2. sayfa

1 saatte 10 sayfayı okuyup sindirdiğimi görünce ciddi manada yaşam enerjimin çekildiğini hissettim. İnsan 2 saatte nasıl 60 sayfa çalışamaz ya?

Tabii kitapta da sempatik punto oyunları var, nse

2 next’lik 3 sayfa okudum, az küstüm, biraz kıskandım, yine sevdim

Evet, ben kahpelik ettim, yine sevdim

Daha da okurdum, yazsan, daha okurum

Sevmek öyle bir şeyle, şunla, bunla olmuyordu

Beni kahrediyorsun

Rüyamda sevdim, tavanda sevdim, sustum sevdim

gittim sevdim

Gerçekliği tamamen yitirdim, canımı da al

Ne affedebileceksin, ne vazgeçebilecek

Al eline bidonu, benzinle dolu, ver beni ateşe

Sonra kahvaltı edelim filan

Yumurtayı seviyorsun

Seni seviyorum

O kazağı da seviyordum

“İyi birisin, başka bir şey bilmek istemiyorum"

İyi biri olmadım, yine sevdim

Karnını doyuracağım ve güzel olacağız

Karnın tokken ne kadar güzelsen

Uykun gelince göğsümde uyutacağım

Uykusuzken o kadar huysuzsun

Ne vazgeçebileceksin, ne tam sevebilecek

Boşuna uğraşma, olacağız işte

Hepsi se-nin yü-zün-den!

Sana söz

Olmadı biz de veda eder, bir de öyle severiz.

7

ATATÜRK'ÜN TARİH KİTAPLARI LİSE VE ORTA - 1931

Sanılanın aksine, dinimize aykırı muhtevalı kitaplar M. Kemal Atatürk’ten “sonra” ortaya çıkmış değildir. Bilakis, bu kitaplar M. Kemal’in direktifiyle yazılmış ve onun ölümünden sonra da inancımıza aykırı muhtevası kitaptan çıkarılmıştır.

Buna rağmen koskoca -sözde- ilim adamlarının televizyon kanallarında utanmadan 1930 yılının din dersi kitabını ekranlarda gösterip “Atatürk ve Inönü döneminde din dersi vardı” şeklinde nutuk çektiklerini gördükçe hakikaten hayrete düşüyorum. M. Kemal döneminde din dersi vardı, fakat M. Kemal din derslerini aşama aşama tasfiye etmiştir. Nitekim 1933 yılında din dersleri müfredattan tamamen çıkarılmıştır.Bu bir süreçti, aslolan ise sonuçtur; yoksa sonuca giden yolda atılan adımlar değil.

Atatürk’ün Milli Mücadele döneminde, yani halkın desteğine ihtiyacı olduğu dönemde Hilafeti övdüğü meclis tutanaklarında kayıtlıdır. Ancak dizginleri ele alınca Hilafet’i kaldırmıştır. Bu durumda M. Kemal Atatürk’e “Hilafetçi” demek ne kadar gayrı ilmî ve gayrı ciddî ise, “M. Kemal Atatürk din derslerine karşı değildi” demek de aynı şekilde gayrı ilmî ve gayrı ciddîdir.

Örneğin M. Kemal Atatürk’ün Yüksek Direktifleri dairesinde Türk Tarih Kurumu tarafından yazdırılmış olan Lise Tarih Kitaplarının birinci cildinin baş tarafına 8 sayfa tutan yazıda tabiat yahut kainatın yaradılışından, insanın zuhurundan, maymunla insan arasındaki münasebetlerden uzun uzadıya bahsedildikten sonra şu neticeye varıldığı görülmektedir:

“Filhakika insan, tabiatın mahlûkudur. Hayatın büyük kaidesi de tabiate tâbi olmaktır. Tabiatte hiç bir şey yok olamaz. Ve hiç bir şey yoktan var olamaz. Yalnız tabiati vücude getiren varlıklar, tabiatın kanunları icabı olarak şekillerini değiştirirler. Arzın ve hayatın mütalea ve tetkiklerinde bu hakikat pek açık görülür.Fakat şunu söyliyelim ki insanların bütün bilgileri ve inanışları insanın zekası eseridir. Zeka tabiî olan dimağdan (beyinden) çıkar. Bundan tabiatı anlamakta zekanın, en büyük cevher ve müessir olduğu anlaşıl­dığı gibi tabiatın fevkinde (üstünde) ve haricindeki bütün mefhumların, insan dimağı için kendi tarafından uydurma şeylerden başka birşey olmıyacağı meydana çıkar.”

Bu yazıda tabiatın üstünde ve dışındaki bütün mefhumların insan dimağı için kendi tarafından uydurma şeyler denilmekle uluhiyet mefhumunun da bunlar arasında olduğu söylenilmiş oluyor.

