çöküş

4 sene ilkokul, 4 sene ortaokul, 1 yıl boyunca sınav stresi, 4 sene cehennemimsi lise yılları, okul sınavları, öğretmen sorunları, arkadaş sorunları, YGS-LYS stresi, psikolojik çöküş, kazanırsa üniversite sorunu, finaller, bütünlemeler,farklı bi şehirdeysen ayrı sorunlar, kazanamazsan daha fena, gelecekten umudu kesme, ailevi sorunlar, stres yüzünden beyazlayan saçlar, ömrümün en güzel senelerinin okulda geçmesi sonucu beni en sonunda bekleyen gelecek; Altın Günü teyzesi olmak

Hitler'in yok oluşunu anlatan “Çöküş” adlı filmin bir sahnesinde Hitler:
“Sivil halk ölüyor. Artık teslim olalım.” diyen komutanlara şu cevabı veriyor:
“Bu, onların tercihiydi… Bizi onlar seçti, elbette ölecekler!”

İşler bir kere kötüye gitmeye başladı mı durduramazsın ardı arkası kesilmez dibe battıkça batarsın bir noktadan sonra her şeyin normale dönmesi için değil de işlerin bundan daha kötüye gitmemesi için dua edersin bir çare bir çıkış yolu ararsın kendine ama tüm aramalar boşunadır. Ne sesini duyan biri vardır etrafında ne de çaresizliğini gören; tek başınasındır bu hayatta aldığın hiç bir karar tatmin etmez seçtiğin tüm yollar çıkmaz sokaklara götürür seni..Hikayenin bittiğini düşünürsün sonra nefes aldığını farkedersin ve aldığın her nefes seni hayatta tutacak bir umuda dönüşür…

Haftanın filmi; Çöküş

“Çöküş” Hitler'in son günlerini anlatıyor. Sığınağında geçirdiği bir kaç günle gösteriyor bize Führer'i ve onun genarellerini. Arka planda tabiki de 2. Dünya savaşı var ve savaş tüm çıplaklığıyla; yaşlı, kadın ve çocuk gözetmeden doğurduğu ölümleriyle, vahşetiyle anlatıyor. 

Hitler sığınağında hala büyük bir zaferin, dünyada yalnızca Alman halkının kurulabileceği inancının planlarını yaparken silah arkadaşları yenilgiyi çoktan kabullenmiş ve kendini içkiye vermiş durumda. Hem cumhurbaşkanı hem başbakan olan Führer'in emirlerinin dinlenmediği bir dönem anlatıyor bize. 

Bu cani savaş dahisi, ordusunun donarak öldüğünü bilmiyor ve ordunun gelişiyle Rusların Berlin'den defedilebileğine inanıyor. Filmin öyküsü kısaca budur. Ben bu filmde bir kaç şey üzerinde durmak istiyorum. 

Bu film bize Führer'in insan olduğunu anlatıyor. 6 milyon kişiyi öldürmüş birinin bile bir kalbinin olduğunu anlıyoruz, onu ağlarken görüyoruz. Zafere inancı o kadar büyük ki, kaybetmek kesinleşince ağlıyor. Aynı zamanda onun bu katliamları kendi egosu uğruna değil, dünya barışını sağlamak için yaptığını görüyoruz. Bu katliamlarını filmde şu örnekle açıklıyor ; 

“ Başlangıçta maymunlarında değişik ırkları vardı. Sonra en güçlü olan ırk diğerleri yok etti ve şimdi bütün maymunlar huzur için yaşıyorlar. İnsanlarında huzurlu yaşamaları için bunu yapmaları gerekiyor.” Führer'in kurduğu bu cümle tam bir müzakere konusu. Doğru olduğunu savunanlar mutlaka olacaktır. Öncelikle Hitler'e bu cümleyi kurduran etkeni bulmak gerekir. 

Almanya'da yahudiler ve Almanlar birlikte yaşadılar. Yahudi ırkı hızla yükselirken, Alman ırkı fakirleşiyordu. Yahudiler kendinden olanları koruyup, kollarken Almanlar için hiç bir destek olmuyolardı fakat köstek kısmını bilemiyorum. Böyle bir ırkçı tablo varken, Hitler yukarıdaki örneğin insanlar için geçerli olabileceğine inandı. 

Bu sözün gerçek yada yalan olduğuna kanaat getirmek sizin bakış açınıza göre değişebilir. Bizim topraklarımızda kürt ve türk birlikte yaşıyoruz. Kürt ve türk ayrımı yapıldığında çok büyük sorunlarla karşı kaşrıya kalırken hepimizin türk diye anıldığı bir toplumda sıfır sorunlu bir halk olabiliyoruz. İnsanlar birbirinden ayrı olabilir, biri siyah biri beyaz olabilir fakat esas mesele insanların ayrılmamasında gizlidir. Eğer siz insanlara birbirlerinde farklı olduklarını anlatırsanız o zaman toplumda kutuplaşmalar olacaktır. 

