Avatar

Bir GaribYolcu

@kazimogluhafizmehmet-blog

Not 2

Göreve başlayalı bir hafta oldu. Geçen cuma, cuma namazı ile birlikte.. Bugün ikinci cuma olacak nasib ise. Geçen cumadan önceki çarşamba günü belli olmuştu görev yerim. O gün akşam üstü köye uğrayıp camimi görmek, kalacak yer var mı diye bakmak istedim. Kahvenin önünde oturuyorlarmış..selam verdim, buyur ettiler yeni hocamız ol inşallah dediler..öyle dedim..yüzleri güldü..hemen telefonlara davranıp muhtara haber saldılar, gözün aydın dediler..üç aydır camilerinin imamı yok imiş..sevinmişlerdi..allah allah ne acib , ben bir vakit ezansız yaşamak istemem ..bizim milletimiz tam on sekiz sene ezansız yaşamış, nasıl dayanabilmişler? Minarelerimizi sen ezansız bırakma ya Rabbi.. Cuma günü sabah anne babamla geldik, bir kaç halı kilim, çanak çömlek , yatağımı ve ilaçlarımı getirdik..hastayım ben biliyorsunuz..ilaçlarımı kullanıyorum her vakit ,yaralarıma sürüyorum..iyileşiyorum..öyle iyi geliyorlar ki..sebeb-i saadetim benim onlar..ekmek gibi, su gibi, hava gibi.. Annem sağolsun, binlerce kez rabbim razı olsun tertemiz etti evi, yazdı düzdü..o gün de bir rahmet yağdı, rahmet ayı ramazanı müjdeler gibi, onları rahmetin altında uğurladım.. Evim çok güzel, geniş ferah, ileriye doğru ovaya , dağlara bakıyor..tamda benim arzu ettiğim gibi..doğduğum ev cennet misal idi..hele odam..uçsuz bucaksız ovaya, zeytin bahçelerine bakar, karşı tepelerden gün batımı anındaki ilahi sanat tablolarını, gece kamerin ovayı ışıl ışıl etmesini, batarken ki o muhteşem sanat tablosunu, kar yağdırıldığı zamanki harike manzarayı seyir , temeşa ve tefekküre alışan ruhum burada da mutlu huzurlu..bu saadeti verene ne kadar şükretsem azdır.. “bir zîhayat, cüz'î bir şifası veya bir rızkı veya bir hidayeti için Cenab-ı Hakdan başkasına hakiki minnettar olmak ve başkasına perestişkârâne medih ve senâ etmek, rububiyetin azametine dokunur ve ulûhiyetin kibriyasına ilişir ve mâbudiyet-i mutlakanın haysiyetine dokundurur; celalini müteessir eder..." (Risale-i Nur, İkinci Şuâ, İkinci Makam'dan)

Not 1

Köye geleli yedi gün oldu. Eski izmir istanbul yolu köyün içinden geçiyor. Karakol, saglık ocağı, orta okul, itfaiye burada.. Karakol bu bölgedeki kırsaldan, köylerden sorumlu. Sağlık ocağı, itfaiye de öyle. Orta okulun ise üç yüz küsur öğrencisi var. Yine civardaki yedi sekiz köyün talebesi buraya geliyor. Ancak köyün kendi asıl nüfusu ise kalabalık değil. Gençler yok zaten. Yinede evler birbirine yakın olduğundan ıpıssız gelmiyor. Boş ev pek yok. Çoluk çocukları dışarıda olsa da her evde bir iki insan bulunuyor. Köy merkezinde yarım asırlık cami.. Kıblenin sağında kalan taraf soluna göre epey çukurda kaldığından , o tarafın altında lavobolar ve zamanla farklı amaçlar için kullanılmış iki oda bulunuyor. Böylece cami aşağıdan bakılınca iki katlı gibi gözüküyor ve görenlere güzel bir manzarası olduğunu ihsas ettiriyor. Caminin önünde , yani o lavaboların ve odaların üstünde genişce bir meydan var. Eskiden meydanın ortasında şadırvan var imiş ama bir kaç sene öncesine güzel bir tadilattan geçirmişler camiyi ve şadırvanı hemen giriş kapısının sağına almışlar. Yine caminin o iç bahçesinde köyün meydanına ,girişine bakan tarafta kamelya var. Caminin içi temiz, düzenli. Sermafil iki saflık ,girişi dışarıdan. Yüksek olduğundan devamlı rüzgar alıyor, serin oluyor. Taş duvar olduğu içinde yazın serinliğini, kışın da sıcaklığını muhafaza ediyor. Caminin çatısında güney doğu köşesinde bir leylek evi var. Yuva demiyorum çünkü kocaman. Otuz kırk senedir oraya hersene iki leylek karı ve koca geliyorlarmış. Oraya yumurtlayıp, yavru leylekler uçuncaya kadar kalırlarmış. Geçen senelerde ise anne leylek ölmüş. Baba leylek de senenin bir kaç günü kalıp gidiyormuş artık. Bana tahsis ettikleri lojman da cami ile karşı karşıya. Caminin giriş kapısına bakıyor dairem. İkinci kattayım. Alt kat ise kahvehane. Dairem ile cami arasında sadece bir yol var. Çok şükür, bu da bir nimet değil mi. Merdivenlerden iniyorum soluma dönüyorum kahvehane, iki basamak inip sola dönüyorum on adım yürüyüp sağa bi beş adıp yürüyüp caminin iç bahçesine giriyorum. Bu muhtemelen şükretmem gereken güzel bir nimet.