Yine bu kanaate göre Peygamberliğin ve bilhassa vahyin de insan beyni tarafından uydurma olacağı fikri müdafaa edilerek deniliyor ki:

“… Muhammed birdenbire Allah’ın Resûliyim diyerek ortaya çık­mamıştır. O, Arapların ahlak ve adetlerinin pek fena ve pek iptidaî ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunları ıslah için tenha yerlere çeki­lerek senelerce düşünüşten sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğ­muştur.“

”….Muhammed uzun bir devredeki tefekkürlerin mahsulü olan ayetleri lüzum ve ihtiyaçlara göre takrir ediyordu. Bununla beraber kendisini tahrik eden kuvvetin tabiat fevkinde bir mevcudiyet oldu­ğuna samimi surette kani idi. Muhammed’i harekete getiren ilk amil bu samimî heyecanlar olmuştur.”

Yani, -haşa- Hz. Peygamber (sallallahu aleyhi vesellem) Efendimiz için; “aldandı”, Onun “sandığı” gibi değildi denmek isteniyor.

Yazıklar olsun! Yıllarca Müslümanlara bunları okuttular.Hiç kimse Milletimizin bu hakikatleri görmesini engelleme hakkına sahip değildir.

Üstad Necip Fazıl Kısakürek’in bu kitaptan dolayıDedektif X Bir mahlasıyla Büyük Doğu Dergisinde kaleme aldığı bir yazı:

1 - Güya münevver geçinen, fakat ayağını nereye bastığı ve yüzünü ne tarafa çevirdiği belli olmıyan, kokmaz, bulaşmaz bir zümre vardır ki, Birinci Cumhur Reisi (M. Kemal Atatürk) hakkında şöyle düşünür:

«Onun İslâmiyete hiçbir zararı olmamıştır! Belki de, kaba taassubu yok etmek bakımından dine faydası dokunmuştur! Ne imana, ne ibadete, ne de herhangi bir dini esasa el sürmüş değildir!» Böyleleri, benzerleri ve benzerlerinin benzerleri arasında, Birinci Cumhur Reisini rahmetle ananlar, ona Mevlit okutturanlar bile vardır.

2 - Halbuki Birinci Cumhur Reisi, herhangi bir temenniye «İnşaallah…» duasını katan insan için «Bak, Allahtan bekliyor, Allaha inanıyor!» diye mukabele edecek ve Kâinatın Mefhari hakkında «Donsuz Bedevi! hakaretini savuracak kadar Allah ve Resulünün düşmanıydı.

3 - Bize her şeyden evvel düşen borç, kıymet hükmümüzü izhara lüzum bile görmeden, ukdelerin ukdesi ve bütün tarihi görüş inkılâbının düğüm noktası olan Birinci Cumhur Reisi (M. Kemal Atatürk) mevzuunda,
sadece ilmî ve (Akademik) hüccetlerle onun din, İslâmiyet ve Peygambere karşı vaziyetini tesbit etmek ve hiç olmazsa «Dine ne yaptı?» sözüne sarf imkânı bırakmamaktır. Renkler, siyahla beyaz halinde belli olsun da, mücadele ona göre dürüst ve namuskârane cereyan etsin; fakat, mevzuları bir türlü çerçeveliyememekte en feci idrak belâsı olan renkleri birbirine karıştırma zaafının önüne geçilmiş olsun…

4 - Bütün icraatı, baştan başa en keskin din ve şeriat düşmanlığını billûrlaştıran Birinci Cumhur Reisinin bu mevzuda izhar edilmiş (net) ve (ideolojik) sözleri ve görüşleri büyük bir yekûn teşkil etmediği ve bilinmediği için, icraatı sözden daha büyük bir fikir tecellisi diye alacak herhangi bir irfan zümresinin de eksikliği yüzünden, Birinci Cumhur Reisi hakkında «Canım, İslamiyete ne yaptı? Allaha ve Peygambere inanmadığı nereden malûm?» gibi bir demagocyaya muhatap bulunabilmektedir.

5 - Şimdi bizim yapacağımız, din ve imanı yok etmek için 15 yıllık icraatı dağ gibi yükselen ve bütün bir «lisan-ı hal» ile her şeyi söyliyen Birinci Cumhur Reisinin bu icraata esas teşkil edici kanaat ve sözlerini, üzerinde münakaşa edilmez şekilde vesikalara bağlamak ve onun bu cephesini artık inhiraf kabul etmez bir vuzuhla tesbit etmektir. Böylece, dine en küçük bir temayül ve sevgi içinde, Birinci Cumhur Reisini müdafaaya imkân kalmamalıdır. Müdafaacıları, cephelerini apaçık göstermeğe mahkûm şekilde, Birinci Cumhur Reisi dostluğiyle Allah ve Peygamber düşmanlığını bir arada temsile mecbur tutulmalıdır.

6 - Bu hususta tek, kafi ve riyazi hüccet, Birinci Cumhur Reisinin bizzat yazdığı, devlet işlerini bırakarak mevsimlerce meşgul olduğu ve 1931 yılında Maarif Vekâleti armasiyle devlete mal ve tabettirdiği (bastırdığı) meşhur tarihtir. Bu tarih onun bütün ruh (portre) sini ve dünya görüşünü hulâsa eder. İşte bu tarihin daha ilk sahifelerinde, Birinci Cumhur Reisinin zekâdan başka (idealist) hiçbir kıymete inanmadığı ve bütün ruh ve mavera âlemini insanlarca uydurulmuş birer masal saydığı hemen belli olur:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):
«Bundan, tabiatı anlamakta zekâmı en büyük cevher ve müessir olduğu anlaşılıyor ki, tabiatın fevkinde ve haricindeki bütün mefhumların, insan dimağı için kendi tarafından uydurma
şeylerden başka bir şey olmadığı meydana çıkar.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cild 1, sayfa 2, satır 35 ilâ 39.)

