2003 amas

Çocukluğumda ışıklı ayakkabısı olan çocuklar zengin sayılırdı. Öyle bakıp geçemezdik bakıp kalırdık. Kırmızılar yanıp yanıp sönerdi. Bizim gibi ışıklı ayakkabıları olmayanlar o zamanlardan havai fişeği bulmuştu.
Evdeyiz, oturuyoruz döndüm babama;
-‘’Biz ne zaman zengin oluruz baba’’ dedim
-‘’Yarın’’ dedi.
İnandım.
O gece uyuyamadım. Sabaha kadar döndüm durdum. Hava aydınlanmaya başlayınca fırladım yatağımdan tüm evi gezdim değişen bir şey yoktu. Bakmadığım tek yer kalmıştı onu da bilerek en sona bırakmıştım zaten. Kapının önüne koştum eski plastik ayakkabılığımızı hızlı hızlı araştırdım ama bulamadım.
Sabah olmuştu ama ışıklı ayakkabım hala yoktu.
Ondan sonra da hiç olmadı.

Lüks villamız yoktu ya da mahallenin parmakla gösterilen evinde de oturmuyorduk. Sıradan, mutfağı banyosu bize kadar olan eski bir yapıydı.
Evin tek çocuğuydum haliyle şımartılmam gerekiyordu ama şımartılacak kadar paramız yoktu.
Okulumu hiç aksatmazdım severdim de. Arkadaşlarım vardı muhabbet filan güzeldi her şey. Bazı arkadaşlarım ‘’benim ayrı odam var’’ filan diyorlardı ama pek anlamıyordum. Evde yatak odası haricinde ayrı oda varsa o da oturma odasıdır ev biraz daha güzelse salonunuz da vardır. Acaba salonda mı uyuyorlardı.
Yok öyle değilmiş.
Çocuğum kıskandım evde kuytu köşe bir yer buldum sehpadan bozma bir çalışma masası yaptım ve kendi odamı kurdum. Tom ve jerry’li yatak örtülerim, çeşit çeşit oyuncaklarım yoktu ama bana özeldi.
Bir gün babam geldi odama, acır gibi baktı etrafa. Gözleri dolmuş ama silmiş belli ‘’bu mu şimdi senin odan’’ dedi.
Gururla -Evet! Dedim. Araya fazla laf karışmadan hemen yapıştırdım soruyu;
Baba biz ne zaman zengin olacağız?
Düşündü, etrafa baktı ‘’büyük, ayrı bir odan olursa zengin olmuşuzdur’’ dedi.
Olmaz ya hani olursa diye düşündüm bir iki dakika sonra kestim düşünmeyi.

Zaman geldi geçti büyüdüm, sevgilim oldu, Karşıyaka maçlarına yalnız gitmeye başladım, arkadaşlarla çay içmeye gidiyoruz -3 çayy diye bağırıyorum filan. Büyüdüm yani. Ülkedeki çoğu çocuğun büyüme kıstaslarıyla paralel olarak büyüdüm. Ayrı odamın olduğu bir eve geçtik. Büyük güzel bir evdi muhiti de güzeldi. Hafif zengin mahallesindeydi.
Ergenlik zamanımdı tam zamanında gelmişti bu ev. Koskoca orta son öğrencisiyiz kolay mı öyle lan lüks apartmanlarda oturmak. Artık okuldaki kızlar sormadan verirdim adresimi.
Ama işte benim aklım başka yerdeydi. Cevaplanmamış bir sorum vardı ya heh onun cevabı lazımdı bana.
Buldum hemen babamı ‘’baba odam ayrı, ev geniş, mahalle kenarlarda değil olduk mu zengin’’ dedim.
Babam yine hevesimi kursağımda bıraktı ama yanıltmadı beni.
‘’ev bizim değil ki eğer bir gün bize ait bir ev olursa o zaman zenginiz işte’’ dedi.
Aldım ağzımın payını uzaklaştım.

Geçti yıllar, sormadan geçer gider bilirsiniz. Lise bitti üniversite sınavlarına hazırlandım bir süre şimdi üniversitenin bitmesine az kaldı aslında bitmiş olması gerekiyordu da ben uzattım.
Aldık. Ev de aldık. Hatta triplex. Bayağı içinde annemi arayıp bulamadığım bir ev. Ayrı odam var hatta odalarım. Yatak örtülerim çeşit çeşit. Galatasaraylı, Star Warslı, Pokeman, spiderman her çeşidinden. Yani zenginiz, zenginiz de…

Şimdi sorsalar bana zenginlik ne diye -annem babam ben 1999 yılı 31 aralık gecesi mandalina, portakal, çekirdek, anne keki, çayla yılbaşı kutlamakmış- derim.  
‘’Son bir dakika kaldı oğlum. Bak 2000 yılına gireceğiz bu çok özel. Bundan sonraki yıllar 2001, 2002, 2003 diye gidecek ama onlar bu kadar önemli değil bu çok önemli. Milenyum bu 1000 yıl demek… 10 9 8 7 6 5 4 3 2 1’’
Şu aralar her şeyim var ama ne ışıklı ayakkabım ne de ışıklı ayakkabı merakım kaldı.

Sorumun cevabını da hala alamadım daha doğrusu sormuyorum artık. Alacağım cevaptan korkuyorum.