(c) tam

And This Is How It Starts | Larry One Shot | Tłumaczenie

Tytuł: And This Is How It Starts

Autorka: sinfularry

Tłumaczka: sherriane

Banner: Mini 

Zgoda: melduję, iż jest!

Gatunek: fluff (serio!!), smut

Opis: Bad boy Harry sprawia Louisowi przyjemność na tyłach ich klasy od angielskiego, podczas gdy obaj słuchają The 1975. W roli także: Nick Grimshaw jako opryskliwy nauczyciel.

Od tłumaczki: halo halo stop - to nie tak jak myślisz, kotku! Ja wiem, że opis. Że niby smut tylko. I tak, smut. Ale fluff! Nie będę kłamać - 80% tego one shota to fluff, 20% - smut. Jeśli przyszliście tylko po tę dwudziestkę, to zapraszam na sam koniec tekstu :D Ale przy okazji ominie Was… a może lepiej zobaczcie tagi.

~~~

Po tym, jak wcisnął przycisk „drzemka” tak o trzy razy za dużo, Louis jęknął, i westchnął, i ziewnął, i niemal nie wpadł w szał, kiedy zaczął wlec się w stronę łazienki, żeby wziąć prysznic. Włączył 8tracks, mając nadzieję, że muzyka, która akurat leciała, była akceptowalna. Rozebrał się oraz wszedł do brodzika, śpiewając nieprzytomnie piosenkę, która wydobywała się akurat z głośników. Gdy kołysał się na palcach w przód i w tył w rytm utworu, starał się przypomnieć sobie, w jaki dzień tygodnia właśnie się obudził. Zajęło mu to chwilę, ale uśmiechnął się, kiedy zrozumiał, że to środa. Czyli Club Day. Dzień, w którym lekcje są krótsze, a jego wolny czas spędzany z Harrym dłuższy. Zakręcił wodę, po czym nałożył odżywkę na swoje włosy – ponieważ je zapuszczał – i owinął ręcznik wokół pasa.

Podszedł do lustra, biorąc do ręki swoje małe opakowanie kremu nawilżającego z pobliskiej szafki. Przeglądnął się. Louis nie był zarozumiały ani nic. Był tylko… trochę pewny siebie. Mógł być naprawdę nieśmiały i okazjonalnie znajdował się jakiś dupek w szkole, który by się z niego śmiał, bo był gejem, ale szatyn tak naprawdę nie przejmował się tym tak długo, jak tylko był z siebie zadowolony. Był naprawdę dobrym dzieckiem, zawsze zachowywał się zgodnie z zasadami, ale zawsze też był nieco inny. Ale to „inny” nigdy źle nie działało. Miał dobrą rodzinę i dobrą grupkę przyjaciół na collegu.

Kiedy skończył nakładać krem, podszedł na palcach do swojej komody, nie dlatego, że musiał być cicho, tylko dlatego, że czasem lubił być nieco wyższy. Był całkiem drobny, ale energiczny i wyróżniający się z tłumu. Harry często mówił mu, że był skrzatem, a Louis udawał, że mu to przeszkadzało, chociaż tak naprawdę zawsze dostawał wtedy łaskotek na całym ciele.

Zaczął przekopywać szafkę, dopóki nie znalazł ulubionych spodni, tych, dzięki którym jego tyłek wyglądał fenomenalnie, a także pary slipów i całkiem białego t-shirtu. Nie do końca widział sens w tym, żeby wystrajać się do szkoły w Club Day, bo zazwyczaj były to tylko pełne leniuchowania wolne dni, które opierały się na jak najmniejszej ilości notatek i filmach.

Wrócił do lustra i sięgnął po korektor z półki, zakrywając kilka ledwo widocznych pryszczy, a następnie rozpylając puder oraz upewniając się, że oczyścił swój mały kolczyk w nosie, żeby się błyszczał. Potem sięgnął po swój tusz do rzęs – grzeczniej mówiąc, swojej siostry Lottie – i pochylił się bardziej przed lustrem, opierając o nie rękę, żeby utrzymać równowagę, po czym otworzył szeroko oczy, a jego usta ułożyły się w kształt litery „o”. Mrugnął kilka razy, czarny kosmetyk pokrył jego długie rzęsy, sprawiając, że niebieski kolor jego oczu był jeszcze bardziej intensywny. Louis próbował być pewnym, że makijaż nie był tak naprawdę mocny, tylko poprawiał jego wygląd i go ulepszał. Lubił myśleć, że dobrze sobie z nim radził.

