ölüme fısıldayan adam

Bütün sokak lambalarıyla, bütün cadde kaldırımlarıyla, bütün evsizlerle sokak kedileriyle ve sokak köpekleriyle yakın arkadaş olan biri vardı bizim mahallede. Bu yaşanmış bi olay. Dikkatle okuyun. Her mahallede bir deli vardır. Bizim mahallenin delisi de, samsun lakaplı bi abiydi. Küçüktük. Samsun diye bağırır kendimizi kovalatır sürekli eğlenirdik o abiyle. Iki Katlı derme çatma bi binada tek başına yaşıyordu. Aslında deli demezdiniz ilk görüşte. Ama deliydi işte. Her sabah beş buçukte ekmek almaya giderdi fırına. Bizim mahallenin fırını da sırf o erken geliyor diye iki tane ekmeği geceden hazır bekletirdi rafında. Girerdi içeri iki lira verip ekmeğini alır, evine geri giderdi. Beyaz gömleğinin yakasını nadiren kapatırdı. Uzun viceroy marka Sigarasını süngerine kadar ağzında taşırdı. Yürürken elleri arkasında bağlanır, kendini geriye yatırır, bütün mahalle onunmuşcasına kasılarak bütün mahalleyi turlardı. Biz de çocuktuk işte. Eğlenirdik onunla. Yakalayınca hiç acımaz tekme tokat döverdi. Bi keresinde denizi yakalayıp dövmüştü. Çok üzüldük ama hiç birimiz gidip kurtarmaya çalışmadık bizi de yakalar diye. Sonra denizin babası akşam öğrenmiş. Iyi yapmış size müstahak demiş denize. Müstehak kelimesinin anlamını o gün anlamıştık. Hak ettiğinizi bulduğunuz zaman söylenirmiş. Zıpır çocuklarız. Yine vazgeçmedik. Dalga geçtik onunla. Hepimiz. Her gün. Hiç sıkılmadan. Defalarca kere. Tabi yıllar geçti. Okul falan. Liseyi bitirdim. Bi ton sıkıntı var başımda. Mahalleye giremiyorum doğru düzgün. Babamla beraber Beykozdan dönüyoruz. Yolda Samsunu gördük . Birden babamdan durmasını istedim. N’oldu diyemeden durdurdu arabayı. Kornaya yüklendik hemen, Samsuna iki el işareti yaptık binsin diye. Kırmadi bizi, hava soğuk yürümesin diye aldık mahallede evinin orada bıraktık. Babam evin oraya gelince iç çekti. Ama ben babamdan böyle dertli bi iç çekiş duymadım daha önce. Yılların hüznü vardı nefesinde. Hani anlarsınız ya, babamla aramızda duygusal pek bir şey yoktu. Neyse zaten artık pekte mühim değil bu. Asıl mesele babam anlatmaya başlayınca başladı benim için. Babamın hatırladığına göre bu bizim sürekli Samsun diye dalga geçtiğimiz adam bu mahalleye ilk taşındığı zaman epey saygın bi adammış. Babamın babasıyla yani Ferhat dedemle araları gayet samimiymiş. Kahveye gitmez, kumar bilmez, sigara içmez bi kişiymiş İstanbula gelmeden evvel. Samsun abimiz geldiği hafta şu anda hala oturduğu evi arsa olarak satın almış. Dört beş inşaat amelesi tutup kendi başına iki katlı bi daire dikmiş bu arsaya. Bi ay geçmiş işini kurmuş. Bi ay geçmemiş karısıyla çocuklarını alıp getirmiş yanına. Iki oğlu bi kızı varmış. Babam anlatırken bazı yerlerde durup sigara yaktı. Canım çok istedi ancak yanında sigara yakamazdım. Saygıdandır! Durdu bi soluk çekti sigarasından, devam etti. O anlatırken yutkunamadım sonrasında. Karısı buraya gelince benliğini unutmuş. Samsun kazanıyor parayı hatunu har vurup harman savuruyor. Bi ay iki ay derken iki yılı böyle deviriyor. Tabi babam o zamanlar dedemin yanında cüzdan atölyesinde çalışıyor. Bu olaylar olurken kimisini kahveden duyuyor kimisine şahit oluyor. Bir gün Samsun evden çıkıyor sabahın altısında. Yürüye yürüye Pendiğe kadar gidiyor her sabah. Erkenden acıyor dükkanı. Bi kaza oluyor, giderken bi araba kazası yaşanıyor, bu abimiz önünde yaşanan olayı hayra yorup geri eve dönüyor. Yolda durup bir kaç tanıdıkla sohbet ediyor. Bir kaç es dost görüyor vesaire. Mahalleye kadar geliyor gerisingeri. Evi gören yol ayrımına geldiğinde evinin kapısının açıldığını görüyor. Önce bi an öfkesine gem vuramayıp ne oluyor ulan diyerek evine doğru koşmaya başlıyor ama kapıya