*hgn

“Clary,” Jace said. “Earth to Clary. Where are you?”

She looked back at him. The sun was setting off the water now, behind him, leaving his face in shadow and turning his hair to a halo of gold. “Sorry.”

“It’s all right.” He touched her face, gently, with the back of his hand. “You disappear so completely into your head sometimes,” he said. “I wish I could follow you.”

You do, she wanted to say. You live in my head all the time. Instead, she said, “What did you want to tell me?”

—  ch. 17, city of ashes, aka my fav scene in the history of nearly all books.

Düşünsenize. Haklısınız. Ama savunamıyorsunuz. Düşünsenize. 2+2=4 diyorsunuz. Biliyorsunuz, kanıtlayabilirsiniz. Ama karşınızdaki siktir git diyor, masayı terk ediyor.. Sonra ikna ediyorsunuz oturmaya. 2+2=3 eder diyor. Tamam diyorsunuz, kanıtla inanayım. Benim elimde her şey var, eğer 3 olduğunu iddia ediyorsan kanıtlamak zorundasın. Hayır diyor, kanıtlayamam. Ama 3. İşte tüm hayatımız bundan ibaret.

Hiçten Gelen Notlar XXI - 20:15 & Nisan XV, MMXVI

Beni tanımıyorsun, tanımıyorsunuz. Benim geldiğim yere dönüş yolculuğumu anlayamıyorsunuz. Benim, hayatımın üçte birini nasıl bu gecelere gömdüğümü bilmiyorsunuz. “Hah” diyorsunuz, “uyku problemi olan bir insan işte”. Hayır. Benim yaşama problemim var, benim aynalarla, benim yumuşak şeylerle, benim böceklerle, benim gecenin karanlığında sol gözümün dış açısında kalan “şeylerle” problemim var. Doğal seçilimde elendiğimi biliyordum ama oyundan çıkmak zorunda olduğumu hiç bu kadar hissetmemiştim.

Hiçten Gelen Notlar XX - 16:59 & Nisan XV, MMXVI

Televizyonlarda izlediğimiz o evliliği ölmüş karakterlerden nefret ettim hep. Hep dedim ki, abi 30-40 yaşlarındalar daha, eve geliyorlar birbirlerine sarılamadan, birbirlerini öpmeden uyuyorlar.. Daha bu yaşlarında sevişmeden, birbirlerine dokunmadan, sırtlarını birbirlerine dönüp uyuyorlar. Daha bu yaşlarında sabah işe gitmelerinden akşam dönmelerine kadar birbirlerine bir seni özledim bile demiyorlar. Aksiyon sahneleri olurdu, çok hareketli şeyler geçerdi mesela, ulan derdim, bi’ ara seni seviyorum de belki öleceksin az sonra.. Şimdi bunları yazarken gözlerim doluyor ama.. Breaking Bad izliyordum geçenlerde, Walt 51 yaşına girdi. Eşi ondan nefret etmesine rağmen yine de bir şeyler yaptı. Adettendir hani.. Ben daha 21 yaşımdayım. Ben daha hayatımın başındayım. 30-40'da bir katım daha var benim. Ben daha en heyecanlı yıllarımdayım. Ben en heyecanlı, en güzel, en aşk dolu yıllarımda, herkesin kazanmayı hayal ettiği, ortamına aşık olduğu okuluma gitmiyorum, herkesin kahkahalar atıp güneşin altında eğlendiği saatlerde yatağımda uyuyorum, herkesin mışıl mışıl uyuduğu, rüyalar gördüğü bu saatte, ben bu geceye mahkumum.

Hiçten Gelen Notlar XVI - 03:05 & Mart IX, MMXVI

Şimdi ben karşına çıkıp “ bütün hayatımı, bütün güzelliklerimi yıktın” desem, her şeyin suçlusu ben miyim dersin… Herkes böyle dedi biliyor musun, en yakın dostumdan, aileme kadar. Oysa elimde sigara, gözümde kurumuş tuz gölü, üstümde 2 haftadır giydiğim bir tişört, tenimde bir haftanın kiri, karanlıkta kalamadığımdan ışık açık, sen her şeyin suçlusu değilsin. Suç sensin.

Hiçten Gelen Notlar X - 05:35 & Mart V, MMXVI