SU-AMA

Human


Yapımı: 2015 Fransa
Tür: Belgesel Süre: 190 Dak
İmdb: 8.7


Arthus-Bertrand üç yılda tamamladığı belgeselde farklı ülke, dil, din ve kültürlerden yaklaşık iki bin kişiyle, hayatlarında en çok önem verdikleri şeylere dair derin söyleşiler yapmış. Sevgi, aile, şiddet, yoksulluk ve sosyal adalet gibi konulara değinen hikâyeler ile dolu.

Müzikleri Armand Amar. Sadece bu bile Amar dinleyicileri için nasıl bir belgesel ile karşılaşacaklarına dair yeterli.

Arada açıp, izleyip, silkelenmelik. Kana kana su içmelik. Döve döve izletmelik ! Bu belgeselde yer alan herkesin fotoğrafını kolajlayıp afiş haline getirip görebileceğim bir yere koymak istiyorum. İnsanıyla ,doğasıyla muh-te-şem!

“Hiç hasat yapamadık. Kuraklık olduğu için kocam her biri 70000 rupi değerinde iki kuyu açtırdı.Ama su bulamadıkları için, asmalar kurudu ve hiç üzüm yetiştiremedim. Sanırım kocamın geri ödeyemediği geçen seneden bile borçları vardı.
Bu yüzden intihar etti.
Su krizi yüzünden yoksulluk çeken insanlara bakıyorum.
Diğer tarafta, her katında yüzme havuzları olan çok katlı binalara bakıyorum.3-4 katlı binalardan bahsetmiyoruz. Mumbai’ de 2 ikiz kule yapım planı var. şu anda inşa halinde 74 havuzu olan37 katlı kuleler Bir ikiz kule. Sonra gidip baktım inşaatı yapan insanlar kimler diye..
Topraksız işçiler ve su krizinin mültecileri olarak köylerini terk etmiş verimsiz arazi çiftçileriydi.
ve şimdi şehirlerde yüzme havuzlarımızı inşa ediyorlardı.
Aşağılamanın ta kendisi…adaletsizliğin de ta kendisi!
Eşitsizlik..
İşte bu beni öfkelendiriyor. Benim için kabul edilemez olan
azınlığın refahının çoğunluğun sefaletine bu derece bağlı olması.
Bu kabul edilemez.”

ok i respect rebecca making all the gems female. i mean, as far as i can tell it was intended as a kind of a “hey, you know how a lot of sci-fi species are all-male, or they dont have genders but theyre all called he/him? what if instead, my species all uses she/her and are female coded just cause?”

like, im cool with that. i get that. its kinda just a “whys masculinity the default?” thing.

but then a combination of the su-can-do-no-wrong fandom and that one godforsaken ama where rebecca got “sexless” and “genderless” mixed up (and possibly other crew members pushing it) made them out to be nonbinary or nonbinary representation. but, i mean, theyre all female-coded, female-voiced, called she/her and woman and the like without protest, and even homeworld gems readily use she/her for themselves and others. anybody who watches the show without that context would interpret the gems as women because thats how they present and are interpreted within the context of the show and the characters within the show.

im not saying that you cant see them as nb, obviously. theyre just not nb representation.

Y quieres saber más de él, su manera sarcástica de contestar, la sonrisa tonta que a veces pone, su despeinado cabello combinado con su ronca voz al despertar, las cosas que odia y las que ama, su filosofía de la vida, si prefiere la lluvia o el sol, lo que hace cuando está enamorado, esos chistes malos que cuenta en los momentos más serios. Quieres saber todo de él, pero a la vez no, porque sabes que es tan perfecto, tanto, que caerás y te enamorarás como una idiota, y eso es justo lo que tratas de evitar.

(Texto de una enamorada)

Ella es muy tranquila o muy loca. Ella toma las cosas muy en serio o toma las cosas somo si no tuvieran importancia. Ella es muy sensible o tiene un corazón de piedra. Ella odia con cada fibra de su ser o ama con cada pedazo de su alma. Era todo o nada. Ella no cree en los intermedios.

