Avatar

giz

@mechullum

İnsanlar arasında, hayvanlar arasında hissettiğimden daha tehlikede hissettim kendimi.

Kendimi bildiğim bileli ben, yorgundum. Güzel vak'alarda bile çürüdüm. Sıcakta bile üşüdüm. Okuduğum milyonlarca kitabı, dinlediğim bütün şarkıları beynime kazıdım. Yağmurda ıslandım, feryat ettim. İkâzlarım anılmadı bile. Göz göre göre çiçeklerim susuz kaldı. Verdim canımı, kestim bileklerimi suladım kanımla. Ben doğdum ve öldüm, çiçeklerim doğdu ve yaşadı.

Hiç merak ediyor muyum diye düşündüm bir an. Üzerinde dönüp durduğum bu çemberin sınırları dışına çıkarsam ne olur? Hep aynı yerde dönmekten görüşüm azalmıştı sanki. Bir kez bozsaydım şu kuralları ve çıksaydım diye düşündüm. İlk adımı attığımda ayağımın altında kalın kalın insan kemiklerinin kırıldığını hissettim. Her basışımda çıtırtı benzeri sesler yerine kahkaha sesleri yükseldi. Ruhu ölmüş bedenlerin boş kahkahaları. Nasıl da kınıyorlardı fısıltılarla. Onların sesini bastıracak kadar ben de onlara güldüm. Aptal sürüleri. Ruhum henüz gencecikken, tıpkı bir bir hediye paketi gibi duran bedenimden onu çıkarmak istediğim için benimle dalga geçiyorlardı. Haberleri yoktu ki, onların paketlerinin rengi solmuş, darbeler almıştı. Solgun renkler içinde boğulan ruhlar, sahiplerinden sağlam intikamlar alacaktı. Ben ise çoktan anlaşmıştım. Tıpkı Marilyn Monroe gibi, halen daha dünyanın en güzel insanı olarak kalmasını hep kıskanmıştım. En güzeliydi çünkü, kimse görmedi çirkin halini. Hayatını da kendi gibi güzel ve dolu dolu yaşayıp erkenden gitti. Öldüğünde görünen o güzel bedenini kıskandım. Aklımdaysa şu kelimeler döndü,

"Hızlı yaşa, genç öl. Bedenin güzel olsun"

kelimelerin ucunda, hiç bitmeyen bir cümlenin son harfinde asılı kalmış, siyah, kuru bir çizik; kendi intiharlarını veren, kendi kendinin katili. biz, hepimiz aslında, kendi kendimizin katiliyiz.

ip atlayan çocuk ağlamış büyümüş aynı iple asmış kendini...

Eğer kaçamıyorsan,insanlar hep çevrendeyse,gülümseyerek ağlamayı öğreniyorsun.

3 günlük dünyanın 2. günündeyim , ne ilk günün hevesi ne de son günün korkusu var.

böyle bi' vaziyette dinmeyecek baş ağrım.

Gidişler, gelişler. Bitmek bilmeyen özürler.

Ne zaman vazgeçeriz kendimiz olmaktan? Ne zaman vazgeçeriz kendi kıymetimizi bilmekten?

⠀⠀Hayallerimiz gerçek, gerçekler de yalan geldiğinde vazgeçeriz. Tüm kalabalığa rağmen yalnız hissettiğimizde vazgeçeriz. Kendi sevgimiz yetmeyip başkasınınkiyle ayakta durmaya çalıştığımızda vazgeçeriz. Neyin yolunda gidip neyin yolunda gitmediğini başkasından duyma ihtiyacımız varsa vazgeçeriz. Vaatler yorduğunda, kalbimiz kırıldığında, sevgiler bölünüp çoğalmayınca, anlattıklarımız havada uçuştuğunda vazgeçeriz. Sessizlik doyurmadığında, konuşmak yetmeyince, dinlemek çözmeyince vazgeçeriz. İçin için ağladığımızı fark ettiğimizde vazgeçeriz. Gözler değil ki ağlayan kalbin ta kendisi. Vazgeçeriz. Üzüldüğün üzmüyorsa, sevindiğin güldürmüyorsa, derdin dert, huzurun nefes olmuyorsa vazgeçeriz. Seni anlıyorsa ama anlamadığını söylüyorsa vazgeçeriz. Onu anlıyorsak ama işimize gelmiyorsa vazgeçeriz. Bir müzik hatırlatmıyorsa, bir rüzgâr yetmiyorsa anıyı akla getirmeye vazgeçeriz.

⠀⠀Yoruluruz, vazgeçeriz.

