Avatar

İsimsiz

@mehmetmeroo-blog

Türk Dil Kurumu’nun Regl ve Cinsiyetçilikle İmtihanı

Sözlükler anlamını verdikleri sözcüklerden ötürü eleştirilebilirler mi? Eğer objektif ve bilimsel bir yaklaşımları varsa, kullanımda olan her sözcüğü içeriklerine ekliyor ve gerekli bilgilendirmeyi yapıyorlarsa eleştiriye zaten gerek kalmaz. Peki Türk Dil Kurumu sitesinde sürekli güncellemekte olduğu Güncel Sözlük konusunda böyle bir yol mu izliyor? Maalesef hayır.

Daha önce “müsait” sözcüğünün karşısına “Flört etmeye hazır olan, kolayca flört edebilen (kadın)” yazdığının fark edilmesiyle eleştirilen TDK, bu kez de “kirli” sözcüğüne getirmeyi tercih ettiği açıklamayla cinsiyetçilik saçıyor.

Kirli: “Aybaşı durumunda bulunan (kadın)”

Regl olan herkesin kadın olmak zorunda olmadığını, trans erkeklerin de regl olduğunu ve parantez içindeki kadın vurgusunun gereksizliği ve hatta yanlışlığını da belirtmek gerek aslında, ama anlaşılacağından hiç umudum yok.

Peki, diyelim ki TDK çok profesyonel çalıştı ve gerçekten de bazı insanların regl olduklarında “kirli” sıfatını kullandığını son derece objektif olarak okura verme yükümlülüğü duydu. Öyle ya, sonuçta kullanımda olan bir anlam. O halde hemen olayın kaynağına, yani reglin kendisine bir göz atalım mı?

Fakat o da ne, regl sözcüğü Güncel Sözlük’te yok! “Kirli” derken regli kastetme ihtimalimizi düşünen sevgili TDK, reglin kendisini sözlüğe eklemeyi uygun görmemiş. Yeterince kirli mi gelmedi acaba? Yoksa TDK hiç regl olmadı mı? Regl olan insanlar TDK’da ne kadar söz sahibi?

Bu noktada merak edip regl olunca kullandığımız aparatları aradım.

Tampon şu şekilde:

Deliği kapamaya yarayan tıkaç, tamam, kanı silmek için kullanılan pamuklu parça, tamam, ama bunlar regl için kullanılan tamponları karşılamıyor. Regl olan insanlar da eczaneden ameliyat tamponu almadığına göre, hani bizim aradığımız anlam?

Diyeceksiniz ki memlekette tamponu zaten kim bulmuş ki sözlüğe koysunlar, gerçekten de üniversitede okurken aceleyle girdiğim kampüse yakın markette tampon bulamamıştım, sorduğum çalışan ise “Bizde öyle şeyler yok” diyerek yanımdan kaçmıştı. “Öyle şeyler” markette bile zor bulunurken, sözlüğe girmesini beklemek çok mu ütopikti? O zaman hepimizin kullandığı, Türkiye’nin en yaygın regl ürünü, boy boy beyaz pantolonlu reklamlarını izlediğimiz pedleri aratayım dedim.

Ped sözü TDK’nın sözlüğünde bulunamıyordu. Tampon yoktu, ped yoktu, e ne kullanıyorduk biz? Lise boyunca utanarak elden ele geçirilen, görülmemesi için eciş bücüş hallere girilen, çantaların en dibinde saklanan pedler neredeydi? Toplumun yarısının evinde ve çantasında mutlaka bulunan, bulunmak zorunda olan bu eşyalar bu kadar görünmezken, “kirli” sözcüğünün regl olma anlamı nasıl acilen sözlüğe giriyordu?

Pes etmedim, önceki jenerasyonlardan duyduğum, artık kullanılmayan “kadın bağı” sözcüğünü bile arattım, bulunamadı. Bu ülkede kadınlar asla regl olmamıştı, sadece kirlenmiş olsalar gerekti.

Elim değmişken mereti az daha kurcaladım, bakalım daha neler çıkacaktı (ya da çıkmayacaktı). Eşcinsel kelimesini bulamayınca önce yok artık dedim, ama ansızın şöyle çıktı karşıma:

Eş ve cinsel, ayrı ayrı. Eşcinsel değil, eş cinsel. Neden? Bilmiyorum. Halbuki yine TDK’nın Büyük Sözlük’ünde “eşcinsel” olarak geçiyor. (Bu arada aynı Büyük Sözlük’te regl sözcüğünün biyoloji sözlüğünden referansla yer aldığını, fakat bu yazıdaki aramaların anasayfada yer alan ve en çok kullanılan, “kirli” ve “müsait” gibi sözcüklere cinsiyetçi ifadelerin yapıştırıldığı Güncel Sözlük olduğunu belirteyim.)