17 Razones para querer estar cerca de Piscis

Hay que ver cuánto nos metemos con Piscis, sobre todo cuando se nos escapa a su realidad paralela. El condenado se nos escabulle, como es propio de un pez.

En esta entrada intentaremos resarcirnos por las bromas que le hemos dedicado. Y lo haremos apuntando razones por las que cualquiera desearía acompañarle hasta el océano más profundo.

¡Hagamos la lista!

  1. Porque es pacífico, tolerante y contadas veces entra en el juego de los que llegan a incordiar. Te salpicarán pocos conflictos relacionados con él/ella.
  2. Por su intuición privilegiada. Esa que huele una bronca 4 días antes de que se produzca. Siempre es una ayuda contar con su radar.
  3. Porque explora por emociones y sentimientos (también por los tuyos), como signo de agua que es, y te invita a aceptarlos o a dejarte envolver por ellos.
  4. Porque te escucha, a menos que lo satures o venga saturado de fuera.
  5. 5. Por observar más allá de lo superficial y entender la más nimia de tus expresiones faciales.
  6. Porque aprecia la belleza que llevas dentro.
  7. Porque Piscis se deja seducir por el arte, lo saborea y, si lo dejan, lo practica. Estando a su lado, bebes más de esa fuente de placer y de cultura.
  8. Por esa imaginación que continuamente usa. Podrás tomarle la mano y volar con él/ella más allá de los muros de la realidad.
  9. Porque Piscis cree en el amor. Incluso en el amor romántico que vence cualquier dificultad para salir adelante. Tener a alguien al lado que confíe en la fuerza del amor nunca viene mal, ¿no?
  10. Porque Piscis sabe olvidarse del reloj cuando la situación lo requiere, invitándote a ti también a escapar de la tiranía del horario.
  11. Porque Piscis es un experto en sueños. Sueños en forma de anhelos. Sueños premonitorios. Sueños de cualquier tipo. ¿Te animas a contarle el último que has tenido?
  12. Por su naturaleza generosa y amable, que promueve estas cualidades en ti.
  13. Por ser flexible ante nuevas ideas y situaciones. Difícilmente se encasquillará en una imagen de ti. Aceptará tus pequeños cambios y tus grandes metamorfosis.
  14. Porque Piscis es el escapista más hábil del zodiaco. Aprenderás incontables maneras de dar esquinazo a lo que te agobie.
  15. Porque, antes de agobiarse, Piscis tiene mucho aguante.
  16. Porque reflexiona largas horas, para mirar la misma cosa desde distintas perspectivas. Si no se te pega esa saludable costumbre, al menos sabes dónde ir a buscarle si se te pierde (a aquella roca escondida del arrecife).
  17. Porque Piscis ya te ama por sus propios motivos. Qué menos que corresponder a tan agradable deuda.

Originally posted by zodiacpictures

Pablo.-

Bu fotoğrafta anneannem 16 yaşında, dedem 33.

Tarih 26. Şubat 1938. Yani 77 sene önce bugün. Nişanlandıkları gün.

Anneannem dedemi hayatında ilk defa o gün görmüş.

Düşünsenize, evleneceksiniz ve hayatını paylaşacağınız adamı nişan günü görüyorsunuz. Beğendin, beğendin, beğenmedinse hayat boyu çek dur.. :)

Bizimkilerin hikayesi ise tam bir “Onlar ermiş muradına , biz çıkalım kerevetine..” hikayesi. Sonu gerçekten mutlu olan şahane bir masal yani..

Anneannem kendisinden 17 yaş büyük dedeme resmen aşık olmuş.
Dedemse o yıllardaki genel davranışın aksine, o gencecik kıza, ömür boyu, hem aşkla, sevgiyle, hem de “saygıyla” bağlanmış..

Ben onların evinde hiç yükselen ses , hiç kavga gürültü duymadım.