⠀⠀Ağlarız, vazgeçeriz.

Hesap sormaktan yılgın düştüysek vazgeçeriz. Soru sormaktan bunalınca vazgeçeriz.

⠀⠀

⠀⠀Kaçmak mıdır vazgeçmek?

⠀⠀Daha güçlü olmak mıdır yoksa?

⠀⠀Bazen her ikisi de. Vazgeçmek en büyük umut bazen, yeniden inşa etmek için kendini. Şimdi kaldırdım başımı yukarı, gökyüzünü izledim insanlar yerine. Bir müzik duydum, bıraktım kendimi sesine. Toprağa değdi, çalıları sıyırdı, herkesin aksine en çok sevdiğim dikenler arasından süzüldü, kayalara çarpıp, dağlara uzandı. Bulutlara değip geri döndü geldi zihnime. Son arzunuz nedir diye gelip de bana sorsalar, gözlerime bakıp da her şeyi anlasalar. Çocuk sesleri, arkadaşların gülüşleri, yağmur toplayan bulutlar, rüzgârın kokusu, bir yağmur başlasa da ona denizin içinde eşlik etsem hissi. Müzik yine değdi ruhuma. Yaşadıklarımdan daha çok tesir etti yüreğime.

⠀⠀Karar; kendine ulaşmak uğruna, kıymetini bilmek uğruna; vazgeçmekten korkmamalı insan.

Başım biraz daha ağrırsa alnımdaki tüm damarlar çatlayacak, kaşlarımdan böyle şakır şakır o kanlar gözlerime dolacak gibi hissediyorum ve bu mecaz değil.

Avatar

Farksız sayılmaz.

- Yıldızlar ağlar mı Rones?

+ Ağlarlar.

- Biz neden görmüyoruz?

+ Yağmuru görüyorsun sanıyordum.

- Yalancı! Yağmur bulutlar ağlayınca çıkar demiştin.

+ Gökkuşağı neden çıkıyor, biliyor musun?

- Hayır.

+ Bulutların isyanı gökyüzünü siyaha boyar Milay. Oysa yıldızların hüznü bile güzeldir. Onlar uzay boşluğunda oradan oraya kayarken acı çekerler aslında. Ama bir yıldızın yok oluşu, binlerce insana umut olur. Tonlarca dilek armağan edilir gökyüzüne, bir yıldızın ölümüyle. Gökkuşağı da öyle işte. Yıldızlar ağladıktan sonra renklere boyanır gökyüzü. Ama gel gör ki insanoğlu, yıldızların yardım çağrısını seyir şöleni sanır.

Milay ve Rones..

'Ah maria, niçin sonbahar akşamlarında, sessizce yan yana yürüyecek ruhlarımızın konuştuğunu dinlemiyoruz? Niçin yanımda değilsin?'

Sancılarım var. Bitmek bilmeyen kavgalar, ağrılar, duygusal baskılar, zedelenmeler ve ruhsal çöküşler. Ben neredeyim, kiminleyim hiç bilmiyorum. Ben kimim, adım ne bilmiyorum. Kiminle olmalıyım, benim için en doğru kim, beni yaralayacak insan kim bilmiyorum. Bir bebek masumiyetin de değilim ama yakıcı bir insan olduğum da söylenemez.

Sanki şu dünyada yedi milyar insanın en çekilmezi benim gibi.

şehir beni izliyor.

kaçıyorum.

karanlıklardan,

ışıklardan,

binaların arasından geçip tenimi okşayan rüzgardan,

kaçıyorum ama görüyorlar beni.

saklanamıyorum.

sığamıyor içim içime.

sığamıyorum ben bu dünyaya.

Dostoyevski'ye göre dünyanın en zor hissi; kendini ait hissetmediğin bir yerde bulunma zorunluluğudur.

"ve insan kanatlarından ayrılır bir gün."

kalabalığın içinde duruyorum, kimse yanlışlıkla bile çarpmıyor. sakin müzikler, sıkıcı filmler, sessiz mekanlar, durgun arkadaşlıklar. sanki kıyamet kopsa olduğum yerden kıpırdayamam. ihanetler, yalanlar, ağız dolusu küfürler. sanki dilim kopmuş, konuşamam.

ama sigaranın külü düştü, ama raftan bir kitap çektim tüm kitaplık yere düştü, ama ayakkabımın bağcığı çözüldü, ama asansörde kendimle göz göze geldim. ayaklarım parçalanana kadar koşuyorum. sesim kısılanana kadar bağırıyorum. boşluğun içinde duruyorum, herkes bana çarpıyor.