Elde ne kalmıştı, mesela “homofobik” sözcüğüne bakalım mı?

Maalesef, TDK homofobi ve homofobikliğin ne olduğunu bilmiyor, hiç duymamış. Peki acaba kendi yaptığı şeyin adını biliyor mudur?

Ah, fakat suç bende, ne güzel cinsiyetçilik diye bir kelimemiz varken frenkçe seksizm sözcüğünü aratıyorum! Cinsiyetçilik yaygın olarak kullandığımız bir sözcük ne de olsa.

Cinsiyetçilik sözü bulunamadı. Koskoca sözlük, gazetelerde yazılan, kitaplarda kullanılan, sokakta konuşulan cinsiyetçiliği göremedi. Öyle bir şey yokmuş gibi davranırsak ne kadar cinsiyetçi olduğumuzu anlamazlar diye düşünmüş olabilirler miydi?

Benzer şekilde yok saymak isteyecekleri neler olabilir diye düşündüm, “tecavüz” kelimesini aradım.

Oh neyse kelime en azından mevcuttu, yok sayılmamıştı diyecektim ki, cinsel şiddet olan tecavüzün anlamlar arasında olmadığını fark ettim. Ona en yakın olarak “Namusuna saldırma, sarkıntılık” yer alıyordu. Namus? Sarkıntılık? Bir insana cinsel saldırıda bulunmak üzeri örtülerek azımsanmış, “namus” denerek de bilimsellikten uzak, kahvehaneden rastgele bir amcaya sormuşuz gibi bir cevap verilmişti. Tecavüz bir cinsel şiddettir, bunu namus gibi subjektif bir baskı aracıyla açıklamak iyi niyetli olamaz.

Peki ya tecavüz eyleminin faili, onlar TDK tarafından tanınıyor muydu?

Tecavüzcü sözü bulunamadı. Tecavüzcülerin kendileri de bulunamıyor. Tecavüzler rapor edilmiyor, cesaret edip dile getirenler türlü baskı ve şiddete maruz bırakılıyor, mahkemelerden tecavüzlerin tecavüz olmadığı, tecavüzcülerin tecavüzcü olmadıkları kararları çıkıyor. Tecavüzcü diye bir şey yok, o sizin hüsnü kuruntunuz yahu!

Ama tecavüzcü gibi erkeği suçlayan, hedef gösteren değil de şöyle daha kabul edilebilir, şakalı bir terim arayalım mı?

Fortçunun anlamını ince ince verebilir, taşıtlardan, kalabalıktan, sürtünmekten bahsedebiliriz. Tacizci değil, yanlış anlaşılma olmasın, fortçu sonuçta. Ehi ehi. Erkeklik çok güzel.

Bonus olarak Güncel Sözlük’te yer almayan bazı kelimeleri bulabildiğimiz Büyük Sözlük’te ped arayalım, belki çıkar.

Pat, pet, pıt, pit, pot, pud, put, püt? Size hangisini verelim?

Erkeklere Siyah Otobüs ve Gece Sokağa Çıkma Yasağı

Sivas’ta uygulamaya koyulan, kadınlara “özel” pembe taksileri gördünüz mü?

Erkek şiddetini, tacizini durdurmanın yolu neden kadınları farklı araçlara hapsetmek, bir de üzerine o araçları pespembe boyayarak etrafa “Bakın, içeride kadın var!” diye adeta bağırmak olsun? Pembe araçların kadın şoförleri ve yolcuları, diğer araçlardaki erkekler tarafından daha kolay hedef seçilebilsin, daha kolay taciz edilsin diye mi?

Şiddeti önlemek için ille birilerini tecrit edip yaşam alanlarını kısıtlayacaksak, bunlar elbette şiddetin failleri olan erkeklerdir. O yüzden şiddeti ancak insanları birbirlerinden ayırarak önleyebileceğinizi zannediyorsanız, buyrun, erkekleri siyah otobüslere doldurun! Böylece çevremizden bir siyah otobüs geçerken bilelim, içinde potansiyel katiller ve tecavüzcüler var, uzak duralım!