7 - Birinci Cumhur Reisi (M. Kemal), sadece umumi mânada bir «Allahsız» değil, ruhunda en küçük (idealist) havaya pay bırakmıyan koyu ve sert bir (materyalist)’tir. Bu bakımdan, belki de (Karl Marks) ve (Lenin)’i
aşacak bir istidatta, kaba maddeden başka bir hedef tanımaz:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):
«Her halde hayatın, herhangi bir tabiat harici âmilin müdahalesi olmaksızın, dünya üzerinde tabii, zaruri bir kimya ve fizik seyri neticesi olduğunu kabul etmek lazımdır.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 1. sahife 5, satır 10 ilâ 17.)

8 - Umumi mânadaki bu ruh seciyesinden sonra Birinci Cumhur Reisi, pek, ama pek hususî mânada tam bir İslâmiyet düşmanıdır:
(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):

«Mekkeliler Arapları kendi mabetlerine çekebilmek için Arap yarımadasının muhtelif yerlerinde mabut tanılan 360 putu Kabede yerleştirmişlerdi. Kabenin kutsiyetini Yahudi ananelerine de raptetmişlerdi. Bu uydurmalara göre İbrahim, karısı Hacer ile oğlu İsmail’i buraya getirmişti. Bunların hepsi, bittabi, sonradan uydurulmuş masallardır.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 85, satır 19 ilâ 27.)

9 - Birinci Cumhur Reisinin bütün hayat, fikir ve hamlelerine hâkim olan en büyük nefret kutbu, bizzat Allahın Sevgilisidir. Bu tarih kitabında, en küçük bir hürmet edası gösterilmeksizin sadece hâs ve mukaddes ismiyle, polis zabıtlarındaki sanıklara ait üslûpla anılan Gaye-İnsan ve Ufuk-Peygamber (Salât ve Selâm O’na olsun) hattâ kasden methediliyormuş gibi durulduğu noktalarda bile sistemle düşürülmek istenmiştir. Mukaddes ismi nokta nokta göstererek metinleri takdim ediyoruz:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):
«…….. 40 yaşına geldiği zaman, vatandaşlarını, kendisinin bulduğu ve doğru olduğuna inandığı yeni bir dine davet etmeğe başladı.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 89, satır 15 ilâ 18.)

10 - Birinci Cumhur Reisince (M. Kemal) her şey Allah Resulü tarafından (hâşâ) uydurulmuştur. Bu uydurmaların (namütenahi defa hâşâ) mecmuası da Kur’andır; yoksa o sanıldığı gibi, Allahın kelâmı değildir:

(M. Kemal’in yazdırdığı kitaptan):
«……..’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2. sahife 90. satır 25 ila 26.)

Bakınız, uydurma diye iddia ettiği mukaddes oluşların izahını nasıl yapıyor ve Peygambere nasıl bir hile isnat ediyor:

«O, Arapların ahlâk ve âdetlerinin pek fena ve pek iptidai ve ıslaha muhtaç olduğunu anlamış, bunların ıslahı için tenha yerlere çekilerek senelerce düşünmüş ve yıllarca tefekkürden sonra kendisinde vahiy ve ilham fikri doğmuştur.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 40, satır 33 ilâ 36.)

Aynı hile isnadının devamı:
«…….. uzun bir devredeki tefekkürlerin mahsulü olan âyetleri, lüzum ve ihtiyaçlara göre takdir ediyordu.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 41, satır 26 ilâ 27.)

11 - O kadar İslâmiyet düşmanıdır ki, bu dinde samimî olanları bile yabancılar kabul eder ve onun kaynak teşkil etliği ırk ve kavmi, İslâmiyetle beraber düşürmek ister:

«Arap olmıyan, kavimler İslamiyeti hırsla benimsediler, halbuki asıl Araplardan olan sınıflar İslamiyeti, tahakküm etmek için bir siyaset vasıtası olarak kullandılar. Nihayet nüfuz ve iktidar Arap olmıyan Müslüman kavimlerin ellerine geçti. Araplar adeta çöllerine döndüler.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2. sahife 93, satır 25 ila 29.)

12 - Ve nihayet mahut tarihte ki gayet sinsi (taktik), Âlemlerin Efendisini bir kumandan ve devlet reisi olarak medheder gibi görünüp O’nun aslî, ulvi ve münezzeh mâna ve hakikatine ağız dolusu sövmek, böylece güya yeni bir rütbe ve paye adına nihaî ve mefkûrevî rütbeyi, en haşin bir küfür asabiyetiyle ayaklar altında çiğnemektir:

«Aksi takdirde……..’i her şeyi bir melekten alan ve aynen muhitine tebliğ eden ümmi, cahil, hissiz, hareketsiz bir put derekesine indirmek hatasından kurtulmak mümkün olmaz.» (1931 yılının Lise Tarih kitabı, Cilt 2, sahife 93, satır 32 ilâ 35.)

