さくら(独唱)

- Neden buldun beni?
- Bilmem.
- Niye öptün?
- Bilmiyorum.
- Ben tanıdığın o kız değilim artık.
- Olabilir.
- Geçmiş geçmişte kaldı İsmet. Neler yaşadığımı ikimiz de iyi biliyoruz.
- Biliyorum.
- Bunca yıl sonra benden ne istiyorsun o zaman, birlikte olmamızı mı?
- Hayır.
- Nasıl yani? Ne istediğini bilmiyor musun?
- Biliyorum.
- Konuşsana o zaman!
- Ben konuşmayı beceremiyorum.
- Nasıl yani, konuşmadan mı anlaşacağız?
- Amcana olanlardan sonra ikimiz de yeni bir hayat kurduk. Unutacaktık birbirimizi, ne değişti onca zaman sonra?
- Ben hiçbir şeyi unutmadım, hep sevdim seni.
- Bunca yıl sonra niye çıktın karşıma o zaman?
- Hayatım boyunca o kadar çok ceset gördüm ki. Biliyor musun insanlar ölünce, yüzlerindeki ifadeleri siliniyor, hepsi birbirine benziyorlar. Son bir kez görmek istedim seni, öldüğünde sen olmayacaksın.
- Ben eski Nazlı değilim. Evet belki ceset değilim ama, öldüm ben İsmet, öldüm!
- Benim için hep aynı Nazlı’sın biliyor musun, benim için hiçbir şey değişmedi.
- Ben sana bakınca İsmet'i görmüyorum.
- Eskisi gibi saçlarımı kazıtsam, eski ben olsam da mı olmaz?
- Olmaz. Gözlerine ne zaman baksam, amcanı hatırlıyorum.
- Gözlerime bakman gerekmez, yanımda olsan yeter.
- Lütfen bir daha çıkma karşıma.
- Siktir git!

Biz çok normal adamlar değiliz. Sizin de çok normal olduğunuz söylenemez. Dünyada herkes anormal sanki. Belki de hepimiz normaliz. Yanlış zamanda, yanlış yerde. Ya kusura bakma insan eline kalem alınca değişik şeyler yazmak istiyor. Ben pek anlamam bu işlerden. Sana o kadar çok mektup yazmayı denedim ki. Bir yerden sonra hep yırttım. Bu sefer üşeniyorum. Herhalde sana gönderemeyeceğim için. Daha doğrusu bira içerek yazdığım için utandım herhalde. Kim bilir orada hava nasıl. Kim bilir neleri özledin. Biraz salakça olacak ama burası da çok boktan. Sanki herkes katil, ya da herkes yalnız. Buradan çok fazla farkımız yok. Aslında var biz daha geniş alanlarda yürüyüp, daha fazla görüşme hakkına sahibiz. En büyük fark bu herhalde. Beni burada ayakta tutan dostlarım. Seni de umarım bir şeyler ayakta tutuyordur. Ama eminim benden daha fazla sevenin var. Ben mücadele etmeyi senin kadar bilmiyorum. Biz mücadele edenlerin peşindeyiz, kimi zaman. Ben senden hoşlandım. Ben çok iyi vakit geçirdim seninle, çok güzelsin. Sana hislerimi nedense en kötü cümlelerle anlatıyorum hep. Ya gerçekten sevmeyi bilmiyorum ben, ya da ne bileyim tuhaf oluyorum. Dışarı çıktığında bu mektubu sana vermek isterim ama biliyorum utanacağım ve veremeyeceğim. Olsun. Sana yazmasaydım içimde kalırdı. Sen içeride ben dışarıda, siz içeride biz dışarıda. Ya öyle işte. Yine yazamadım.

Savcı Esra: Niye geldin?

Behzat: Sen niye ağladın?

Savcı Esra: Geçti gitti boş ver..

Behzat: Çık çık çık… Geçmedi gitmedi, sen niye ağladın?

Savcı Esra: Behzat sen akıllı bir adamsın ama konu kadınlara gelince biraz salaklaşıyorsun galiba.

Behzat: Hee.

Savcı Esra: Ben sana diyorum ki adamlar gelip seni alacak, gideceksin. Bu işin sonu yok! Belki senelerce tutuklu kalacaksın, ne zaman döneceğin belli değil, senin umurunda değil. Ağladım… Çünkü seninle konuşamadım. Ağladım, çünkü sen beni görmüyorsun. Ve ben seni seviyorum.

Behzat: Ama ben bunu bilmiyordum.

Savcı Esra: Bilmiyorsun… Tabi nereden bileceksin. Sen ancak birisi öldüğünde duygusal yaklaşıyorsun. Senin duygu radarına girmek için illa ölmek mi lazım Behzat?

Behzat: Yok, hayır. Yapamam ben.

Savcı Esra: Haklısın. Cesaretin olmadan ne yapacaksın ki? Hayatımda tanıdığım en korkak adamsın. Herkese meydan okuyorsun ama kendi duygularından korkuyorsun. Geçmişe saplanıp kalmışsın. En büyük felaketler senin başına gelmiş dimi? En büyük acıları sen çekmişsin, ben hiç bir bok bilmiyorum ki. Acı nedir? Bilmem. Yalnızlık nedir? Bilmem. Dünyanın ekseni kaydı Behzat, 12 cm yerinden oynadı sen bana 1 cm bile yaklaşmadın! Saplantılısın…

Behzat: Hee, ne güzel söyledin. Saplantılıyım ben. Benden bir bok olmaz, biz seninle hep kavga ederiz, mutsuz oluruz biz seninle.

Savcı Esra: Mutsuz olalım, ne var! Biz de mutsuz oluruz. Ben seninle mutsuzluğa da varım…