bakabilir

Merhaba arkadaşlar. Bildiğiniz gibi tumblr bir süredir pek aktif değil, yaz aylarının gelmesiyle artık bir hareket gelsin istedik.

Bizim asıl amacımız burada kendi emeğiyle  güzel postlar, içerikler hazırlayan insanlara destek olmak. Bu yüzden büyük bir liste hazırlayacağız.

Listede başkalarının emeğini çalanlara yer vermiyoruz… Tumblrı aktif ve özgün (kendi içeriğini üreten)  kullanan bloglara yer veriyoruz. Çünkü güzel bir iş yaptığınız zaman bunu insanlar görsün istersiniz, yaptığınız işin insanlar tarafından beğenilmesi ise sizi daha güzel işler yapmaya teşvik eder.

Ve bu liste @orijinal-bloglar ın  takip ettiği bloglardır. Takip edilenlere blogdan bakabilir, kendi emeğiyle post hazırlayan insanlara onları takip ederek destek olabilirsiniz. 

Eğer siz de güzel postlar hazırlıyor ve bu listede yer almak istiyorsanız “orijinal-bloglar” bloguna ileti gönderebilirsiniz. Sadece kendi blogunuzu değil, listeye girmesini istediğiniz özgün bloglar varsa onları da söyleyebilirsiniz.

Not: Bize attığınız mesajlar sayesinde fark edeceğimiz, göreceğimiz blogları url leriyle beraber bu listeye eklemeye başlayacağız. Ve bu listede post çalan, söz çalan hiçbir insan yer alamayacak.

Not 2: Kendi post atmayıp sadece RB yapan fakat hem düşünce olarak hem kişilik olarak kalitesine inandığımız, emek hırsızlığı konusunda bizimle aynı düşünceleri savunan kişileri de zaman içerisinde listeye ekleyeceğiz.

Herkesten çok kendinle konuş mesela, biraz gözlerin dolsun anlamsızca. Aklına gelen bütün şarkıları söyle. Derince nefes alıp ver biraz, geçen zamana biraz olsun kendinden söyle. Boşa akacağına sana aksın inan bana çok daha iyi olacak. Zihnini bir an boşaltacaksın anlamsız çelişkilerden, sorguya çektiğin tüm düşüncelerini unutacaksın bir an. Bir an olsun ilk defa hayattan kopacaksın. Kendi ruh alemini tanıyacaksın ve onu çok seveceksin. Terapi gibi gelecek ilk önce, sonra her şeyi unutup bir tek o duygunun gerçekliğine ihtiyacın olacak. Anına an katacaksın, yabancılar sana deli gözüyle bakabilir ama aldanma sen onlara. Kendinle çılgınlar gibi saçmala, istediğin dünyaya defalarca kafanda kur, yık, binaları, arabaları gözünde yok et ve hayal dünyanı sanki yaşıyormuş gibi gözlerinde yansıt. Bırak gözlerini okumaya çalışsınlar.

Sevdiğiniz biri veda ettiğinde, kapattığı tüm kapılara uzunca ve sessizce bakabilir ve Tanrı'nın önünüzde açık bıraktığı tüm kapıları görmeyi unutabilirsiniz.

Okuyan bir kızla çık. Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.
Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.
Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.
Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.
Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.
Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.
Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.
Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.
Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.
Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.
O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.
Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.
Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.
—  Rosemarie Urquico

anonymous asked:

ff?

uzuuunn bir süre ff yok bunu iyi değerlendirin asfasfasfasf neyse by .s.s

anonymous asked:

