan bir kadındı. ben ve mahallenin diğer gençleri onda gördük ilk kez taytları badileri ama kadınında hakkı var doğrusu bu vücüdu sergilemeye.bu yaz geldiklerinde başımızdan geçen bir olayı anlatacağım sizlere… Bir gün genilş bahçeli büyük evlerinin önünden geçerken nalan hanım beni çağırdı.gittim. merhabaalaştıktan “ ben de seni arıyordum konuşacaklarım var senle ” dedi . sonra “içei girelim"dedi. onun arkasından üst kata çıkan merdivenleri katederken düşünüyordum kendimce "bu kadının benle ne işi olabilirdi ki” kadının üzerinde çiçek desenli beyaz bir elbise vardı. ince elbisesinden altından sütyeni külodu nevar ne yok belli oluyordu. kendime “oğlum istermisin versin kendini şu hatun sana diyordum” kadının ince beline hasta olmuştum kendine bakıyordu demekki 42 yaşını hiç göstermiyordu başkaca kalçaları ve memeleri dolgun ve yuvarlak sarışın yeşil gözlüydü. oturduk koltuklara nalan önce soğuk kola servisi yaptı sehpaya tepsiyi koyarken eğildiğinde de yüreğimi ağzıma getirdi çünkü eğildiğinde memeleri fora olmuştu yanıma oturdu “nasıl söyleyeceğimi bilemiyorum konu erkan dedi ” “ o hasta ne yaptıysam onu iyileştiremedim dedi” şaşırmıştım ailesi ile değil ama erkanla çok samiaiidik böyle bişey olsa bana söylerdi dedim. nalan “bu anladığın gibi hastalık değil nasıl söylesem dedi” ve aniden kalkarak pencerenin önüne gitti. pencereden sızan ışık nalanın vücüt hatlarını olduğu gibi gösteriyordu ter bastı beni kadına bakamıyordum sanki üzerinde hiç bişey yoktu. nalan derin bir nefes alarak “erkan homo olmak üzere dedi ” nasıl olur dedim “bilmiyorum ona her şeyi verdik ama bilmiyorum bu özentiyi bırakması için ona porno vcd bile aldım gizlce odasına koydum dedi” yanıma gelip elimi tutu yanıyordum “bu işten onu birtek sen kurtara bilirsin dedi” nasıl dedim “erkan seni dinler küçükken hep seni anatırdı cesaretini maceracılığını falan seni örnek alırdı dedi.” “ona baskı yap yanlış yaptığını göster ne gerekiyorsa masraftan kaçınma kadın falan ayarlayın ne olur kurtar onu dedi” ve aglıyarak kucağıma kapandı. şaşkınlık üzerine şaşkınlık yaşıyordum.kdının şaçlarına dokundum okşar gibi olur denerm dedim. erkanla eskisi gibi değiliz ama denerim dedim. nalan teşekkür etti.çıkarken yanağımdan öptü yüzümün kızardığını hissettim bahçe kapısına yürürken bana ne diyorsun aç ta ogluna göster bir kez malını mülkünü birşeyciği kalmaz dedim kendi kendime. bir kaç gün sonra erkanı yaylaya davet ettim gece ateşi yakıp konuşmaya başladık önce eski günleri yad ettik sonra ben asıl konuya girdim.ve sözü erkan aldı “ o kaltağa söyle bütün suç onda dedi o beni çoçukken öldüresiye dövmeseydi bütün bunlar olmazdı dedi” nasıl anlat dedim devam ettierkan “ daha yeni yeni sikimin kalktığı zamanlardı bir gece tuvalete kalkmıştım banyodan sesler geliyordu kapıyı araladım baktım ki babam annemi küvete dömeltmiş hızla sikiyordu bilirsin annem sinirli ve otoriterdir baba da arada bir veriyordu adam o heyecanla sikiyordu annemi benim varlığımın farkında değillerdi onlar inlerken bende sikimi çıkarmış onları seyrederken çekiyordum babamın annemin amına girişini annemin memelerinin ileri geri sallanışını net olarak görüyordum neyse bisüre sonra babam boşaldı annem doğruldu o sıraa bende yanlarına giderek babama baba annemi bende sikebilirmiyim dedim beni görünce şaşırdılar annem üzerine havlusunu aldı ama benim sözlerimi duyunca havluyu atarak bana saldırdı tekme tokat vuruyordu babam ayırmaya kaltıysada başaramadı onuda kovdu yığıldım babam beni yatağıma götürdü ama duş alıp gelen annem beni sabaha kadar dövdü işkence etti dedi