Zararım dokunmasın diye, ziyan olacak kadar başkaydım sana.
gel diye demiyorum ama neredeydin ben şiirlerimi avuçlarımda yarattığım yangınla yakarken? neredeydin üzerime yıktığın evin altında soluksuz kalırken? söylesene, neredeydin geceleri göğsümden kan damlarken? gel diye demiyorum ama.. söylesene, neredeydin?
kendimle savaşacak gücüm bile yok artık ama seninle her şeye varım.
“Unutmadım işte. Her namazın sonunda, dualarımın başındasın.”
— (via umutbittigezegeniyakin)
yarın uyandığımda bir şey istemiyorum. sadece güzel bir şey olsun. cidden buna ihtiyacım var.
lütfen
Sabahattin Ali
belki bir gün okursun
Çok merak ediyorum biliyormusun .. başını geceleri nasıl rahatça yastığa koycak kadar kötü bir insan olabildiğini? Sonra da kendimi suçluyorum aptal gibi gerçek yüzünü farketmediğim için. “O nun hiç bir suçu yok ki” diye düşünüyorum sonra; çünkü sen busun. Insan karşındakini kendisi gibi bilir derler ya .. belki de en büyük hatam bu oldu. Kafamda binlerce soru bırakıp gitmemi izin verdin. Hep gitmemi bekliyormuş gibi. Sahi, hiç mi korkmuyorsun sen? Bu denli kalp kırmanın, ihanet etmenin, ettiğim yeminlerin … boşu boşuna ümitlendirmenin hesabını nasıl vereceğim diye? Ben aylarca .. usanmadan yorulmadan ve kalbimdeki acıdan bir gram dahi eksilmeden ağladım senin için.. hiç var olmamış bir “biz” için. Kendimi kaybettim. Aklımı kaybettim. Söylermisin senin içimde kırdığın şeyleri neden ben toparlamak zorundayım? Her gece “neden?” diye diye ağlayarak uykuya dalıyorum ben. Beni neden sevemedi? Neden seviyormuş gibi yaptı? Neden verdiği sözlerin birini bile tutmadı? En kötüsü de ne biliyormusun .. seni hala o kadar çok seviyorum ki. Ben seni kalbimin en temiz köşesine koydum. Sen ne yaparsan yap; burayı kirletemiceksin. Ne içimdeki seni; ne de kalbimdeki o yerini. Hala “gel” desen, gelecek kadar aptalım. Karşı koyamıyorum çünkü sana. Ve sen bunu en az benim kadar iyi biliyorsun. Arkandan çok beddua ettim ben; saniyeler sonra “ya tutarsa” diye korkup pişman oldum ardından. Keşke seni tanımasaydım da diyemiyorum. Çünkü seni sevmek çok güzel; arkası gelmeyen sözlerin ve söylediğin yalanlarla kurduğum o dünyada yaşamak çok güzeldi. Keşke bazı seyleri değiştirmeye yetseydi bu sevgim .. keske beni benim seni sevdiğim kadar sevebilseydin. Sana ne yazsam az .. yaşattığını yaşa.
Yolun açtığın yara kadar açık olsun.
Dünyanın görüp görebileceğimiz tüm akşamüstlerine, tüm güneş batımlarına, güneşten gözlerimizin kamaştığı tüm anlara, bahar güneşlerine, bahar yağmurlarına, bahar ile ilgili tüm zamanlara ellerin ellerimde, birlikte. Seni seviyorum. Güneş kadar, tüm evren dahil.
"Ne yapabilirdik ki? Bıraktıları boşlukları çamura batmadan nasıl doldurabilirdik? Acısını dindirsin diye atılan çığlıklar gösteriş sayılmaktayken, bazen sadece ölmek isteyip sessiz kalmayı yeğlemek boşvermişlik sayılmaktayken ve bazen de tüm acılarını başkalarını kanatarak dindirmek adilik diye nitelendirilmekteyken nasıl yüzleşebilirdik acılarımızla? Acılar acı, acılar büyük, acılar katlanılamaz ama katlanabilirdik. Kambur yürüyecek olsak bile sırtlanmayı göze alabilirdik. Ve bazen öyle acılar vardır ki gözlerin ardına kadar açılıp izlendiği, sırtına yüklendiği kişiyi inanılmaz güçlü kılan, yıkılmaz kılan. Tek zaafını bıçaklamış, sırtına yüklemiş ve dağları aşan... Öyle güçlüsündür ki babanın ölümünü, babanın terk edişini, sevgilinin ihanetini, annenin ölümünü, annenin terk edişini bir kefeye koyup gözlerinin yaşını silmekten çekinmemişsindir. Çevrenin korktuğu da bu işte. Bir iskelet bir etten oluşan bu insanın kendilerine boyun eğmeyecek kadar güçlü hale gelişi. Unutma! Sen yaşadıklarına rağmen güçlüsün."
Amına koyayım ben böyle dağılmışlığın.
bir şarkı, tüm acılarımı ezbere biliyor.
Yanakları kıpkırmızı, göz altları mosmor, kalbi paramparça ama kendisi su gibi.
“Yürüyen kocaman, açık bir yarayım şimdi. Nasıl ölesim var anlatamam.”
— Uğur Arslan (via umutbittigezegeniyakin)
Umarım bir gün sevgisine ihanet edenler tertemiz sevilmeye muhtaç kalırlar.
Çok haklı çok





