1881 1938

10

Benim TÜRK MİLLETİ için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilim rehberliğini kabul ederlerse, manevî mirasçılarım olurlar.

-ULUS HAKANI BAŞBUĞ GAZİ MUSTAFA KEMAL ATATÜRK-

6

İlk okulda öğrenmiştik.

Atam Atam sen Kalkta ben yatam' 

arada hala gelir aklıma söylerim..

Neden insanlar kabul etmez bu adam sayesinde şu anda asimile olmadan kendi milletinin yaşadığı kendi dili konuşabildiğini kabul etmiyor ki.. Atatürk'ü sevmekle dinsiz olmanın alakası olmadığını neden kabul edemiyorlar.

Atatürk'e sonsuz teşekkürler borçluyuz hatırlıyorum da ilk okuldayken en önde otururdum ve hoca ders anlatırken Atatürk'ün tahta üzerindeki resmini ders boyunca izlerdim öylece bakardım anlamsızca bizi izlediğini düşünürdüm..

Olmasaydı olmazdık…

Bunu kabul etmek çok mu zor!

Şu saatten sonra bu ülkeden çoktan umudumu kestim Sadece Atatürk'ün biz gençlere güvendiğini unutmamak istiyorum o kadar

7

ATATÜRK’E VERİLEN AD VE ÜNVANLAR İLE ONA YAKIŞTIRILAN SIFATLAR

19.yüzyılın son çeyreğinde Selanik’te dünyaya gelen ve seçilmiş
anlamında isimlendirilen “MUSTAFA”;

Öğretmeni tarafından yetenekleri ve zekâsı ile sınıftaki diğer Mustafalardan ayırt etmek üzere adının sonuna “Kemal” eklemesiyle “MUSTAFA KEMAL”,

Harp Okulu’ndan mezun olmasıyla “MÜLAZIM MUSTAFA KEMAL BEY” ardından “ERKAN-I HARP NAMZEDİ MUSTAFA KEMAL”,

1905 yılında “KURMAY YÜZBAŞI MUSTAFA KEMAL BEY”,

1907’de “KOLAĞASI MUSTAFA KEMAL BEY”

1909 tarihinde “HAREKET ORDUSU KURMAY BAŞKANI MUSTAFA KEMAL BEY”,

31 Mart Ayaklanmasını bastırmak için Selanik’ten İstanbul’a gelen Hareket Ordusunda “ERKAN-I HARBİYE REİSİ(Kurmay Bşk.) MUSTAFA KEMAL BEY”,

27 Ekim 1913 tarihinde Sofya’ya Askeri Ateşe olarak atanması ve
1914 yılında rütbesinin yükselmesiyle “KAYMAKAM”,

25 Şubat 1915’te katıldığı Çanakkale savaşında Arıburnu cephesinde gösterdiği başarılardan dolayı bir çok ödülün yanı sıra 1 Haziran 1915’de “MİRALAY (Albay)”,

Taktik ve stratejik açıdan başarılı olması ve muharebede sorumluluk üstlenmek istemesiyle “ANAFARTALAR GRUBU KOMUTANI”,

Anafartalar Grubu Komutanı Albay Mustafa Kemal kahramanlığı, yiğitliği ve bunun akılla yaratıldığı ile büyüklüğü teslim edilmiş olan “BİR LEVHA-İ ŞEHAMET”,

Anafartalar’da art arda kazanılan zaferler sonrasında “ANAFARTALAR KAHRAMANI MUSTAFA KEMAL”,

Çanakkale’nin İtilaf devletleri tarafından geçilememesiyle İngiliz Deniz Bakanı Winston Churchill’in tanımlamasıyla “KADERİN ADAMI”, nihayetinde de “İSTANBUL'U KURTARAN KAHRAMAN”, “PAYİTAHT KURTARAN KAHRAMAN”,

Çanakkale Muharebesinin ardından 16. Kolordu Komutanlığı’na atanan MİRALAY MUSTAFA

