Kumru

Sen düşlerini istiyorsun
Kızgın çöllerde eriyen kum tanesini
Yağmurun sesini ve toprağın kokusunu
Günbatımlarına vurgunsun
Köpük köpük uzaklaşan gemileri
Vedalaşmak istiyorsun gözbebeklerinde
Sabahın bakir aydınlığına eşlik eden
Kumru şarkılarının huzurunu
Çan seslerinin, ezanların nidalarına karıştığı
Poetik şehir efsanelerinin masalını istiyorsun
İlla dolu dizgin koşacak kalbin ufuk çizgisine
Özlemin vuslatı kıble bildiği
sürgün cennetleri
Işığın şefkatiyle kirpiklerinden süzdüğü tebessümleri bekliyorsun
Islatıp dudaklarını
Sen…
Aşkı bekliyorsun, kulağın kapıda
Her rüzgar sesini yaklaşan
Mahşerin adımları sayıp bekle…
Satır satır geliyorum sana

3

Çeşme, İZMİR (04/2008)

1- Çeşme Kalesi

Çeşme Kalesi: 1508 yılında Osmanlı Padişahı 2. Bayazıt tarafından yaptırılmıştır. Kale Osmanlı mimarisinin tüm özelliklerini taşımaktadır. Bu tarihi yapı, ilçede yapılan Uluslararası Çeşme Müzik Yarışmasında konser yeri olarak düzenlenerek tüm dünyaya sergilenmektedir.Her yıl uluslararası Çeşme festivali 2-7 temmuz tarihleri arasında burada kutlanmaktadır. Kalenin önünde Kaptan-ı Derya Cezayirli Hasan Paşa’ nın aslanlı heykeli bulunmaktadır.

2- Çeşme Limanı

3- Kumru (Sandviç)

İzmir’e özgü kumru denen bir hamur işi ve bununla hazırlanan sandviçlere kumru denir. İzmir veya Çeşme’ye gelip de kumru yemeden dönülmez…

Neden evliliği güzel olanlara
‘kumrular gibi’ benzetmesi yapılır bilir misiniz?

Çünkü kumru ; asla eş değiştirmez,
Çünkü kumru ; içinde bulunduğu şartlara her zaman uyum gösterir, şikayet etmez.
Çünkü kumru ; hiç bir zaman başka bir kuşun yuvasına girmez…

yine bir arkadaşı mezun etmelerdeyim. takımı çıkardım, zırhım daha fazla dayanamadı.. arkamdaki ağacın ne olduğunu bilene kumru ısmarlarım.. şeytan ayrıntıda gizli..

günaydınsınız.