o günden sonra ne zaman kadın aklıma gelse annem aklıma geliyor zamanla kadınları unutmaya başladım ne olur daha fazla acı çektirme bana bırak beni dedi” ertesi gün olanları nalan hanıma anlattım bahçede yürüyorduk tamam dedi bir plan yapalım ozaman dedi. bir kaç gün sonra planı uygulamaya koyduk. büyük oyurma odasında konuyu konuşmaya başlladık nalan oğlu erkanın yanında oturmuş ona şefkat taneleri saçıyor hemde erkanı teskin edici şeyler söylüyordu bende arada katılıyordum ama nafile erkan annesini itiyor konuşmuyordu. nalan onun yanından kalktı önümde durarak “ pekhala gösterelim şu ipneye nasıl sikişilir dedi” şok olmuştum nalan yanıma oturdu arkana yaslan her şeyi bana bırak dedi egilerek fermuarımı açıp sikimi çıkardı ve agzına alıp emmeye yalamaya başladı kısa sürede sikim kalkmıştı. sikimi kavrayııp erkana “ bak nasılda kalktı arkadaşınınki dedi ” erkan oralı bile değildi. nalan üzerindeki yeşil tişörtü çıkardı memelerini avuna alıp sıkıyodu istermisin memelerimi dedi bana sonrada istersin tabiii dedi ve beyaz sütyenini çıkardı avuçlarına aldığı memelerini agzıma verdi emmiyor adeta yiyordum o dolgun memeleri ve elimle hamaur gibi yoğuruyordum birbiri ardı sıra erkanda hala tık yoktu nalan kalktı oğluna hitaben bunda birşey yok sen sik beni dedi ve kaktı siyay taytını çıkardı önüme geçti amını agzıma uzattı beyaz küyodunu aralayıp yalamaya başladım tıraşlı kırmızı amcığı nalan inlemeye başladı bisüredaha devam ettikten sonra geri çekilip önüme eğildi ufalan sikimi emmeye başladı sendede ne yarak varmış diyordu kalktı külodunu çııkardı sırtını bana dönüp kucağıma oturdu ben de sikimi tutarak amına yerleştirdim nalan oflayıp inleyerek sikimin üzerinde oyurup kalkıyordu hızlanmıştıkki nalan öne eğilip durdu kalçaları kuçağımda daireler çiziyordu oğluna dönerek oğlum bak nasılda sikiyo beni arkadaşın offf çok zevkli ama bu am senin gelde sen sik beni dedi sonra bana yaslandı şimdi ben vuruyordum nalanın amına derken erkan kaktı annesinin önünde durdu fermuarını açtı yarı kalkmış küçük siki elindeydi nalan öne eğilerek oğlunun sikini ağzına aldı ben nalanın amına girip çıkmaya devam ediyordum nalan aslan oğlum hadi hadi sen sik beni diyordu erkanın siki nihayet kalkmıştı erkan annesinin memelerini eeeeline almış sıkıyor meme uçlarından tutup uzatarak çekiştiriyordu nalan bana dur dur nerdeyse boşalcam oğlum sikerek boşaltsın beni dedi ve kucagımdan kaktı. erkana otur aşkım erkeğim diyerek oğlunu kanepeye oturttu. kendiside oğlunun sikini tutup amına yerleştirerek onun kucağına yüzü erkana dönük olarak oturdu oğlunun başını memelerine gömerek kucağında oturup kalkıyordu bense sikimi nalanın agzına verdim bisüre sora erkan sende gir içine benimki yetmiyor bu kaltağa dedi. nalana baktım nalan öne yatarak kıçını arkaya attı onun arkasına geçtim o ara nalan amıma amıma gir dedi tamammı diyordu zor şer nalanın amına yarı yarıya gipip sikmeye başladım erkanla beraber annesinin amındaydık işte ve nalan mütiş çığlıklar atıyor ve inliyordu ama ben çıktım nalanın amından onlarda durdular rahat giremiyordum nalanın amına sikimi kavrayıp nalanın götüne kökledim daracık ve sıcaktı göt deliği nalan feryadı kopardı çık çık götümden diyordu ama erkan annesinin memelerini avuçlayıp bana gir gir götüne diyordu nalan erkana oğlum oram hiç sikilmedi hem arkadaşının siki çok iri diyordu ama olan olmuştu hep birlikte zirveye ulaştık erkan annesinin amına ben götüne boşaldım nalansa ikimizin spermleriyle zevke geldi… Erkanın tedavisine devam ediyoruzz hala…

Çanakkale
18 Mart 2017

Ragıp, Selanikli'ydi.