Ff

tabi uzun bi ff vericem uzun zamandır vermediğim için 

@ucanyilan  @kutuptakiprens  @possessedmentality  @ceketlicocuk  @senyasiyonmuaq  @newrendeniz @urlneayol @paradoksadam  @ahbirsorsan @maviasigibirii @blogasit @uykusuzwhovian @bomontigibiri @bidemuggleolcak @ejderyaseveruzayli @kalbiuykusuz @tolstoyunbisikleti @saturnluunicorn @bakmasenonlara @yuceejderhalar @cekmeyencekmece @bayblogger @afrikalijaponbaligi @unicornterbiyecisiii @papatyalarimabastilar @zirvedecamasirasangenc @feyzo3 @ofsusmal @egobuya @mezarkabull @kahvelimeybuz @kedilerdeucar @deadmuststaydead @pikacununelektrikfaturasi @amerikadakibimposeti @imanliman @avarel @simdibisusun @keskelerolmasakeskee @patatesimben @bilincaltimaisedim @uzaydangelenexol @ananin50tonu @dartnoldu @dagilinlanartik @sikiyimmipsikolojini @karamsarceset @sensusmk @tavannanna @burcunubilemeyenastrolog @baymrx @autorunbb @isabetsizokcu @layfmacun @uzaylininpalesi 

uzun bi liste oldu eğer isminizi bulamazsanız özür dilerim <3 ayrıca bu blogların hepsi çok değerli bi bakın derim (yazmayı unuttuklarım kusura bakmasın ya da bakabilir ilgilenmiyorum :))