2

• bizim anne kumru yavrularını göstermiyor bu akşam🙁

• sokak lambasındaki “yalnız kuş” yalnızlıktan kurtulmuş.☺

-iyi akşamlar ola

canım kızım,
her şey her şeye bölünecek duruma geldiği zaman güzel başını koru ellerinle. zalim bir işkencede süzülebilir güzel saçların.
canım kızım, örülen saçlarının arasından bir tel almak isteyenlerin arkalarında kocaman makaslar saklıdır her zaman.
canım kızım, cennetin bir ırmağı varsa, senin gözlerini kırpmadan düşürdüğün yaşlarda birden çok ırmak gören olmuştur.  
canım kızım, kalbine inkar yasaları çıkartanlar her zaman seni diz kapaklarından vuracaktır. sen hep düş diye. hep aynı yerden.
canım kızım, gülebildiğin kadar gülmekten yana ol hep. seni yok saymak için seni anlatanlar, kalbine ince bir tökezleme kuracaktır.
canım kızım, omuzlarına düşen o ağırlık seni yere devirmesin. güneşi kapatanlar, sana “güneşten bir parça çaldın” diyebilir her zaman.
canım kızım, insanın insana bölünmesidir yalnızlık. yalnız kalınan anların akşamında cama saçlarının renginde bir siyah bulut dökülecektir.
canım kızım, gözlerimden saydam yaşlar süzülüyor. gözlerinden düşen yaşları sadece sen görüyorsan, içinde dinmeyecek bir kanama vardır hep.
canım kızım, ellerini bir yerlerden dönerken sokak ortasında ağlarken gördüm. sana bir haziran umudu verebilirdim, ben ise eylülü seçtim.
canım kızım, hayattayken kalbinin sızladığı, öldükten sonra susuz yaşadığın şehrinin kumsallarında dolaş. okyanusya dolabilir kalbine.  
canım kızım, kalbimin gökgözlü son göz ağrısı, viran bir şehirde ilk çağdan kalma bir medeniyetsizlik canına kast edebilir. ağla. ağlama.  
canım kızım, kalbimi yedi gece-tek gündüze bölen zamanlarımda pazar günlerimin kızarmış ekmek kokusu, gelen yağmurların hepsi sel olacaktır.
canım kızım, gözlerine bakıyorum. korku dolu. biliyorum, seni senden küçük bir kaba koyup, sana yıllarca büyü diyecekler.  
canım kızım, gözlerine dökülen tül perdenin bile zalimliği yine gözlerinedir. ellerin bağlıyken, gözlerini kaşıyamazsın.  
canım kızım, içinde sıkıntısı büyük bir canavar yerleşebilir ve bedenini pencere pervazına kadar taşıyıp seni oradan itebilir. tutun, düşme.  
canım kızım, sana “hansel ve gretel'in masalındayız, bak şekerden ev orada” diyecekler, ellerinde taşıdıkları sıcak suyla.
canım kızım, geldiğim ve kaldığım, güldüğüm ve öldüğüm tüm yerlerin adına verilebilecek büyük sızlama, “boğazımda gemici düğümü var” olacak.
canım kızım, tozlu evlerin çürüyen anılarında ölüm ve kalanları hatırlatan tek bir ceket olacak. o cekette kanayan acıların var.
canım kızım, ben tanrının beni yalnız koyuşunu anlıyorum. ama bir kumru neden yalnız kalır, bir sardunya herkesten gizli neden gül kokar?
canım kızım, bu evren, sana kusursuz bir ışık tutan tanrının en kusurlu işidir. senin kalbinde yatan o şiirinin istersen kağıdı hiç olmasın.
canım kızım, şimdi en çocuksu olan gerçeği ellerine bırakıyorum; sevdiğin trenlerin rayları hiçbir zaman sonsuza dek uzanmaz.
canım kızım, kalbini kırmayacak olan gerçeklerden sıyrılan bir gerçek de vardır; külün döküldüğü yerde kalan leke yine küldür.
canım kızım, çocukları ölen anneler çocuklarıyla beraber ölür. ev ölür. balkon ölür. anneleri ölen çocuklar ise, her şeyden daha kolay ölür.  
canım kızım, ben ziyaret saatlerini bir huzur evinde bekleyecek kadar yaşlı değilim. ama anlamsız bir ziyaret bekliyorum, huzursuz evimde.
canım kızım, ellerin ne güzel. -gidince çürümeyeceğini bilsem, ellerimizi değiştirelim derdim.*
canım kızım, en irkilmediğim kapı çarpıntım. kapı çalıyor. belki senin sanrın, belki kendin, belki gölgen, belki ilk gömleğin girdi içeri.  
canım kızım, seni kalbimde büyüten masallarla pembe bir buluta binip pembe gezegene doğru yürüdün. ben ise yerden göğe yağmur yolluyorum.
canım kızım, sana bir de gecelerin nasıl geçeceğini anlatayım. çünkü herkes en çok gecelerin nasıl geçeceğini düşünür.  
canım kızım, yıldızlı gecelerde alnına düşen ve dökülen saçlarından bak gökyüzüne. bir yıldıza en çok, bir yıldızdan olan yakışır.  
canım kızım, soğuk gecelerde sığındığın yastığa bile aldanma. gözyaşlarını haince yutar ve sana geri vermez hiçbir zaman.  
canım kızım, ışıksız gecelerde en sevdiğin şarkıların lambalarını sessizce yak, sana birkaç yıldız verecek birçok kitap dökülecek önüne.
canım kızım, bir mumu bile bir yerin üzerinde tutan, kendinden eriyen damlalarıdır. bir gün mum biter, eriyen damlalar kalır.
canım kızım, sır tutmasını bilmeyen iri gözlü çocuğum. güneş doğduktan sonra akşam olmasın diye güneşi bir sarnıcın üzerinde tutamazsın.
canım kızım, kar yağıyor. artık bu mevsim, erkenden yollardaki karları ezerek eriten arabaların ve kartopu yapamayanların mevsimi.
canım kızım, bir kitapta gördüğün “acı” kelimesini, ıstırap olarak değil de yediğin ilk acı biber olarak hatırlaman için her şeyi yapacağım.
canım kızım, gözlerinde biriken gözyaşlarını çenenin titreyişi düşürecektir her zaman. “acı"nın yürürlüğe girdiği an sonbahar değil, güzdür.
canım kızım, tek mevsimi kış olan kalbinde, seni en sevdiğin mevsimin yaz olmasına mecbur kılacaklar. penguenleri sevecek gözlerin.
canım kızım, minik adımlarınla korkuluklarına tutunarak çıktığın şefkatli merdivenlerinden seni itmek isteyecekler. kendi omuzlarına tutun.  
canım kızım, gördüğün ilk siyah-beyaz filmde sevdiğin o balon nasıl siyahsa, yatağında dizlerini karnına çektiren o acı da öyle siyahtır.  
canım kızım, okuduğun kitaplarda güzel saçlarını boynuna dolayan o ıstıraplı cümlelerin altını çizmemen için sana mutlu öyküler yazacağım.
canım kızım, pamuk parmaklarına değmiş olan kağıt kesiğinin acısını düşündürüp binlercesinin kalbine olduğunu söylediğinde, ne yapacağım?