Ayrıca erkeklere özel bu siyah otobüsler ancak saat 21.00′e kadar çalışabilmeli, erkeklerin hepsi o saatte evlerine varmış olmalıdır. Öyle ya, o saatten sonra çocuklarının babası, evinin erkeği bir adamın sokakta ne işi var? Zaten ille gece dışarı çıkmak isteyen erkek ya katildir ya tecavüzcü. Biz kadınlar olarak erkeklerin suratından kimin suçsuz kimin katil olacağını anlayamayacağımıza göre, sokaklarda güvenle yaşayabilmemiz için tüm erkeklerin hava karardıktan sonra evlerinde kalmaları ZORUNLUDUR.

Pembeyi boşverin, erkekleri taciz kadar karanlık siyah otobüslere buyur edin, siyah otobüs kampanyası için bir imza verin!

Bu pembe taksilerin yaygınlaştığını düşünün ve sarı taksileri kullanmayan kadınlara ne söyleyeceklerini hayal edin. “Mini eteği vardı” nın yeni bir versiyonu olarak karşımıza çıkacak: “Sarı taksiye bindiğine göre aranıyordu!”

Kısacık bir ömrü var Zoya'nın. 18 yaşında astılar onu..

Öldükten sonra Rus'ların en saygın kadın kahramanlarından biri oldu. Ölmeden önce ise bir Partizandı. Bir Rus askerin itirafı ile yakalandıktan sonra Nazilerce İşkence ve tecavüz sabaha kadar sürdü.. Ertesi gün kar üstünde yürüttüler Tanya'yı.. İşkenceden tüm bedeni mosmordu.. Ağzından tek bir sözcük alamayan Naziler onu 29-Kasım 1941 de astılar. Asılmadan önce Nazilerin hiç bir sorusuna yanıt vermeyen bu kadın adını soranlara “ Tanya” dedi. Naziler ibreti alem için Tanya'nın cansız bedenini haftalarca idam sehpasında asılı tuttular.. İki aya yakın her önünden geçen Nazi askeri cansız bedeni dipçikledi, tekmeledi. Soğuk havada beden çürümedi ama morardı ve şişti.. Sovyet Ordusu 1942 yılının Ocak 20'sinde bölgeyi ele geçirince, idam sehpasından indirildi ve gömüldü Ölüsü karların arasında sürüklenirken bile  yüzünde o muzaffer ve insan olmanın onuru görülebiliyordu.

Yıllar sonra Nazım Hikmet Tanya şiirinde onu anlatacaktı.

Tanya

Arkada Moskova ayaktaydı. Beyaz sargılarında kan. 200 milyon nüfuslu bir tek insan; Arkada Moskova ayaktaydı. Sükûnetli ve emindi yaşamaktan. Uçaksavarlarla ateş ediyor ve cebinde şiir kitabında bir yaprağın kıvrılmış ucu. Tiyatroya, sinemaya, konsere gidiyor dinliyordu Ştravs'ı ve Çaykofski'yi top sesleri arasında. Ve satranç oynuyordu siyah perdeleri inik camların arkasında. Genç işçilerini ileriye, cepheye genç tezgahlanın gerilere gönderdi. İhtiyar işçiler hurdadan çıkarıp ihtiyar tezgahları saat gibi işlettiler. Moskova barikatlar yapıyor, tank çukurları kazıyordu.

*** Ve aralık ayının ilk günlerinde, Petrişçevo'da Vereya şehri dolaylarında, kar gibi mavi bir gökyüzünün üzerinde Alam anlar 18 yaşında bir kız astılar. 18 yaşındaki kızlar belki nişanlanır astılar onu.

Moskova'dandı. Genç komünistti, partizandı Sevdi, anladı, inandı ve geçti harekete. İpin ucunda ince uzun boynundan sallanan çocuk bütün azametiyle insandı.

Çevirir gibi yapraklarım “Harp ve Sulh” romanının dolaştı karlı karanlıkta bir genç kızın elleri. Kesildi Petrişçevo'da telefon telleri, sonra Alman ordusundan 17 beygirli bir ahır yandı. Ertesi gün partizan yakalandı.

