IKI

Başka Ne Olan - İki Düş Arasında Beklenti

Hepsini olduğu gibi görüyorum
Masayı, ütüyü, aynayı, iskemleyi
Mutfak eşyalarını -yarı aralık kapıdan-
Tavayı, meyve sıkacağını, ekmek kutusunu
Bakracı, çaydanlığı, çiçekliği
Fayansta yansısı olan bir bardağı
Beyaz üzerine mavi çizgili bir bardağı
Kullanılmamış bir bardağı
Kullanılmadığının bilincinde olan bir bardağı
Bilincin titreşimlerini saçan bir bardağı
Gemi kıçlarına dadanan köpüklü bir bardağı
Dalgaların üyesi olan denizci bir bardağı
Kıyıya vurmuş medüz bakışlı bir bardağı
Duygulu bir bardağı
Aşkın tek ve beyaz gölgesi olan bir bardağı
Gülümseyen bir sıkıntı olan bir bardağı
Katolik kiliselerinde İsa olan bir bardağı
Pazar sabahlarını anımsatan bir bardağı
Kurnaz bir bardağı
Uzay kopuğu bir bardağı
Sahnesinden - fayansın üzerinde- oyununu oynayan bir bardağı
Bir anı, bir şimdi, bir sonra olan bir bardağı
Sürahisinden bağımsız bir bardağı
Kendisinden de bağımsız bir bardağı
Havuzun fıskiyesine bakan bir göz olan bir bardağı
Mayonez ışıltılı bir bardağı
Gün gibi, göl oyuğu, balıkçıl duruşlu bir bardağı
Satrançta yer değiştirme devinimli bir bardağı
Doğurgan bir bardağı
Toplayan, çıkaran, bölen bir bardağı
Görüntü, sanrı, yanılsama olan bir bardağı

Başka ne olan bir bardağı
Sadece bardak olan bir bardağı.

( İlkyaz Şikayetçileri )

__ E. Cansever, Sonrası Kalır

İki Düş Arasında Beklenti

Ablan çiçekli şapkalar yapıyor mu gene
Üstüne buğulu yaz tülleri serpiştiriyor mu
Kadife sesleri, ibrişim kokuları
Dolduruyor mu dört bir yanı
Küçük küçük güneşler halinde
Makaslarda geziniyor mu parmak izlerin
Onca uzaklığındaki ben
Geçiyor muyum belli belirsiz
Gözlerinin içdenizlerinden
Nasıl mı
Nasıl yaratılmışsa boşluk
Kendine bakan irice bir vişneden.

Hani
Elini alnına koyup da
Daldığın olurdu ya bazen
Dalgınlığının ipekli giysinle birlikte
Hiç değişmeyen bir hışırtısı olurdu ya
Kime duyuruyorsun o sesi şimdi
Kime
– Yokluğuma bakarak
Çizilmiş bir taslak gibi
Uçup giden bir taslak gibi
Dağılan, toz olan bir taslak gibi –

Pencerenden baktığında – ara sıra –
– Ah bu kımıltısız yaz uzaklıkları –

Sana küçük küçük armağanlar verilirdi de sanki
Sen onları (sözgelimi bir tümsek, bir yavru karga, yere
düşen bir yaprak, ağır ağır yayılan bir duman
parçası – şapkaların birinden kopmuş bir
kurdele? olabilir – karşı pencerede bir
ayna, bir sürahi; birbirine karışmış iki tek
gözyaşı gibi)

Dolduruyor musun çantana özenle
Çantana, çekmecene, ne bileyim, hiçbir yere belki de
İşte, tıpkı, dilsiz bir kadın sana bir şey söyledi
Söyledi de
Yineler gibisindir kendi kendine.