sevgili Ali. (nam-ı diğer leumacen )

youtube

Bir kuğunun sürmeli gözlerinde
yazan şey “Şah ve Mat"tır
çünkü ancak bir kuğu
yalnızlıktan bu kadar gurur duyabilir.

Biz ne kuğuyuz, ne kuş, ne geyik ne
de kumru. Rilke gibi son bir isim
takıyorum bize.

“Biz bambaşka bir
delilik tarzı yolunu düşmüş yepyeni
yolcularız” (Şeyh Galib). 


Bu da değil. Ne yolcu var ne delilik tarzı.

“Tedbirini terk et takdir Tanrı'nındır .
Sen yoksun, bütün o varlıklar senin
vehmindir, senin şüphendir.” (Şeyh Galib)


*Lale Müldür- Saatler/Geyikler, Kuğu Açılışı.

** “Kuğu” (1914 - 1915) Hilma af Klint (1862 - 1944).

ormanda bir kuş hızla dönüyordu.
âşık olduğumuz zaman
yürek denen ormanda
ya da orman boşluğunda
bir kuş anormal bir hızla döner
ve kaçmamız gerektiğini söyler bize
çünkü her şey çok fazladır
kendi etrafında nefes kesici bir biçimde
dönen bir kuş kendini ve etrafındakileri
yaralar; tehlikedir onun adı
bunun için aşkı hiç kimse
insanın kendi arkadaşları bile
istemez
kumrular sakindir bir tek.
ben kumru değilim
sen de.
bunun için birbirimize yaklaşamayız.
—  Lale Müldür

Duyduğum yoktu ne vakittir..
Güvercin sesi, kumru sesi, pencerede…
İçime gene
yolculuk mu düştü, nedir?
Nedir bu yosun kokusu,
martıların gürültüsü havalarda,
Nedir?
Yolculuk olmalı, yolculuk….

kumru cam önüne yumurtlamış ve bu soğuk gecede yok? inş çocuğu dayanıklı olsun diye gitmiştir yarın gelir yoksa cücüğü fırında ısıtcam