1 Nisan 1916'da Diyarbakır'da “MİRLİVA(Tümgeneral/Tuğgeneral)”, zamanın bütün hitap ve yazışmalarda yaygın olarak kullanılmasıyla “PAŞA”,

22 Eylül 1918’ de kendisine olağan üstü hizmetleri ve 7. Ordu’yu imhadan kurtardığı için “FAHRİ(onursal) YAVERLİK” ünvanı verilmesiyle 7. Ordu Komutanı iken “FAHRİ YAVER-İ HAZRETİ ŞEHRİYARİ 7.ORDU KUMANDANI MUSTAFA KEMAL”,

9. Ordu Müfettişliği’ne atanmasıyla “9.ORDU KITAATI MÜFETTİŞİ FAHRİ YAVER HAZRET-İ ŞEHRİYARİ MUSTAFA KEMAL ”,

7/8 Temmuz gecesi Harbiye Nezaretine ve Padişah’a resmi vazifesiyle beraber askerlik mesleğinden istifa ettiğini bildiren bir telgraf göndermesiyle “ÜNVANSIZ VE RÜTBESİZ”,

Erzurum Kongresi’nde Erzurum Vilayeti Makamına verilen Hey’et-i Temsiliye üyelerinin isimlerini ve unvanlarını bildirilmesiyle “SABIK 3.ORDU MÜFETTİŞİ,ASKERLİKTEN MÜSTAFİ”,Aynı heyete başkan seçilmesiyle 23 Nisan 1920’ye kadar yani TBMM açılana kadar “HEYET-İ TEMSİLİYE BAŞKANI MUSTAFA KEMAL”,

Emperyalist güçlere karşı koymasıyla İngilizlerin tanımlamasıyla “ASİ GENERAL”,

23 Nisan 1920 yılında Ankara’da Büyük millet Meclisini açılması ve başkanı seçilmesiyle “BÜYÜK MİLLET MECLİSİ REİSİ MUSTAFA KEMAL PAŞA’’,

Sakarya Meydan Muharebesi öncesinde Millet Meclisi tarafından 5
Ağustos 1921’de geniş salahiyetlerle ve 3 ay müddetle “BAŞKOMUTANLIK” tevcih eden kanun kabul edilmesiyle “BÜYÜK MİLLET MECLİSİ REİSİ BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA”,

İstanbul ve Tüm Anadolu’da bir simge olmasıyla “MİLLİ TİMSAL”,

Sakarya Muharebesinin kazanılmasından sonra TBMM’de verilen önergenin kabul edilmesiyle ’‘BAŞKOMUTAN MUSTAFA KEMAL PAŞA”

19 Eylül 1921’de kanunla “MÜŞİR (Mareşal) ve GAZİ”, Büyük Taarruz’dan sonra Yunan birliklerinin kesin yenilgiye uğratılmasıyla daha önce kendisi hakkında idam fermanını çıkarmış olan İstanbul Hükümetinin gönderdiği tebrik telgrafında hitap şekli “KUMANDAN-I BESALET (KAHRAMAN KOMUTAN)”,

İstanbul Darülfünunun Edebiyat Medresesi Meclisi Müderrislerinin 19 Eylül’de yaptıkları toplantıda kabul edilmesiyle “FAHRİ PROFESÖR”,

Cumhuriyetin ilanına kadar geçen süre zarfında gazetelerin tamamına yakınının yayımlamasıyla “GAZİ PAŞA HAZRETLERİ”, “GAZİ PAŞA KUMANDANI”,

Cumhuriyetin ilanı ile “ TÜRKİYE REİS-İ CUMHURU GAZİ MÜŞİR MUSTAFA KEMAL PAŞA HAZRETLERİ”,

Vatan ve millet için gece demeden gündüz demeden çalışmasıyla “SEVGİLİ YURDUN GECE NÖBETÇİSİ”,