Anımsıyorum bir de
Senden biraz ötede birtakım devinimler
Görüyorum nerdeyse – gövdenin çok yakınında –
Sen onları tutup tutup bırakıyorsun
Demirin pası kavradığı
Bir yavaşlıkla
Bunlar ellerin senin, kirpiklerin , ağzın aslında
Dağılıp yitiveriyor birden hepsi
‘Bu benim kayganlığım’ derdi bir balık olsa
Ama sen diyemezsin, ben de diyemem
Çünkü sen yoksun, ben de yokum
Ya da biz ikimiz de varız, varız da
Bekliyoruz sanki düşlerimizden birinin yargısını
Bakışımlı iki düş arasında

İşte,şimdi, şu anda
Yaşamın aynasında – ah şu küçük yaz uzaklıkları –
Bir terzinin yeni bitirdiği bir giysiyi
seyretmesi gibi uzun uzun
Bakıyorsundur – bakışlarına sığan ne varsa –
Öyleyse
İliştirir misin göğsüne
Bir çiçek uzatsam – uzatmak denirse buna –
Gülersin alırken – sahiden güler misin –
Biliyor musun seni ben
Görmedim hiç gülerken
Gülsen de pembesi bol bir resim yapıyorsun gibi gelir bana
Gittikçe koyulaşan – kendini dışa vuran irice bir vişne ?
neden olmasın –

Ya ağlarken gördüm mü, hayır, görmedim
Gördüğüm yalnız
Nasıl yansırsa buğulu bir cama bir elma
Öylece bir şey
Şunu da söyleyeyim, sen benim
Bilmemin başlangıcısın olsa olsa.

Çiçekli şapkalar, buğulu yaz tülleri
Şimdi hepsi birden – uzaktan uzağa –
Bir çocuk ağlaması gibi
Her şey bir çocuk ağlaması gibi
Her şey, ama her şey
Bir çocuk ağlaması gibi
Her şey ,her şey, her şey.

( İlkyaz Şikayetçileri )

__ E. Cansever, Sonrası Kalır    

Beş maymun deneyi; 
“Bir odaya beş maymun koyuyorlar. Ortalarında bir merdiven, merdivenin tepesinde de bir hevenk muz var. Ve tavanda da soğuk su fışkırtan bir duş. Maymunlardan biri merdiveni tırmanıp tam muza ulaşacakken tüm maymunlara duştan soğuk su fışkırtılıyor ve merdivendeki dahil hepsi ıslanıp kaçıyorlar. Aradan biraz zaman geçiyor, sonra bir diğeri muza ulaşmak için merdivene tırmanınca yine aynı soğuk su ile ıslatılıyorlar. Tabii bir süre sonra merdivene yaklaşılması bile hemen diğerleri tarafından engellenmeye başlanıyor çünkü kimse ıslanmak istemiyor. Ertesi gün duşu kaldırıyorlar ve bu beş maymundan birini alıp yerine yenisini koyuyorlar. Yeni gelen maymun merdivenin tepesindeki muz hevengini görünce hevesle tırmanmak istiyor ama merdivene yaklaşması diğerleri tarafından dayakla engelleniyor. Bir gün sonra bir maymunu daha yenisiyle değiştiriyorlar, hayatlarında hiç suyla ıslatılmamış iki maymun oluyor kafeste. Ve tabii yeni yeni gelen maymun da muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmaya kalkınca diğerlerinden dayak yiyor yine, işin ilginç yanı kendisinden bir önce gelen maymun da gruba katılıp ona saldırıyor. Ertesi gün bir maymun daha yenisiyle değiştiriliyor; yine, yeni gelen muzlara ulaşmak isterken dayak yiyor ve yine bir önceki gelen maymun da dayak atanlar arasına katılıyor. Derken birer gün arayla dördüncü ve beşinci maymunlar da değiştiriliyor yeni maymunlarla, yani kafeste daha önce suyla ıslatılmış tek bir maymun kalmıyor. Duş da yok, yani izin verseler ve biri çıksa muzu yiyecekler aslında ama merdivene tırmanıp muza ulaşmak isteyen yeni, dayakla cezalandırılıyor. Peki neden? Maymunlar merdivene yaklaşanı niye dövdüklerini bilmiyorlar ama yine de dövüyorlar, diğerlerinden öğrendikleri deli saçması bir davranışı devam ettiriyorlar çünkü sorgulamıyorlar.”