Evet, dünyâda en yüksek hakikat, peder ve vâlidelerin evladlarına karşı şefkatleridir. Ve en âlî hukûk dahi onların o şefkatlerine mukâbil hürmet haklarıdır. Çünkü onlar, hayâtlarını kemâl-i lezzetle evlâdlarının hayâtı için feda edip sarf ediyorlar. Öyle ise insâniyeti sukût etmemiş ve canavara inkılâb etmemiş her bir veled; o muhterem, sâdık, fedâkâr dostlara hâlisâne hürmet ve samîmâne hizmet ve rızâlarını tahsîl ve kalblerini hoşnut etmektir. Amca ve hala, peder hükmündedir; teyze ve dayı, ana hükmündedir. İşte o mübarek ihtiyârların vücûtlarını istiskâl edip ölümlerini arzu etmek, ne kadar vicdânsızlık ve ne kadar alçaklıktır bil, ayıl! Evet, hayâtını senin hayâtına fedâ edenin zevâl-i hayâtını arzu etmek, ne kadar çirkin bir zulüm, bir vicdansızlık olduğunu anla! (Risale-i Nur, Yirmi Birinci Mektûb)

Üçüncü Deva

Ey tahammülsüz hasta! İnsan, bu dünyaya keyif sürmek ve lezzet almak için gelmediğine, mütemâdiyen gelenlerin gitmesi ve gençlerin ihtiyarlaşması ve mütemâdiyen zeval ve firakta yuvarlanması şahittir. Hem insan, zîhayatın en mükemmeli, en yükseği ve cihazatça en yükseği, belki zîhayatların sultanı hükmünde iken, geçmiş lezzetleri ve gelecek belaları düşünmek vasıtasıyla, hayvana nisbeten en edna bir derecede, ancak kederli, meşakkatli bir hayat geçiriyor. Demek insan, bu dünyaya yalnız güzel yaşamak için ve rahatla ve safâ ile ömür sürmek için gelmemiştir. Belki azîm bir sermaye elinde bulunan insan, burada ticaret ile, daimî bir hayatın saadetine çalışmak için gelmiştir. Onun eline verilen sermayede ömürdür. Eğer hastalık olmazsa; sıhhat ve afiyet gaflet verir, dünyayı hoş gösterir, âhireti unutturur. Kabri ve ölümü hatırına getirmek istemiyor. Sermaye-i ömrünü bâd-i hevâ boş yere sarf ettiriyor. Hastalık ise, birden gözünü açtırır. Vücuduna ve cesedine der ki: “Lâyemut değilsin, başıboş değilsin, bir vazifen var. Gururu bırak, seni yaratanı düşün, kabre gideceğini bil öyle hazırlan." İşte hastalık bu nokta-i nazardan hiç aldatmaz bir nâsih ve ikaz edici bir mürşiddir. Ondan şekvâ değil, belki bu cihette ona teşekkür etmek; eğer fazla ağır gelse, sabır istemek gerektir. (Risale-i Nur, Hastalar Risalesi)