Vatan ve milleti kurtaran kişi olmasıyla “HALASKAR” ve “MÜNCİ-İ AZAM”,

Milletine yeni Türk alfabesini öğretmek amacıyla kara tahta başına geçmesiyle “MİLLET MEKTEPLERİ BAŞÖĞRETMENİ”

Büyük Zafer’in 10. yıldönümünü kutlamaları vesilesiyle “EZELİ VE EBEDİ TÜRK TARİHİNİN SÖNMEZ GÜNEŞİ”

H.C.Armstrong tarafından kaleme alınan kitapta En “BÜYÜK TÜRK” tanımıyla özdeşleşen “BOZKURT” ,

Türk'e her alanda atalık etmesi Türklüğü kurtarması istiklaline kavuşturması nedeniyle “ATATÜRK” olmuştur.

Ve ayrıca;

UNESCO’ nun kararıyla Atatürk ölümünün 25. yıldönümünde “ONUR SİMGESİ”

Ayrıca günümüzde ATATÜRK’e hem bireyleri hem de bir toplumu
etkileyerek peşinden sürüklemesi sebebiyle en çok yakıştırılan sıfatlardan biri de “ÖNDER”, “EBEDİ ÖNDER’’ dir.

Onun için “BABA” ismi de kullanılmıştır. Baba lakabı, mecazi olarak;
koruyucu, babalık duyguları ile dolu manasına gelmiş olsa da, Onun için en çok “Bir ülke veya bir topluluğa yararlı olmuş kimse: Atatürk Türk milletinin babasıdır” kasdıyla kullanıldığı şüphesizdir. Falih Rıfkı Atay bu ismi “Babamız Atatürk” kitabıyla pekiştirmiştir: “Her birinizin bir babası ve bir annesi var. Eğer Atatürk, milletin ve ordularının başında Anadolu savaşlarını kazanmasa idi, bu dünyada vatansız ve hürriyetsiz kalırdınız. Asıl öksüzlük budur. Onun için kitaba Babanız Atatürk adını koydum. Hayatınızı anababanıza, hür, şanlı ve şerefli Türklüğünüzü Atatürk'e borçlusunuz. ….”

Kaynaklar:
1. Resmi Gazete, 1928, Sayı: 1048
2. TBMM Zabıt Cerideleri, 1921, Devre: I, C. 12.
3. TBMM Zabıt Ceridesi, 1928, Devre: III, C. V.
4. TBMM Zabıt Cerideleri, 1934, Devre: IV, C. XXV.
5. Atatürk, Kemal, Nutuk, C. III, Türk Devrim Tarihi Enstitüsü, Milli Eğitim Basımevi, İstanbul 1969.
6. Koç, Yusuf - Koç, Ali, Belgelerle Türk Milliyetçi Hareketi’nin Lideri Başbuğ Atatürk, Kamu Birlik Hareketi Eğitim Yayınları, Ankara, 2006.
7. M. Hakan ÖZÇELİK, Mustafa GÜNEŞ Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S. 58, Bahar 2016, s. 245-278

10

Atatürk'ün Bilinmeyen Yönleri:

“Atatürk” lafını ilk kez dönemin Türk Dil Kurumu Başkanının bir konuşmasında kullanıldığını, Başbuğun'da çok beğenerek soyadı olarak aldığını ve Kendisine “Ata” diye hitap edilmesinden hiç hoşlanmadığını,

Manastır Askeri Lisesi yıllarından kalan bir alışkanlıkla hayatı boyunca en sevdiği yemeğin kuru fasulye ve pilav olarak kaldığını. Tatlıya düşkün değildi ama canı istediğinde çok sevdiği gül reçelini tercih ettiğini,

Ömrü yetseydi eğer bir dünya turuna çıkarak Türk Dili ve Tarihi üzerindeki çalışmalarını genişletmenin en büyük hayali olduğunu,

En sevdiği atının adının “Sakarya” olduğunu,

Atlardan sonra en sevdiği hayvanın köpek olduğunu ve köpeğine “Fox” adını verdiğini, Fox'un Gazi`nin yatağının ayak ucunda uyuduğunu,