  • “canım kızım, her şey her şeye bölünecek duruma geldiği zaman güzel başını koru ellerinle. zalim bir işkencede süzülebilir güzel saçların.
  • canım kızım, örülen saçlarının arasından bir tel almak isteyenlerin arkalarında kocaman makaslar saklıdır her zaman.
  • canım kızım, cennetin bir ırmağı varsa, senin gözlerini kırpmadan düşürdüğün yaşlarda birden çok ırmak gören olmuştur.
  • canım kızım, kalbine inkar yasaları çıkartanlar her zaman seni diz kapaklarından vuracaktır. sen hep düş diye. hep aynı yerden.
  • canım kızım, gülebildiğin kadar gülmekten yana ol hep. seni yoksaymak için seni anlatanlar, kalbine ince bir tökezleme kuracaktır.
  • canım kızım, omuzlarına düşen o ağırlık seni yere devirmesin. güneşi kapatanlar, sana “güneşten bir parça çaldın” diyebilir her zaman.
  • canım kızım, insanın insana bölünmesidir yalnızlık. yalnız kalınan anların akşamında cama saçlarının renginde bir siyah bulut dökülecektir.
  • canım kızım, gözlerimden saydam yaşlar süzülüyor. gözlerinden düşen yaşları sadece sen görüyorsan, içinde dinmeyecek bir kanama vardır hep.
  • canım kızım, ellerini bir yerlerden dönerken sokak ortasında ağlarken gördüm. sana bir haziran umudu verebilirdim, ben ise eylülü seçtim.
  • canım kızım, hayattayken kalbinin sızladığı, öldükten sonra susuz yaşadığın şehrinin kumsallarında dolaş. okyanusya dolabilir kalbine.
  • canım kızım, kalbimin gökgözlü son göz ağrısı, viran bir şehirde ilk çağdan kalma bir medeniyetsizlik canına kast edebilir. ağla. ağlama.
  • canım kızım, kalbimi yedi gece-tek gündüze bölen zamanlarımda pazar günlerimin kızarmış ekmek kokusu, gelen yağmurların hepsi sel olacaktır.
  • canım kızım, gözlerine bakıyorum. korku dolu. biliyorum, seni senden küçük bir kaba koyup, sana yıllarca büyü diyecekler.
  • canım kızım, kalbine kağıttan duvarlar örme sakın. içine sağanak ağladıkların o duvarları sırılsıklam bırakabilir, sen yine üşüyebilirsin.
  • canım kızım, gözlerine dökülen tül perdenin bile zalimliği yine gözlerinedir. ellerin bağlıyken, gözlerini kaşıyamazsın.
  • canım kızım, içinde sıkıntısı büyük bir canavar yerleşebilir ve bedenini pencere pervazına kadar taşıyıp seni oradan itebilir. tutun, düşme.
  • canım kızım, sana “hansel ve gretel'in masalındayız, bak şekerden ev orada” diyecekler, ellerinde taşıdıkları sıcak suyla.
  • canım kızım, geldiğim ve kaldığım, güldüğüm ve öldüğüm tüm yerlerin adına verilebilecek büyük sızlama, “boğazımda gemici düğümü var” olacak.
  • canım kızım, tozlu evlerin çürüyen anılarında ölüm ve kalanları hatırlatan tek bir ceket olacak. o cekette kanayan acıların var.
  • canım kızım, ben tanrının beni yalnız koyuşunu anlıyorum. ama bir kumru neden yalnız kalır, bir sardunya herkesten gizli neden gül kokar?
  • canım kızım, bu evren, sana kusursuz bir ışık tutan tanrının en kusurlu işidir. senin kalbinde yatan o şiirinin istersen kağıdı hiç olmasın.
  • canım kızım, şimdi en çocuksu olan gerçeği ellerine bırakıyorum; sevdiğin trenlerin rayları hiçbir zaman sonsuza dek uzanmaz.
  • canım kızım, kalbini kırmayacak olan gerçeklerden sıyrılan bir gerçek de vardır; külün döküldüğü yerde kalan leke yine küldür.
  • canım kızım, çocukları ölen anneler çocuklarıyla beraber ölür. ev ölür. balkon ölür. anneleri ölen çocuklar ise, her şeyden daha kolay ölür.
  • canım kızım, ben ziyaret saatlerini bir huzur evinde bekleyecek kadar yaşlı değilim. ama anlamsız bir ziyaret bekliyorum, huzursuz evimde.
  • canım kızım, ellerin ne güzel. -gidince çürümeyeceğini bilsem, ellerimizi değiştirelim derdim.
  • canım kızım, en irkilmediğim kapı çarpıntım. kapı çalıyor. belki senin sanrın, belki kendin, belki gölgen, belki ilk gömleğin girdi içeri.
  • canım kızım, seni kalbimde büyüten masallarla pembe bir buluta binip pembe gezegene doğru yürüdün. ben ise yerden göğe yağmur yolluyorum.
  • canım kızım, sana bir de gecelerin nasıl geçeceğini anlatayım. çünkü herkes en çok gecelerin nasıl geçeceğini düşünür.
  • canım kızım, yıldızlı gecelerde alnına düşen ve dökülen saçlarından bak gökyüzüne. bir yıldıza en çok, bir yıldızdan olan yakışır.
  • canım kızım, soğuk gecelerde sığındığın yastığa bile aldanma. gözyaşlarını haince yutar ve sana geri vermez hiçbir zaman.
  • canım kızım, ışıksız gecelerde en sevdiğin şarkıların lambalarını sessizce yak, sana birkaç yıldız verecek birçok kitap dökülecek önüne.
  • canım kızım, bir mumu bile bir yerin üzerinde tutan, kendinden eriyen damlalarıdır. bir gün mum biter, eriyen damlalar kalır.
  • canım kızım, sır tutmasını bilmeyen iri gözlü çocuğum. güneş doğduktan sonra akşam olmasın diye güneşi bir sarnıcın üzerinde tutamazsın.
  • canım kızım, kar yağıyor. artık bu mevsim, erkenden yollardaki karları ezerek eriten arabaların ve kartopu yapamayanların mevsimi.
  • canım kızım, bir kitapta gördüğün “acı” kelimesini, ıstırap olarak değil de yediğin ilk acı biber olarak hatırlaman için her şeyi yapacağım.
  • canım kızım, gözlerinde biriken gözyaşlarını çenenin titreyişi düşürecektir her zaman. “acı"nın yürürlüğe girdiği an sonbahar değil, güzdür.
  • canım kızım, tek mevsimi kış olan kalbinde, seni en sevdiğin mevsimin yaz olmasına mecbur kılacaklar. penguenleri sevecek gözlerin.
  • canım kızım, minik adımlarınla korkuluklarına tutunarak çıktığın şefkatli merdivenlerinden seni itmek isteyecekler. kendi omuzlarına tutun.
  • canım kızım, gördüğün ilk siyah-beyaz filmde sevdiğin o balon nasıl siyahsa, yatağında dizlerini karnına çektiren o acı da öyle siyahtır.
  • canım kızım, okuduğun kitaplarda güzel saçlarını boynuna dolayan o ıstıraplı cümlelerin altını çizmemen için sana mutlu öyküler yazacağım.
  • canım kızım, pamuk parmaklarına değmiş olan kağıt kesiğinin acısını düşündürüp binlercesinin kalbine olduğunu söylediğinde, ne yapacağım?
  • canım kızım, bir gün içinde o dinmek bilmeyen şarkıyı duyamazsan, rüzgarı dinle. senin kalbinden geçen her harf, bir şarkıdır da.
  • canım kızım, kalbinde büyüyen acıların ur gibi sarmaladığında tüm bedenini, acıdan bir şey görmeyen gözlerin güneşe bile çıplak bakabilir.
  • canım kızım, kalbinin kıyılarına korkuluk diye astığın kabus dolu düşlerini sevmeyi öğrenmeden güzel düşlerine doğru yürüyemezsin.”
  • — Ali Lefévre(@leumacen)

