çizebilirsin

Arada sırada çapalanmış bir toprak gibi,hissedebilirsin kendini
Ve seninle öğünen bir aşk da olmayabilir
Onlar ormana kaçışan fareler gibi,de olabilirler
Ya da birer kaplan
Onları çerçeveletip duvara asmak
Ve her gün yüzlerine bakıp küsmek yerine
Mavi koltuğuna kurulup sadece bir martı çizebilirsin
Onu görüp sevmeyi bir dene
Çünkü her zaman aynı yöne bakmak zorunda değilsin
Zaten öyle geniş zamanların da olmayacak
Ama yağmur partileri hep var olacak
Onu hissedip sevmeyi bir dene…

Meral Meri /Mavi Masalımın Yeşil Kırıntıları /Yağmur Partileri

boğazım patlamak üzere bunu hissedebiliyorum. dün benim için anlamı büyük bir şeyden vazgeçtim kimseye açıklayamıyorum. kendimi iyi hissetmem gerek ama iyi hissedemiyorum. iyi hissetmekten çok uzak değilim ama bilmiyorum. bir kertenkele gözüme çarpıyor. ilk kez aklıma bir şiir gelmiyor.

hattımın sathından kopmak istiyorum boğazım patlayacak. otobüsler kalkıp gitmek üzere. birileri otobüse biniyor. biraz önce başkaları indi. aklımdan geçenleri tam olarak anlamıyorum. ben daha kendimi anlayamıyorum. dil beni kısıtlıyor. zihnimi kusmak istiyorum. artık kendim olmak istemiyorum çok fazla kafa karışıklığı yaşıyorum. belki de yaşamıyorum. sadece artık kaldıramıyorum. artık değil hiçbir zaman kaldıramadım. ve bu yüzden de hep düşünmeden hareket ettim. başıma gelenler de bu “düşünme” eyleminden kaçtığım için oldu. o kadar çok düşünmedim ve o kadar her şey birikti ki gelecek 5 yılımı geçmiş beş yılı baştan düşünerek yaşamalıyım. bu sürede geçen beş yılı ise 6 yıl sonra yaşamaya başlayacağım. kafa karıştırıcı değil mi. değil.

spontane kelimesinin hiçbir harfinden haz etmiyorum ama bütün kararlarımı büyük bir kutuya koysaydık üstünde büyük harflerle spontane yazardı. beni de atalım şu kuyuya gitsin. otuzuma bastığımda silik, boş, belki biraz afilli lafları kalmış olan birisi olacağım o kadar kesin ki geleceğim hakkında düşünmeme gerek yok. burcu’nun dediği doğruydu. “içinde varsa vardır.” ama ben potansiyelimi “düşünmekten kaçarak” feda ettim. bunun için kimseye kızamam. bunun için şikayetçi olamam. bundan pişman da olamam. çünkü eğer ok yaydan çıktıysa ve isabet etmesi gereken tahtayı ıska geçmişse. geçmiştir. hakkında bütün yargılara varılmıştır. sonuçlar net olarak ortadadır. bunun fazlası olmaz. şiir bu hayatta birazdır. ama ölmek çoktur. çok ölmek hiçbir şey değiştirmeyendir.

güneş ne kadar vurursa vursun yüzüne eğer karanlığa alışmışsan hep orada kalırsın. al bu metaforu dolapta sakla. güneş ışığı görmeyen yerde.

ismail aslan mı muhsin ünlü mü hiç mi ezberde şiirim kalmadı? filmin renkli olması onu “potemkin zırhlısı” olmaktan çıkarmaz emrah. bir zamanlar bunu düşünmüştüm. hala afilliydi filintalar ve zaman kaybı yaşamamıştım henüz. saatlerin geçişini yakalayamıyorum burada çok mu hızlı akıyor. bence çok yavaş akıyor ama ben zamandan daha da yavaşım. bir kaç dakikanın içinde sıkışmış gibiyim. bir kaç dakikayı yirmi senedir yaşıyorum. bütün hatırladıklarımı bir kaç dakikalık bir klibe sığdırabilirim. bütün anlattıklarım bir kaç dakikanızı alacak. ama anlatamam boğazım patlamak üzere.

anlatamam ama cümlelerimin sonu gelmiyor ironik değil trajikomik şekilde iki yüzlülük bu yaptığım. sizi üzmeyeceğim dedim ve üzdüm. sorun kendimi ifade edememem değil. ifade ettiğim şeyin kendisi sorun. sorun bu durumda ben, düşüncelerim ve düşünmeden yaptıklarım.

