Okunacak onca kitap, izlenecek bir sürü film, gezilecek binlerce yer varken ömrümün en güzel dönemlerini beton yığını ve saçma kuralların içinde geçirmek
çok güzelsin. ben anca buraya yazarım, yüzüne diyemem. çok güzelsin.
senin gözlerine bakınca dünya dururdu, dönmezdi füsun. ve ben, bazı şeylerin geriye dönmesini ne çok isterdim.
ilgi odağı olmaktan nefret ediyorum, dikkat çekmekten nefret ediyorum, insanların bakmasından nefret ediyorum, bana şefkat gösterilmesinden nefret ediyorum, yapmacık davranışlarınızdan sahte gülüşmelerinizden nefret ediyorum, kulaklık takmaktan da takmanızdan da nefret ediyorum, güneşten nefret ediyorum, kapılardan nefret ediyorum, insan değil köle yetiştiren okullarınızdan da sisteminizden de nefret ediyorum, kalabalıktan nefret ediyorum, mimiklerinizden nefret ediyorum, kendimden nefret ediyorum...
saat kaç olursa olsun uyurken izlemek isterdim seni. bu bütün şairlerin; en güzel şiirlerine denktir.
annem beni çoğu kez gözü yaşlı yanında otururken gördü ama o bile sormadı “neyin var ne oldu” diye
zaten dağınık biriydim, senden sonra iyice dağıldım şahmeran. Artık bırak evimi toplamayı, beynimin içindeki düşünceleri bile toplayamıyorum, her saniye işliyorsun kanıma.
Unutamadım, söküp atamadım içimden. Ama yavaş yavaş unutmak gerekiyormuş lan işte, ilk önce gözlerini, sonra dudaklarını, sonra saçlarını. Sonra da ben kendimi kaybediyorum işte, kendimi unutuyorum. Bitiyor.
Size kendinizi hiçbir şeymişsiniz gibi hissettirdiklerini unutmayın.
sen de biliyordun gözyaşlarıma değmeyeceğini ama ben içimde kalmasın diye hep ağladım değmeyeceğini bile bile ağladım.en büyük fedakarlık bu işte
Charles Bukowski (via sokaktakiyazar)
bağıra bağıra “ne suçum vardı lan benim” diye ağladığımda hiçbiriniz yoktunuz, şimdi de olmayın.

