13 km

2

That was it.
Il contapassi dice che ho fatto 13 km, ho la sabbia nei calzini e ho speso più del dovuto (dopo aver dato la cauzione per l'appartamento ho deciso di vivere da povera e nutrirmi di aria) per comprare un dolce tipico del periodo di carnevale, una certa coca de llardons, che a suono me parece una cosa ciccionissina fatta col lardo. Che, sei qui e non assaggi i dolci tipici?! Eh.
Mi guardo allo specchio e mi sembra d'avere gli occhi più grandi. E meno tette, pure quello, purtroppo. E i capelli più impazziti, sì.
Comunque sto iniziando a fare questa cosa, cioè carpire pezzi di conversazione in spagnolo e ripetermele sottovoce due, tre volte, pure se la gente mi vede. Metodo ottimo. Ora so che quando prendo un mezzo devo usare il verbo coger.

6

Master of the dark arts. The Mercedes-AMG G 63 looks as same as aggressive as it is sporty and luxurious on the inside.

Photos: www.kaidalibor.de for #MBsocialcar

[Mercedes-AMG G 63 | Fuel consumption combined: 13.8 l/100 km | combined CO₂ emissions: 322 g/km | http://benz.me/efficiency-statement]

Evet’i Hayır’ı Bırak Yaklaşan Felakete Bak

1872 yılının kurak ve bulutsuz bir Aralık gününde, Arizona Eyaleti’nin Salt Nehri Kanyonu’ndaki ulaşılması güç bir mağaradan, çığlıklar ve barut kokusu yükseliyordu gökyüzüne. ABD Ordusu tarafından gerçekleştirilen katliamda, mağaraya sığınmış çoğu çocuk ve kadın toplam 76 Yavapai Kızılderilisi’nden hiçbiri sağ çıkamayacaktı. Kanyondan 13 km uzaklıktaki küçük bir yerleşimde yaşayan köylülerin anlattığına göre; mağaradan yükselen çığlık sesleri kendilerine kadar ulaşmıştı.

Yavapai Kızılderilileri kendileri için böylesi bir son beklemiyordu elbette. Zira devletle yaptıkları akit gereği kendilerine dokunulmayacaktı. ABD ordusu Yapavai bölgesinde kontrolü ele alıncaya kadar resmi bir akitle yerlileri oyalama taktiği izliyordu. Yerliler bu akdin “koruyucu” şemsiyesi altında olduklarını düşünerek, devletten ne koparırız, nasıl topraklarımızı ve yaşamımızı en az zararla kurtarırız derdindeydiler.

Yavapailer ordu birlikleriyle istişareler yapıp, çıkacak yeni bir kararnameyle her şeyin düzeleceğini umut ediyordu. Ne yazık ki öyle olmadı. Devletin oyalama taktiği yerlilerin anlayamayacağı bir sinsilikteydi. Yavapailer resmi evrak ve kararnameler gölgesinde oyalanırken ordu birlikleri çoktan bölgeyi ele geçirmişti. Sonrası malum…

Bu oyalama taktiği farklı zamanlarda farklı coğrafyalarda devletlerin ve sağın sıkça uyguladığı bir yöntemdi. 1921 İtalya’sında Musolini’nin yumuşak söylemlerini ve seçimleri işaret edişinin altında yatan sinsi aldatmacayı hatırlayalım. Sosyalistler seçimler için hazırlık yaparken faşist “kara gömlekliler” tüm ülkede silahlanıyordu. Sonrası malum…

Yine İran’da, şah yönetimine karşı mücadele eden sol, “devrimden” sonra, gerici bloğun oyalama taktiğinin kurbanı olacaktı. Bu taktiğin baş unsuru da seçimler ve benzeri kampanyalardı.

1 Nisan 1979’da Humeyni, “İslam Cumhuriyeti’ne evet mi hayır mı?”referandumu yaptı. Sol bu süreçte tüm uğraşını seçimlere vermişti. Bir süre sonra Humeyni, ‘yargı atamalarının yapılmasını öngören oylama’yı yapacaktı. Sol, yine oylamada sonuç almayı hedefleyen hamleler yapıyordu ve tüm kudretini bu alanlarda ‘heder ediyordu’. Oysa Humeyni ve mollalar tüm bu süreçler boyunca ‘sol’u oyalıyor ve bir yandan da nüfuzunu arttırarak ülkenin her noktasında örgütleniyordu. Nihayetinde “İslam Kültür Devrimi” oylamasına geçildi ve solcular bu seçimlerden sonra aldatıldıklarını, oyalandıklarını anladırlar, ama iş işten geçmişti…