2

2014 yılının ağustos ayındayız saat 01.00 suları telefonuma bir çağrı geldi fakat ben yetişemedim hemencecik kapandı. Tanıdık birileridir diye düşünüp “kimsiniz?” Diye mesaj attım bir kaç dakika sonra tam hatırlamıyorum fakat “kusura bakmayın yanlış oldu iyi geceler” gibi bir mesaj gelmişti telefonuma “sorun değil, iyi geceler” diye yanıtlamıştım hemen ardından numarasını “?” Diye kaydedip whatsapptan profiline bakmıştım. Yazın ortasındayız ve profilinde kışlık bir fotoğraf vardı. Numarasını silmemiştim ve arada sırada whatsapptan profiline bakar “gerizekalı yazın ortasındayız kıştan kalma fotoğrafı var” derdim. Çoğu zaman da onu çevrimiçi yakalamaya çalışıyordum. Rutin hale gelmişti bu benim için whatsappa girer çevrimiçi oluşunu izlerdim. Nedendir bilmiyorum. O da o zamanlar whatsapp profil fotoğraflarımı telefonuna kaydediyormuş bunu sonraları ondan öğrendim. Asıl amacı ise Hüseyin isimli arkadaşına saçma salak bir şaka yapmakmış. Hüseyin'le numaralarımızın son rakamı farklı. Hüseyin'in numarasının son rakamını değiştirerek beni bulmuş ve adımı “mizah” olarak kaydetmiş. Hani şu mizah aranıyor espirisi var ya hıh onu yapmaya çalışmış. Bir süre lakabım Hüseyin'den dolayı Hüsniye olmuştu. Neyse yaşanan olaydan sonra beni 1 ay boyunca özel numaradan bir çocuk arayıp durdu. O sıralar tabi benim sevgilim var neyse 1 ay boyunca arada beni arar konuşur dertlerimi anlatırdım. İlk zamanlar memleketi Giresun'daydı sonraları yaşadığı şehire İstanbul'a döndü. Kim olduğunu söylemiyordu bazenleri “adım Orhan” diyordu fakat ben inanmıyordum beni kandırıyorsun diyordum. (Adının Orhan olduğunu daha sonra whatsapptan kimliğini atmasıyla inanmıştım.) Dakikası bitince mecburiyetten whatsapptan yazdı. “Kanka dakikam bitti” diyip random atmıştı ilk tepkim “O sen miydin?” Olmuştu tabi çocuk ne bilsin whatsapptan ona baktığımı durumu izah ettim sonra. Arkadaşlığımız böyle başlamıştı. Sürekli konuşuyorduk hayatımda bir yer edinmişti artık. O sıralar sevgilim dediğim kişiyle aram berbat denecek derecedeydi sürekli Orhan'la konuşuyor her şeyimi ona anlatıyordum. Tabi ki sevgilimle iyi geçen günlerim olmuştu fakat kötü geçen günlerim iyi günleri haklıyordu. Bir süre sonra Orhan bana karşı bir şey hissettiğini ve bunun hoşlantıdan fazla olduğunu söylemişti. Ne yapacağımı bilmiyordum. Konuşmayı kesemiyordum. Hani bir his vardır konuşmayı kessem beni kim dinleyecek gibi açıkçası bağlanmışsındır. Uzun zaman geçti aradan eskiye nazaran daha yakındık. Hakkımda ki en gereksiz bilgiyi bile hafızasında saklıyordu. Gün geçtikçe sevgisi daha da artıyor daha da bağlanıyordu geceleri ağlıyor üzülüyordu. Onun üzülmesine dayanamayıp bende üzülüyordum. Konuşmayı bıraksam onun için daha kötü olacak konuşmaya devam etsem daha da bağlanacaktı bu ikilem arasında kalmıştım onu üzmek istemiyordum ama zaten ona sevgilimi anlatırken üzüyordum bunun farkına çok geç varmıştım bu böyle böyle devam etti, arkadaşlığımız sürdü. Bir grubumuz vardı whatsappta ben, yakın arkadaşım aynı zaman da adaşım Başak ve Orhan. “Yaşasın platonik aşıkların onurlu mücadelesi” diye bir yazı vardı o yazıyı bu gruba atmıştım ilk kavgamız bu yazı yüzünden olmuştu. Bazen kıskançlık krizine girerdi kavga eder küserdik ama dayanamaz yazardım. Küs kalamıyordum ona. Bir şekilde kendimi affettirip barışırdık. En ufak şeyde Orhan'a sığınırdım. Mutlu ederdi beni. Alışmıştım ona. Tabi sevgilimin bundan haberi yoktu. Orhan git gide bir çıkmaza girmiş