Sarah-Daykin

Kazlar ömürlerinde bir kez evlenirlermiş. Eşlerden birinin başına bir şey gelir yahut ölürse ötekisi bir daha evlenmezmiş. Ateş yağar, nehir dururmuş o vakit. O inler, dağlar dinlermiş. Yüreğine Munzur Dağları kadar bir ağırlık çökermiş sonra. Dünya ona dar gelir, dara çekilir gibi bir hal alırmış yüzü. Kimsiz kalır, koca: Tenha bir yer olurmuş. Öyle yapayalnız kalırmış dünyada. Eşin ölümü küçük bir kıyametmiş, kıymet bilmek gerekmiş, der, yutkunur, sonra bir daha yutkunurdu. Yutkundukça o, ben de yutkunur, gözlerim büyür de büyür, dilimin ucuna gelen her neyse sakınırdım ondan. Sanırdım anlar, işte o zaman dünya bana ağır gelir, incecik omuzlarıma çökerdi. O bir yandan da başımın altındaki yastığı, üzerimdeki simli kalın yorganı düzeltirdi. Odanın tavanında ışığın gölgeleri… Gözlerimi kapasam kurtulurum sanırdım, bakar kalırdım karanlığa böyle çok zaman. Büyümenin, suçlu olmanın sancısı tutardı beni. Zalim zalim, derdim kendi kendime. Sonra birdenbire gözlerim pencerenin güzelliğine tekrar varır, kar lapa lapa yağar, “Kar içinde yanan karı anlardım” o zaman. O uzun uzun susar, ben acaba anladı mı diye tekrar tedirgin olur, Fırfır’ın kabarmış tüylerini fark ederdim. O ise yüzüme bakar, bana mı kendisine mi söylediğinin farkında olmadan, “Ben bir kazım a canım, ben de bir kazım” diye sayıklardı bütün dalgınlığıyla.

Murat Özyaşar, Sarı Kahkaha s.90-91 “Kalan”
Fotoğraf: Tim Walker, ‘Sarah Daykin’