W drodze do drzwi sięgnął po bluzę z kapturem i beanie, zanim skierował się do samochodu i zorientował, że zapomniał kluczyków.

***

Z miejsca, w którym siedział, Louis mógł zobaczyć go niemal perfekcyjnie. Opierał się o ścianę i uśmiechał prosto do dziewczyny, która wyglądała na absolutnie zauroczoną i która najwidoczniej nie była tak ważna dla Louisa, bo ten nawet nie znał jej imienia.

Keep reading

Özel Görelilik (İzafiyet) Kuramı

“Işık hızında hareket ederken ışık demetini  nasıl görürüz?”

Einstein 16 yaşında bu soru ve bu sorunun tarzında; uzay, zaman ve ışığın doğası hakkında sorular sordu.  Aradan geçen yılların ardından 1905 yılında, akedemisyenler tarafından duyulmamış, Bern patent ofisinde 3. Sınıf bir teknik uzman olan Einstein, sonunda sorularına bir cevap buldu. Bu cevapla insanoğlunun o güne dek zaman ve hareketin doğası hakkında bildiği her şeyi kökünden değiştirdi.

Bu sarsıcı kuram bize neyi anlatır?

Newton'ın mutlak uzay zaman kavramını anlamsızlaştıran bu teori, Galileo Prensibi ve Michelson-Morley Deneyi üzerine temellerini attı, yani İzafiyet teorisi sıfırdan bir şeyler yaratan bir teori değil, bilimin doğasında olduğu gibi eski bulguları geliştirip birbirine katarak daha büyük ve sağlam yapı oluşturan bir kuramdır. Kurama göre, bütün var­lıklar ve varlığın fizikî olayları izafidir. Zaman, mekan, hareket, birbirlerinden bağımsız değildirler. Aksine bunların hepsi birbirine bağlı izafî olaylardır. Cisim zamanla, zaman cisimle, mekan hare­ketle, hareket mekanla ve dolayısıyla hepsi birbiriyle bağımlıdır.

Bu temellerin ne olduğuna değinecek olursak, Galileo’nun Prensibi hakkında Einstein;

“Zaman ancak hareketle, cisim hareketle, hareket cisimle vardır. O halde; cisim, hareket ve zamandan birinin diğerine bir önceliği yoktur. Galileo'nin Görelilik Prensibi, zamanla değişmeyen hareketin göreceli olduğunu; mutlak ve tam olarak tanımlanmış bir hareketsiz halinin olamayacağını önermekteydi. Galileo'nin ortaya attığı fikre göre; dış gözlemci tarafından hareket ettiği söylenen bir gemi üzerindeki bir kimse geminin hareketsiz olduğunu söyleyebilir.” Demiştir. Bence gayet güzel de açıklamıştır bu prensibi.

PekiMichelson-Morley Deneyi nedir?

Deneyin hedefi, hipotetik etere göre Dünya’nın hızını tayin etmekti (eter (esir); zamanında fizikçilerin, ışığın nasıl ve neyin üzerinde dalgalandığını açıklamaya çalıştığı evreni dolduran, ağırlıksız, hareketsiz, belirsiz ve gizemli maddeye verdikleri isimdir). Eğer Dünya eter adı verilen varsayımsal ortamın içerisinde ilerliyorsa, ışık düzenek içerisinden geçip farklı zamanlarda alıcıya düşecekti. Düzenekte ortada yarı geçirgen bir ayna bulunur. Bu ayna ışığı hem geçirir hem de yansıtır. Buraya gelen ışık yukarı yönde yansırken, aynı zamanda içinden geçerek doğruca yoluna devam eder. Yani, pratik biçimde ışın iki parçaya bölünmüş olur.

Sonra tamamen yansıtıcı aynalardan yansıyarak geriye, ortadaki yarı geçirgen aynaya tekrar gelir. Yukarıdan gelen ışık yarı geçirgen aynanın içerisinden geçerken, sağdan gelen ışık da yansıyarak beraber bir şekilde alıcıya düşer. Eğer Dünya eter içerisinde hareket ediyorsa, ışık düz ve dik olarak giderken ışık demetlerinden birisi geri kalmalıdır. Yani ışığın geliş açısını değiştirip, aradaki farkı ölçmek amaçlanmıştır

Bu aynalardan yansıyan ışık demeti bir araya geldiğinde karanlık ve parlak bir görüntüden oluşan bir girişim deseni ortaya çıkarır. Eğer bu düzeneği 90 derece döndürürsek, girişim deseni az ama ölçülebilir bir miktarda kaymalıdır. Fakat ölçümler sonucunda hiçbir kayma gözlenememiştir.