Hayvanlara düşkünlüğü o dereceydi ki bir gün misafirlerinin de görebilmesi için yeni doğmuş bir tayla annesinin Çankaya Köşkü kabul salonuna getirilmesini bile emrettiğini,

En sevdiği dansın vals olduğunu, Klasik Batı müziği dışında Anadolu ezgilerini de severek dinlediğini,

Gömleklerinin hepsinin beyaz olduğunu, Bu gömlekler ilk yıllarda İsviçrede özel olarak dikilirken sonra yerli malı kullanma kampanyasına öncülük edebilmek için Beyoğlunda bir terziye diktirilmeye başlandığını,

Takım elbiselerinin tasarımlarını hep kendisi çizdiğini, lacivert takım giymeyi sevmediğini,

Boyunun 1.74 olduğunu, hayatının son dönemlerine kadar 76 olan kilosunun hastalığının ilerlemeye başlamasıyla 46´ya kadar düştüğünü, 43 numara siyah rugan ayakkabı giydiğini,

Özenli ve temiz bir Türkçe konuştuğunu, ancak bazı kelimeleri Rumeli şivesiyle telaffuz ettiğini,

Sabah kahvaltılarıyla arasının hiç hoş olmadığını, yataktan kalkar kalkmaz odasındaki divanın üzerine bağdaş kurarak oturduğunu, günün ilk kahvesini sigarası ile içtiğini, kendi kendine hiç tıraş olmadığını,

Evinde, çevresinde hatta konuk olduğu evlerde bile eğri duran eşyaları düzeltmeden rahat edemediğini,

Askeri lisede öğrenmeye başladığı Fransızca´yı sonraki yıllarda geliştirdiğini, zengin bir kelime bilgisi olduğunu, Konuşurken araya Fransızca sözcükler de eklediğini,

Cephelerde düşmanla göğüs göğüse savaşmış biri olduğu halde savaş meydanları dışında kan görünce fenalaştığını,

Sportmen kişiliği olduğunu, her gün at bindiğini, yüzmeye gittiğini ve bilardo oynadığını,

Eğitim hayatı boyunca en başarılı dersin matematik olduğunu, pozitif bilimlere ilgisinin hayatı boyunca sürdüğünü,

Kuşları çok sevdiğini, Çankaya Köşkü`nde özel bir bakıcının ilgilendiği güvercinliği olduğunu,

Atatürk`ün dünyada `başöğretmen` sıfatlı tek lider olduğunu,

En sevdiği kitabın Reşat Nuri GÜNTEKİN'in “Çalıkuşu” adlı romanı olduğunu ve cephe de bile yanından ayırmadığını,

Bir geometri kitabı yazdığını, Üçgen, açı, dikdörtgen gibi ve 48 tane geometri teriminin (Türkçe) isim babasının bu yazdığı kitapla bizzat Mustafa Kemal olduğunu,

Bir röportajda “Birleşmiş Milletlere üye olmayı düşünüyor musunuz?” diye sorulduğunda Atatürk’ün: “Şartlarımızı koyarız, kabullerine bağlı. Biz müracaat etmeyiz üye olmak için. Davet gelirse düşünürüz. ” dediğini ve Birleşmiş Milletler'in yasasını değiştirerek ilk kez bir ülkeyi davet ettiğini davet edilen ülkenin de biz olduğunu,

Yıl 1938, General McArthur'un en zor, en problemli, en buhranlı dönemi.Birden çok sıkılır ve yanında duran yüz yirmiden fazla kişiye döner ve aynen şöyle der: “Şu anda hiçbirinizi değil, büyük istidadı ile Mustafa Kemal'i görmek için neler vermezdim” dediğini,

Yıl 2000, ABD Başkanı`nın milenyum mesajından bir alıntı : “Bugün milenyumun hiç şüphe yoktur ki tek devlet adamı Mustafa Kemal Atatürk’ tür. Çünkü o yılın değil asrın lideri olabilmeyi başarmış tek liderdir” dediğini,