Evlendikleri ilk gün, dedem uzun bir konuşma yapmış. Üç şey istemiş gencecik karısından :

Bir : Bana İhsan Bey değil, İhsan demeni rica ediyorum. ( ki o devir için müthiş bir adım..! )Evde kıyametler kopmuş, sen kocana, koskoca adama nasıl ismiyle hitap edersin diye..
Aile büyüklerini sakinleştirip ikna etmek yine dedeme düşmüş..:)Anneannem öbür boyu hep İhsan’cığım dedi. “Cığım”sız bir hitap hiç duymadım ağzından..

İki : Dedem hakimdi benim. Bak demiş, mesleğim gereği eve senden torpil isteyenler gelebilir.
Asla , katiyen kabul etmeyeceksin. Hediye asla kabul etmeyeceksin.
Hakim demek, tarafsızlık demektir.
Böyle bir şeyi mesleğim adına şerefsizlik addederim.
Bu ricaları reddetmeyi ayıp sayabilirsin , asıl bunu teklif etmek ayıptır, bilesin.
Sonraları ikisi bir olup, güzel bir reddetme cümlesi bulmuşlar, anneannem çok ısrarcı olanlara :
- “Dosyanızı titizlikle tetkik edeceğini söyledi” derdi.

Üç : Benim demiş, “küsme” huyum vardır. Kızarsam tartışmam, sadece küserim. Ben sana küsersem , sen bana küsmeyeceksin. Yoksa evlilik gemisi yürümez. Sabır rica ediyorum senden..
Bir şey diyeceğim, inanmayacaksınız : “Ömür boyu hiç küsmediler.”

Diyeceksiniz ki, e kadın her şeye uyum sağlarsa evlilik elbet yürür. O dönemin evliliklerinde bir kere, çok keskin kadın-erkek ayırımları var. Kadın asla çalışmıyor, evin bakımı, çocuklar vs ile ilgili, erkek ise çalışıp evi geçindiren . Bu kadar net. Bugünkü gibi herkes her şeyi paylaşır durumu yok. O yüzden değerlendirirken hep bunu düşünürüm aslında..

Yani ben hayatımda dedemi mutfakta görmedim. Bir tabağı içeri taşıdığını bilmem. Kalkıp bir bardak su aldığını bilmem. Anneannem getirirdi her şeyini..

Ama mesela su mu istedi, anneannemin elinden bardağı alır, öbür eliyle, onun suyu getiren elini tutar öper, gözlerinin içine bakarak
“ Eline sağlık, zahmet oldu Münevver’ciğim” derdi.
Anneanneme aniden bir enerji gelir, gözleri parlar, genç kız gibi seke seke , uça uça dönerdi mutfağa..

Anlayacağınız, “Görevi tabii, elbette yapacak! ” zihniyetinde hiç olmadı dedem. Teşekkürü , takdiri hiç ihmal etmedi bir ömür boyu.

Annemler küçükken, dedem öğlenleri işten mutlaka eve gelirmiş, alel acele yemek yiyip, bir tek de tavla atarlarmış, öyle dönermiş dairesine.. O bir saate hepsini nasıl sığdırırdık diye konuşup gülerlerdi..

Evlilik diye oya gibi işlenmiş, inci gibi dizilmiş anılar gördüm ben.. Fedakarlık, sabır, özen, ve minnet gördüm. İçinde hastalıklar da oldu elbet , ölümler de, acılar ve hayal kırıklıkları da.. ..Ama bütün bu gerçekler nasıl taşınır, nasıl her bir korku, her bir hüzün, sevgiyle harmanlanıp akide şekeri gibi ağızda eritilir gider, işte onların masalı bunu da anlatır.

Dedeciğim, sayısız hastalıkla mücadele etti, ama etrafına en ufak bir rahatsızlık vermedi. Anneannem ona hep canı gönülden sevgiyle , bir melek gibi baktı.