Deney, Dünya’nın yörüngesel hareketinden ötürü, eter içerisindeki akışı daha iyi tespit edebilmek adına yılın başka zamanlarında tekrar denense de sonuç hep aynı olmuştur. Hiçbir zaman ölçülebilir bir kayma gözlenememiştir.

Bu sonuç bizi iki yargıya ulaştırır; ya ışığın içinde hareket ettiği eter olarak anılan “şey” yoktur, ya da ışık eter içinde hiçbir etkileşime uğramadan hareket eder.

Ancak, bir “şey” (ışık), hareket edebilmek için başka bir “şeyin” (eter) içinde olmak zorunda ise, içinde bulunduğu ortamın hareketinden etkilenmek zorundadır. Bu da bizi ulaştığımız ikinci sonuç olan, “ışığın eter içinde etkileşmeden hareket ettiği” fikrini geçersiz kılar.

Bahsettiğimiz bu şeyleri baz alarak Einstein, fizikte yeni bir devir başlattı.

Peki özel göreliliğin sonuçları nelerdir?

Maddeler halinde verecek olursak;

• Uzay ve zaman, birbirlerinden ayrı olarak ele alınamaz. Uzay - zaman bir bütündür ve her cisim uzay - zamanda ışık hızında hareket eder. Bu nedenle uzayda hareket eden bir cisim, zamanda daha yavaş hareket eder.

Evet yanlış duymadınız, şu an bu yazıyı okurken ışık hızında hareket ediyorsunuz. Ancak bu durumunuzun ışıktan şöyle bir farkı vardır; bu hareketinizin tamamı uzay-zamanın zaman boyutunda gerçekleşir yani zamanda ışık hızıyla yol alarak bu yazıyı okurken aynı zamanda yaşlanırsınız. Yazıyı yarıda kesmeniz ve hemen bir şey gidip almanız gerekti, koşarak markete doğru ilerlediniz zaten ışık hızında hareket ediyordunuz markete koşuşunuz ile, ışık hızı+sizin hızın olması gerekmez mi? Ne yazık ki işler böyle yürümüyor. Siz koşmaya başladığınızda uzay-zamanın zaman boyutundaki hareketiniz yavaşlar ve bu yavaşlama oranında uzay boyutlarında hareket etmeye başlarsınız, yani yol almaya başlarsınız. Ne kadar hızlı koşarsanız uzay-zamanın zaman boyutundaki hareketi o kadar yavaşlar, uzaydaki (yol) hareketi o kadar artar. Ancak her iki boyutta gerçekleşen hareketin toplamı değişmez: “c”.


• B gözlemcisi, A gözlemcisine göre sabit bir hızda gidiyorsa A gözlemcisine göre B gözlemcisi için zaman daha yavaş geçiyordur. Fakat B gözlemcisine göre kendisi için değil A gözlemcisi için zaman daha yavaş geçiyordur.

Yazıyı ikinci kes kesmek zorunda kaldınız, yine markete gitmeniz gerekiyor ama bu sefer koşamayacak kadar yorgunsunuz, hemen arabanıza biniyor ve  ışık hızına yakın bir hıza ulaşıp markete doğru ilerliyorsunuz ve farlarınızı açma ihtiyacı duyuyorsunuz. Bir ışık huzmesinin ileri doğru gittiğini ve önünüzdeki yolu aydınlattığını görüyorsunuz, farlardan çıkan ışığın hızı doğal olarak ışık hızına eşit olmalı yani “c” e bir de arabanın hızı var o da ışığa yakın hızdaydı ona da “0.97 c diyelim” o zaman farlarınızdan çıkan ışık, arabanın dışındaki bir gözlemci tarafından 1,97c olarak mı ölçülecek ? Olur mu öyle şey, ışık hızı sabittir arabanın dışarısındaki gözlemci farlardan çıkan ışığı “c” olarak ölçmek zorunda. Bu problemi nasıl çözeceğiz? Özel görelilikle elbette; Esasında fardan çıkan ışık arabaya göre “c” değil “0,03c” hızıyla yol almaktadır. Bu durum arabanın dışarısındaki gözlemci için her şeyi açıklar “0,97 + 0,03 = 1c” yani tam olarak “c” hızıyla görüyordur, burada her şey güzel. Ancak siz de ışığı size “c” hızıyla ölçmektesiniz, neden ışığı olduğundan farklı bir hızla ölçüyorsunuz? Zaman genişlemesi sayesinde, Kolunuzdaki saatin tik-tak aralıkları yerdeki gözlemcinin saatinin tik-tak aralığına göre daha geniş. Yani sizin zamanınız yerdeki gözlemcinin zamanına göre daha yavaş akıyor! Ancak bu şekilde olursa ışık hızının değişmezliği konusunda yerdeki gözlemciyle çelişmezsiniz. Elbette zaman genişlemesi sadece kolunuzdaki saatle alakalı deği, biyolojik saatiniz ve arabanın içinde olan her şey için zaman yavaş işliyor. Nefes alışınız, beyin aktiviteleriniz, araba silecekleri her şey “slow motion” hareket etmektedir. Ancak siz sıra dışı hiç bir şey fark edemezsiniz, her şeyin normal bir hızla aktığını görürdünüz ama kendi saatinize göre normal! Sizi ve arabanın dışarısında olan herhangi birini eş zamanlı ve karşılaştırmalı olarak izleyen üçüncü kişiler sizin araba dışarısındaki herhangi birisinden iki kat daha yavaş hareket ettiğinizi görebilirdi. 