ve beni her geçen gün daha fazla sevmeye başlamıştı. Bir lafıma günlerce üzülür ağlardı. Bir lafıma günlerce sevinirdi. Orhan meyvelerden çileğe bayılır bir gün bana “pastamın çileği olur musun?” Diye bir soru yöneltmişti. Biliyorum sevgili olmak istemişti ama ben şakayla karışık olumsuz olarak cevaplamıştım. Sevgilim vardı zaten ne yapabilirdim ki? Zaman işte durmuyor, tutamıyorsun geçip gidiyor 1 yıl geçmişti aradan ailesindeki çoğu kişi beni biliyordu. Sevgilim dediğim kişiye karşı sevgim git gide yok oluyordu. Sürekli beni üzüp kırıyordu. İğrenç bir olay yaşamıştık sevgimin bittiğini söyleyebileceğim nokta orasıydı fakat hala beraberdik o sıralar Orhan'a karşı bir şeyler hissettiğimin farkındaydım ama bir türlü ayrılmıyorduk hatta Orhan'ı arayıp ağlıyordum ses çıkarmadan beni dinliyordu. En sonunda “artık beni dinlediğini belli edecek bir tepki ver” derdim “üzgünüm” der kesip atardı yorumda bulunmazdı. Ama biliyordum üzgündü. Bir süre sonra sevgilim dediğim kişi eski sevgili ünvanını almıştı bende ilişiğimi kesmiştim.
Orhan'ı özlüyordum. İnsan hiç görmediği birini özler mi? Kokusunu bilmek istiyordum. Tenini, teninin sıcaklığını bilmek istiyordum. Duygularım Orhan'a yönelmişti. Ona karşı hislerim vardı. Nasıl oldu? Ne ara oldu? Bilmiyorum. Hiç bir fikrim yok fakat ona git gide bağlanıyor, duygularımı daha yoğun yaşıyordum ama bunu ona söylemiyordum çünkü her söyleyişimde ona değer verdiğime inanmıyordu bu da ister istemez beni üzüp, incitiyordu.
2015in Ekim ayının sonlarındayız kavga ettik, kavganın sonunda “Başak ben dayanamıyorum İzmir'e geleceğim” dedi fakat ben bunu pek kaale almadım. O gecenin sabahı babasından izin istemiş ve izni almıştı. Bir hevesle heyecanla gelip bana söylemişti duygu karmaşası yaşıyordum 1.5 yıldır konuştuğum ve tek bir sefer dahi olsun görmediğim insanı görecektim. O günün ertesi günü 21 Kasıma bilet almıştı herşey çok güzeldi tek sorun zaman sanki olduğundan daha yavaş akıyordu 21 kasım gelmek bilmiyordu. Geleceği haberini aldıktan sonra bütün arkadaşlarıma söylemiştim bunu. Mutluydum. Artık ailesindeki herkes hatta ve hatta sülalesindeki herkes beni biliyordu. Ailesinde adım “gelin” ünvanını almıştı bile. 21 Kasım gelmişti. Evden bir telaşla çıkmıştım her buluşmaya geç kalıyordum sanırım bunada geç kalacaktım. Kentkart ihalesi vardı. Ona vereceğim kentkarta aktivasyon yaptırmam lazımdı. Markete gittim fakat artık aktivasyon yapmadıklarını metro gişelerinde yapıldığını söyledi Ömer abi otobüs geliyordu “izbanda yapılıyor mu?” diye çığırarak marketten koşar adımlarla çıktım Ömer abi arkamdan “evet!” Diye bağırdı. Otobüse bindim geç kalıcaktım biliyordum  üstelik aktarma yapmam lazımdı 10 da uçağı inecekti ve ben çocuğu bekletecektim. “Orhan pilota söyle rötar yapsın” diye mesaj atmıştım. O an tek isteğim yarım saatlik bir rötardı. Aktarmayı yaptım Gaziemire gidiyordum. Yanimda orta yaşlı bir beyefendi vardı. “Ne zaman varırız?” Diye sualler soruyordum. Dayanamayıp şoförün yanına gidecektim ki telefonuma “bitanem rötar yaptık 10 da anca kalkarız” diye bir mesaj geldi içime bir avuç su döküldü. Havalimanina arkadaşımla gidecektim. Saat 10 gibi arkadaşımın evine vardım. Havalimanı tam karşıdaydı ve ben camdan gelen uçakları izleyip Tuğçe'ye “kanka bunun içinde”,“kanka hadi gidelim geldi” gibi cümleler kuruyordum Tuğçe ise gülmekten ve beni sakinleştirmeye çalışmaktan başka bir şey yapmıyordu. Camın önüne uzanmış gelip giden uçakları