Mollalar istediklerini başarmışlardı. Sol, tüm bu süreçler boyunca seçim kampanyalarıyla uğraşmıştı. Bir anlamıyla solun tüm enerjisi bu süreçlerde emilmişti ve bu sayede mollalar iktidarı fazla zorlanmadan tam olarak ele geçirdiler. 1982 yılına gelindiğinde ise artık İran’da solun ve özgürlüklerin esamisi okunmuyordu. Geriye yüz binlerce mahkûm ve yaklaşık 2 milyon ölü kalmıştı.

Solun gerçeği göremeyecek kadar kör oluşunun altında yatan neden, seçimlere ve oylamalara büyük anlamlar yüklemiş olmasıydı.

Seçimlere ve oylamalara büyük anlamlar yüklemek, sanılanın aksine pek de mantıklı bir davranış değildi. En nihayetinde oylama ile elde edilmiş bir seçim demek, çoğunluğun istekleri ve doğrularına göre geliştirilen bir dizaynı kabul etmek demekti.

Seçim denen parametreyi sorgulamamıza neden olan şey de tam olarak burada karşımıza çıkıyor. Çoğunluğun istek ve doğruları, kabul edilebilir bir ölçüt taşıyor mu? Ya da çoğunluğun doğruları ne kadar doğrudur? Yani bir şeyi doğru yapan, onun çoğunluk tarafından kabul edilmiş olması mıdır? Toplumlar tarihi bu sorulara olumsuz yanıtlar vermemiz için bir dolu örnekten oluşuyor.

Sağın iç savaş arifesindeki en temel yöntemlerinden biri, solu kandırmak ve bir şekilde tüm bu iç savaşa giden süreçler boyunca oyalamaktır. Bu süreçlerde sağ ve faşizm silahlanırken, sol, seçim ve oylamalarla, envai kampanyalarla, sistem içi yöntemlerle sürüncemede debelenir. Beyhude bir uğraş içinde hem gücü ve direnci emilir hem de gerçek karşılaşmaya hazırlık yapmasının önüne geçilir. Sıradan vatandaş bu gerçeği göremez.

Bugün Türkiye’de, başkanlık sistemi etrafında dönen “evet-hayır” tartışmaları da böylesi bir eksende yürüyor. Sol, burada “hayır”ı kesin bir çözüm olarak görüyor. Bu yüzden de “hayır”dan ya da “evet”ten sonrasına dair elinde hiçbir reçete yok. Sol, tüm paradigmasını “hayır” üzerine kurmuş durumda. Ama “hayır”dan sonrasına dair söylediği tutarlı hiçbir şey yok. Üstelik hayırdan sonrası için bir cennet tablosu çizecek kadar da sığ bir noktada.

Hatırlayın 7 Haziran seçilerinden önce de HDP’nin yüzde 10 barajını aşması durumunda 8 Haziran’da güllük gülistanlık bir ülkeye uyanacağımız safsatası pompalanmıştı kitlelere. Oysa ortalama zekâya sahip herkes bu kadar palazlanmış bir iktidarın meydanı kimseye bırakmayacağını öngörebilirdi. Bugün, “evet-hayır” ekseninde yürüyen sol politika ve propaganda da yine aynı hataya düşüyor ve kitleye “hayır” çıkması durumunda neredeyse bir cennet vaat ediyor.

Bu kadar palazlanmış, kadrolaşmış ve tüm devlet aygıtlarını elinde tutan bir anlayışın, oylamadan “hayır” çıktı diye elini eteğini çekeceğini sanmak yanlış olur. Şu anda bile keyfi uygulamalarla anayasal ve/veya hukuki hiçbir zemini tanımayan bir iktidarın; kendisi için “ölüm kalım meselesi” demek olan bir oylamanın sonucunu anayasal ve demokratik sınırlar içinde kabulleneceğini beklemek, kelimenin en kibar anlamıyla saflık olur.

Şurası kesin, oylamadan “evet” çıkması halinde, kendimizi felaket girdabının tam ortasında bulacağız. Ancak biz o girdabın güçlü akıntısına kapılalı çok zaman oldu. Felaket kaçınılmaz ve geri dönülemez bir noktadayız. Girdabın merkezine doğru olan ilerleyişimizi durduracak hiçbir şey yok. Buna “hayır”ın gücü de yetmez.