varmadan durduruyor kendini. Etrafı kolaçan ediyor. Ta yokuşu tekrar çıkıp o yok ayrımına oturuyor. Aksam işten çıkıp eve geldiği saate kadar oturuyor orda. Kaldırımda. Bekliyor. Bekliyor. Kafasında neler var kim bilir. Aksam onun gelme saatine doğru kapı açılıyor. Sabah giren adam çıkıyor. On dakika sonra abimiz eve gidiyor. Bunları duyunca sözünü kesip öldürdü değil mi karısını diye sordum. Gözümün içine değil de ciğerime baktı. Bunu söküp atabilir misin bi anda dedi. Ama ağzından tek kelime çıkmadı babamın. Sigarasından bi duman daha aldı. Yere attı. Üzerine bastı. Hayır dedi. Bölmeden dinle dedi ve devam etti. Ertesi gün yine evden çıkıyor bu abimiz. Hiç konuşmuyor o gece. Yatıyor belki o gece deliriyor ama yatıyor işte. Kalkıp yine o kaldırıma gidiyor. Yanına kediler köpekler gelip gidiyor. Onları severken kafasını kaldırıp göz ucuyla kapıya bakıyor ve yine aynı adam. Eve giriyor. Akşama kadar evde tek perde oynamıyor. Çocuklar dahi sokağa çıkmıyor. Bekliyor Samsun. Orada bekliyor. İkinci Gün orada otururken sigara alıp geliyor yakında bi bakkaldan. Tabi bakkal İsa baya şaşırıyor vazcaydırmaya çalışıyor falan ama nafile. Gidip bi sokak lambası seçiyor kendine Samsun. Çıkartıyor Sigarasını yakıyor. Ilk Sigarasını öksüre öksüre zorla bitiriyor. Kafasında ne oluyor kim bilebilir ki. Ama o gün ciğerleri ölmeye başlıyor. Bi ay iki ay derken, bi sabah başka bi adamın geldiğini görüyor. Sigarasını süngerine kadar ağzında taşıyor o gün. Külü bile düşürmeden bütün bi paketi içiyor. Ayağa kalkıyor. Yürüyor yokuş aşağı, evinin kapısına geliyor. Kapıyı tıklıyor. Kapıyı karısı açıyor. Samsun o gün deliriyor öfkeden. Iki kişiyi öldürüyor. Birisi karısı diğeri de karısının evine aldığı adam oluyor. Polis geliyor neyse. Oturmuş duvar dibinde kendi kendine konuşur vaziyette Samsunu alıyor karakola götürüyor. Önce herkes müebbet hapis cezası alacak zannediyor. Ama hakim akıl sağlığı bozulduğu ve mantıklı düşünerek hareket edemediği gerekçesiyle gözetimli olarak salıveriyor Samsunu. Sonra babam evleniyor, biz doğuyoruz. Mahallenin piçleri. Dünyadan habersiz. Sırf eğlence olsun diye hayatını, aklını, her şeyini gözleri önünde kendi elleriyle eritmiş birinin acısıyla alay ediyoruz. Aklımız ermiyor belki ama yaşımız zaten böyle bi kötülüğü örtmeye yetmiyor. Babam sigara paketini çıkarttı. Bi dal koydu dudakları arasına. O adamı o lakabı kim verdi bilmek ister misin dedi. Çakmak çıkarttı. Sigarasını yaktı. Bu meret diyerek sigarasını havaya kaldırdı. Ilk satın alıp öksüre öksüre içtiği sigara Samsun 216'ydı dedi. Bi an aklıma çocukları geldi Samsunun. Peki çocuklarına ne oldu? Yoksa! Yoksa onlara da mı kıydı? Dedim gözlerim hafif yaşlı. Boğazım düğüm düğüm. Hayır. Hakim çocukları yetimhaneye koydu. Bidaha da ne çocukları babalarını arayıp sordu. Ne de babaları hatırladı çocukları olduğunu dedi. Bi insan nası bu kadar acıya sabreder diye düşünüyordum. Nası tahammül eder de orda öyle oturup bekler diyordum kendime. Babam ne düşündüğümü anlamış gibi seslenip, müdahale etti. Tahammül etmek değildi belki de Samsunun yaptığı, belki de o yirmi saniyelik deli cesaretini bekliyorken gerçekten delirdi. Belki de... Bu cümleler karşısında savunmasız kalmıştım. Yüzleşmek için cesaret beklerken. Delirmek. İşte sonunda bana da bu olacaktı. Galiba yüzleşmek isterken, yok olacaktım.

Babamla son konuşmamız buydu. Üç hafta önce. Nasıl olurda böyle yaşanır derken. Nası Direnecegim derken. Babamdan babalık beklerken. Yine yapmıştı yapacağını.
Kurtuluşun delirmek olduğunu göstermişti.
Benim yolumun yolsuzluk olduğunu öğretmişti.

Ağlamaktan kör olsanız dahi çıkmayacağım o toprağın altından, işte beni böyle kaybettiniz.