• Eş zamanlılık, gözlemciler arasında farklılık gösterebilir. Bir gözlemci için aynı anda gerçekleşen bir olay, başka bir gözlemci için aynı anda gerçekleşmeyebilir.

Newton,  “mutlak, gerçek ve matematiksel zaman, kendi başına, kendi doğası içinde, hiçbir dış etkiye bağlı olmaksızın tekdüze akar.” demişti ancak, özel görelilikle bu düşünceyi yıkıp attık. Zamanın göreliliğini anlamak için bir çok düşünce deneyi mevcut, ben size Einstein’nın bu konu üzerine yaptığı düşünce deneyini aktarmak istiyorum;

“Bir yük vagonu sabit hızla hareket ederken, her iki ucuna, Şekil a da görüldüğü gibi birer yıldırım düşsün ve yıldırımlar vagonda ve yerde iz bıraksınlar. Vagon üzerindeki izler A’ ve B’ ve yerdeki izler A ve B ile etiketlensinler. O gözlemcisi A’ ile B’nin ortasında vagonla birlikte hareket etsin ve O gözlemcisi A ile B nin arasında yerde dursun. Gözlemcilerin kaydettiği olaylar Şekil b de gösterildiği gibi, yıldırım düştüğü anı belirleyen ışık sinyal­leri O gözlemcisine aynı anda ulaşırlar. Bu gözlemci sinyallerin aynı hızla eşit uzaklıkları katlettiklerini anlar ve doğru olarak A ve B deki olayların aynı anda olduklarına karar verir. Şimdi aynı olayların O’ gözlemcisi tarafından nasıl gö­rüleceğini düşünelim. Şekil b gösterildiği gibi sinyaller O gözlemcisine va­rıncaya kadar O’ gözlemcisi belli bir miktar yer değiştirmiştir.

Bu nedenle B’ den gelen sinyal O’ nün önünden geçip gitmiş olmasına rağmen A’ den çıkan sinyal henüz O’ ye ulaşamamıştır. Bir başka deyişle O’, B’ den gelen sinyali. A’ den gelen sinyalden önce görür. Einstein’a göre, her iki gözlemci de ışığın ay­nı hızla yayıldığını görmelidirler. Bu nedenle O’ gözlemcisi yıldırımların önce vagonun önüne, sonra arkasına düştüğüne karar verir.”

Bu düşünce deneyi iki olayın O gözlemcisi için eşzamanlı ama O’  gözlem­cisi için eşzamanlı olmayacağını açıkça gösterir. Bir başka deyişle, bir referans sisteminde eşzamanlı olan iki olay genel olarak birinciye göre hareketli olan ikinci bir sistemde eşzamanlı değildirler. Yani, eşzamanlılık mutlak bir kavram değildir ve daha çok gözlemcinin hareket durumuna bağlıdır.


• Belli bir gözlemciye göre sabit hızda giden cismin gittiği yön doğrultusunda boyu kısalır.


