東京観光写真倶楽部

She could almost see herself glowing much brighter than ever. 

And even though it was such a rare occurance, she could remember it very well while he approached — almost as if it was her own light, and not his. That burning sensation, that blinding light. Something lingering in the back of her head, like a feeling, or memory long lost.

She could only trap his light for a few moments. But she always felt that slight connection, as if something was amiss. 

Was he that mysterious, with his blue smile and sweet words? No. Maybe it was just her curiosity towards those moments. But deep down, she felt, there was something else, hidden between the cycles, waiting for them to find out.

There was something about them.

About him.

About her.

She could only wonder. But that didn’t mean she couldn’t enjoy that moment, even if for a little bit.

The Eclipse

I saw @illustraice AU some time ago and got hooked. What an amazing AU! so I decided to make a fanart about it cause yaaaassssss it’s so good ç~ç

Amo la libertà, per questo lascio le cose che amo libere. Se tornano, è perchè le ho conquistate. Se non lo fanno, è perchè non le ho mai possedute.
—  Labellezzadellepiccolecose - (via labellezzadellepiccolecose.)
E tu fai una fatica boia ad alzarti dal letto.
E il sole non sorge.
E dio non è più un grand'uomo.
E scopri l'importanza di piangere sotto la doccia, unire gocce alle gocce.
E ti sembra impossibile sopravvivere.
Ma poi sopravvivi.
Sopravvivi e sopravvivendo ti fortifichi.
—  Guido Catalano

I’ve got this planet in my hands, you know I’ll waste it if I can…
Come on let’s give it a twist and if it all turns to shit- Oh wait, let’s try that again.


Everytime I listen to the first verse of Innerpartysystem’s “American trash“ I imagine it with male!Sombra, so have your… Sombro, I guess? x°D

dailymotion

- Aynı mahallede oturuyorduk Nazlı’yla abi. Okul çıkışı hep birlikte yürürdük eve. Böyle ara bir yol vardı mahalleye. Yolu bayağı uzatıyorduk da, tenha oluyordu işte. Sonra bir gün gene böyle yürürken, çok acayip bir şey oldu abi. Aynı anda birbirimizin elini tuttuk. Ne o önce uzattı, ne ben önce uzattım. Birbirimize ima etmedik, yüz yüze bile bakmadık. Öylece el ele tutuşup yürüdük. Sonra hep yaptık bunu. Bazen birileri sokağa girerdi, hop bırakırdık ellerimizi, sonra tekrar baştan.
- Sende kayış nerede koptu la?
- Amcam Nazlı'ya tecavüz etti abi. Bir gün eve geldim, Nazlı’nın üstü başı yırtıktı, ağlıyordu. Beni sormaya eve gelmiş. Amcam da evde beklemesini söylemiş, erik vermiş buna. Ben eve geldiğimde, orospu çocuğu pantolonunu topluyordu. Suratında iğrenç bir ifade. Amcam on gün yıkanmasın, kokmazdı abi. Sürekli bütün gün otururdu orada burada, sineklenirdi kokmazdı ama. Nazlı'ya nasıl tecavüz ettiğini odadaki ter kokusundan anladım abi. Üzerindeki on günlük kir uyanmıştı resmen! Foseptik çukuruna düşmüş gibiydi orospu çocuğu. Nazlı'ya baktım, odadaki kokuyu duymuyordu bile. Kendinden o kadar çok tiksiniyordu ki, koku umurunda bile değildi abi. Öldürmek istedim orospu çocuğunu. Fırladım çıktım gittim, koşabildiğim kadar koştum. Cebimdeki çakıyla bütün vücudumu parçaladım.
- Sonra.
- Amcama saldırdım. Jandarmalar elimden aldı. Amcama el kaldırdım diye babam beni dövdü. Babam da orada bitti zaten. Evden kaçtım.
- Nazlı'ya ne oldu la?
- Amcam mahkemede Nazlı'yı sevdiğini söylemiş. Mahkeme de aileleri birbirleriyle konuşturmuş. Nazlı'yla evlendi, hapisten de yırttı.
- Nazlı ne yaptı la?
- Mahalleden kaçtılar, iki üç ay sonra da zaten amcamın ölüm haberi geldi.
- Nazlı mı öldürdü?
- Kaçtıkları yerde amcam Nazlı'yı satmaya başlamış abi, pezevengi olmuş. Amcamı da hepsini de Nazlı hakladı abi. Çok sonra, bir gün sordum abi, niye beni öldürmedin diye. Seni sevdim dedi abi, anasını sikeyim ben bu dünyanın seni sevdim dedi abi.

È che ci sono sette miliardi di persone, al mondo.
Ma fondamentalmente si dividono in due categorie.
Ci sono quelle che amiamo.
E poi ci sono tutte le altre.
—  Chiara Gamberale

                                              PLOT DROP #004

                                         GOOD NIGHT. SLEEP TIGHT. DON’T LET THE DEAD BITE.

                                               ( t r i g g e r   w a r n i n g ) assassinato.

                              ( p a r t i c i p a ç õ e s ) Akin Alamieyeseigha, Narcissus Ariessen, 

                                                         Juliana Nikaule, Fleur Deveraux.

Poças acumulavam-se nas calçadas e vias de acesso da academia, resquícios da chuva que havia caído mais cedo. Caminhando da forma altiva que outros geralmente lhe atribuíam, a herdeira brasileira voltava ao dormitório mais tarde após um pequeno desvio de caminho, seguida de perto pelo daemon pavão, na seguinte ocasião mantendo as penas fechadas. Distraída com o próprio reflexo distorcido que a água lhe revelava, parou por um momento ao perceber que, conforme seu avanço, a água semitransparente adquiria tons dourados, um estranho pó brilhante flutuando em sua superfície. A calçada ainda exibia parte das homenagens dadas aos príncipes galeses na semana passada, pétalas de flores monocromáticas agora tingidas com ouro, tal qual as manchas de tinta deixadas pelos artistas mais desajeitados, e o pó parecia espalhar-se por todo canto. O Forte Dourado poderia ser visto como a fonte de toda aquela poeira, mas o Centro das Artes não era tão próximo… Quando as últimas notícias vieram à sua mente e o medo a assomou, já era tarde.

Keep reading