Nerelerdeydin diye sorarsan
“Hep eskisi gibi”, diyeceğim.
Toprağı örten taşlardan söz edeceğim,

sürdükçe kendini harcayan ırmaktan;
ben yalnız kuşların yitirdiklerini bilirim,
gerilerde kalan denizi bilirim, bir de ağlayan
    ablamı.
Neden ayrı adlarla anılıyor ülkeler, neden
    günler
yeni günleri izliyor? Neden koyu bir gece
birikiyor ağızda? Neden ölüler?
Nereden geliyorsun diye sorarsan bölük pörçük
   kelimelerle konuşmak zorundayım,
ağzı zehir gibi yakan araçlarla,
çoğu çürümeye yüz tutmuş hayvanlarla
ve avutamadığım yüreğimle.

Andaç değil yanımızda götürdüklerimiz
unutuşta uyuklayan sarımsı kumru değil,
yaşlarla kaplı yüzler,
boğazımıza yapışan eller
ve yapraklardan sıyrılan şey:
aşınmış bir günün karanlığı
acıyı kanımızda tatmış bir günün.

İşte menekşeler, işte kırlangıçlar
bize sevinç veren ne varsa,
geçici ve küçük duyarlıkların
yan yana göründüğü süslü kartpostallarda.

Ama bu sınırın ötesine geçmeliyim,
dişlemeliyim sessizliğin çevresindeki kabuğu,
ne karşılık vereceğimi bilemem:

öyle çok ki ölüler,
ve öyle çok ki al güneşle yarılmış hendekler,
ve öyle çok ki gemilere vuran miğferler,
ve öyle çok ki öpüşlerle kilitli eller,
ve öyle çok ki unutmak istediklerim.