Yıl 1938, Ata`nın ölümünde Tahran gazetesinde yayınlanan bir şiir`den alıntı : “Allah bir ülkeye yardım etmek isterse onun elinden tutmak isterse başına Mustafa Kemal gibi lider getirir” yazdığını,

Norveççe`de `Atatürk gibi olmak` diye bir deyim olduğunu,

Kurtuluş Savaşında rütbe alan bir çok kadın askerlerimiz var. Ama Dünya tarihine geçen tek bir üsteğmenimiz var; 700 erkek, 43 kadından oluşan bir müfrezenin reisliğine Üstteğmen Kara Fatma'nın bizzat Atatürk tarafından atandığını,

`Atatürk çiçeği`nin adını, çiçeği bulan Wanderbit Üniversitesi profesörlerinden doktor Kirk Landın`in koyduğunu ve bu çiçeğin tüm dünyada bu isimle üretilip satıldığını,

Yunan başkomutanı Trikopis`in, hiçbir zorlama ve baskı olmadan her Cumhuriyet bayramında Atina'daki Türk büyükelçiliğine giderek, Atatürk`ün resminin önüne geçtiğini ve saygı duruşunda bulunduğunu,

`Mimber` adında bir gazete çıkarttığını ve 52 sayı yayımlanan gazetede ilk defa sansür kelimesinin geçtiğini,

Yıl 1996, Haiti Cumhurbaşkanı vasiyetinde mezar taşına: “Bütün ömrüm boyunca Türkiye'nin lideri Mustafa Kemal Atatürk'ü anlamış ve uygulamış olmaktan dolayı mutlu öldüm” diye yazılmasını istediğini,

Yıl 2005, Amerika'nın en ünlü ekonomistlerinden birisi olan Mr. Johns`un: “Türkiye ekonomiyle savaşta bir tek Atatürk’ ü örnek alsın yeter” diye söylediğini,

Biliyor muydunuz?

“Dün öğleden sonra on iki buçuğa doğru Atatürk’ün öldüğünü bildiren haber her yerde işitiliyordu. Muazzam bir şok yaratılmıştı. Ve sessizlik her tarafı kaplamıştı. Çocukların yanı sıra, yetişkin erkekler ve kadınlar ağlıyordu. Keder çok yaygındı ve böyle bir şey başka hiçbir ülkede görülmemiştir.’’

10 Kasım 1938’de Türkiye’de bulunan Profesör Wolfram Eberhard’ın günlüğünden

Fotoğraf, Milli Kütüphane Atatürk Arşivi’nden alınmıştır.

5

ATA’sının ölümüne ağlayan TÜRK GENÇLİĞİ


“ Yok… Hayır… Sönmeyecek gözlerindeki şimşek,
Bize her an o gözler çünkü ışık verecek.
Şimdi TÜRK haykırıyor: Atatürk hiç ölür mü ?
Sönmeyecek bir güneş buluta gömülür mü ?
Senin yılmaz adını en son ferdine kadar,
TÜRK milleti anacak kalbinde Ata’sı var. “

 Kemal Soyupak Samsun Lisesi-878 

Onun Ölümü Karşısında Samsun -  Vedat Ürfi Bengü

BAŞBUĞ ATATÜRK’ün Naaş İşlemleri

11 Kasım 1938 günü, Ankara’da Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılırken İstanbul Dolmabahçe Sarayında ise naaş, cenaze töreni için hazırlandı. Naaş işlemleri için, Atatürk’ün Müdavi ve Müşavir doktorları, Sağlık Bakanı Dr. Hulusi Alataş ve Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Dr. Asım Arar Dolmabahçe Sarayına geldiler. Naaşı, ölüm saatinden 24 saat 10 dakika sonra muayene ettiler, ölümün tüm belirtileri ile gerçekleştiğine karar verdiler.

