Ruhum histerik bir melodiyle uzaklara savruluyor.
elim ayağım birbirine karıştı. kaçacak delik bakacak yüz ağlayacak omuz aradım. olmadı.
Kendime not; Her şeyi çok fazla düşünmeyi bırak, kendi kalbini kırıyorsun.
öyle güzelsin ki. ellerin, gülüşün, saçların, yüzün. öyle nahifsin ki bir kedinin başını okşarken, sarılıp öperken. öyle özelsin ki bana kol kanat gererken, sımsıkı sarılırken. çok güzelsin, çok özelsin. en güzeli de bana kadarsın.
bayılıyorum uykum olmasına rağmen direnmeye
benle mutluluğum arasına saplanan mesafe dünya değildi, bombalar ve yanan binalar değildi; bendim, düşünmemdi, bir şeyleri asla koyuveremiyor olmanın kanseriydi.
çevremde başımı ağrıtan insan istemiyorum
Girse de aramıza mesafeler unutma, hep yan yana atar gerçekten seven yürekler.
bişeyler oluyo ama ne oluyo acaba
okusa çok beğeneceği bir kitapsın ama kapağını beğenmemiş.
Bizi de üzdüler ama kimsenin duygularıyla oynamadık. Oturduk rakı içtik.
“19 Mayıs'ı kaldıracağınıza , 14 şubatı kaldırın.Biz bu devleti sevişerek kazanmadık, savaşarak kazandık .!!!!”
—
yüzünde korkularla, içinde çığlıklarla, kalbinde simsiyahlar nereye gidiyorsun?*
çağan şengül’ün “sesini duymaya ihtiyacım var” diye bağırışı kadar. seni, çok.
Saçlarımın uçları, geçmişimin uçurtmasına düğümlüydü. Ben de geçmişimi makastan geçirdim.
ÖFA
“On bir bin dokuz yüz doksan dokuz balık, ‘İyi geceler’ diyerek gidip uyudular. Büyükanne de uyudu. Ama bir tane küçük kırmızı balık ne yaptıysa da gözlerini uyku tutmadı. Sabaha kadar denizi düşündü durdu.”
— Samed Behrengi, Küçük Kara Balık