İkinci Deva

Ey sabırsız hasta! Sabret, belki şükret. Senin bu hastalığın, ömür dakikalarını birer saat ibâdet hükmüne getirebilir. Çünkü; ibâdet iki kısımdır: Biri, müsbet ibâdettir ki; namaz, niyaz gibi mâlum ibâdetlerdir. Diğeri, menfî ibâdetlerdir ki; hastalıklar, musibetler vasıtasıyla musibetzede, aczini, zaafını hisseder. Hâlık-ı Rahîm'ine iltica eder, yalvarır. Hâlis, riyâsız, mânevî bir ibâdete mazhar olur. Evet, hastalıkla geçen bir ömür, Allah'tan şekvâ etmemek şartıyla, mü'min için ibâdet sayıldığına rivâyât-ı sahîha vardır. Hatta, bazı sâbir ve şâkir hastaların bir dakikalık hastalığı, bir saat ibâdet hükmüne geçtiği ve bazı kâmillerin bir dakikası bir gün ibâdet hükmüne geçtiği, rivayet-i sahîha ve keşfiyât-ı sâdıka ile sabittir. Senin bir dakika ömrünü, bin dakika hükmüne getirip, sana uzun ömrü kazandıran hastalıktan teşekki değil, teşekkür et. (Risale-i Nur, Hastalar Risalesi)

Birinci Deva

Ey bîçare hasta! Merak etme, sabret. Senin hastalığın sana dert değil, belki bir nevi dermandır. Çünkü, ömür bir sermayedir, gidiyor. Meyvesi bulunmazsa zâyi olur. Hem rahat ve gafletle olsa, pek çabuk gidiyor. Hastalık, senin o sermayeni büyük kârlarla meyvadar ediyor. Hem ömrün çabuk geçmesine meydan vermiyor, tutuyor, uzun ediyor; tâ meyveleri verdikten sonra bırakıp gitsin. İşte, ömrün hastalıkla uzun olmasına işareten bu darb-ı mesel dillerde destandır ki; “Musibet zamanı çok uzundur, safâ zamanı pek kısa oluyor." (Risale-i Nur, Hastalar Risalesi)

Alaaddin Başar Şadi Eren Ümit Şimşek Metin Karabaşoğlu Mehmet Kırkıncı Bu beş ilim , edeb, irfan insanın eserleri ile hayatımı idame ettirmeyi düşünüyorum. Bakalım bu ilim deryasında ne gibi güzelliklerle, aksiyonlarla karşı karşıya kalacağım. Heycanlıyım ,merak ediyorum. Yeni harikalar görmek için can atıyorum.

Elhamdülillah Rabbime. Ben onun kuluyum, mülküyüm. Bende istediği gibi tasarruf eder. Çünkü mülk sahibi mülkünde istediği gibi tasarruf eder. O'na karşı hiçbir su-i zan'ım yok. O'na sonsuz hüsn-ü zan besliyorum. O Rahimdir bana karşı. Hakîmdir. Üzüntü ve keder benim nefsimin kötü isteklerinden dolayıdır, cahilliğimdendir. O ise benim iki dünya saadetim için Kitap ve Peygamber göndermiştir.İsim sıfat ve fiilleri ile tanımam için kainat kitabı gözümün, aklımın önündedir. Ben ise bakmamışım ve fikretmemişimdir.. Bana iyiyi ve kötüyü ayırt etmem için bir akıl O'nu bilmem için vicdan vermiştir. Ben ise cehaletim ,sabırsızlığım, edebsizliğim dolayısı ile hata ettim. Rabbim ise beni terbiye için Rahmeti ile halden hale sokmuştur. Cürmüm ile rahmetini kıyaslayınca utanıyorum. Bu kadar rahmete karşı nasıl bu edebsizlikleri yaptım diye. Gücü, kudreti ve azameti karşısında hayretler içindeyim. Cahilliğim ile nasıl bu Azamet karşısında onun izni dairesin dışına çıkmaya çalışmışım diye titriyorum. Rabbim gazabından halas eyle bu günahkar kulunu. Seni Rahman ve Rahim biliyorum. Affına sığınıyorum..