ek(1)
küme.png

uzun süre yalnız olmanın temel sorunu şudur. kimse sizin görmediğiniz gerçekleri yüzünüze çarpmaz. çok uzun süre yalnız kaldım. çok fazla yanlıştım. ama kimse yüzüme vurmayınca şımarmaya başladım. burnum havadaydı. gerçekten koptum. gerçeklikten koptum. 

kimse kimsenin yalnızlığının içinden direkt olarak geçemez. paralel geçebilirsin. etrafında daireler çizebilirsin. ama kimse yaşadıklarımı anlayamaz. ben de anlatamam. ben de sizi anlayamam. işte burası bak. burada çok şımarmıştım. hepinizi anlayabileceğimi düşünüyordum ta ki birisini anlamayana kadar. buradaki sorun ise benim için “uzun süre” sonra hayatıma aldığım birisinin anlamamak oldu. burnum sürtüldü, gerçekliği gördüm ama anlayamadım. bu da her şeyi içinden çıkılmaz bir labirente dönüştürdü benim için. belki karşı taraf içinde. anlayamam. 

“time is a flat circle” olabilir ama hayat öyle değildir. hayat tutunduğun yerinin dağılmaya meyilli olduğu bir sarmaşıktır. ama bazen bahar gelir. bazen çok sağlam bir yeri tutabilirsin. tuttuğun elin. evet elin. metafor limitimi doldurdum. tuttuğun elin ne kadar sağlam olduğunu sadece ve sadece düştüğünde anlarsın. ellinci kattan yere çakıldığında. çünkü o kadar zaman boyunca sadece “paçayı kurtarmak” adına bir yerlere tutundun ki bu sefer farkı anlayamadın. “zamanın daire”si kırıldı ve onun dairesiyle birleşti. tıpkı ellerimiz gibi. evet, ellerimiz. artık düşmek yoktu yere bunu anlayamadım. 

çok iyi bir sabaha başlamıştım 14 ocak 2016′da, hava kötüydü belki ama ışığın ve parlayan gözlerin beni değerli hissettirdiği, beni düştüğüm yerden kaldırdığını biliyordum. sonra şımardım ve ıska geçtim. başladığımız yere döndük fark ettin değil mi. ellinci kattan yine düşüyorum ve ıska geçtiğimi biliyorum. tekrardan sağlayacağım fayda; “tuttuğun elin ne kadar sağlam olduğunu sadece ve sadece düştüğünde anlarsın”. 

şimdi yol ikiye ayrılıyor çünkü zamanın dairesi kırıldı. tekrar yere düşmek zorunda değilim. tekrar yalnız kalmak zorunda değilim. ellinci kattan düşen adamın yanlışı şuydu eğer elini uzatsaydı tekrar düşmekten kurtulabilirdi. yol ikiye ayrılıyor ve elimi uzattığımda ellerinin tutacağına inanıyorum. bunu umut ediyorum. bu bir kurtarıcı rolü değil sadece bu sefer dört ayak üstüne düşemeyen bir kedinin kalan son canını kullanmak istemesi. ya da tekrar yere düşeceğim ve zamanın bana ayırdığı sürenin sonuna geldiğim için bu sefer ayaklarımın üzerine geri çıkamayacağım.

dil beni kısıtlıyor. “ve boğazımda patlar deniz”

anonymous asked:

Abi sevdiğim bir kız var , bizim lojmanda o da ,ikimizin de babası asker ,hiç konuşamadım adımı bile bilmiyor, evden de pek çıkmayan bir kız sadece yağmur yağınca çıkıyor ,hep balkonda kitap okuyor,bakmaya kıyamıyorum yardım et nolur

Ona bir kitap hediye et ve kitabın “ÖN SÖZ” kısmına “Sen, benim önsezim oldun be kadın!” yaz. Her 10 sayfada bir sayfanın en alt kıvrım köşesine kalp çiz. O her 10 sayfada bir kalbe dokunacağı için son sayfalara yaklaştıkça kalbi biraz daha büyük çizebilirsin. Araya içinden geçen küçük kısa notlar ekleyebilirsin. Seni bilmiyor ama o her balkona çıkışında aynı anda kitap okumaya çalış, kitap okumayı sevmiyorsan bile onu rahatsız etmeyecek şekilde (hayvan gibi gözlerini dikmeden) izleyebilirsin. Eğer o kitabı okumaya başlamışsa ve gülümseyerek sayfaları çeviriyorsa ikinci kısma geçmek için bana danış. 😊