Yeni hedefin önünde yakalandı partizan, birdenbire, kıskıvrak, arkadan. Gökyüzü yıldızla, yürek hızla, bilek nabızla, şişe benzinle dolu ve kibrit çakılmak üzereydi. Ve kibrit çakılamadı fakat. Tabancaya davranmak istedi. Çullandılar. Alıp götürdüler. Alıp getirdiler. Odanın ortasında dimdik durdu partizan:

torbası omuzunda, başında kürk şapkası, sırtında gocuk, bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler. Subaylar baktılar partizana yakından: badem nasıl kabuğunun içindeyse filiz gibi bir kızdı kürkün, keçenin ve pamuklunun içindeki.. *** Sesler geldi bitişikten: Soruyorlar. Bilmiyorum,“ diyor”. Soruyorlar: ” Hayır,“ diyor. Soruyorlar “Söylemem,” diyor. Soruyorlar Bilmiyorum,“ diyor,“Hayır,” diyor, Söylemem,“ diyor. Ve yeryüzünde bu üç sözden başkasını unutan ses sıhhatli bir çocuk teni gibi pürüzsüz ve iki nokta arasındaki en kısa yol gibi düz.

Bir kayış sakladı bitişikte: Partizan sustu. Çıplak bir insan eti ses verdi. Kayışlar saklıyor arka arkaya. Yılanlar güneşe doğru sıçrayıp düşerken ıslık çalıyorlar. Genç bir Alman subayı geldi mutfağa. İskemleye çöktü. Kapadı avuçlarıyla kulaklarını. Ve gözleri sımsıkı yumulu ve öylece kaldı orda kımıldamadan sorgunun sonuna kadar. Kayışlar saklıyor bitişikte. Saydılar ev sahipleri: 200 Sorgu tekrar başladı: Soruyorlar ”- Bilmiyorum,“ diyor, Soruyorlar Hayır,” diyor, Soruyorlar: Söylemem,“ diyor. Ses kibirli fakat artık pürüzsüz değil kanayan bir yumruk gibi boğuktu.

Partizanı dışarı çıkardılar. Başında kürk şapkası, sırtında gocuk, bacaklarında pamuklu külot pantolon ve keçe çizmeler yoktu. Bir don bir gömlekti Beyaz, genç dişleriyle ısırılmaktan şişmiş dudakları. Bacaklarında, boynunda, alnında kan. Kollan iple bağlı arkadan, çıplak ayaklan karda, iki yanda süngülüler, yürüdü partizan.

Soktular partizanı Vasili Klulik'in izbasına. Oturdu tahta sıranın üstüne. Çatık bir dalgınlık içindeydi. Su istedi Nöbetçi verdirmedi suyu. Alman askerleri geldiler. Böcekler gibi üşüştüler başına, çekiştirdiler, tartakladılar. Birisi art arda kibrit yakıp tuttu altında çenesinin, bir bıçkı sürttü sırtına bir başkası dişli demir kanlanıncaya kadar. Sonra gittiler uyumaya. Nöbetçi süngünün ucunda çıkardı partizanı sokağa. *** Üşüdü nöbetçi, döndüler izbaya. Isındı nöbetçi çıktılar. Bu böyle sürdü saat 22'den ikiye kadar. İkide nöbetçi değişti ve artık partizan kımıldanmadan kaldı tahta sıranın üzerinde. Partizan 18 yaşında. Partizan öldürüleceğini biliyor, ölmek ve öldürülmek: hıncının kızıltısında belli belirsizdi bu fark. Ve ölümden korkmayacak ve keder duymayacak kadar sıhhatli ve gençti Bakıyor çıplak ayaklarına: Şişmiştiler, çatlayıp donmuştular kıpkırmızı.

Fakat partizan “dışındaydı acının. Ve nasıl derisinin içindeyse öyle içindeydi öfkesinin ve inancının. Zaman zaman annesi geliyor aklına. Mektep kitapları geliyor aklına. Cilalı toprak bir çanak geliyor aklına İliç'in resmi önünde duran ve içinde masmavi çiçekler. Çocukluğu geliyor aklına, bu o kadar yakın ki kısacık entarilerin renkleri bile tutulacak gibi elle. İlk hava bombardımanı geliyor aklına. Cepheye giden işçi taburları geliyor aklına sokaktan geçiyorlar şarkı söyleyerek ve çocuklar koşuyor peşlerinden. Zaman zaman bir tramvay durağı geliyor aklına annesiyle orda vedalaştılar. Bir komsamol toplantısı geliyor aklına, bu o kadar yalan ki kırmızı örtülü masada su bardağı ve kesik kesik konuşan kendi sesi bile tutulacak gibi elle. Ve artık durup dinlenmeden kendi sesi geliyor aklına düşmanın karşısında dimdik duran sesi, Hayır, diyen, Söylemem, diyen ve düşmana hiçbir şeyi doğru söylememek için kendi adım bile gizleyen. Zoya'ydı adı, ismim TANYA, dedi onlara.

