Avatar

你不知道的中國人,讀書。

@mcyilmazz-blog

Snapchat : mustafacy
Twitter : mu$₺afa
Wattpad : mustafayilmaz5
Ask.fm : mustafacylmaz
Kik : mustafacy2
Foursquare : mcyilmazzz
Pinterest : mustafayilmaz66
Myspace : mustafa yilmaz
We heart it : mcyilmaz
Avatar
reblogged

DÜNYANIN EN ÇOK OKUNAN ŞİİRİ: ANLAR Eğer, yeniden başlayabilseydim yaşamaya, İkincisinde, daha çok hata yapardım. Kusursuz olmaya çalışmaz, sırtüstü yatardım. Neşeli olurdum, ilkinde olmadığım kadar, Çok az şeyi Ciddiyetle yapardım. Temizlik sorun bile olmazdı asla. Daha çok riske girerdim. Seyahat ederdim daha fazla. Daha çok güneş doğuşu izler, Daha çok dağa tırmanır, daha çok nehirde yüzerdim. Görmediğim bir çok yere giderdim. Dondurma yerdim doyasıya ve daha az bezelye. Gerçek sorunlarım olurdu hayali olanların yerine. Yaşamın her anını gerçek ve verimli kılan insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, yalnız mutlu anlarım olurdu. Farkında mısınız bilmem. Yaşam budur zaten. Anlar, sadece anlar. Siz de anı yaşayın. Hiçbir yere yanında termometre, su, şemsiye ve paraşüt almadan, Gitmeyen insanlardandım ben. Yeniden başlayabilseydim eğer, hiçbir şey taşımazdım. Eğer yeniden başlayabilseydim, İlkbaharda pabuçlarımı fırlatır atardım. Ve sonbahar bitene kadar yürürdüm çıplak ayaklarla. Bilinmeyen yollar keşfeder, güneşin tadına varır, Çocuklarla oynardım, bir şansım olsaydı eğer. Ama işte 85′indeyim ve biliyorum… ÖLÜYORUM… Jorge Luis BORGES

