Hayır, Bayan Larisa; odadaki çöplerin kokusu değil, çürüyen ruhumun kokusu. Kangren yaşamımın kokusu. İltihaplı zihnimin kokusu. İnsanların bayağı sevgilerinden, samimiyetsiz tebessümlerinden her midem bulandığında gökyüzüne bıraktığım kusmuğun kokusu bu. Hissizleşmenin o iğrenç, o korkunç, o karşı konulmaz kokusu. Bir şeyler olsa diyorum bazen; sırasıyla bakıp herbirine bir anlam yüklemeye çalıştığım şu dört duvar birden yıkılsa, ayaklarımın altında kaysa yer, şu yaşamak rüyasından uyandırsa beni.
Çok yorgunum.
tüm olacak olanlar ve hiç olmayacaklar hepsine nasıl bulaştık ama
tüm olacak olanlar ve hiç olmayacaklar hepsine nasıl bulaştık ama
“gitmesin istiyordum. orada otursun, bakışlarıyla beni dinlendirsin, anlattığım şeylerin onun için çok değerli olduğunu belli etsin istiyordum. bunu belli etmezse kırılıp döküleceğimi anlasın istiyordum.”
“dünyaya sırtımı dönecek kadar küskün değilim ama içimde bir şeyler uçuşmuyor artık, öyle işte.”
öfkeyle beslenen çocuklar yalnızdırlar
“Herkes gider ben kalırdım da, şimdi herkes gelir bi ben uğramam sana.”
ben cehennemin dibinde yanarken bile her şey yolunda derim
nasıl davranırsam karşılığını o şekilde alırım sanıyordum bu baya büyük yanılgı
haddinden fazla farkındalık insanı dert sahibi yapıyor