Tanya, senin memleketini sevdiğin kadar ben de seviyorum memleketimi. Sen komsamolkaydın, genç komünisttin, ben 42 yaşında ihtiyar komünist, sen Rus, ben Türk, ama ikimiz de komünistiz. Seni astılar memleketini sevdiğin için, ben memleketimi sevdiğim için hapisteyim. Ama ben yaşıyorum, ama sen öldün. Sen çoktan dünyada yoksun, zaten ne kadar az kaldın orda: on sekiz senecik. Doyamadın güneşin sıcaklığına bile.

Tanya, sen asılan partizan, ben hapiste şair. Sen kızım, sen yoldaşım. Resminin üstüne eğiliyor başım : kaşların incecik, gözlerin badem gibi, ama renklerini fotoğraftan anlamam mümkün değil. Fakat yazıldığına göre koyu kestaneymişler. Bu renkte gözler çok çıkar benim memleketimde de. Tanya, saçların ne kadar kısa kesilmiş, oğlum Memet'inkilerden farkı yok. Alnın ne kadar geniş, ay ışığı gibi, rahatlık ve rüya veriyor insanın içine. Yüzün ince uzun, kulakların büyücek biraz. Henüz çocuk boynu boynun: henüz hiçbir erkek kolu sarılmamış anlıyor insan, Ve püsküllü bir şey sarkıyor yakandan: süsünü sevsinler mini mini kadın. *** Sabah oldu Tanya'yı giydirdiler, ama çizmeleri, şapkası, gocuğu yoktu, iç etmişlerdi onları. Torbasını getirdiler: torbada benzin şişeleri, kibrit, kurşun, tuz, şeker. Şişeleri boynuna astılar, torbasını verdiler sırtına. Göğsüne bir de yazı yazdılar: "PARTİZAN”.

Köyün alanına kuruldu darağacı Atlılar çekmiş kılıcı halka olmuş piyade askeri. Zorla seyre getirdiler köylüleri.

iki sandık üst üste, iki makarna sandığı. Sandıkların üstüne yağlı urgan sallanır, urganın ucu ilmik. Partizan kaldırılıp çıkarıldı tahtına. Partizan kollan bağlı arkadan durdu urganın altında dimdik.

Nazlı, uzun boynuna ilmiği geçirdiler.

Bir subay fotoğrafa meraklı, bir subay, elinde makina: Kodak, bir subay resim alacak. Tanya seslendi kolhozlulara ilmiğinin içinden : “- Kardeşler, üzülmeyin. Gün yiğitlik günüdür. Soluk aldırmayın faşistlere, Yakın, yakın, öldürün…”

Bir Alman vurdu ağzına partizanın, genç kızın beyaz, yumuk çenesine aktı kan. Fakat askerlere dönüp devam etti partizan: “Biz iki yüz milyonuz. İki yüz milyon asılır mı? Gidebilirim ben. Ama bizimkiler gelecekler. Teslim olun, vakit varken…“

Kolhozlular ağlıyordu. Cellat çekti ipi. Boğuluyor nazlı boynu kuğu kuşunun. Fakat dikildi ayaklarının ucunda partizan ve hayata seslendi İNSAN: "Yoldaşlar hoşça kalın. Yoldaşlar kavga sonuna kadar… Duyuyorum nal seslerini geliyor bizimkiler!”

Cellat bir tekme attı makarna sandıklarına. Sandıklar yuvarlandılar. Ve Tanya sallandı ipin ucunda.