Avatar
Avatar
karsicins

Geçtiğimiz aralığın 21iydi. Sabah 7.30'da alarmımın "Yeah hells bells" diye bağırmasıyla fırladım yataktan. Hızla üstümü giyinip, kendimi dışarı attım. Okula geç kalmıştım. Ayakkabılarımı bağlar bağlamaz yaktım sigaramı, hızlı hızlı yürümeye başladım. Yüzüme vuran soğukla beraber sigaramı içiyordum. Okul caddesine vardım. Köşedeki harabe evlerin birinden, cam kırılmasına benzer bir ses duydum. İrkildim. Tüylerim diken diken oldu. Elimi, montumun sağ cebine attım, zinciri çıkarıp parmaklarıma doladım ve yavaş adımlarla eve doğru yaklaştım. Kapı kapalıydı, evin camları kırık, duvarları çatlaktı. Bir insanın yaşamasına imkan yok diye düşündüm. Ya içede bir hayvan var, saldırırsa zincirle korurum kendimi, ya da balici, ot çeken biri falan var, yine zincirle kendimi savunmayı planlıyorum. Kapıya doğru sokuldum, ayağımı kaldırıp kapıya sertçe vurmamla, içerideki yüzü simsiyah, üstü yırtık pırtık elbiseli çocuğun kırık şarap şişesiyle üzerime atılması bir oldu. Şişeyi salladı, yanağımı kesti. Zinciri parmağımdan 2 tık attırıp boynuna doladım, bacaklarımı beline sarıp sıkmaya başladım, "BIRAAK !" diye haykırdı, zinciri sıkıp doğruldum, dizleri üzerine çöktürdüm çocuğu. Yanağımdan akan kan, canımı yakıyor, sinir krizine sokuyordu beni. "DUR ÖLÜCEM" diye bağırdı. Zinciri yavaşça bıraktım, saçından tutup kendime çevirdim. "Abi dur, ben seni polis sandım." dedi. "Ne polisi lan." diye bağırdım. "Polise benzer bir halim mi var ? Lise öğrencisiyim ben." dedim. Gözlerinden yaşlar süzüldü çocuğun, içeri girdi, elinde bir kutuyla geri geldi. İçinde birsürü mendil vardı, bitanesini aldı eline, açtı paketi, mendili yanağıma tuttu. "Özür dilerim abi." dedi gözündeki yaşlarla. İçim buz gibi oldu. Kendime küfrediyordum. "Mendil satıyorum ben abi, zabıtlar burada oturamazsınız, yaşayamazsınız yasak diyorlar. 2 tane küçük kardeşim var abi, biri 4 biri 6 yaşında. Annem babam terketti bizi, bende onlara bakmaya çalışıyorum." dedi. "Duyduğun cam kırılması sesi de, ekmek kesecektim, bıçağımız yok, bende böyle camı kırıp, onunla kesmeye çalışıyorum." dedi. Başımı önüme eğdim, yüzüne bakamıyordum utancımdan. Evsiz, 2 küçük kardeşine bakmaya çalışan bir çocuğu dövmüştüm az önce. Ee ama o da bana cam şişeyle saldırdı diyerek teselli edemiyordum kendimi, bir yönden haklıydı çocuk, kapıyı kırıp içeri girmiştim, ne haddime ! Saatime baktım, zaten geç kalmıştım, gitmem okula diyip oturdum çocuğun yanına. Önüme 2 parça peynir, yarım ekmek koydu. "Buyur abi." dedi. "Yok kardeşim, eyvallah sağol." dedim, yavaşça geri uzattım ikramını. 1-2 saat falan konuştuk, ailesi 3. kardeşi doğduktan sonra terkedip gitmiş, burası onların eviymiş, yıkım izni çıkartılmış eve. Yeni ev de verilmemiş. Apartman dikilene kadar, buralarda yaşarım diye düşünmüş o da. Çocuğa şöyle bir baktım, 16 yaşında olmasına rağmen gelişmiş bir vücudu ve surat yapısı vardı. "Kardeşlerini de al, gidiyoruz." dedim. "Nereye ?" diye sordu. "İş bulmaya." diyip, yürümeye başladım, 2 ufaklığı da aldık yanımıza, biri benim, biri onun elini tutuyor. Çarşıya kadar gittik. Fotoğrafçıydım, çevrem vardı bulunduğum yerde. Eleman arayan, terzi halit amcanın yanına gittim, bir süre konuştum, durumu anlattım. Kırmadı beni, işe aldı çocuğu, dükkanın üst katındaki sabahladığı zamanlarda kaldığı küçük evi de, onlara vereceğini söyledi. Çok mutlu olmuştum, hemen dışarı çıkıp güzel haberi onlarla paylaştım. O yüzlerindeki mutluluk, mükemmel bir fotoğraf karesi olabilirdi. 3 yıl geçti üzerinden, şuan Hali abiyle baba oğul gibiler, dükkanın başında, bizim çocuk var. Kardeşlerinden biri 1.sınıfa, diğeri 3.sınıfa gidiyor. Halit abinin eşi çocuğu yok, kendi evine aldı onları. Aile oldular. Sık sık uğrar yanlarına, hal hatır sorarım. Her gittiğimde o bana teşekkür eder, ben ondan özür dilerim..

Avatar

Get Slingshot and follow mussy to see what I'm up to. http://sling.me/theapp #addmeonslingshot

Avatar
reblogged
Anonymous asked:

Seni ve zekanı kıskanıyorum allah affetsin beni ve senin zekanı korusun amin.

Teşekkür ederim mi diyeyim ne diyeyim bilemedim fakat, amin anonim ama benim zekam yok bu yazdığını bile 500 saat düşündüm iyi bi şey mi dedi kötü bi şey mi dedi diye algılayamadım düşün

Avatar
Avatar
reblogged

Aşkın varlığına inandıran bir yaşanmışlık bu. Unutmak istemeyeceğim bir hikaye. Marina Abramovic ve Ulay. 12 yıllık bir beraberlikten sonra 1989 yılında ayrılmaya karar veren iki sanatkar. Ayrılıkları bile güzel. Çin Seddi’nin iki ucundan yürümeye başlayıp ortada buluşuyorlar ve birbirlerine son kez sarıldıktan sonra bir daha hiç birbirlerini görmüyorlar. Aşklarıysa yıllar yılı ağızdan ağza dolaşıyor. İşte bu iki aşık birbirlerini yıllar sonra ilk kez Marina Abramovic’in 2010’da MoMa’da gerçekleştirdiği The Artist Is Present adlı performansında görüyor.Ulay her şeyden habersiz bu sergiye geldiğinde kendi hikayeleriyle ve hayatının aşkıyla karşılaşıyor. Ya sonrası mı? Anlatılamayacak kadar büyülü.