Deming

Her Gün 5 Dk Ayırarak İlim Öğrenilir Mi?

Hepimiz bir şeyler okuyup öğrenmek istiyoruz. Ancak en büyük sıkıntımız zaman ayıramıyor oluşumuz. Dünya o kadar çok sarmalamış ki bizi, asıl meselelerimizden uzaklaşıyoruz. Bir bakmışız ki yıllar geçiyor. Günler kitapsız, haftalar Kuransız akıp gidiyor. Buna bir deme zaman gelmedi mi? Zira dünyalık işlerinizi birden söküp atamıyorsanız, yavaşça itelemeye başlayabilirsiniz. Nasıl mı?

Sizden 5 dk istiyoruz. Her gün bir ilim için 5 dk. Evet bu alim olmak veya bu ilim alanını kavramak için yeterli bir süre değil ama 5 dakikayı da hiç küçümsemeyin. İnananın sonunda etkisini görünce siz de şaşıracaksınız. Efendimizin sallallahu aleyhi vessellem “Allah katında amellerin en makbulü az da olsa devam üzere yapılanıdır.” [Buhârî, İman 32] hadisi düsturunca, hayatınızda yeri olmayan ilimlere küçük küçük yer açmak istiyoruz. Gayret bizden, başarı Allah’tan…

Peki bu düzen nasıl olacak? Siz ister bir lise öğrencisi, ister üniversite öğrencisi veya çalışanı, ister işçi, ister emekli, ister ev hanımı olun. İşinizin hiçbir önemi yok, isteğinizin önemi var. Hayatı hep namazlara göre planlamamız gerektiğini duyarız ama bir türlü oturtamayız. İşte biz size bunu da teklif ediyoruz. Öyleyse başlayalım;

1. Namaz

Öncelikle kardeşim, namaz kılıyor olmanız gerekiyor. Ya da lütfen namaz kılın. Başlayın! Çünkü namazsız her şey çok daha zor ve başa çıkılmaz halde. Zira bizde planlarımızı namazlarımıza göre yapacağız. Namazlar ile günümüz otomatikmen beşe ayrılmış oluyor. Her namazın ardından ilim için 5 dk ayıracağız ve bunu verimli kullanacağız.

2. Bu 5 ilim nedir?

Namazlardan sonra 5 dk ayıracağımız ilimler şöyle; Kuran-ı Kerim tilaveti (yüzüne okuma), Tefsir, Hadis, Fıkıh, Akaid.

3. Nasıl?

Sabah namazından sonra 5 dk; Tefsir. İlk olarak Kuran okumayı alabilirdik ama mushafları boyut olarak yanımızda taşımak daha kolay olacağından onu gün içine aktardık. Kaynak olarak ise Elmalılı Hamdi Yazır ilk tavsiyemiz olmakla birlikte Risale-i Nur tefsiri de olabilir.

Öğle namazından sonra 5 dk; Kuran-ı Kerim tilaveti yani yüzüne okuma yapacağız. Bu nedenle küçük boy bir Kuran’ınınız artık yanınızda bulunmalı. Artık sizin hızınıza göre sayfa veya ayet sayısı değişebilir. Mühim değil. Yalnızca 5 dakikadan önce bırakmak yok.

İkindi namazından sonra 5 dk; Hadis. Çünkü öğlen herkes bir yerlerde olacaktır. Bu okunacak kitabın yanımızda olması gerekir. Bu nedenle hadis okuyabiliriz. Erkam yayınlarının Riyazüs Salihin cep boy serisi bulunmakta. Bunlar hem taşınabilir, hem de şerhi açısından anlaşılabilir. Bunlardan temin edebilirsiniz.

Akşam namazından sonra 5 dk; Fıkıh. Fıkıh muhteşem bir ilim. Ne neden nasıl yapılır öğrenmek için, pek çok sorunuza bizzat cevap bulabilmek için fıkıh kitaplarını karıştırmayı bilmeniz gerekir. Bu nedenle ilk olarak Ömer Nasuhi Bilmen İlmihali ile başlanabilir.

Yatsı namazından sonra 5 dk; Akaid. Her türlü eksikliğimiz inanç eksikliğimizden, bu eksilik de bilmeyişimizden kaynaklanıyor. O nedenle akaid ilimlerinden de bir nebze pay almak, muhteşem bir nimet olacaktır. Kaynak olarak, İslam İnancının Temelleri Akaid – Ömer Nesefi kullanılabilir.