11 Kasım 1938’de cenaze töreninden önce Atatürk’ün naaşı, tahnit edildi. Doktorlar, Atatürk’ün “tedfin” (gömme) töreni yapılıncaya kadar naaşının muhafaza edilebilmesi için tahnit yapılmasına karar verdiler. Tahniti, Gülhane Tıp Akademisi Patoloji kürsüsünden Prof. Dr. Lütfi Aksu yaptı. Doktorlar, tahnit işlemi için bir rapor düzenlediler.

“Aşağıda imzaları bulunan tabipler, Atatürk'ün tedfin merasimi yapılıncaya kadar naşın muhafazası için aşağıda yazılı mahlûl ile usulü dairesinde Gülhane Teşrihi Marazi Profesörü Dr. Lütfı Aksu tarafından tahnit yapılmasına karar verilmiş ve bu tahnit derakep yapılmıştır.

Mahlül:
Formalin 200 g
Sublime 1 g
Tuz 200g
Acide phenique 10 g
Su 1000 g S.K. için

Tahnit, işleminde cesedin iç organları çıkarılmadı, vücut bütünlüğü bozulmadı. Cesede hiç dokunulmadan, damarlara formal solusyonu, asit fenik maddeleri enjekte edilerek tahnit yapıldı.Prof. Dr. Lütfi Aksu, kullandığı solüsyonu iki küçük şişeye doldurdu, ağzı lehimli şişelerin üzerlerine solüsyon karışımını yazdı. Solüsyon şişelerini, naaşın kolları arasına yerleştirdi.12 Tahnitten sonra vücut gazlı bantlarla sarıldı, sonra kefenlendi.13 Naaş kahverengi bir muşamba ile sarıldı, kurşun tabut içine kondu ve etrafı ilaçlı talaşlarla doldurulup örtüldü. Kurşun tabut hava almayacak şekilde lehimlendi, sonra bu kurşun tabut, gül ağacından yapılmış başka bir tabutun içine kondu.14 Akşam Gazetesinin haberine göre, 13 Kasım 1938 günü dahi naaş yatak odasında bulunuyordu. Tahnit edilen ve tabuta konan naaş, 14 Kasım 1938 günü Dolmabahçe Sarayı Merasim Salonunda hazırlanan katafalka konuldu.

Kaynaklar:

1- Utkan Kocatürk. Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü Atatürk Kültür Merkezi Yayını, Ankara, 1999, s. 695.

2- Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü, Başbakanlığın 8 Ekim 1953 tarih ve 3057 sayılı yazısının eki

3-  Akşam Gazetesi, 14 Kasım 1938, s.9

4- Tunç BORAN -  Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü Atatürk Yolu Dergisi S 47, Bahar 2011, s. 487-520

SEN ÖLÜMSÜZSÜN BAŞBUĞUM!

“Çocuklar başlarındaki fiyonkları, kurdeleleri çıkardılar. Sokaklarda kadınlar ağlaşıyor, Ata’nın siyah tüllere bürünmüş resimleri önünde dua ediyorlardı ‘’

Lord Kinross


Ankara Radyosu öğle yayınında ölüm haberini, tüm Türkiye’ye ağlayan bir spikerin sesinden duyurdu. Ayrıca radyo ölüm haberini, Almanca, Arapça, Bulgarca, Farsça, Fransızca, Hırvatça, İngilizce, İtalyanca, Macarca, Rusça, Sırpça ve Yunanca olmak üzere 11 ayrı dilde dünyaya duyurdu. Akşam gazetesinin aktardığına göre, Atatürk’ün ölümünün ardından İstanbul’daki tüm sinemalar, tiyatrolar yetkililere müracaat ederek, kapılarına kapalı olduklarını belirten ilanlar astılar. Belediye Başkanlığı da İstanbul Şehir Tiyatrosunun temsillerini tatil etti. 10 Kasım akşamından itibaren eğlence yerleri fasıl ve konserleri iptal etti. Hatta kahvehanelerde kâğıt, tavla, bilardo oyunları dahi oynanmadı.