Referandumdan “evet” de çıksa “hayır” da çıksa önümüz karanlık, çok zor günler bizi bekliyor. Milyonlarca gerici ile birlikte yaşıyoruz. Hilafet, saltanat, şeriat isteyen milyonlar var bu ülkede. Oylama sonucunun “hayır” çıkması bu gerçeği değiştirmeyecek.      

Bu anlamıyla salt başına “hayır” kampanyası, direnme potansiyeli olan kesimleri beyhude bir çaba içine itiyor ve bu kesimleri pasivize ediyor. Gereksiz bir umut aşılıyor sol yığınlara. Adeta olmayacak duaya âmin dedirtiyor.

Kimse kendisini kandırmasın. Bu topraklarda potansiyel sağ ve gericilik AKP ile hortlamadı ve AKP’nin gidişi ile de gidecek gibi görünmüyor. Burada AKP’nin ve Erdoğan’ın sağ yığınlar üzerindeki etkisini yok saymıyoruz elbet. AKP iktidarı sağ potansiyelin siyasallaşmasını hızlandıran bir faktör oldu. Ancak bu mevcut potansiyel açısından bir anlam ifade etmez.

Sağın kitle profili değişmez. Bu profil olaylar arasındaki neden sonuç ilişkisini anlamlandırmak yerine, sığ bir cehaletle örülmüş ajitasyona teslim olur. Bu anlamıyla sağın kitleselleşmesi ve siyasallaşması sola nazaran çok daha rahat ve hızlı olur.

Hayatın her alanında örgütlenmiş komplike bir yapıdan bahsediyoruz. Sadece devlet içinde değil, kitleler içinde de çok derinden işlemiş bir yapı. Ve bahsini ettiğimiz bu kitle, çok rahat bir şekilde sokaklara sürüklenebilecek karakterde.

Bugün siyasallaşma had safhadadır sağda. Ve sağın dozajı yüksek siyasallaşması her zaman silahlanmayla at başı gider. Ülkedeki bireysel silahlanma oranında bile sağın ezici bir üstünlüğü var. Bu, karanlık bir gelecekle karşı karşıya olduğumuzun en basit göstergesidir.

Maraş’ta kundaktaki bebeği ortadan ikiye ayıran kişinin davranış örüntüsüne sahip milyonlar var bu memlekette ve daha örgütlü ve güçlüler şu anda. Böylesi bir gelenek, bu topraklarda güçlü bir damara dayanır. Ve bu damar temel bir potansiyele işaret ediyor. Bu potansiyeli, sağ siyasallaşma açığa çıkarır ve potansiyel, gerçeğe döner. Bu gerçekler bu topraklarda defalarca yaşandı. Ancak solun genel karakteridir, hatalardan ders çıkaramaz.

Referandum nasıl sonuçlanırsa sonuçlansın, sağın temel davranış eğilimi şu yönlü olacaktır: Önce “milli ve manevi değerlerimize ters” diye yasaklar başlayacak, sonra “milli ve manevi değerlere ters” olduğu düşünülen her şey yok edilmeye çalışılacak; insan dâhil…

Niyetim felaket tellallığı yapmak değil, ancak Yavapai Kızılderililerinden, İran soluna, ortak bir kadere bağlıymış gibi hareket eden bir sol var karşımızda. Tarihe bir not düşmektir derdim; umarım tarih beni haklı çıkarmaz ve biz, ‘seçim’di ‘hayır’dı derken, atı alan Üsküdar’ı geçmez…

Serhat Halis 05.02.2017

12/13 km today, the first part with friends and the second half I was on my own. Legs still hurt, but not as bad as Thursday and the longer I ran, the more it faded.

I guess I’m gonna give lifting a little break next week. Running is definitely a priority over squats rn.

Also after this 12k I feel a whole lot less exhausted than after the 12k of last week. I’m getting a bit more comfortable with the distance 😊

nem tudom mi az elképzelhetetlenebb

hogy nyíregyházáról egy óra alatt be lehessen érni bp-re (230 km), vagy hogy rákosszentmihályról ne 50 perc legyen bejutnom a gellért térre (13 km) bkv-val. persze tudom, hogy a vidéknél jobban csak bp külvárosa és az agglomerációja van leszarva (lásd négyes metró megépült szakasza, hármas metró soha meg nem hosszabbítása, kettes metró a gödöllői hévvel soha össze nem kötése), csak felvetettem.