Mustafa Kemal'le akrandı, 1881 doğumluydu, askeri tıbbiyeden mezun oldu, hekim yüzbaşıydı… Eğitim için Almanya'ya gönderildi. Görev yaptığı hastanede Erica'yla tanıştı, hemşireydi, beline kadar örgü sarı saçlı, tipik Alman güzeliydi. Ragıp'ın aklı başından gitti, kaçamak bakışlarla kendisini süzen o mavi gözlere kelimenin tam manasıyla vurulmuştu. E bizim Ragıp da filinta gibi delikanlıydı, üstelik Almanca'yı akıcı şekilde konuşuyordu, espriler mespriler, romantik cümleler filan, kızı bağladı, flört etmeye başladılar. Doğrusu Erica da ilk günden gönlünü kaptırmıştı ama, mantığı engel oluyordu, Alman gerçekçiliği ağır basıyordu, çünkü, özellikle babasının ne cevap vereceğini çok iyi biliyordu, bir Türk'le bir Müslüman'la evlenmesine asla müsaade etmezlerdi, ayrıca, kendisi koyu bir hıristiyan sayılmazdı ama, bir Türk'le evlense bile din değiştirmek istemiyordu. Ragıp dedi ki, babanı sen bana bırak, dinlerimiz konusunda ise düşündüğün şeye bak, ben seni böyle sevdim, sen beni böyle sevdin, birbirimizi neden değiştirelim ki? Sonra gitti, bir buket çiçekle kapıyı çaldı, bizde gelenek böyledir dedi, Allah'ın emri peygamberin kavliyle Erica'yı istedi, sizi ikna etmek için ne demem gerektiğini günlerce düşündüm, inanın bulamadım, sadece şunu söyleyebilirim, kızınıza aşığım dedi. Adeta sihirli iki kelimeydi. Zor, kolay oldu. Medeni kimliğiyle, medeni cesaretiyle, aileyi etkilemişti, kayınpeder ikna oldu, peki dedi, hemen bir hafta sonra, Almanya'da evlendiler. Mutluluktan uçuyorlardı. Boy boy çocukların hayalini kuruyorlardı. Maalesef… Osmanlı seferberlik ilan etti. Ragıp bir saniye bile tereddüt etmedi, vatan topraklarında kapışma başlarken, Almanya'da duramazdı, Erica'yı karşısına aldı, sana bunu yapmak istemezdim ama, gitmem lazım dedi, ölmezsem, bekle beni… Erica hiç cevap vermedi, açtı yatak odasındaki dolabı, bavulu çıkardı, çoktaaan hazırlamıştı, gazete okuyan her Alman gibi elbette dünyanın nereye gittiğini biliyordu, Ragıp'a sarıldı, sen nereye ben oraya dedi… İyi günde kötü günde, anca beraber kanca beraberdi. İlk trenle İstanbul'a geldiler. Ragıp lisan bildiği için Almanya'da zorlanmamıştı ama, Erica tek kelime Türkçe bilmiyordu. Ev kiraladılar, Alman gelin açısından ne komşu vardı, ne akraba, ne tanıdık… Üstelik, Ragıp'ın ailesi kendi ailesi kadar hoşgörülü olmamıştı, yabancı gelin kabul edilmemişti. Ragıp her sabah Taşkışla hastanesindeki geçici görevine gidiyor, Erica eşi gelene kadar sokağa bile çıkmıyor, yapayalnız bekliyordu. Dört ay kadar böyle geçti. Ragıp, Çanakkale'ye, cepheye, başhekim yardımcısı