Hareketli bir cismin uzunluğu, durgun halde ölçülen uzunluğuna göre daha kısadır. Buna Lorentz-Fitzgerald daralması (uzunluk büzülmesi) diyoruz. Neden Einstein daralması değil? Çünkü ışık hızının sabit oluşundan kaynaklı olarak böyle bir etkinin oluşabileceği Einstein’den önce Hendrik Antoon Lorentz ve George Fitzgerald tarafından ayrı ayrı öngörülmüştü. Tekrar ediyorum bilimde genellikle her şey başka şeylerin üzerine eklenerek ve birleştirilerek daha sağlamlaşır ve güçlenir, tıpkı bu yazı gibi, “bu yazının tamamı benim” dersem yalan söylemiş ve bencillik etmiş olurum bu yazı referans aldığım kaynaklarla beraber benim eserimdi ve bu sayede bu yazı, sadece benim yazabileceğimden daha kapsamlı ve öğretici ama konumuz bu değil.

Söylediğim gibi bir cismin durgun ve hareketli iken uzunlukları aynı değildir. Hareket etmekte olan bir cismin uzunluğu cisme dışarıdan bakan bir gözlemci için hareket ettiği yönde kısa görünür, kısa ölçülür. (Cismin yüksekliği Lorentz-Fitzgerald daralmasına uğramaz çünkü cismin yüksekliği hareket yönüne diktir yani yükseklik eksenindeki hareketi sıfırdır) Peki cismin içindeki gözlemci bunu fark etmez mi? Hayır etmez. Örneğin kullanacağı terzi metresi de cisimle aynı oranda uzunluk büzülmesine uğrayacağından –kendisi bunu fark edemez- dışarıdaki gözlemci ile aynı uzunluğu bulacaktır.

• Kütleli cisimleri ışık hızına çıkartmak için sonsuz momentum ve enerji gerektirdiğinden asla ışık hızına ulaşamazlar. Kütlesiz cisimler ise ışık hızında gitmek zorundadırlar.

Evet ışık hızı bizim gibi kütleli varlıklar için ulaşamayacağımız tek hedef ne yazık ki… Bunun sebebi, ışık hızına yaklaşan bir cismin kütlesinin sonsuza yaklaşacak olması ve  bu hızı artırmak için bu kütleli cisime sonsuz bir dış kuvvet uygulamamız gerektiğidir. Bu yüzden kütlesi olan cisimler en fazla ışık hızına yaklaşabilir. Ama kütlesi olmayan fotonlar (ışık)  veya başka kütlesiz bir şey ışık hızında hareket edebilir.

• Bir cisme durağan haldeyken(bir hıza sahip değilken) enerji verirsek ışık hızının karesine bölünmüş hali kadar kütlesi artar(E=mc2).

Einstein'ın orjinal özel izafiyet makalesinde bulunmayan bu ünlü formül sonradan kütle ve enerji eşitliği üzerine yazılan kısa bir makalede insanlığa sunulmuştur. Birbirlerine zıt, iki yönde ışık enerjisi saçan bir cisim üzerine uygulayarak Einstein, cismin enerji yaydıkça kütlesinin azaldığını ortaya koydu. Kurduğu mantığa devam ederek, cismin kütlesinin, içerdiği enerji miktarının bir ölçüsü olduğu sonucuna vardı. Böylelikle enerji ve kütle arasında bir denklem yarattı.

E=mc²denkleminde, E enerjiyi, m kütleyi ve c² ışık hızının karesini temsil eder. Bu popüler denkleme göre kütle ve enerji dönüşümlüdür. Yani madde enerjiye, enerji de maddeye dönüşebilir. Bu denklem bize kütlenin ne kadar enerjiye denk geldiğini söyleyebilen bir dönüşüm faktörüdür.

Einstein, bu kuramın devrimsel sonuçlarını kütleçekim problemine uygulayarak 10 yıl sonra , 1915’te ikinci büyük devrimi gerçekleştirecekti. Bir sonraki yazımızda genel göreliliği anlatacağım görüşmek üzere :)

“Güzel bir kızla flört ederken bir saat bir saniye gibi gelir.Kızgın bir közün üzerinde otururken bir saniye bir saat gibi gelir. İzafiyet budur.”

-Albert Einstein

Kaynaklar:

-BilimFili

-Kozmik Anafor

-Vikipedia

- Kuark Bilim Topluluğu

-Mühendis Beyinler

-Evrim Ağacı

-Fizik Makaleleri

Tam had to admit: homecoming wasn’t her style. She’d never really seen the importance of the week’s activities, nor was she a fan of the whole homecoming king and queen, especially since she knew it was nothing more than a popularity contest. In fact, just last week she’d scoffed at her mother for asking if she’d be taking anyone to the dance Saturday.

