Avatar

Dolunay”

@milkshakesoslu

Avatar

Ara sıra kendinden nefret ediyorsun. Neden mi? Herşeye ağlıyorsun değil mi? Denilen her şeye. Alınıyorsun, darılıyorsun. Güçlü değilim diyorsun, pes ediyorsun. Hassaslığına küfür ediyorsun. Şunun şurasında, kaç kere yuttun hıçkırıklarını? Kimseler duymasın, kimseler seni zayıf görmesin diye, kaç kere içine ağladın? Anlamazlar korkusu ile, kaç kere uzaklara daldın? Kaçıncı psikolog randevusundan sonuç alamayıp döndün? Hassasın. Çok hassas. Haddinden fazla olduğunu sanıyorsun değil mi? Kimsenin seni düşünmediğini. Bazen ayna başında prova bile yapıyorsun. "Ağlama" diyorsun kendine. Lakin sen öyle deyince hıçkırıkların ardı arkası kesilmiyor. Zira, insanın kendine yetmesi öyle güç ki... Kendini teselli etmesi. Bedenen yakınken, ruhen uzak olması. Sevdiklerinden, ailesinden... Çok hassasın. Cam gibisin. Kıranları kesemiyorsun. Parçaların savrulurken, üstüne basıp geçiyorlar. Hassassın sen. Bir söz paramparça eder seni. Hassassın, hayallerin yıkılır, nasıl mı? Bir söz yeterli. Sen hassassın, heveslerin ölür. Nasıl mı? Bir söz yeterli. Bunlar senin suçun mu? Değil. Senin tek suçun, duygularını belli etmendi. Hayallerini anlatman, hislerini dile getirmen... Hassassın. Bu yazıyı okuduktan sonra bile içine atacaksın, biliyorum. Sanki, bir balıksın. Başını dışarı çıkarsan, martının biri kapacak seni. Öyle bir korku var içinde. Kapanmışsın kendine. Yetinebildiklerinle. Sen hassassın. Ve kimsenin umrunda değil.

Okurken ağlamak

En sevdiğim postlardan be.

Avatar

İstanbul Üniversitesi, Hukuk Fakültesinde öğrenci olduğum sıralar, ‘Avrupa’ya öğrenci gönderilecektir’ diye duvarda bir ilan gördüm. Allah Allah! Dedim. Ülke yıkık dökük her yer virane… Lozan yeni imzalanmış. Bu durumda Avrupa’ya talebe… Lüks gibi gelen bir şey. Ama bir şansımı denemek istedim. 150 kişi içinden 11 kişi seçilmişiz. Atatürk benim ismimin yanına Berlin Üniversitesine gitsin diye yazmış... Vakit geldi. Sirkeci Garındayım ama kafam çok karışık. Gitsem mi kalsam mı? Beni orada unuturlar mı? Para yollarlar mı? Tam gitmemeye karar verdiğim, geri döndüğüm sırada bir posta müvezzii ismimi çağırdı. -Mahmut Sadi… Mahmut Sadi!.. Bir telgrafın var. Telgrafı açtım aynen şunları yazıyordu: "Sizleri bir kıvılcım olarak yolluyorum; alevler olarak geri dönmelisiniz. İmza; Mustafa Kemal" Telgrafı okuyunca düşündüm. 1923’te o kadar kişinin arasında on bir öğrencinin nerde ne zaman, ne hissettiğini sezebilen, ona göre telgraf çeken bir liderin önderliğinde bu ülke için can verilmez mi? Çok başarılı oldum. Ülkeme alev olarak döndüm. Önce İstanbul Üniversitesi Genel ve Beşeri Fizyoloji Enstitüsünü kurdum. Kürsü Başkanı oldum. Daha sonra ülkemin başbakanlığını yaptım. Ben sadece iki satırlık bir telgrafın yarattığı bilim adamı Ord. Prof. Dr. Sadi Irmak’ım.

Avatar
sibercocuk

her zaman rb lerim ben bunu

Avatar
reblogged
Avatar
nikspia

Atatürk'ün öldüğü gün İtalyan gazetesinde yayınlanan manşet: “Sezar, İskender,Napolyon ayağa kalkın büyüğünüz geliyor”

Avatar
reblogged

“çok uzakmışsınız ama sana verdiği hissi bir an bile yanından ayırmamışsın.”

Avatar
reblogged

olmayacağını adın gibi bildiğin halde istemekten vazgeçemeyeceğin kadar güzel şeyler var