asiles

Latince ne asil, ne karizmatik, ne kuul-oğlu-kuul bir dil la.
“Duos habet et bene pendentes!” denince akla ne kadar ulu, ne kadar ağır başlı bir şey geliyor; halbuki kardinalleri trolleyerek erkek olduğuna inandıran ve kısa sürede papa oluveren, sonra ortalık yerde doğum yapınca kadın olduğu anlaşılan Papa Joan’dan beri papalara uygulanan cinsiyet kontrolünden sonra söylenen “İki tane testisi var ve düzgün sarkıyorlar” onayının Latincesiymiş.

Taşşak tuşşuk bir cümle ama yolda duysan cadı büyüsü sanırsın.

Hz Hatice-i Kübra (r.a)

Hz Hatice annemiz, Efendimizin (s.a.v) bana ondan daha hayırlı kadın bahşedilmedi dediği ümmetin ve risalet davasının annesi. Sana selam olsun ey ceyyide, seyyide, tahire ve Kübra anamız. Ey Allah ile selamlasan asil kadın, sana selam olsun. Ölümünden sonra beden bitmiş ama Efendimiz (s.a.v) ile ruh-i muhabbetleri hiç bitmemiş. Hz. Aişe (r.a) annemiz onu kıskandığı kadar efendimizin (s.a.v) hiç bir hanımını kıskanmamıştır.

Bakalım bize neler neler öğretiyor Hatice annemiz:

-Zaman ve mekân her ne kadar iffet perdesini aralayıp, edebi ve hayayı hayatın dışına itse de, kendi iffetsizliklerini senin iffetine leke sürmeye çalışarak örtmeye çalışanlar olsa da, çağın Hatice'si ol ki, tahire kalıp, tahir olan biri ile yastığını birleştirebilesin.

-Muhabbet evliliğin en önemli azığı ve işin olmazsa olmazıdır; bundan dolayı onu her daim canlı tutmalısınız, böyle yapın ki, gerçek mânâda sevdiğiniz için sevilebilesiniz.

-Vefa, unutmamak, unutturmamaktır. Vefa, sevmek, sevdiğinin sevdiklerinide sevmektir. Vefa, bir ömür sevdiğinin yolundan ah etmeden yürümektir. Öyleyse menfaati değil, merhameti işin temeli olarak edinin ki, vefalı olup vefalı kalabilesiniz.

-Hayat yoldaşına karşı güven duymanız, onun da size güven duymasını sağlayacaktır. Eşine ve yaptığı işine saygılı ol, güven duy, alakalı ol; böyle davran ki, başına bir iş geldiğinde ilk gelinen liman sen olabilesin. Sen her daim saf ve temiz niyetin ile güvenenlerden olursan imtihanın olduğunda sana zarar vereni Allah senden uzaklaştırır. Sen Hatice ol, korkma senin koruyucun Allah.

-Hatice gibi hanımlar bekleyen erkekler, Muhammedi ahlakı kuşanmış erkekler bekleyen hanımlar, bu iş boş oturup bir şey yapmadan beklemekle olmaz; yaşamakla olur; yaşayalım ki bulabilelim.

Hayatını hayat, ahlâkını ahlâk, vefasını vefa, fedakârlığını fedakarlık ve iffetini iffet olarak edinme duası ile…

Amin elfu elfi amin ecmain…

Non mi spiego come sia possibile
Io che mi stanco di tutto,
il non riuscire a stancarmi di te.“
—Elvira Asile.
— 

Elvira Asile

@dedicheamestessa

Un giorno saprò che un'altra ti sta amando.
Che tu la stai amando ed è quello che più mi fa male.
Un giorno ti vedrò con lei, mentre la guardi come tu sai fare quando sei innamorato, l'abbraccerai e ti sentirai felice.
Quel giorno spero non arrivi, spero di non vederti.
Spero non amarti più.
—  Elvira Asile
@dedichealvento
She has a shy mouth, and, when she’s
nervous, the right side of it tremors, twitches
into a slight smile. I love
the way her chapstick feels after I’ve kissed her
off and it sits sticky and sweet on my own lips. She
sips her tea, no sugar, pulls
the blanket around her because
she’s always cold. This means
I get to hold her closer.
—  Hannah Ruhlin, Asil
Se potessi sparirei.
Anche solo per un attimo, per un istante, ma andrei lontano, lontano da tutti.
Lontano dalla felicità che non mi appartiene, dalla tristezza del mondo, dall'odio che regna negli esseri umani, dalla mia solitudine che mi logora giorno dopo giorno sempre di più.
— 

Elvira Asile

@dedichealvento

Ce matin, il y avait une jeune fille dans la salle d'attente. Encore une petite jeune qui va nous demander la pilule parce qu'elle est amoureuse, c'est mignon.

Ce que je peux me tromper parfois.

Cette femme avait mon âge, 23 ans. Elle nous dit en nous montrant son ventre qu'elle veut “enlever ça, là. Sale!”

Dans un anglais-français approximatif, elle nous raconte son histoire.

La guerre, son mari et ses enfant ensevelis sous un tas de gravas après une explosion. La traversée de la méditerranée, un moteur qui casse sur un vieux rafiot, des jours de dérive. Récupérée par les gardes côtes turques. Puis un camp de réfugiés en Turquie. La saleté, les malades, le froid.

Les viols.

Et puis on ne sait trop comment, elle est arrivée en France. Prise en charge par Terre d'asile, on lui donne des nouveaux vêtements.

On lui a expliqué comment s'habiller comme une européenne. Avant dans son pays, quand il y avait pas la guerre, elle mettait des robes roses, son papa lui disait qu'elle était belle comme ça. Son papa? Mort, aussi. Sa mère elle l'a jamais connue, elle est morte en couche.

Et cette femme se retrouve aujourd'hui seule, dans un pays inconnu dont elle ne connait rien. Elle a perdu du poids parce qu'elle ne connait pas la nourriture d'ici.

Aujourd'hui, elle veut qu'on lui enlève “ça, là”. Parce un de ses violeurs l'a mise enceinte. Elle sait pas lequel, ils étaient pleins.

Voilà. La crise des réfugiés, c'est pas des “sales arabes qui viennent voler le boulot des bons français”.

La crise des réfugiés, c'est cette dame qui a laissé échappé une larme, une seule, pour exprimer tout ça.