gel dizlerime saçlarını seveyim
artık bazı şeyleri aştım. mesela kaldırım taşlarının çizgilerine basmadan yürümek artık umrumda değil.
"küçüklüğünde sevilmeyen, okşanmayan, nazını çekecek kimse bulunmayan bir çocukta ince ve güzel hislerin doğmasına nasıl imkân tasavvur edilir?"
denize karşı bir bankta omzuna başımı yaslayıp, sesinden şiir dinlemek gibi çocukça isteklerim...
ah maria, niçin seninle bir pencere kenarında oturup konuşamıyoruz? Niçin rüzgârlı sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyerek ruhlarımızın konuştuğunu dinleyemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?
Bu akşam anladım ki, bir insan diğer bir insana bazen hayata bağlandığından çok daha kuvvetli bağlarla sarılabilirmiş.
piraye bir mektubunda ona “Kendine iyi bak, sakın benden evvel ölme!” demişti. Nazım, “Ben hayatımda bütün insanlık tarihine geçmiş muazzam sevdaların kitaplarını okudum. Hiçbiri, bir insana karşı duyabileceği sevgiyi bu kadar sade fakat müthiş bir azametle ifade edememiştir.” diye yanıt verdi.
✈︎Ruhum ölüm ile yaşamın kesiştiği uçurum kenarında oturmuş, acılarının dinmesini bekliyor...