6

BMP WZ502 ( VN11) (China)

Features:

Crew 2
Troops 7
Weight, kg 21500
Length, mm 7520
Width, mm 3300
Height, mm 2530
Ground clearance mm 450
Maximum speed on highway, km/h 70
Movement speed on water, km/h 13
Cruising on the highway, km 400
Overcoming obstacles
The pit, 2500 mm
The vertical wall, mm 750
Engine power, HP 550

Katt (my honey bunny, my joie de vivre, my sweet bombon bunny, my dear kit katt 😍💞💞💞💞💞💞💞😍💋💋💋) aka @bi-karamatsu in the Philippines is 13 705 kms away from me;;😭😭😭😭 I really really want to meet them but im unable to pay for the trip by myself (the ticket from and back plus a hotel is like 3000 dollars, consider I’m a mexican in Mexico and a dollar is around 21 pesos 😲), I’m a student that has no money outside of the needed for school, plus I don’t have a job so it’s extremely difficult for me to save money…😟😞😖😧😦😭😭😭😭 please help me go meet my dear darling soon, support this sweet and tender love between two nb bi poc, donate to my paypal if you can;;; (alaron004@hotmail.com) and/or signal boost, plz;;; 🙏

The perfect playground! ⭐ Photo shot by #fredericseemann.
__________
Mercedes-AMG G 63 - Fuel consumption combined: 13.8 l/100 km | CO2 emissions combined: 322 g/km
.
#MercedesBenz #MercedesAMG #AMG🔥 #GClass #AMGG63 #mbsocialcar #mbfanphoto #perfectplayground #offroading #whileinbetween

10

February 12&13&14- we decided to head to the national park for a couple days! On the first day we arrived early and we’re still able to do a hike to the view point and do the canopy walk. The second day we decided to do an overnight hike and stay in a “hide”. It’s an animal observation tower that has 12 beds. We hiked 13.5 km, took us about 6 hours, and then stayed in the hide overnight before hiking back 10.5km the next day. The hide was really neat, obviously no electricity. There was another group that was staying in the hide and they had a guide with them so that was reassuring. The hide had 12 beds, that were wooden slacks. Definitely not comfortable but I actually managed to sleep a fair amount that night. We were only able to see only one animal- a tapir, it’s a huge animal and it was drinking water near the hide for about an hour.
When we made it back into town the next day we all were so exhausted and just chilled for the rest of the evening.

13 km futás lett ma. első három km csak egy picit gyorsabb a kényelmesnél, utána jöhetett végig tempófutás. durva, mekkora köd van, de legalább így nem láttam, mennyi van még előttem…azért a tempót most egész jól bírtam, ez rendben ment ma

4

When the fog is covering the streets in dark loneliness, it’s time for the G-Class to show off it’s dark side! Happy Halloween! 

Captured @EuropaPark​ by Gijs Spierings for #MBsocialcar.

[Mercedes-AMG G 63 | Combined fuel consumption: 13.8 l/100 km | Combined CO₂ emissions: 322 g/km | http://benz.me/efficiency_statement]

Autumn in Bad Lauchstädt, Sachsen-Anhalt, Eastern Germany, a spa town, in the Saalekreis, 13 km southwest of Halle. It was a popular watering-place in the 18th century, the dukes of Saxe-Merseburg often making it their summer residence. From 1789-1811 the Weimar court theatrical company gave performances here of the plays of Friedrich Schiller and Johann Wolfgang von Goethe. Local industries have included malting, vinegar-making, and brewing.

Putting the G-Class to the test on Austria’s Shöckl mountain! 💪⛰ 📸 #matthewaskari

#mercedesAMG #mercedes #AMG #mercedesbenz #gclass #mbcar #mbusa #cars #mbpressdrive #austria #🇦🇹 #G63 #carsofinstagram

__________
Mercedes-AMG G 63 - Fuel consumption combined: 13.8 l/100 km
CO2 emissions combined: 322 g/km

4

The pumpkin G 63 prepares for Halloween. 

Captured @EuropaPark​ by Gijs Spierings for #MBsocialcar. 

[Mercedes-AMG G 63 | Combined fuel consumption: 13.8 l/100 km | Combined CO₂ emissions: 322 g/km | http://benz.me/efficiency_statement]