Şunu fark ettimde, insanların edebiyata ve en önemlisi de ahlaka ihtiyacı var. Edebiyat derken derslerde işlediğimiz kurallarla dolu olan edebiyattan bahsetmiyorum. Ruhumuzdan, yüreğimizden doğan güçlenen kelimelerden ve içimizde yaşadıklarımızı kelimere dökmekten, feda etmekten bahsediyorum. İnsanlar her şeyi o kadar basitleştirmiş ve oyun haline getirmiş ki gerçekten hayret ediyorum. En çok tanık olduklarımdan söyleyecek olursam, gençlerdeki sürekli sevgili edinme arayışı. Elbette insanlar aşık olabilir ve sevebilir, bunlar çok güzel şeyler lakin artık aşık olup da ömür boyu birini seven insan o kadar az ki. Artık insanlar sadece vakit geçirmek için, canları sıkıldığı için, dikkat çekmek için sürekli sevgili değiştiriyorlar. Sanki kıyafet değiştiriyorlarmış gibi! Üstelik bunları aşk adı altında yapıp, aşkı ve sevgiyi kirletiyorlar. Yahu biraz ahlak gerekli. Biraz düşünmek, akletmek gerek. Heveslerinizle aşk gibi kutsal bir duyguyu nasıl bir tutarsınız? Bir tutuyorsunuz çünkü okumuyorsunuz. Bilmiyorsunuz. Kelimelerin gücünün, değerinin farkında değilsiniz. Çünkü hafife alıyorsunuz. Uyuyorsunuz. Nefslerinizin esiri olmuşsunuz. Dostlar, okuyun. Kitap okuyun ama sadece kitapta değil, insanları da okuyun. Yaradan bile bizlere kitapla doğru yolu gösteriyor. Okumamızı istiyor. Kelimelerin değerini anlamak bu yüzden çok önemli. Her şey karşı cinse olan ilgilerden ibaret değil. Hayat bu değil. Olmamalı da. Dostlar, bence artık uyanma vakti.
İkinci Dünya Savaşı'nda insanlar, üzerlerine yağan bombalara rağmen sevdiklerine “seni seviyorum” demeyi ihmal etmez. Çünkü dışarıdaki felaketlere, toplama kamplarının tüm acımasızlığına rağmen dönemin insanları; aşkın, sevginin ve gülümsemenin gücüne inanır. “Günün birinde herkes kendi yıldızını bulabilsin diye mi parlaktır yıldızlar?”
Zihnimdeki bu kaosun beni yok etmesinden çok korkuyorum.
Clinomania; tüm gün yataktan çıkma istememe hastalığıdır.
Bende doğuştan gelen bir hastalıktır
Bizim aile boyu
şurada bir sandalyenin üzerinde, gırtlağıma kadar kendi yaşamıma gömülmüş oturuyor ve hiçbir şeye inanmıyorum.
ve roman şöyle bitiyor; “içim içimi yiyordu ama ben tek kelime konuşmuyordum. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamanızı isterdim. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamanızı isterdim. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız. anlamadınız.”
Diana Vreeland (via sokaktakiyazar)
Drake (via quotethatword)