izliyor ve telefonumu kontrol ediyordum zaman sanki takılı kalmıştı akmıyordu. O halde yaklaşık 2 saat geçirmiştim. Aslında sadece yarım saat geçirmiştim bana 2 saat gibi gelmişti. Saat 10.30 diğer odadan Tuğçe bana seslendi “kalk hadi gidiyoruz” evden çıkıp izbana yürüdük ilk olarak Orhan'a vereceğim kentkartı aktifleştirdik sonrasında izbanın gelmesini bekledik. Havalimani 2 durak sonraydı. İzban geldi bindik. Tam durdu ineceğiz “bitanem ben geldim sen nerdesin?” Diye bir mesaj aldim “geldim” diye cevapladim o sirada havalimaninin merdivenlerini iniyorduk (İzbanla havalimanı içiçe). Merdivenin başında Orhan'ı aradım bir yandan titriyorum bir yandan onunla konuşuyorum bana nerde olduğunu söylüyor “gişedeyim, çıkışı arıyorum” gibi şeylerdi. Havalimanının içindeyiz Orhan'ı gördüm çıkışa doğru yürüyordu o sırada “tamam ben seni gördüm” diyip telefonu kapattım tabi o anın heyecanıyla ne yaptığımı bilmiyorum telefonu kapattıktan sonra Orhan telefonu kulağından indirdi bir an telefona şaşkın bir ifadeyle baktı sonrasında sağına soluna bakında oda beni görmüştü. Yüzünü elleriyle kapattı bana doğru geldi. Hızlı adımlarla ona doğru yürüyordum dayanamadım koşup sarıldım. O an bana kurduğu 2 cümleyi hatırlıyorum sadece “fotoğraflarından daha güzelsin” ve “parfümün çok güzel kokuyor” ardından gözlerimden akan bir kaç damla yaş. Uzunca sarıldık kalp atışlarımız birbirine karışmıştı. Sarılırken konuşmuşuz ama ben sadece o iki cümleyi hatırlıyorum. Ayrıldıktan sonra Orhan'ı Tuğçeyle tanıştırmıştım. Utancımdan Orhan'ın suratına bakamıyordum fakat sağ koluna sülük gibi yapışmıştım adeta. İzbanın gelmesini beklerken o beni inceliyordu ben ise ayakkabılarını inceliyordum duruma alışamamıştım hala. İzban geldi Tuğçe farklı vagona biz farkli vagona binmiştik. Orhan karşıma oturmuştu. O sırada başka bir şehirde olan arkadaşım Merve aramıştı. Telefonu açtım ilk lafı “kanka naptınız enişte geldi mi?” Olmuştu. Halbuki daha eniştesi değil neyse bende, “Şuan tam karşımda oturuyor” diye cevaplayıp başımı soluma çevirmiştim gözlerim doluydu ve o yaşların orda durmayacağını biliyordum. Merve'yle konuşurken sesim titriyordu Merve ise “kanka ağlama kankaaaaa ağlama sakın!” Diye bağırıyordu. Telefonu kapattım ve önüme döndüm az biraz şaşkın bir şekilde beni inceliyordu durumun şokunda gibiydi sanki. Dizleri titriyordu. Gözlerinin içi parlıyor ve bana gülümsüyordu. Ulan bir insan nasıl bu kadar güzel bakabilir? Soruyorum ya nasıl ulan nasıl? Gözlerinin ardında farklı bir evren vardı gördüm ulan gördüm. Onunla göz göze gelemiyor utanıyordum ama bakışlarını üstümden çektiği an bakışlarımı üstüne fırlatıyor ve en ince ayrıntısına kadar onu inceliyordum. Göz göze geldiğimiz an bakışlarımı cama yöneltiyor camdan yansımasını izliyordum. Camandan onu izlediğimin farkına vardı ve bakışlarını cama çevirdi dayanamayıp dil çıkardım. Çok mutluydu bunu anlayabiliyordum. Gardan Gündoğdu Meydanı'na kadar koluna yapışık bir vaziyette yürüdük. Gündoğdu da gözleriyle Karşıyaka'yı işaret ederek, “orası neresi?” Diye soru sormuştu. O sıra iki elim ellerindeydi. Sağ elimi elinden çekip gösterdiği yeri işaret ederek, “orası Karşıyaka” demeye kalmadan “elimi bir daha bırakma!” Diye çıkıştı hemen o an geri elini tutmuş ve sözümü bitirmiştim. Sonrasında bir banka geçip oturmuştuk alışmıştım artık ona. Ellerimi avuçlarının içine alıp seviyordu bir süre bankta oturduktan sonra kalkıp biraz yürüdük en sonunda saat 12.30 gibi