* Unutmak yok insanlık ölüyor…

Figen Genç - Nazende Sevgilim

Değdi saçlarıma bahar gülleri
Nazende sevgilim yâdıma düştün
Sevenin bahtına bir güzel düşer
Sen de tek sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Gözlerim yoldadır, kulağım seste
Ben seni unutmam en son nefeste
Ey ceylan bakışlım, ey boyu beste
Gurbette sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Sensiz dağ yoluna çıktım bu seher
Öksüz kumru gibi güller lâleler
“Sen niye yalnızsın?” sordular eller
Gurbette sevgilim aklıma düştün
Nazende sevgilim yâdıma düştün

Figen Genç, Nazende Sevgilim

youtube

Ben onun yoluna toprak oldum. O beni ezip geçti.

Babam var. Adam gibi adamdı. İbrahim Abimle beni ava götürürdü, kuş vururdu. Böyle yine gittiğimiz bir gün, elinde tüfeği vardı. Tam böyle kumruya nişan aldı, o sırada, o kumrunun erkeği çıkageldi, ateş etti, dişi kumru düştü, öldü, öyle yatıyordu yerde, ben ona bakakaldım. Sonra erkek kumru gözden kayboldu. Çok çaresizdi. Babam gözden kaybolana kadar takip etti onu sonra vazgeçti onu vurmaktan. Öldürmedi. İndirdi tüfeğini. Noldu lan senin aşık kumru kaçmış? Yok. Aşıklar telef olur kaçamaz. Sonra erkek kumru böyle kapadı kanatlarını, vazgeçti uçmaktan, sapladı kendini yere. Paramparça oldu, öldü. Ben öyle ona bakakaldım. Ne yani şimdi, aşkından öldürecen mi kendini? Yok, hayvanlar ölür, aşıklar ölmez.

İzmir'e İlk Defa Geleceklerin Bilmesi Gereken 13 Şey

İster kısa süreli olarak tatile gelin, isterseniz kısa süre içinde İzmir'de yaşamaya başlayacak olun, ancak İzmir'i İzmir yapan bazı şeyleri öğrenmeden İzmir'e gitmeyin. İşte bilmeniz gerekenler..

1 - Karşıyaka'da “göz göz” tezahüratı yapmayın. İstenmeyen sonuçlarla karşılaşabilirsiniz..

2 - Güzelyalı, Hatay civarında “kaf kaf kaf sin sin sin” tezahüratı yapmayın.

3 - Darı'ya “Darı” denir. Mısır güneyde bir ülkedir. İzmir Lügatı:

Klorak -> Çamaşır Suyu | Simit -> Gevrek | Kumru -> Kuş değil bir yiyecek türüdür. | İncir -> Yemiş | Mısır -> Darı | Misket -> Meşe | Domates -> Domat

4 - Otobüste yerinize başkası kentkart basarsa ve parayı almak istemezse ısrar etmeyin.

5 - Buluşma Noktası; Sevinç Pastanesi'dir.

İzmir'e geldiyseniz ve bir arkadaşınızla buluşacaksanız adres mutlaka Sevinç Pastanesi önü olmalıdır. Çünkü Sevinç Pastanesi önü, İzmirlilerin buluşma noktasıdır.

6 - Gül satan ve fal bakan teyzeleri görür görmez kaçın.

Erkek erkeğe bile olsanız, gülcü ve falcı teyzelerin bitmek bilmeyen ısrarı sonrası bir erkek arkadaşınıza bile gül almak zorunda kalabilirsiniz.

7 - Kemeraltı'na giderseniz dikkatli olun. Şayet her an üzerinize zorla giydirilen bir şeyin parasını ödüyor olabilirsiniz.

8 - Böcek fobiniz varsa bundan kurtulmaya çalışın. Başta hamam böcekleri olmak üzere İzmir'de her türden böcek bulunur.

9 - İzmir'deki kumruyu başka hiçbir yerde yiyemezsiniz. Diyetinizi boşverin, kumruya devam.

10 - Boyoz denen bir mucize vardır. Ona poğaça demeyin.

11 - İstanbul'dan geldiyseniz İzmir'de de ‘karşı’ kavramı vardır.

12 - Yine İstanbul'dan geldiyseniz İzmir'in İstiklal Caddesi, Kıbrıs Şehitleri Caddesi'dir.

Bu caddede birçok sokak sanatçısına ve her an bir protesto eylemlerine rastlayabilirsiniz.

13 - Eğer sokakta lokma için bekleşen bir kuyruk görürseniz utanmayın, siz de katılın. 

Çünkü İzmir'liler bu adetlerini çok seviyor. Lokma tatlısı bir kamu hizmeti, yardımlaşma, hayır-hasenat faaliyetidir.