Ekstra bir 5 dakikanız daha varsa yatmadan, günlük kitabınızı da okumayı unutmayın inşAllah.

4. Çetele

Siz de bir çetele oluşturun ve kendinizi takip etmeyi aksatmayın. Hafta sonlarında okumaları sürdürebilirsiniz. Yanı sıra bu günleri düzenlemeler, tekrarlar, videolar ile desteklemeler yapamaya da ayırabilirsiniz.

5. Bunlar işe yarar mı?

Muhakkak yarar. Öncelikle sizin niyetiniz nedir? Bu çok önemli. Eğer Allah’ın dinine dair bir şeyler öğrenerek daha iyi bir kul olmayı arzulayarak bunları yapıyorsanız, muhakkak ki karşılığını alacaksınız. Ama ne için öğrendiğimiz çok önemli. Bir süre sonra bir baktığınızda çok şey okumuş olacaksınız. Bunları sıkışık düzene kursanız okuyamazdınız ama küçük küçük adımlarla büyük şeyler öğrendiniz. İşte mesele burada, Allah’ın bereketi burada. Yineliyoruz, bu şekilde alim olunmaz. Çünkü kalp iki sevdayı bir taşımaz Alim ilim ile yatar, kalkar ve hatta uyumaz. Nureddin hoca der ki, “Sen ilime her şeyini verirsin, o da isterse kendinden bir nebze sana verir.” İşte ilim böyledir. Ama bizler bu  dakikalık süreçlerde alim değil, daha iyi Müslüman olmayı hedefleyeceğiz. Konuşmak için değil yaşamak için okuyacağız. Her gün okuduğumuzu hayatımıza tatbik etmeye çalıştıkça değişime şahit olacağız. 

Ve dua… İşte en mühim kısmı burada. Allah’tan hayırlı ilim isteyeceğiz ve bununla amel edebilmek için niyaz edip duracağız inşAllah, biizniAllah.

anonymous asked:

Ya Atatürk müslüman olmuş olsa ne olur olmasa nolur? İnsanın dini bu kadar önemli mi? Müslüman olmayan biri iyi bir insan olamaz mı? Öncelikle Atatürk dinsiz bir adam değildi(meclisi özellikle 23 nisan cuma namazından sonra dualarla açmıştır) kaldı ki ister ateist olur ister budist olur ister müslüman olur her ne olursa olsun adam senin yaşadığın toprakları gavurun elinden kurtarmak için canını dişine takmış mı? takmış. Son olarak öbür tarafta bi helalliğine ihtiyacınız olur..

İlk olarak ben kimsenin dinini sorgulamıyorum. Tam tersi Atatürk bizim dinimizi sorguluyor iyi okuyun lütfen..
İkincisi Atatürk doğru dualarla birlikte meclisi açtı fakat bir yeri atlamayın, sonradan yaptığı açıklamalarla “köprüyü geçene kadar ayıya dayı deme” şeklini bize bizzat hareketleriyle göstermiş oldu. Nasıl mı? “Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş başaramayacağız” diyerek. Kaynaklarıyla birlikte bütün açıklamaları mevcut. Kusura bakmayın ülkemi kurtardı diye kimseye minnet edecek değilim benim inandığım şeylere hakaret etme yetkisini kim veriyor acaba? Öbür dünyada hesaplaşmayı hiç merak etmeyin biz sizden daha çok istiyoruz vesselam.

anonymous asked:

İnsanların sürekli acıları karşılaştırmasını anlamıyorum. Her yara acıtır. Kimsenin bu kadar üzülemezsin deme hakkı olduğunu düşünmüyorum. Üzülüyoruz. Üzülüyorlar. Ve böyle de devam edecek.İsterseniz fiziksel bakalım kimse kolu kırıldığında canım acıdı demesin sonuçta kolu kopan da var. Yani demek istediğim böyle şeyleri karşılaştırmayı bırakmalısınız çünkü başta dediğim ve bir yazarımızın dediği gibi;Acının küçüğü büyüğü olmaz. Her yara acıtır..

anonymous asked:

Ya cemel vakasına ne demeli? Onca insan Hz. Ali ve Ayşe yüzünden öldü, onlar yeniden barıştılar. Ne yani? Bu ne?

arapların tipik saçmalıkları

Cowboys in camp near Deming, New Mexico

Photographer: Ella Wormser
Date: 1895
Negative Number 012698

Ella Wormser had studied painting at the San Francisco School of Design and took up photography during the years after she married and while she lived in Deming, New Mexico, where her husband had a mercantile business.