bir kafeye oturduk. Kahvaltı yapıyoruz. Şaka gibi ya karşımda oturuyor çayını yudumluyordu. “Kahvaltın bitince yanıma gel” dedim gözleriyle yanımda ki koltukta olan eşyalarımı işaret etti ve ardından güldü “kaldırırız yer mi yok?” Diye bir cevap vermiştim. Bir ara bakışları daldı keşke sadece bunun için sevseydim onu. Kahvaltısı bitti ve yanıma geldi. Ellerimi tekrar avuçlarına aldı ve sırayla ellerimin her yerine buseler kondurmaya başladı. Ulan ellerimi öptü, bileklerimi öptü benden mesudu var mıydı o an? Bir müddet sonra durup “seni öpebilir miyim?” Diye bir soru yönelttim “hıhı” diyerek cevap verdi ve kafasını çevirdi bana döndüğünde ise pespembeydi. Yanağına bir öpücük bırakarak bu pembeliği ikiye katladım. Ardından o beni öptü enfes bir duyguydu dudakları yanaklarımdaydı. Bu öpücüklerin ardı gelmişti. Bir süre sonra kafamı omuzuna koymuştum. Ömrümü öyle geçirebilirim yaaa çok güzel bir duyguydu. O sıralar o ellerimi öpüyor ben ise omuzunda ellerimi öpüşünü izliyor ve gitme vaktinin yaklaştığını düşünerek bu mutluluğuma buruk bir hüzün katıyordum. Herşey çok güzeldi harika denilecek derecedeydi. Kafeden çıkıp karşıya geçtik bir adım arkasındaydım ve hala koluna yapışmamıştım. “Hala koluma girmedin bunun cezası öpülmek” demişti keşke cezama razı olsaydım ve beni bir kere daha öpseydi fakat ben elini tutmayı tercih etmiştim. Kordon boyunca elele gezmiştik. Sarmaş dolaş gezmiştik. Elimi elinden bir kez olsun ayırmamıştım. Dakika başı elimi iyice kavrıyor ve sıkıyordu aynı haraketle ona karşılık veriyordum. Gitme vakti yaklaşmıştı garın karşısında ki parka gidip bir banka sindik. Hemencecik boynunda yerimi aldım ve yaklaşık yarım saat öyle geçirdik birden ona bir soru yönelttim “Orhan, neden burdasın?” Dedim biraz bekledikten sonra “bilmediğim bir güç var” diye cevap verdi sonrası, sonrası öpücük sesleri hariç aramızda olan bir sessizlik. Banktan kalktık ağır adımlarla gara gidiyoruz. Gün içinde son sarılmamızı gerçekleştirdik. Sarıldıktan sonra yüzüm önüme eğikti saçlarım suratıma düşmüştü eliyle saçlarımı düzeltip “son kez öpeyim,” dedi ardından ekledi “bugün için son kez” sonra öptü. Son öpüşüydü. O gün için son öpüşüydü. Sonra git gide benden uzaklaştı ben ise gittiği yolu gözlerimle izliyordum ardından sadece el sallayabildim. 21 Kasım akşamı bütün arkadaşlarım merakla aramış ve telefonuma bir ton mesaj bırakmıştı. Herkese teker teker en ince ayrıntısına kadar anlattım. 22 Kasım sabahı herşey çok güzeldi bir soru soracaktım fakat çekiniyordum ama sonunda sordum “Biz şimdi neyiz?” Dedim bir kaç dakika cevap vermekten yoksundu sonrasında ise “sevgiliyiz bokum alsancakta elele gezdik” diye bir cevap verdi. Dünyalar benimdi ki hala da benim. Sanırım pastasının çileği olmuştum artık. O günün üzerinden tamı tamına 77 gün geçti ve biz şimdi sevgiliyiz. Ben onu bu 77 gün içinde 2.kez göremedim. Şimdilerde her an onun suratına bakmadığım için, bakışlarımı kaçırdığım için pişmanlık duyuyorum. Keşke doya doya bakıp, izleseydim. Özlemi hatsafhada. Çok özledim. Anlatılacak gibi değil. Arada sırada kavgalarımız oluyor fakat her şey çok güzel. O şimdi uyuyor ben ise bu yazıyı tamamlıyorum. Ben şimdi bunu anlattım ama neden anlattım? Sevmek yanyana olmak değildir. Sevmelerin en güzelidir uzaktan sevmek. Çok seviyorum fakat ben size nasıl anlatayım içimde ki sevgiyi daha ona anlatamıyorken. Evet çok zor ama çok güzel. İyilikler onu bulsun, onunla olsun. Güzel gecelere, beraber…