Bir Evlilik Teklifinin Tarihçesi

Biraz sonra okuyacaklarınız, çok kişisel yazılardır. Kimseye bir katkısı olmayacak yaşanmışlığın izleridir. Belki okuyanlar imrenir, kimisi mutlu olur, kimisi neden ben böyle bir teklif almadım der, kimisi sinir olur. Olsun, isteyen istediğini duyumsayabilir. Zaten ben de duyumsadıklarımı, yaşadıklarımı, hissettiklerimi dile getirerek oluşturdum biraz sonra okuyacaklarınızı. Öncelikli olarak bunu belirteyim istedim. Çok kişisel bir yazı dediğim gibi, dileyen bu satırı okuduktan sonra ayrılabilir.

Bu süreçler nasıl ilerler, bir ilişki evlilik yoluna nasıl girer, nasıl evlenilir inanın ikimiz de bilmiyorduk. Yani benim abim evlendi, onun ablaları ve abisi evlendi daha önceleri ama olaylara öylesine uzaktan bakmış iki kişiydik ki, bir gün böyle bir şeyi ciddi ciddi düşünüp telaşesine düşebileceğimizi hiç aklımıza getirmemiştik. Daha öncesinden böyle bir şeyler de yaşamamıştık. Yani ikimizin de uzun süreli ilişkileri vardı ama o kişiler aradığımız “O” kişiler değillerdi. Herkesin hayatında olur, bazen bir kişi gelir ve aradığın kişi benim diye bas bas bağırır her hareketiyle. O, benim için “O"ydu işte ve gelecek için gerekli doğruları yapmalıydım. 

O bize geldi, ailemle tanıştı, ben Eskişehir'e gittim onun ailesiyle tanıştım, babasıyla tanıştım. Hatta oturup konuştuk babasıyla beraber geleceğimizi. İkimizin de beklemediği durumlar yani, babası gerçekten müthiş incelikli davranıp ikimizin de gönlüne göre şeyler söyledi. Bizimkiler de kızımızı sevince, artık Caner dedim kendime, ölç biç, adam akıllı hareket et ve bu kıza yaşadığında unutulmayacak bir şeyler hazırla ki onu ne kadar sevdiğini anlasın, onu ne denli istediğini onu ne denli hayatının baş tacı yaptığını anlasın. 

Bundan yaklaşık 45 gün kadar önceydi sanırım. Ona mektup yazacaktım ki kafamın içinde düşünceler evriliverdi. Neden ona yazdığım mektuplardan oluşan, hatta yaşantımdan öykülerin olduğu ve bu öykülerin ilişkimize yansıyışını anlatan bir yazılar bütünü hazırlamayayım ki, diye yeşillendim. Derhal şartları hazırladım, oturdum yazmaya başladım. Ama öyle bir plan yapmalıydım ki, bu plan kusursuz bir şekilde işlemeli, onun hali hazırda beklemekte olduğu resmi evlilik teklifim için de kusursuz bir şekilde yetişmeliydi. 

Ama dostlarım, bundan sonrası çok sıkıntılı zamanlara denk geldi benim için. Lanet olsası endüstriyelleşen futbol sektörü yüzünden yazmaya istediğim kadar zaman ayıramıyor, belki de istediğim içerikte ve samimiyette öyküler, yazılar yazamıyordum. Ben de düşüncemi bir süre dinlendirmeye karar verdim.

Zaman geçti, günler ilerledi ve sevdiceğim bayram tatili için Eskişehir'e gitti. Ben onun yokluğunda üzerime binen kederle öyle iştahlı bir şekilde yazmaya başladım ki, onun gelmesiyle beraber, birlikte geçirdiğimiz günler dahil olmak üzere 13 gün içerisinde toplam 40 sayfa yazı yazdım. Bu benim için kişisel bir rekor. Zorunluluktan yazmıyordum çünkü, isteyerek ve hissettiklerimi dile döküyordum. Öyle bir şeydi ki, normal bir öykü yazım aşamasında 2 sayfa için saatlerimi ayırırken, ona hissettiklerimi dillendirirken sayfalar kendiliğinden aşağıya doğru akıyordu. Yazıyordum da yazıyordum. Çünkü o kadar fazlaydı ki yaşadıklarımız ve hayallerimiz ve planlarımız ve sevdiğimiz şeyler ve ortak yönlerimiz ve ortak noktalarımız ve yapmak istediklerimiz ve yaptıklarımız ve yapacaklarımız, benim için zorlayıcı olmamakla beraber bu kadar kısa zamanda yazdığım onca şeyden olabildiğince keyif de aldım. Bakın şimdi bile onunla alakalı bir şeyler yazdığımdan mütevellit, bir dünya paragraf olmuş bile. İşte aşk böyle büyülü bir şey dostlarım. Yaşadığınızda kesinlikle farkı hissediyorsunuz.

