murphy kanunları uyarınca, doğru insan tam da beklenmeyen anda çıkar aslında karşımıza. her kalabalık kutlamaya, üzerimizde en kibar elbiseler, en içten gülücükler alıp gideriz. herkesin alnında ne yazar okumaya çalışırız, gel gör ki doğru insan, kafada takke ayakta sabı terlik ve dizleri çıkmış bir eşofmanla bakkala indiğimizde düşen parayı yetiştirmek için arkamızdan koşan insandır. ya da otobüste cep telefonunu açık unuttuğumuz için tüm yolculardan azar işitirken, bizi kollayandır.
doğru insanı ararken girilen şekil şemal, bizi onun için doğru olan olmaktan çıkartır aslında. en doğru en doğal olandır. bunu unutur, o bizi yüzlerce metreden seçsin diye şatafata boğarız kendimizi. yüksek sesle konuşuruz o ne kadar espirili olduğumuzu anlasın uzaklardan diye, pembe, morlara boğarız kendimizi elalem çok yakışıyor dedi diye, sosyal görünmek için bir merhabamız olan herkesi öperiz yol ortası rastlantılarında.
bu sebeple bekleyiş kaybettirir aslında ha keza arayış da. çünkü gerçek, yağmuru seyrederken yalnızlığa ağlamaktır. doğru insan bu anı içten içe bilen ve bu anı silemk için emek verendir. oysa göremeyiz. çünkü yaptığımız şatafatın benzerini bekleriz ilk etapta
karizmatik bir merhaba bekleriz belki de o her bayram mesaj atanımızdır. 15 yıldır doğum günümüzü unutmayan ve sadece dost gördüğümüzdür. belki okulda sınav dönemi bize de fotokopi çektirendir.
doğru insan biz teklif etmeden ders çalıştıran, hava soğduğunda ceketini verendir. doğru insan yalındır, doğaldır. bunu bilmek bekleme süresini kısaltır. aramak ya da beklemek değil aslolan görebilmektir.
herkes için doğru insan vardır, önemli olan omuzunuza bırakılan ceketteki sıcaklığı hissedebilmektir.