Bir diğer değinmek istediğim nokta şudur; Hitler Berlin'i kaybettiklerine inandığı sahnede genarellerine bağırmaya başlıyor ve o sıra şuna benzer sözler çıkıyor ağzından; “ Siz genaraller akademide yetiştiniz. Orada çatal bıçak tutmasını öğrendiniz. bu yüzden korkaksınız. Ben hiç akademiye gitmedim bu yüzden bu kadar cesurum. Stalin akademiden yetişenleri idam etmişti, ben de aynısını yapmalıydım!” Yine çok tartışılıcak bir cümle. 

Savaşları kazandıran yada kaybettiren inançdır. Biz Kurtulul savaşında o kadar eksiğimize rağmen kazanabildiysek bunun tek sebebi zafere düşmandan fazla inanmamızdır. Hitler bu sözüyle onu vurguluyor. Akademide milleti sevmesi duygusunun değil, asker olma duygusunun verilmesinden yakınıyor ve bu yüzden onların bu ülkeye, savaşa yeterince inanmadığını bu inançsızlığında savaş kaybettirdiğini söylüyor. Bu gerçekten yabana atılabilecek bir şey değil. 

“Yarın milyonlarca insan beni lanetleyecek, N'apalım” cümlesi oluyor Führer'in son sözü, sonra yakılıyor. Film savaş bitişiyle de bitiyor. 

Teknik olarak eleştirilebilecek pek bir yanı yok. Her detayın üzerinde fazlaca durulmuş fakat intihar sahnelerinde az kan kullanıldığı kanaatindeyim. Gerçekten de 4-4'lük bir yönetmenlikle çekmiş filmi Oliver Hirschbiegel . 

Dipnot olarak filmin Hitler'in son özel sekreterinin gözüyle anlatıldığını belirtmek isterim 

Filmin İmdb puanına da şuradan erişebilirsiniz. DownFall 

 Geçmiş haftaların filmleri;

The Cable Guy;
http://ataraksiya.tumblr.com/post/57948793641

Bana Şans Dile; 

http://ataraksiya.tumblr.com/post/57315642869

Ah güzel istanbul;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/48292563028

Sevmek Zamanı;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/49376711516

Murat İle Nazlı;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/52484705134

How to train your dragon;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/53670261226

The legend of 1900;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/54163302306

Köşeyi Dönen Adam;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/54167378193

Uzun Hikaye;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/55491899332

Tersine Dünya;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/56062130586

Equus;

http://ataraksiya.tumblr.com/post/56607929978

"Batı Toplumu" Büyük Bir Hızla Çöküyor!

“Batı toplumu” çatır çatır çöküyor. 

“Aile” çöktü!. “Anne"lik öldü! Doğan çocukların ise nerede ise yarısı babasını tanımıyor. Batı toplumu büyük bir cinnet yaşıyor. 
Hiçbir harp yaşanmasa bile birkaç nesil sonra "Batı Toplumu” kendi kendine yok olacak. Sağa sola saldırmalarının, İslâm'ı yok etmeye çalışmalarının en büyük sebeplerinden biri de bu!

“Batı” çöküyor!

Dinamitlerle yıkılan bir binanın çöküş anını çoğumuz seyretmişizdir. Yine benzer şekilde ikiz kulelerin büyük bir gürültü ve toz bulutu yayarak yıkılışı hâlâ belleklerimizde duruyor.

İşte bu misalde olduğu gibi “Batı” dediğimiz toplum bütün kurumları ile beraber büyük bir gürültü ile çökmeye başladı.

Birkaç on yıl bizim için uzun bir zaman gibi geliyor, ancak tarih dediğimiz insanoğlunun hayat süreci içerisinde kısa bir an sayılabilecek bir süreden bahsediyoruz.

Keep reading

Bazen hiç olmadık yerde, hiç olmadık zamanlarda aklıma geliyor. Aklıma geliyor da bir bana gelmiyor. Yaralarıma merhem olmuyor aksine bana derin yaralar ekliyor. Gelen yarama bakıyor, bir yara daha ekleyip çekip gidiyor. Nerede hata yaptım da kendi hikayemin kötü kahramanı oldum Allah'ım. Belkide sorun yaşadığımın hikaye olmasından ibarettir. Beklentilerimizi yüksek tutmuşuzdur belkide. Hikayemizde romanlarda ki gibi aşk istediğimiz içindir bu çöküş belkide.

Cumhuriyet neden 29 Ekim’de ilan edildi?
‘30 Ekim Mondros Anlaşması Damat Ferit tarafından imzalanmıştı.Mondros Teslimiyet Anlaşması Osmanlı’yı bitiren, İngiliz işgaline yol açan bir parçalanma ve çöküş anlaşmasıdır.