Ben bu öyküleri ve yazıları yazarken, sevdiğim bir yayınevinde çalışmaya başladı. Ben de bir süre sonra oradaki çalışan arkadaşlarla tanıştım, ettim. Güzel bir dostluk kuruldu aramızda. Beni bir görseniz, evin için sevinçten nasıl parendeler atıyorum! Bu ne demekti biliyor musunuz, artık yazdıklarımı basılı hale getirmek için koşturmayacaktım!. Oradaki çocuklar bana her konuda yardım edeceklerini de söylemişlerdi. Dostlarım sağ olsun. Yalnızlar Mektebi'nden Devran'da kapağı hazırladı, etti, tam istediğim gibi bir şey çıktı ortaya. Yayınevindeki çocukların da Allah'ı var, her konuda da ne istediysem yaptılar. Yazdıklarımı yayına hazırladılar, mizanpajını yaptılar ve tanıdıkları bir yerde de bastılar! Evet, tamamıyla onun için yazılmış yazılar ve öykülerden oluşan bir kitap vardı elimde ve yalnızca onun için basılmıştı! Planlarım ne kadar da kusursuz ilerliyordu ya Rabbim!

Tabii ki bu koşuşturmacamdan, planlarımdan ve arkadaşlarıyla olan koşuşturmalarımdan onun haberi olmadı, olmaması için de ekstra çaba sarf ettik. Bir iki falso verdik ama bizim ki işle güçle o kadar meşguldü ki, evlilik teklifini aklına bile getiremiyordu. Yazık yavrucağızıma, gözlerinin önünde hatta ağzının içinde ona evlilik teklifi hazırlıyordum ama haberi bile yoktu. Ne kadar da sinsiydik, adeta bir kurbağa gibi!

Bu esnada çok sevdiğim bir dostumun aracılığıyla da yüzük işini hallettim. 

İki gün izin aldım iş yerinden bu iş için. Yüzüğü bu zaman diliminde hallettim, yine basım işini de aynı şekilde. Artık yüzük de elimdeydi, onun izin yazdığım kitap da! Yayınevindeki çocuklarla da bir plan yaptı aynı sinsilikle! Neredeyse her gün Taksim'deki Mephisto'da işleri oluyordu zaten. O akşam da işimiz var, bir faturayla alakalı problem çıkmış deyip Taksim'e çıkmaya ikna ettik bizimkini. Tabii haberi yok bir şeyden, ben nereye o da oraya. Bense onun gölgesi altında yaşamı soluyan bir çocuk. Birkaç saat içinde yaşayacağı sevinci mutluluğu düşünüp heyecanlanıyorum. Ama nasıl heyecanlanıyorum! Diz çökmek lazım diye kendimi telkinliyorum. Bir yandan da onca insanın içinde ne demeli de evlilik teklifini etmeli diye düşünüyorum. Düşündükçe kalbim göğsümü dövüyor, bu esnada da elleri ellerimde. Bir rüya adeta, gök şahit her şeye!

Çocukları önceden yolladım Mephisto'ya, orayı organize etti, çalışan çocukları ayarladılar. Ben de bizimkine yemek ısmarlayıp zaman kazandım. Çocuklardan haber alınca yürümeye başladık Mephisto'ya. O hiçbir şeyden habersiz, benim yüreciğim göğsümün içinde çırpınıyor heyecandan. Allah'ım ne olur bir aksilik çıkmasın, diye dualar ediyorum.

Girdik içeri. O daha önceden gördüğü kitap ayraçlarıyla uğraşırken bana bir şeyler bulmaya çalışırken, bizimkilerden nerede olduğuna dair gerekli bilgiyi alıyorum. Onun hayranı olduğu Oğuz Atay'ın kitaplarının arasına koyuyorlar benim ufak kitabımı. O hâlâ kedili bir ayraç ararken ben onu "Gel sana kedili bir şey buldum” deyip raflara doğru çekiştiriyorum.

Rafların önüne geliyoruz. Başta anlamıyor bakınıyor yine sağına soluna, sonra ben raftan kitabı çekip ömrüme bir ödül olan ellerine tutuşturunca bir an şaşırıyor. Ne olduğunu anlamıyor. Bizim çocuklar ellerinde telefonlar video çekmeye başlıyorlar! Mor bir font üzerine kondurulmuş iki kedi figürü, altında kitabın ismi: Seni Seviyorum Demeni Tüm Halleri ve yazarı: Caner Almaz. Birden ağlamaya başlıyor, hem gülüyor hem ağlıyor. Bir şeyler söylemeye çalışıyor ne dediği tam anlaşılmıyor çünkü şaşkınlık, mutluluk, heyecan… hepsi bir araya karışmış halde gözlerinden anlaşılıyor. Alıyorum onu kollarımın arasına, sarılıyorum. “Beğendin mi?” diye soruyorum. “Beğenmez olur muyum hiç!”, diyor. Daha önceden çıkartıp çantamın yan gözüne sokuşturduğum yüzük kutusuna yelteniyorum, “Daha bitmedi ama”, diyorum. Ağzı açık, gözleri nemli, bana “Yok artık, inanmıyorum!”, diye haykırıyor. Diz çöküyorum kutunun kapağını açıyorum ve “Sevgim elinde tuttuğundan daha fazla, biliyorsun değil mi? Daha fazlasını da beraber yaşamaya var mısın?”, diyorum.