herkes hissetmediği cümleleri kurabilir, hissetmediği gibi dokunabilir ve bakabilir. bu yüzden güvenebileceğiniz tek his, şüpheciliğiniz.

unuttuklarım kusura bakabilir by F F


@yagmurluyazgecesi
@uykumvarnbr
@olmekicinyasayan
@musaitbiryerdekaptanbeyy
@sessizadriancigliklari
@tanricaningozyaslari
@evrendekiiikaradelik
@siyahvesoguk
@frambuazlididom
@tavsansizhavuc
@nededigimibilmiyorum
@yetercicekk
@kafamdakisilah1
@olmasa-da-olurmu
@benunkurabiyesi
@papyonsuzbeyefendi
@hayalkurmakistemeyenhayalperest
@cevizlihelva
@mavigozluhayalperest
@gizemlikusmuk
@herseydeisimolmaz
@ejderiyamiverx
@mavibocuq
@kivirkivirbiri
@beribakberiberi
@kelebeginhayali
@layfmacun
@herkezdekizgibi
@uzaktansevilesice
@beerxh
@kafalaruzayy
@hecokbiliyon
@banapatenalsana
@tek-bilinmeyenli-denklem
@colferforme

Okuyan bir kızla çık.

Parasını kıyafet yerine kitaplara yatıran bir kızla çık. Kitapları yüzünden dolabına sığamaz o. Okuyacağı kitapların listesini yapan, 12 yaşından beri kütüphane kartı olan bir kızla çık.

Okuyan bir kız bul. Okuyan bir kız olduğunu çantasında her zaman okuduğu bir kitap bulunmasından anlayabilirsin. Kitapçıda, sevgiyle raflara bakan ve aradığı kitabı bulduğunda sessizce çığlık atandır o. Sahafta, eski bir kitabın sayfalarını koklayan fıstığı gördün mü? İşte o okurdur. Hele sayfalar sararmışsa kesinlikle dayanamazlar.

Kahvecide beklerken okuyan kızdır o. Fincanını dikizlersen, sütsüz kremasının yüzdüğünü görürsün çünkü o çoktan dalmıştır kitaba. Yazarın yarattığı dünyada kaybolmuştur. Sen de bir sandalye çek yanına. Sana ters ters bakabilir çünkü okuyan kızların çoğu rahatsız edilmek istemezler. Ona kitabı sevip sevmediğini sor.

Ona yeni bir kahve ısmarla. Murakami hakkında ne düşündüğünü söyle. Kardeşliğin ilk bölümünü bitirip bitiremediğini öğren. Joyce’un Ulysses’ini anladığını söylüyorsa entelektüel görünmeye çalışıyor demektir. Alice’i seviyor mu yoksa Alice mi olmak istiyor, bunu sor.
Okuyan bir kızla çıkmak kolaydır. Doğum gününde, yılbaşında ve yıldönümlerinde ona kitap alabilirsin. Ona sözcükler hediye et, şiirlerden şarkılardan hediye sözcükler. Ona Neruda, Pound, Sexton, Cummings hediye et. Kelimelerin aşk olduğuna inandığını bilsin. Gerçekle kitaplardaki gerçeği ayırt edebilir ama yine de yaşamını biraz da olsa, en sevdiği kitaptakine benzetmeye çalışacaktır. Bunda senin suçun yok.

Bir biçimde, bunu deneyecektir. Ona yalan söyle. Sözdiziminden anlıyorsa, yalan söyleme ihtiyacını anlayacaktır. Sözcüklerin ardında başka şeyler var: niyet, değer, ayrıntılar, diyalog. Dünyanın sonu olmayacaktır.

Onu bırak. Çünkü okuyan bir kız çöküşlerin her zaman zirveyle biteceğini bilir. Çünkü her şeyin bir sonu olduğunu bilir. Hikayenin devamını her zaman yazabilirsin. Tekrar tekrar başlayabilir ve hala kahraman olarak kalabilirsin. Bu hayatta bir iki kötü adama yer vardır.