Mustafa Kemal 5 yıl sonra ince kurmay zekasıyla Batı’ya ‘Sizin dayattığınız teslimiyeti tanımadım.
Mondros’u yırttım parçaladım.
Çöpe attım…’ demektedir. İnce mesajdır!..
Anlayan anlamıştır!…

Mustafa Kemal, mağrur ve galip Batılı devletlere ‘Ben 30 Ekim’i tanımıyorum! Sizden bir gün öndeyim. Siz 29 Ekim’i tanıyacaksınız!’ demiştir.

Mustafa Kemal 29 Ekim’in sırrını ‘Mazlum milletin ahı, öcü’ olarak tanımlamıştır. Bu ‘intikam’ demektir.Ancak Mustafa Kemal, 29 Ekim’in sırrını topluma açıklamamış, reklamını yapmamıştır. Bunun nedeni sorulunca da ‘Övünmek olurdu’ diyerek bahsi orada kesmiştir…
Mustafa Kemal, 29 Ekim’in sırrını gelecek kuşakların dikkatine armağan etmiştir…

Tarih senin gibi bir dehaya bir daha şahitlik edemeyecektir.

Bunun farkında olan tüm insanlara selam olsun.

hâlâ somut bir şeylere hüzünlenebiliyorsan, üzülebileceğin bir pay ayırabiliyorsan buna, yeterince umudun vardır kuşağının içinde var olmaya dair.

oysa çatırdayan kısım ruhunsa ve bedenen bulunduğun her yerin illüzyon olduğunu idrak edip bir çöküş başlattıysa kaynağa doğru, bu gürültü bedenin ruhunun potasında eriyene dek sürecek.

Okumada geçmeyin lütfen. Merhaba arkadaşlar şimdi yazıcaklarım bi nevi tumblrda olanları şeyleri eleştiri adına olacaktır.3 seneden daha fazla süredir tumblra üyeyim.Ve şuan gördüklerim bi nevi tumblrın çöküş dönemidir.Bunun nedeni , amaçları sadece kız-erkek düşürmek olan insan topluluklarının bu siteye doluşması , bununla birlikte insan fikri ve düşüncesinin öneminin yitirmesi daha çok dış güzelliğinin öneminin artması bir oldu.Çünkü artık dış görünüşe değilde fikre önem veren insanların sayısı tumblrda çok azaldı.Yok efendim tumblr egosuz insanların eviymiş , yok efendim bu sitede dış görünüşe önem verilmiyormuş..Bunlar artık sadece lafta kaldı bu sitede.. Bunun çöküşün en başlangıcına gelirsek şuursuzca gelen abaza erkek ve kızlardı.Amaçları sadece sitedeki erkek-kız numaralarıydı.Başlarda siteyi en yakın arkadaşlarımızda bile saklarken , şimdi herkes en yakın arkadaşını çagırır oldu..Tabi en yakın arkadaşıda en yakınını oda yakınını derken önünü alamadık.. Olayı örneklemek istersek arkadaşlarımla aramda geçen bir konuşmayı söylemek istiyorum. -Kanka ya tumblrda çok kız düşüyor bende üye olucam. Bana dediği aynen budur harfi harfine hemde.Peki siz söyleyin siteye bu amaçla gelen bir kişi böyle yeri sadece cinsel dürtülerini tatmin etmek için gelirse ne olur ? Cevabı basit , tabikide porn bloglar çok fazla önem kazanır.Bunlardan sonra birçok kız-erkek porn bloglar ortaya çıkmaya başladı.Bunlarla birlikte porn blogların çoğu popüler olmayı başardı..Doğru duydunuz tumblr aleminde ilk kez popülerlik başladı.Fikirler iyice önemini yitirdi.Artık arkadaş olurken kaç takipçin var senin ya diye başlanır oldu konuşmalar. Sonra popülerliklerin artmasıyla insanlarda ego yükselmeleri başladı..Hatta bu egolar bazen önünü alamadı , eskiden tanımadıgımız insanlara bile sitede kanka derken şimdi çok ağır küfürler etmeye başladık.Sonra tumblr whatsapp grupları patlak verdi.Birçoğunda bende vardım.Onlarda ilk başta masum bir amaçla kurulsada sonradan okuldaki sınıfların gruplarından bir farkı kalmadı yine herkes tanımadıklarına çok ağır küfürler basıp geçti.. Bunların yanına eklenicek birçok madde var fakat saymakla bitmez..Özetle sitenin amına koydular.

içten içe bir çöküş yaşıyorum. o anlamadığım şarkıları hiç hayra yormuyor, en hüzünlüsünden bir çeviri hazırlıyorum kendimce. ve bu, güneş beni ısıtmıyor.

Demek ki, asıl korkulacak şey, dıştan gelen ölüm salvoları değil, ruhun ölümüdür. Bu halde, bilinmelidir ki, çöküş temelden ve köklüdür. Yüzeyde kalmaya mahkûm düzeltmeler ve düzelmeler, çare değildir. Sezai Karakoç / Diriliş Muştusu