Kabul etti o da, hayatımın kadını benimle evlenmeyi, geleceğe beraberce yürümeyi kabul etti. Sarıldık, her anında dünyadan sıyrılırcasına birbirimize kenetlendik. Yüzüğü parmağına taktım ve sonrası iyilik güzellik! Biz evleniyoruz dostlarım, sizlerle uzun uzadıya paylaşmak istedim bunu!

Bu operasyonun her aşamasında bana yardımcı olan ve fikirleriyle, destekleriyle ve emekleriyle katkıda bulunan herkese tekrardan teşekkür ediyorum. Bizim için unutulmaz bir an, unutulmayacak bir şekilde kusursuzca yaşandı!

Bir kadını mutlu etmek çok kolay, inanın. Sadece o mutlu olsun diye bir şeyler yapma gayretinde bulunduğunuzu bilmesi bile, ona çılgıncasına bir mutluluk getirebiliyor. Yaşıyorum ben bunu. Mutluyum, mutluyuz.

Bu da akşamın özeti fotoğraf:

Öyle işte, bitmeyen bir öykü yazıyorum, sizleri de şahit ediyorum. Kusuruma bakmayın emi.

anonymous asked:

seni takip ediyorum ama hala iyi biri misin kötü biri misin anlamadım son zamanlarda çıkan dedikodularla ilgili neden açıklama yapmıyosun susmak kabullenmektir derler

Değerli olduklarını düşünmemeleri için cevap verme gereği duymadım söylentileri takıp kendimi savunmam onlar için ödül olurdu çünkü. Zaten kaliteli bir insan olduklarını düşünmüyorum. Son zamanlarda Facebook’ta ülkücü gruplarına benim kişisel bilgilerimi paylaşıp hakkımda iftiralar atarak tanımadığım insanlardan küfür ve tehdit mesajları almaktayım ve artık olay inanılmaz bi boyuta taşındığı için her şeyi açıklama gereği duydum. Ben ki bisikletle giderken karınca yolu görsem durur bisikleti kaldırır karıncaları ezmeden geçerim, sepet sarkıtan birini gördüğüm zaman üşenmeden karşıdan karşıya geçer markete abi sepet sarkıtıyorlar bi bakıverin derim. Derim yani bugüne kadar insanların hep yardımına koştum. Yanlış anlaşılmasın bunları kafanızda iyi biri olduğum algısı yaratmak için söylemiyorum herkesin hatası olabilir dört dörtlük insan olduğunu da düşünmüyorum ama son zamanlarda gerek Facebook’tan gerek Tumblr’dan hatta ve hatta Mixlr(radyo) yayınlarında o kadar çok hakaret içerikli mesajlar aldım ki, sevmediği birinin bile kötülüğünü istemeyen biri için bu kadarı çok fazla ve artık tüm olayı yazıp içimi döküp rahatlamam gerekli. Olayları anlatmaya başlamadan önce kendine beni neden takip ettiğini sor eğer bunun cevabı postlarını beğeniyorum vb. şeyler ise kişisel hatalarımın seni ilgilendirdiğini düşünmüyorum çünkü zaten burada ne kendi fotoğraflarımı paylaştım ne de kişisel sosyal medya hesaplarımın isimlerini yazdım. Yani bloğumu tanınmak gibi kişisel çıkarlar için kullandığım söylenemez. Bu yazıyı ne beni savunmanız için ne de iyi biri olduğumu düşünmeniz için yazıyorum dediğim gibi sadece içimdekileri döküp rahatlamam gerekli zaten bu sitede 1 takipçim de olsa post atmaya devam ederim ki yaklaşık 5 yıldır bu sitedeyim ve beni eski bloglarımdan da tanıyanların takipçi sayısının umrumda olmadığını bilir.

Bu arada sadece hakaret mesajları alan ben değilim beni destekleyenlerin Facebook hesapları hacklenmekte ve Tumblr blogları bulunup hakaret ve can sıkıcı mesajlar almakta. Zaten ülkücü gruplarında atılan iftiraları onların hesaplarıyla yapmaktalar. Çalıntı hesapla gruplarda bana nasıl iftira attıklarını sizlerde görün;

Hayatımda hiç bi kızla ilişkiye girmedim bir de üstüne video çekip tehdit ettiğim yazılmış. Biz o grupta kimseyi zorla tutmuyoruz herkes çıkabilir yani ne kimseyi tehdit ettik ne de küfür. Birisinden uygunsuz fotoğraf istediysem de kimseyi ilgilendirdiğini düşünmüyorum fotoğraf istediğim kız beni engelleyerek sohbeti kesebilir nasıl LGBT bireylerinin özgür olduğu düşünülüyorsa bunda da özgür olduğumu ve üstüne gidilmemesi gerektiğini düşünüyorum. Zaten bana laf atanlarında LGBT desteklemesini aklım almıyor. Evet yaklaşık 4 ay önce kızlardan uygunsuz fotoğraf istemiştim ama sonrasında pişman olup yaklaşık 3 ay hiçbir kızla flört derecesine dahi gelmedim. Zaten istediğim kızlar açabileceğini düşündüğüm ve daha önce açtığını düşündüğüm kişilerdi yaşlarını da sormadım yani. Defalarca pişman olduğumu söyleyip özür dilememe rağmen yaklaşık 2 aydır bu meme konusuyla Facebook grubumuzdakilere yalanlar katıp anlatılarak bana düşman etmeye çalışılmakta. Yani Tumblrda paylaşılması yeni değil çok önceden beri mevzusu dönüyor ortalıkta.