olarak atandı. Yine aldı Erica'yı karşısına, sana bunu yapmak istemezdim ama, gitmem lazım dedi. Erica gülümsedi, çoktaaan bavulunu hazırlamıştı, söylemiştim sana dedi, sen nereye ben oraya… Ragıp bir taraftan kendisini böyle bir kadınla tanıştırdığı için Allah'a şükrediyor, bir taraftan sevdiğini böylesine sürüklediği için vicdanen kahroluyordu. At arabasıyla Çanakkale'ye geldiler. Erica bu defa yalnız değildi. Mesleğinin tam göbeğine gelmişti. Sahra hastanesinde gönüllü hemşire olarak çalışmaya başladı. Ev mev yoktu, baraka bile yoktu, sahra hastanesinin bitiğişinde çadırda kalıyorlardı, kuru ekmeğe talim ediyorlardı. Gel gör ki… Ömürlerinde böyle mutlu olmamışlardı. 24 saat, gece gündüz birlikteydiler, önemli olan buydu, olumsuz fiziki şartlar umurlarında bile değildi. Savaş patladı… Ragıp devamlı ameliyattaydı, Erica kan revan içinde gazilerimizin başındaydı, yara sarıyor, ilaç veriyor, ana şefkatiyle kınalı kuzularımızın saçlarını okşuyor, öğrendiği bir kaç kelime kırık dökük Türkçesiyle moral kaynağı oluyordu, “ölmeyeceksin, yaşayacaksın, iyi olacaksın, sevdiğine kavuşacaksın” diyerek, paramparça evlatlarımızı hayata bağlamaya çalışıyordu. Gazilerimiz Erica'ya “hemşire” diye seslenmiyordu, “ana hatun” adını takmışlardı. Can pazarındaki bu kahraman kadını, annelerinin yerine koymuşlardı. Hastaneden vakit bulduğunda, köylü kadınlarımızla birlikte çalışıyor, iğne iplikle Mehmetçik'in delik deşik kıyafetlerini onarıyor, çadır dikiyordu.
*
17 Aralık 1915, saat üç suları…
İngiliz keşif uçağı Eceabat'ın Yalova köyündeki hilal-i ahmer hastanesi üzerinde dolaştı. Adrese teslim koordinat belirliyordu. 10 dakika geçti geçmedi, İngiliz zırhlılarından bombardıman başladı. Çatısında 20 metre boyunda “kırmızı ay” bulunmasına rağmen, bile bile, tüm ahlaki kurallara aykırı olarak, hastaneyi hedef aldılar. Ana Hatun orada hayatını kaybetti, tertemiz yüreğine şarapnel denk gelmişti. Ragıp yara almadan kurtuldu ama, Erica'nın cenazesini kucakladığı o saniyeden sonra yaşadı denilebilir mi, bilmiyorum.
*
Erica için askeri tören düzenlendi. Sevdiği adamın vatanında, vatanımızın bağrında, Yalova köyünde, şehitlerimizin yanında toprağa verildi. Kabrinin Osmanlıca kitabesine “ifa-yı vazife esnasında top mermisiyle terk-i hayat eden madam” yazıldı.
*
Almanlara komple nazi denilen…
“Adam gibi ölmek var, bir de madam gibi ölmek var” denilen ülkede…
Çanakkale şehididir madam Erica!
*
Çünkü Çanakkale dediğin, duygusuz, ruhsuz, hamasi nutuklardan ibaret değildir.
Ayşesiyle Fatmasıyla Lindasıyla Ericasıyla, yarım kalan aşkların destanıdır.