Nazım Hikmet

Türkiye'de "bayan" olmak

-“Bir tane kız mıdır, kadın mıdır bilemem.“

Tayyip Erdoğan / Dilşat Aktaş hakkında. - “Kadına şiddet abartılıyor.” Tayyip Erdoğan / Son 7 yılda %1400 artan kadın cinayetleri hakkında. - “Ben zaten kadın erkek eşitliğine inanmıyorum.“ Tayyip Erdoğan / Kadın dernekleri ile yaptığı toplantıda. - “Benim bedenim, benim kararım diyenler feminist.” Tayyip Erdoğan / Kürtaj tartışmaları hakkında. - “Kürtajı bir cinayet olarak görüyorum.“ Tayyip Erdoğan / Kürtaj tartışmaları hakkında. - “Tecavüze uğrayan doğursun, gerekirse devlet bakar.” Recep Akdağ / Akp Bakanı, Kürtaj tartışmaları hakkında. - “Tecavüzcü, kürtaj yaptıran tecavüz kurbanından daha masum.“ Ayhan Sefer Üstün / Akp Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı - “Tecavüze uğrayan da kürtaj yaptırmamalı. Bosna’da kadınlar tecavüze uğradı ama doğurdular.” Ayhan Sefer Üstün / Akp Milletvekili, İnsan Hakları Komisyonu Başkanı - “Kadın ahlaklı olsun, kürtaj yapmak zorunda kalmasın.“ İ.Melih Gökçek / Akp Ankara Belediye Başkanı - “Anası tecavüze uğruyorsa neden çocuk ölsün? Anası ölsün.” İ.Melih Gökçek / Akp Ankara Belediye Başkanı - “Yalnız bırakılan ya davulcuya ya zurnacıya.“ Tayyip Erdoğan / Münevver Karabulut cinayeti hakkında. - “Kızlarına sahip çıksalarmış.” Celalettin Cerrah / Münevver Karabulut cinayeti hakkında. - “Medya olayları abartıyor. Kadına yönelik şiddet algıda seçicilik.“ Fatma Şahin / Akp Bakanı - “Evdeki işler yetmiyor mu?” Veysel Eroğlu / Akp Bakanı / Kendisinden iş isteyen kadına. - “Kadınlar iş aradığı için işsizlik yüksek.“ Mehmet Şimşek / Akp Bakanı - “Kızlar okuyunca erkekler evlenecek kız bulamıyor.” Erhan Ekmekçi / Akp İl Genel Meclis Üyesi - “Türk kadını evinin süsüdür.“ Vecdi Gönül / Akp Bakanı

Adam olmak cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir.

Turia Pitt Avusturalya'lı genç ve güzel model. Orman yangınında vücudunun %65 yanıyor ve yangında sağ elini de kaybediyor. 5 ay hastanede tedavi görüyor.

Bu feci kazadan sonra kocası işinden istifa edip eşine bakıyor.

Gazeteciler kocasına soruyor, ‘Ondan ayrılmayı düşünmediniz mi?’

- Ben onun ruhunu sevdim, karakterini sevdim. O benim sonsuza dek eşim kalacak.

Adamlık her gün aynı kadına aşık olmaktır.

Olay cinsiyet meselesi değil, şahsiyet meselesidir. O yüzden

Allah herkesi karakterli insanlarla tanıştırsın. Amin.

Yürüyoruz yürüyoruz, günün aydınlığında Donuk fabrika bacalarına, yoksul mutfaklara Çarpıyor sesimiz ve birden parlayan Bir ışık gibi ulaşıyor insanlara ‘Ekmek ve gül! Ekmek ve gül! ’

Yürüyoruz yürüyoruz, erkekler için de yürüyoruz Çünkü hâlâ bizim oğullarımızdır onlar Ve biz hâlâ analık ederiz onlara En zorlu iş, en ağır emek Ve çalışmak doğuştan mezara dek Ve böyle sürüp gitsin istemiyoruz Yaşamak için ekmek Ruhumuz için gül istiyoruz!

Yürüyoruz yürüyoruz kol kola Saflarımızda ölüp gitmiş arkadaşlarımız Ve türkümüzde onların kederli 'Ekmek! ’ çığlıkları Çünkü bir köle gibi çalıştırıldı onlar Sanattan, güzellikten, sevgiden yoksun Biz de bugün hâlâ onların özlemini haykırıyoruz İş ve ekmek istiyoruz Ama gül de istiyoruz

Yürüyoruz yürüyoruz, yan yana, güzel günler adına Kadınız, insanız, insanlığı ayağa kaldırıyoruz Paydos bundan böyle köleliğe, aylaklığa Herkes çalışsın, bölüşülsün kardeşçe, yaşamın sundukları İşte bunun için yükseliyor yüreklerimizden Bu ekmek ve gül türküleri Ve yineliyoruz hep bir ağızdan 'Ekmek ve gül! Ekmek ve gül! ’

“İnsanlar bu en önemli gerçeği unuttular. Ama sen unutmamalısın. Evcilleştirdiğin şeye karşı her zaman sorumlusun. Gülüne karşı sorumlusun.” dedi Küçük Tilki.

“Gülüme karşı sorumluyum.” dedi Küçük Prens.