Dedeme şeker teşhisi konduğunda, insülin iğnelerini bile iğneciye bırakmadan kendi yapmak istemişti mesela..

O zamanın iğneleri şimdiki gibi değil, kocaman metal enjektörler vardı, ucunda kalın, dehşetengiz iğneler olan. O verev kesimli iğne uçları hala gözümün önündedir.

O enjektör her sabah ocakta, çayın yanında kaynardı..
Fonda radyoda Türk Sanat Müziği, mesela “ Benzemez kimse sana “ çalar, enjektörün tıkır tıkır kaynama sesi, çaydanlığın fokurtusuna, limon kolonyasının kokusu, kızarmış ekmek kokusuna karışırdı. Anneannem seve okşaya karnından yapardı iğneleri dedeme..

Nasıl öğrenmiş iğne yapmayı derseniz, normalde portakala batırarak öğretirler, ama anneannem “kendine batırarak” öğrenmişti iğne yapmayı..
Dedemin canını yakmasın diye..

Ne bir gün anneannem bıktı her gün bunu yapmaktan, ne de dedem bir gün şikayet etti, her Allah'ın günü iğne olmaktan…Anlayacağınız, o dana kadar iğneleri yapmayı bile keyif haline getirmişlerdi.

Anneannem bir şey öreceği zaman yünleri alır, dedemin yanına getirirdi. Dedem hemen gazetesini, kitabını bırakır, kollarını anneanneme uzatırdı. O çilenin iki ucuna ellerini geçirir, anneannem çabuk çabuk hareketlerde yünü top haline getirdikçe, son derece uyumlu hareketlerle, bir sağ, bir sol elinden kaydırırdı yün çilenin iplerini..
Gülüşüp sohbet ederlerdi. Anneannem ona uzun uzun ne öreceğini anlatırken, ilgiyle dinlerdi.

Televizyonun olmadığı o güzel zamanlarda, annemle dayımın okuduğu şiirleri dinlemeye bayılırlardı.
Akşam oldu mu çay demlenir, yaz ise bahçeye açılır kapanır sandalyeler atılır, cır cır böceklerinin sesi eşliğinde, yıldızların altında uzun uzun , tatlı tatlı sohbet edilirdi.

Televizyon geldikten sonra ise çocukluğuma ve onlara dair en net anım, kanepede dedemin koltuğunun altına yaslanıp uyuklaşım, ayıkladığı kabak çekirdeklerini bir bir ağzıma verişi.. Anneannemin soyduğu portakalın kabuğunun kokusu.. Usulca uykuya teslim oluşum.. Ve sonra alnımdan öpülerek uyanmak.. “Hadi yavrum, İstiklal Marşı başladı.”

Dedemle yan yana, son derece ciddi ayakta beklemek, marş bitene kadar. Askerler rap rap yürüyene kadar. Sonra sanki memleketi emin ellere teslime etmişcesine güvenli hissederek uykuya dalış.. Sabah puhu kuşlarının seslerine uyanmak..

Onların nişan günü bugün.

77 sene önce parmaklarına taktıkları o yüzüğü ömür boyu sevgiyle taşıdılar.

Tıpkı o yün çilesini sıcacık bir kazak haline getirmek gibi bir evlilik.

İlmek ilmek, emek, emek..

Dedem tuttu, anneannem ördü.

Dedemin ellerinden ilmek ilmek anneannemin ellerine kaydı..

İlmek ilmek.. Oya oya..

Ruhları şad olsun.

Bige Güven Kızılay
26.02.2015

Mis padres
  • Mis padres odian los tatuajes.
  • Mis padres odian las perforaciones.
  • Mis padres odian los desórdenes alimenticios. 
  • Mis padres odian a los suicidas.
  • Mis padres odian la homosexualidad. 

Y no saben que…

  • Su hija ama los tatuajes.
  • Su hija ama las perforaciones.
  • Su hija tiene desórdenes alimenticios.
  • Su hija es suicida.
  • Su hija apoya la homosexualidad al 100%.