Peki bunu neden yapıyorlar? Seninle ne alıp veremedikleri var? İki aydır işleri güçleri yok sadece seninle mi uğraşıyorlar? dediğinizi duyar gibiyim. Olayları en başından alacağım fazla uzatmak istemiyorum ama aklınızda en ufak soru işareti dahi kalmamalı ve artık herkes kimin ne olduğunu öğrenmeli.


Öncelikle benim ssleri paylaşan bloga metaldinleyenpic0 yani Aykuta gelelim çocuk bizim gruptaydı ve bana kardeşim diyordu;

Sonra romantikparis‘le yani Osmanla aramda bi mevzu vardı ona birazdan değineceğim o zaman ki olayda şöyle demişti 

Ve bunu dedikten 10 gün sonra benim ssleri kendi blogunda paylaşıp Osmana yalakalık yapıp yalvar yakala postu rb yaptırmış. Aramızda hiçbir mevzu da yoktu nasıl bir kişiliğe sahip olduğunu da siz düşünün artık.

Ayrıca benim ssleri paylaşıp bana düşman olan Aykut onu rb yapmayıp takip etmediğim için sürekli ağlıyordu;

Şimdi Osmanla mevzumuza gelelim bu çocuğu neden destekliyor? Gereksiz kimseye sataşmamaya çalışıyorum. Bakın sataşmıyorum demedim çalışıyorum yani bunun için çabalıyorum. Ama Osman inanılmaz derecede egoist ve tumblrı yönettiğini sanıyor. Takipçi kasmak için uğraşıp aldığı hakaretleri takipçi sayısıyla kimsenin onu çekemediğiyle ilgili sanıyor bende tiviti post olarak attım ve post şu şekildeydi;

Bu olaydan sonra osman ve yancıları bana karşı cephe aldılar zaten açığımı arıyorlardı hepsi destekledi. 

Bana sürekli bu konuyla ilgili bok atan Burak’ın yani burravo‘nun gerçek yüzü;

Beni meme istedim diye kötüleyenlerin gerçek yüzlerini görüyor musunuz? Birde altına unf atın abaza piçe vb. şeyler yazmış bu burravo Burak. Güldüm sadece.

Şurda da romantikparis​ ile ilgili bi kız bir şey demişti ne kadar doğru bilmiyorum ama onu da atıyım;

Peki aykut bu ssleri nerden buldu ve neden paylaştı?

Olay çok basit. Bizim grupta Şafak ve Bengin isimli iki erkek vardı. Bunlar yüzüme kardeşim diyip arkamdan dedikodularımı yapmışlar. Zaten şafak gruba ilk geldiği zamanlar kendine ait fotoğrafı yoktu arkadaş sayısı 100-150ydi ben alıştırmıştım ortama her duruma yoruma etiketliyordum kızlarla konuşamıyordu utancından yardım ettim mal gibi. Şimdi blogu anonim kaynıyor. İyi prim yaptılar üstümden. Herneyse bunun ikisi Tumblr People ismiyle grup + sayfa + site açıp bizim grubun ismine konmaya çalıştılar. Zaten Bengin zengin züppesi basmış parayı 1-2 haftada sayfa 40 bin beğeni oldu ve özenti sayfa bizmişiz gibi gözükmeye başladı. İsmimizi çaldıkları yetmezmiş gibi bir de grubu ve siteyi kapatmakla tehdit ettiler. İsim hakkı almışlarda şöyle de böyle de elinizden geleni ardınıza koymayın dedim daha kapatamadılar.

Bu arada şafak sevdiği kız yüz vermeyince kötü sözler kullanan ve kız dayanamayıp engelleyince kızın yedek hesabına küfürler yazan birisi;

Engellenmeyi nasıl kendisine yediremiyor görüyorsunuz değil mi? Bu arada orospu dediği kızda doğru düzgün erkek eli tutmamış 10 numara biridir. 

Sıra gelelim bengine her şeyin başı bu çocuk zaten. Bizim arkadaşları da hackleyen buymuş. Benim ssleri heryerde paylaşıp beni kötüleyeme çaşıyor;

Bengin bizim guptayken kızlara net paketi yapmış ve çıplak fotoğraflar istemiş. Kanıtları da var. Bir kaç ss atacağım;

Başka bir kız;

Bu da başka bir kız;

Beni rezil etmeye çalışan insanın nasıl biri olduğunu görüyorsunuz değil mi? İşte ben böyle karaktersiz, kişiliksiz şeref yoksunu insanlarla uğraşıyorum. Olayları bilmeden tek taraflı dinleyip birilerinin gazına gelerek kimseye küfürler etmeyin. Bunu şimdi ki olaylar için demiyorum. Koyun olmayın yani bu koyunluktur. Ben hayatım boyunca yemediğim küfür ve hakaretleri yedim ve sabırlı bir insan olduğum halde dayanamayıp bunları yazdım. Yazının başında da dediğim gibi ülkücülerden de tehdit mesajları alıyorum başım belaya girmez umarım. Her neyse. Sonuna kadar okuyan herkese teşekkür ederim.