Now here she was, standing on the other side of Talia’s door, slowing reaching out to knock. Clearing her throat, she called out in a strong voice, “Hey, Talia! Hurry up and open the door.”

@primadonnaracer

anonymous asked:

Hayirli akşamlar. Bana sürekli nazar değiyor yani herkesin her an nazari geçiyor. Öyle ki birisinin nasılsın? Sorusuna iyiyim diyorum sonra hemen başıma bir olay bir iş geliyor:-( bu konuda neler yapabilirim?

Bismillahirrahmanirrahim.


Peygamber Efendimizin (aleyhissalâtu vesselâm) göz değmesi karşısında ondan korunmak için hangi duaları okuduğunu ve neler yaptığını Ebû Said el-Hudrî (r.a.) şöyle anlatmaktadır:

“Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm), cinlerin nazarından, sonra da insanların nazarından Allah’a iltica ederdi. Sonra Muavvizetân (Felâk ve Nâs Sureleri) inince bu surelere devam etti. Diğer duaları terk etti.”(age., Tıb: 34)

Hadis-i Şerife göre nazar eden ve zarar verenler yalnız insanlar değildir. Aynı zamanda cinler de nazar edip, insana zarar vermektedir. Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) bir başka hadiste,  “Nazardan Allah’a sığınınız”(age., Tıb: 32) buyurmuştur. 

Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)‘ın tatbik ve tavsiye ettiği manevi ilaçlardan başka yollara başvurup şifa aramak mümine yakışmaz. Cahiliye devrinde Araplar bazı hastalıklardan dolayı boyunlarına ve kollarına çeşitli alet ve boncuklar takarlardı. Deva ve şifayı da o taktıkları şeylerden beklerlerdi. Bu nevi işleri şiddetle yasaklayan Peygamberimiz (aleyhissalâtu vesselâm) şöyle buyurmuştur: “Kim bir şey takarsa bütün işleri o taktığı şeye teslim edilir.”(Tirmizi, Tıb: 24) 

Alacağınız tedbirlerin başında sabah ve akşam okuyacağınız koruyucu dualar ve zikirler gelmelidir. Bunlardan bazıları, Fatiha Suresi, Ayetü'l-Kürsî, Felâk Suresi ve Nâs Suresi. Ayrıca Peygamber Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm) nazara karşı, “Yarattığı şeylerin şerrinden Allah (c. c.)’ in tam olan kelimelerine sığınırım.” (Ebu Davûd, Tıp, 19; Dârimî, İsti'zan, 48; Muvatta, İsti'zan, 34; Ahmed b. Hanbel, 4/430) buyurmuştur.

Alacağınız ikinci tedbir, korktuğunuz ve şüphelendiğiniz kişilerin yanında güzelliğinizi teşhir etmemenizdir. Nazar değecek korkusunu Allah’a sığınarak yeniniz. Devamlı nazar olurum düşüncesi taşımayınız. Ayrıca, gören kişinin görüp beğendiği şey hakkında bereketle dua etmelidir.

“Allah (c.c.) onu sana mübarek etsin.” (Benzer ifade ile bk. Ebu Davud. Nikâh, 36; Tirmizî, Nikâh, 7; İbn-i Mâce, Ezan, 2; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 3/281.)

Yahut şöyle demelidir: “MaşaAllah (Allah ne güzel yapmış) Allah'tan başka kuvvet (sahibi) yoktur.” (Ebu Davud, Edeb, 101.)

Bârekallah diyerek de ‘bu nimeti benim için mübarek eyle’ kaydını koyarız.

 Efendimiz (aleyhissalâtu vesselâm)’den beri devam eden köklü kültürümüzde ‘maşallah’ ile beraber ‘barekallah’ kelimesi de kullanılır. Bu, “Allah diledi oldu; fakat Allah bunu sana lütfuyla vermiş olsun ki, sende bu mübarek olsun” anlamına gelir. Çünkü her nimet Allah’ın lütfundan değildir, bazen kahrından da olabilir. Biz bunu asla bilemeyiz. ‘Maşallah’ diyerek nimetin Allah’tan olduğunu tasdik eder, ‘barekallah’ diyerek de ‘bu nimeti benim için mübarek eyle’ kaydını koyarız. Peygamber (aleyhissalâtu vesselâm) de bu şekilde yapmıştır. 

Vesselâm.. Vedduâ.. Velmahabbe..