Bir insanı sevmek ne büyük olay. Gerçekten sevmek ama iyisiyle kötüsüyle, her şeyiyle kabul ederek sevmekten bahsediyorum. Sevgi ne basitleşti değil mi günümüzde? Herkes iki günde aşık oluyor, üç günde evleniyor, beş günde onun için ölüyor, yedi günde küfür etmeye başlıyor. İnsanlar tuhaf.

Bu girizgâh için kusura bakmayın, bir miktar dertliyim. Sınıfta yakın sayıldığım bir kız var, ona Ö. diyelim. Ö. sınıftan bir çocuğu seviyordu, gelip anlatıyordu her gün şöyle aşığım böyle ölüyorum falan. Çocuk Ö.yü istemedi ama bizim kız vazgeçmiyor bu sefer her gün ağlıyor, çok seviyormuş da onu, asla unutamazmış, çocuk onu sevene kadar bekleyecekmiş falan falan. Dilimde tüy bitti vazgeçmesi için yalvarırken, iki günde aşk mı olunur Allah aşkına unutursun. Daha geçen perşembe bana unutamadığını çok sevdiğini anlatırken bugün başkasıyla birlikte olduğunu öğrendim. İlkokul arkadaşıyla tekrar konuşmaya başlamışlar, bir haftada aşık olmuşlar ve şimdi birlikteler. Ö. şimdi de bu çocuk için ölüp bitiyor.
İnsanlar sevmek nedir bilmiyorlar. Onları uyardığınızda anlamıyorlar ve siz kötü oluyorsunuz. Evet canım sen haklısın, senin hayatının aşkı her hafta değişiyor. Aşk nedir sevgi nedir en çok biliyorsun ve ben gerçekleri yüzüne vuruyorum diye cadı oluyorum. Kocaman tebrikler, bir haftadır tanıdığın adam için ölmeye hak kazandın.

Sanırım ana rahmindeyken iki kişiydim. Ben ve şeytani ikizim; ve sanırım ben onu yedim.

Aksi halde evde, işte, kendi kendime ya da sevdiklerimin yanındayken sürekli olarak stresli oluşumun başka bir sebebi olamaz. Anlamsız mevzuların gerekmediği halde bana sülük gibi yapışmasına izin veriyor oluşum da bundan olmalı. Geceleri uykuya dalmadan evvel aklıma gelen binlerce abuk subuk korku dolu paranoyaların da sebebi muhtemelen kötü ikizim. İçimde kalan ufak parçası bütün gücüyle kendini beni rahatsız etmek ve intikam almak için hissettiriyor. Neredeyse eminim. Yoksa bir türlü rahatlayamayışımın tüm mantıklı telkinlerime rağmen herhangi mantıklı bir açıklaması yok.

Neredeyse demiştim ama evet artık eminim.
Ben kesin doğmadan önce kötü ikizimi yedim.

Beklentilerinizin büyük çoğunluğunu karşıladığını hissettiğiniz o değerli insanın, bir süre sonra yine onca zaman karşıladığı beklentilerinizin üzerinde sizi birden bire, tek başınıza, götünüzün üzerinde oturup boşluğa bakar vaziyette bıraktığı
ve sonrasında neresinden tutarsanız tutun, tuttuğunuz o kopuk yerleri bir türlü birbirine tutturamadığınızı anladığınız o an.
İşte o iki an, her güzel şeyin ardından kendini hatırlatan o iki an.
İlki panik; koca bir kutu, yüzlerce fotoğraf.
İkincisi de kalp ağrısı; o durakta, o semte gitsin diye beklediğiniz son otobüs.
‘‘Kalbimi yaktık, yanışını izliyoruz. Son otobüs.’‘ 19.04.2016

anonymous asked:

İki erkek arkadaşım vardı kankaydık ama biriyle daha yakındık ama şimdi onunla konuşmuyoruz diğeriyle çok yakınız ve o iki arkadaş küs kendimi suçlu hissediyorum aslında ama böyle olması gerekiyodu. Şimdi bana mesaj atıp tekrar konuşmak istediğini söylüyo ve ben ikisi arasında kalmam isteyorum. Beynim yandı aq bu ne

Kavak yelleri kaçıncı sezon bu