Çağın en büyük fitnelerinden birini halk ağzıyla (!) ifade edelim; Evlenip kocanın eline mi bakacaksın? Kendini kocana mı ezdireceksin? Kariyerini bırakıp çocuk mu bakacaksın? Evde oturup koca mı bekleyeceksin? Şöyle gösterişli bir düğünden feragat mı edeceksin? Diplomanı heba mı edeceksin? Bu yaşında nenem gibi kapanmak istediğine emin misin? Gençlik bir kere geliyor, "tadını çıkar" Medresede ekmek vermiyorlar. Eğer diploman olmazsa "islama nasıl hizmet edeceksin?" Bu sorular uzaaar gider. Daha kötüsü sahsen bu ciddiye dahi almayacağım sorulara üzülüp bir çok şeyden vazgeçen kardeşler var. Haydi bu sorulara cevap verelim; Eve saatlerce çalışıp helal para getirmek için canını dişine takıp bundan gücenmeyen eşimin eli ellerin en hayırlısıdır. İslama uygun yaşamaya çalışan mümin kadının kendisine hasene ve Allahın emaneti olduğunu bilmez mi? Eşlerin arasında birbirini ezme gibi çocukça bir çekişmeden ziyade birbirini tamamlamaya yönelik hayırlı bir ilişki olur (tabi islama uygun yaşamaya çalışan müminler arasında ) Gösteriş dinde haramdır, biz de müslümanız. Konu kapanmıştır. Kurani kerimde 18 yaşındaki böyle 70 yaşındaki böyle örtünsün diyordu da biz mi kaçırdık acaba? Gençlik bir kere geliyor tadını çıkaralım, eklemlerimiz ağrımadan secdeye varmaktan tatlı mı haramlara bulaşmak? Medresede ekmek değil ahiret verilir. Dinsiz, yağsız, tuzsuz fenni ilimden sonra bir ruh verir medrese, kalb için bir nefestir. Son soru en tehlikelisi, şeytan hakikaten iyi çalışıyor. Diplomam olmazsa islama nasıl hizmet ederim? Biz bu sorunun cevabını neredeyse her paylaşımda veriyoruz, siz şuna cevap verin: sen; kadınlı ortamda bulunmaktan haya etmeyen adam, mesgalesinden namazı kaçıran kadın, çok yoğun çalıştığı için oruç tutamayan, ramazanda 2 sayfa kuran okuyamayan adam yahut çalışmaktan çocuklarına bakmaya vakit bulamayan kadın, eşinin yanlış tesettürüne göz yuman adam yahut çalıştığı/okuduğu için tesettürünü zayi eden kadın; dilinle islamı haykırsanda halinle göstermedikçe ne islama hizmet etmiş olursun, ne tam bir mümin gibi yaşamış. Sadece kendini kandırmış ve nefsine hizmet etmiş olursun, haberin olsun.
2

Dolabımı karıştırırken 9. sınıf defterimin arkasında bulduğum yazı.
Bu çocuk ben ne istesem elinden geldiği kadar yapardı. Baya samimiydik. Çok saçmalardık ama baya da eğlenirdik. Şimdi ise zaman değiştirdi bizi. Ne o benle eskisi gibi samimi bir arkadaş, ne de ben…
Geriye de 1-2 sayfa yazı kalıyor işte.

Biliyor muydunuz?

Gözün dönüş yönü sağdan soladır, Bu sebeple bazen 1-2 sayfa kitap okurken göz buğulanır ve yaşlanır hatta baş ağrıtır. 
Ama 1 gecede kur'anı hatim edene bir şey olmaz, aksine gözleri dinlenir.

70 liraya kitap aldım 1000 küsür sayfa 2-3 kilo civarı. Verdiğim paraya acımıyorum çünkü aynı zamanda silah olarak kullanılabiliyor. Kafaya aduket biçiminde atarsanız headshot yapıp kafa uçurabiliyorsunuz. Eğer yakın temas girerseniz bayıltıcı, boyun kırıcı, kafatası ezici özelliklere sahip. Baştaki sayfadan son sayfaya geçmek yaklaşık 1 dk sürse de sırf silah özelliği için katlanabiliyorsunuz. Kolay mı 70 liraya ruhsatlı silah ay pardon ruhsatlı kitap almak...
3

“Jon dizlerinin üstüne düştü. Hançerin kabzasını buldu ve bıçağı saplandığı yerden çıkardı. Yara, soğuk gece havasında tütüyordu. “Hayalet,” diye fısıldadı Jon. Acıyla sarsıldı. Düşmanına sivri ucu sapla. Kürek kemiklerinin arasına üçüncü hançer saplandığında, Jon inledi ve yüzüstü karın içine düştü. Dördüncü hançeri hiç hissetmedi. Sadece soğuk vardı.”
Ejderhaların Dansı Kısım 2, sayfa 564