In 1895, she documented Jack Follansbee’s crew of cowboys and vaqueros as they finished driving William Randolph Hearst’s cattle from his million acres of ranch land in Mexico to meet the railroad in Deming.

The Wormsers later returned to California, and some of her glass negatives managed to survive the San Francisco earthquake of 1906.

Catch up: Performance Management

Is it a good idea to reflect on complex and important topics when warm and dozy on a lazy summer holiday afternoon? Probably not. But I want to live life on the edge, so let’s take the risk.

After completing my latest MBA subject ‘Managing Contemporary Organisations’ in December, I had some topics which I had not yet reflected on or posted here. Before returning to work next week, I’m re-reading my notes and writing some brief catch up posts. This topic, Performance Management was a big one, as it is an area the lecturer had some practical experience in from early in his career when we worked in Human Resources.

A good friend who has known be for a very long time, yesterday told me that one of my strongest defining characteristics which has been present since at least early High School is to question everything, and especially authority and tradition. I took it as a compliment. So when I read the opening line of the introduction to this topic, I got very excited:

Sometimes our most valuable contribution to managing organisations is in questioning policies or activities that are 'taken for granted’, accepted because they are just 'things that organisations do’.

The lecturer proposed that performance appraisals are part of this received wisdom in organisations, and that has lead to either useless or damaging systems. I must admit that I have had limited experience with such systems, and the ones I have been exposed to have been mostly harmless.

Performance Appraisals and Performance Management is usually done to help an organisation achieve its goals by addressing each member of the team individually. This operates from a reductionist assumption, that the whole (organisation) is just the sum of its parts (individuals). There is a powerful and subconscious idea at play here, which permeates Western thought: if the group is falling short of its goals, someone is to blame. So the logic flows, if we appraise individual performance we will discover the 'under performers’ and can assist them - or remove them. We just have to find the weak link, and the Performance Management system is a process of discovery, measurement, and intervention. The measurement uses Key Performance Indicators (KPI). They are often nested into a very pretty structure like so:

From a complex systems angle, the original assumption is false - the whole is greater (and much more unpredictable) that the sum of its parts. Although individuals, teams, and organisations may set goals and objectives, ensuring a healthy system as a whole is more productive that scrutinising - and blaming - individuals. Citing Deming, there is evidence to suggest that up to 85% of the productive capacity of an organisation comes from the effects of the system. Although cringeworthy, this is an appropriate time to use the word synergy.

That is not to say that individuals may have a positive or negative impact on the system, just that KPIs and Performance Appraisals are not the best way of revealing them. An example was given from a real workplace experienced by a previous student of the course:

A sales team was measured on individual sales, which were then rolled up into a team KPI. For some time, the team members were encouraged to be more like the 'high achiever’. It was subsequently discovered though that the 'high achiever’ was a bully who stole sales from other team members. When the bully was removed, the team achieved greater sales than before, for one less salary!

A manager should therefore take a holistic, relational approach to improving performance. Ask yourself “Have I done everything I can to enable this person to perform?”. This should include, involving the person in fixing the systems they have to use - they are the domain experts and likely have the best idea as to how to improve it. When fixing a system, one has to go upstream, to find the root of the problem. This is remarkably like software debugging!

Another aspect is training. A common approach is to provide training for people in areas of weakness. However, this assumes that everyone can or should be good at everything - an assumption that should be questioned. Everyone has the potential to be 'capable’ in most areas - but everyone also has the potential to be outstanding in a few areas. Surely it is better to spend training resources to assist people to become great in their area of passion? Borrowing a phrase from cool overseas development people: this is a strengths based approach to professional development.

This has been a really useful topic to reflect upon, especially to think about my own workplace from a strengths based perspective. There is also a push to create KPIs, so I need to think about what we choose to measure and how they are to be used.

The 85-15 Rule
W. Edwards Deming proposed the 85-15 rule –- when things go wrong, there is an 85% chance that the system is at fault, and only a 15% chance that an individual worker is at fault. Most of the time, managers erroneously blame individuals when the failure was really in the system.