Olmadığın her şey için neden korkasın ki? Okuyan kızlar bilirler ki tıpkı karakterler gibi insanlar da gelişebilirler. Twilight serisi istisnadır.
Eğer okuyan bir kız bulursan, yanından ayırma/ayrılma. Gecenin bir yarısında, kitabı göğsüne yaslamış ağlarken bulabilirsin onu, bu durumda ona çay yap ve sarıl. Onu birkaç saatliğine kaybedebilirsin ancak her zaman sana dönecektir. Kitaptaki karakterler gerçekmiş gibi konuşacaktır, çünkü bir anlık da olsa, gerçektirler.
Ona bir sıcak hava balonunda ya da bir rock konserinde evlenme teklif et. Ya da bir dahaki hastalığında gelişigüzel bir şekilde. Skype üzerinden teklif et.

O kadar sıkı gülümseyeceksin ki neden hala kalbinin infilak etmemiş ve göğsünün kan içinde kalmamış olduğunu merak edeceksin. Yaşam öykünüzü yazacaksınız, garip isimli ve garip beğenileri olan çocuklarınız olacak. Çocuklarınıza Şapkalı Kediyi ve Aslan’ı aynı gün izletebilir. Yaşlılığınızın kışında birlikte yürüyeceksiniz ve sen botlarındaki karı temizlerken, o mırıldanarak Keats okuyacak ezberinden.

Okuyan bir kızla çık çünkü bunu hak ediyorsun. Hayal edilebilen en renkli hayatı sana verebilecek bir kıza layıksın. Eğer ona sadece monotonluk, kayıp saatler ve yarım yamalak öneriler verebileceksen, yalnız kalman daha hayırlı. Eğer dünyayı ve onun ardındaki dünyaları istiyorsan, okuyan bir kızla çık.

Ya da iyisi mi, yazan bir kızla çık sen.

Rosemarie Urquico

4

Tefekkür Zamanı

-Şu kayanın güzelliğine bir saniyenizi ayırıp bakabilir misiniz ? Kayanın güzelliği gözlerimizi mest ededursun tam ortasına börtü böcek için, kurt kuş için su içecek oluk yaratan Rabbime hamd olsun ☝

-Kuzucuklara ne demeli :) Bir selam vermez misiniz şu dönüp bakan minik kuzucuğa ✋

-Ol deyince olduran Rabbim ne de güzel oldurmuş değil mi şu cânım badem ağacını. İnsan gözünü alamıyor. SubhanAllah 🙏

-Son fotoğraf hayatı özetliyor sanırım. Ne diyordu Yunus Özyavuz, “İki adımlık yol için ayakkabılar eskittik..”

“Tek gayem hayatta kalmanız…” dedi Leon. Ama Hilal'in öyle değildi. Leon sevdiği kadar sevilmedi… Yaran iyileşir ama bu kalp kendini toparlar mı? Artık günlere o anla başlayıp, geceyi o anla karşılamaz mı? Ne kadar sevilmediğiyle, vazifesinin ağırlığıyla ve bu hayattaki yalnızlığıyla… Ah Hilal… Peki sen vicdan azabından kurtulabilir misin bir daha? Leon'un gözlerine bir daha bakabilir misin? “Seni öldürmek istedim çünkü gemi batarken atılacak ilk yük sensin” diyebilir misin? Leon buna dayanabilir mi? Ondan vazgeçebilen bir kadına aşık olmaya dayanabilir mi? Peki Leon bu acıyla yaşarken nasıl zor olan hayatıyla savaşır? Ne için savaşır? Kim için savaşır? Ne uğruna yaşar bu çocuk! Leon ölmez ama Hilal'in bu kurşunuyla Leon'un içinde bir şeyler öldü. Leon'un sevgiye umudu öldü. Leon'un içindeki küçük erkek çocuğu öldü. Hilal, onu nasıl dirilteceksin? Daha da önemlisi, sen kendi içinde ölenleri nasıl yaşatacaksın?