IKI

saat 18.44
bir yağmurun altına, dizlerimi kırıp öylece oturdum. ıslanan kağıda, mürekkebi birbirine karışmış harflerle senden söz etmek istiyorum. ağlaya ağlaya sadece senden söz etmek.
bu kez yaşadığım hiçbir şeye değinmeden; bugün ne yedim, nereye gittim, ne okudum, hangi tümseğe takılıp kaldım; anlatmadan, beni bir sokağın asfaltına yapışmış sakıza çeviren hiçbir sebebin kıyısına vurmadan; salt seni anlatmak…
gözlerini yumduğunda güneşin batmak için yön ve saat ayırt etmediğini, üstelik battığında ise dünyanın her iki yarım küresinin de karanlıklar içinde kaldığını, hatta ve hatta gözlerini her yumup açışında kirpiklerinin göğsümdeki yangını hem körükleyip hem söndürebildiğini söylemek istiyorum. sen yutkunurken, annesinin kalp ritmini dinleyen bir ceninden farkım kalmadığını ve nicesini söylemek… bir kaşık çorbaya da, parktaki salıncağa da, bahçemdeki terliğe de, kapının koluna da saatlerce seni anlatmak istiyorum. fakat bir tüy yumağı gibi boğazıma takılıyor cümleler. kedi gibi çırpınıyorum bu mektubun karşısında.
hayatı uzun soluklu bir mide bulantısından ayıran gözlerini hiç görmemiş insanlar nasıl dayanabildi onca zaman, nasıl molasız devam edebildiler hayatlarına bilmiyorum. sırtımda bir kambur gibi taşıdığım ömrümü indirip soluklanabildiğim tek istasyon sensin çünkü. fakat yine de, dünyanın hiçbir yolculuğu, sonunda sana dönmek kadar sersemletemez bir insanı. sonunda sana dönmek. kızaran yüzünü her koşulda, çok sevgili kuzeyine dönen bir pusula ibresi gibi, gövdesine ağır gelen başını sevdiğine çevirmekten hiç yorulmayan, gocunmayan günebakan çiçekleri gibi. sana dönmek. fıtrat gereği. mecburi. zaruri. olması gerektiği gibi. sana dönmek. ve kırılan boynumu halının altına süpürmek. annem görmesin için. işte geldiğim son nokta. sana döndüğüm son nokta. son kere dinleniyorum ben bu istasyonda. bu bir karın gurultusu değil, gök gürültüsü aslında.
ve hiç sırası değil ama, bu yumağı tükürmek, göründüğünden çok daha güç bir işmiş. bir arkadaşımın kanserli annesi ağrılarını, “içime bir çalı atmışlar da sürekli savruluyor gibi canım yanıyor.” diye tarif ediyordu. ne kadar inanılır gelir kulağa bilmiyorum fakat onun gibi hissediyorum. yalnız bu çalı benim kalbimde. kalbime çalı atmışlar gibi, o savruldukça ben yırtılıyorum. benim kanserim sensin ey kalbim. ve köprüden önceki son mektubumun öznesi, nesnesi, yükü, yüklemi, ağrısı ve bahçesisin.
**
seni seviyorum, duvara atılan yumruk gibi; kanayan da, kırılan da, hedefim de; bendim.
m.

ıı.

Sevgili Bilge,
Bana bir mektup yazmış olsaydın, ben de sana cevap vermiş olsaydım. Ya da son buluşmamızda büyük bir fırtına kopmuş olsaydı aramızda ve birçok söz yarım kalsaydı, birçok mesele çözüme bağlanmadan büyük bir öfke ve şiddet içinde ayrılmış olsaydık da yazmak, anlatmak, birbirini seven iki insan olarak konuşmak kaçınılmaz olsaydı.


- Oğuz Atay

—  hevesimikirdilarbenimalbayim

聞こえます。。。

Noragami is an anime/manga I’ve gotten in to after much recommendation from others. Such a fun show involving Japanese deities! And of course, I ship Yatori (Yato/Hiyori).

Totally add this show to your “to-watch-list” if you haven’t already. <3

Jadi, tepat hari ini saya memasuki seperempat abad dalam hidup saya. Yes! Saya sudah mulai bisa dianggap ‘berumur’ mulai sekarang. Banyak yang bilang kalo fase-fase umur seperempat itu lagi tinggi-tingginya masuk dalam fase “quarter life crisis”. Saya gak ngerti apa itu secara detail. Tapi kayaknya sih semacam fase keragu-raguan dalam hidup. Fase dimana kita banyak mempertanyakan tentang kita ini siapa, tujuan kita hidup itu apa, apa saja yang sudah kita lakukan, hidup kita selama ini sudah berguna ato belum, udah dapet jodoh apa belum, kapan nikah. Ya gak jauh dari itu lah ya.

Gegara hal itu juga saya jadi mikir, sebenernya apa yang saya lakukan sampe sekarang ini udah bener-bener sesuai sama mimpi yang saya inginkan apa belum sih? I mean, setiap keputusan yang saya buat, setiap langkah yang saya ambil, apakah makin mendekatkan kepada tujuan saya, atau secara tidak sadar malah menjauhkan?

Eniwei, biarkan saya memulai fase level berikutnya dengan pertanyaan. Biar nanti gak sesat dijalan. Karena eh karena ‘oke gugel’ atau ‘hay siri’ kadang juga agak haho kalo ditanyain macem-macem. Jadi, semoga halaman biru tua saya ini bisa lebih bermanfaat lagi. Semoga tak hanya #NalorboModnar (Obrolan Random) aja yang bisa keluar, tapi juga bisa konsisten saling belajar dengan kalian semua lewat #saknyuk maupun bentuk-bentuk tulisan lain saya.

Akhirul kalam, ketika waktu semakin malam, saya harus mengakhiri tulisan ini dengan salam.

Enakin!

- dimazfakhr, 070217