Emeller,hayaller, kaygılar

Hafızım kendim aynı zamanda imam hatip lisesi mezunuyum şuan fakulteye ara vermiş olsam da ilahiyat fakultesinde kaydım bulunmakta lise hayatımda birçok il ve okul değiştirerek liseyi bitirdim üniversite giriş sınavlarına girdiğim ilk senemde istanbul üniversitesinin öğretim dili ingilizce olan ilahiyat fakultesine kaydımı yaptırdım üniversite hayatım ise hersene fakultenin ikinci döneminde devam etmeyerek devam ediyor nasıl diyeceksiniz ilk senemde yabancı dil hazırlık sınıfını yarıda bıraktım sene sonunda muafiyetle geçtim ve böylece sene kaybım olmadı birinci sınıfa başlayınca da ikinci dönemin ortasında tam vize haftasına girilmişken derslere katılmayı bıraktım sene sonunda fakultenin öğretim dili türkçe olan bölümüne geçtim gelecek sene tekrar hazırlıktan başlayacaktım hazırlık dili bu kez de arapça olacaktı bir kaç ay derslere girmeden okula gelip gittim üç ayın sonunda herşeyimi toplayıp doğduğum eve geldim kpss ye girdim ardından dhbt sınavına girdim imam hatip olmak için sınav sonuçlarının açıklanmasından dört ay sonra bugün diyanet işleri başkanlığı personel alım duyurusu yaptı sözlü mülakat olacak mülakat puanına göre de atama gerçekleşecek benim gibi imam hatip lisesi mezunu ve hafız olanlardan 100 kişi alacakmış Bunları niye anlatıyorum yüzdük yüzdük kuyruğuna geldik işin bu görevi istemem için birkaç tamamlamam gereken vazife var bunları da tamamlarsam gönül rahatlığı ile mülakata gireceğim ve bu görevi isteme gönül rahatlığına kavuşacağım Tabiki ben şimdi düşünüyorum bu görevi aldıktan sonra mutlu olacak mıyım? Bu vazifeyi ben severek ve isteyerek mi tercih ediyorum? Ben bu dünya hayatında nasıl yaşamak istiyorum? Hangi mesleği yapmak istiyorum en çok? Beni endişelendiren şeyler var bunlardan birincisi eğer görev yaptığım yerde gençlerle muhatap olma imkanına sahip olamazsam yani mahallede camime gelen cemaatte gençler yoksa bu beni çok üzer çünkü kendim de gencim ve yaşıtlarımla muhabbet etmek dostluklar kurmak isterim Bundan dolayı ben gençler ile muhatap olabileceğim lise öğretmenliğini istiyorum mesela onlarla bir kitabın müzakerisini yapmak onların hayallerini ve fikirlerini dinleyip hayatlarında sevdikleri va kabiliyetli oldukları işleri yapmaları için önlerini açmak onlara yardımcı olmak Bunlar benim yapmak istediğim şeyler Ne yapmalıyım bilmiyorum? Ailem görevimi alıp hem hayatımın düzene girmesini hemde ekonomik bir gelirimin olmasını istiyor bunu elbet bende istiyorum hem kendimin istediği hem ailemin istediği olması için çabalayacağım gelecek sene ki üniversite giriş sınavlarında türk dili ve edebiyat öğretmenliği bölümünü kazanabilirsem eğerki imamlık görevimi de fakulte ile birlikte götürebilme imkanım olursa ne ala nurun ala nur olur benim için ama buna imkan yoksa ikisinin arasında bir tercih yapacağım ve ben tercihimi fakulteye devam etme yönünde kullanmaya kararlıyım önümde iki sınav var birincisi imamlık mülakatı ki önümüzdeki bir ay içinde olacak ikincisi ise üniversite sınavı onun için bir buçuk sene var bu süre zarfında hayallerim ve kararım doğrultusunda çabalayacağım bakalım hayat bu süre içinde karşıma neler çıkaracak -19 Nisan 2017-

Hep birşeyler burada yarım kalacak

Yazdıklarımın bir kısmını okuyunca ; bende yazacağım artık, bir günlük tutsam iyi olur dedi. Niye yazıyorsun diye sordu? Dedim ki: Genelde yalnız yaşıyorum, bu yazdıklarımı anlatabilecek bir kişi yok hayatımda. Galiba bundan dolayı buraya yazarak sohbet etmiş oluyorum. Kendimle mi kalemle mi defter ,telefonla mı sohbet ediyorum bilmiyorum ama kendimi ifade ediyorum. Mesela bazen düşüncelerim birbirleri ile tartışıyor veya birbirlerini desdekliyorlar ve ben kendimi koyu bir sohbetin ortasında buluveriyorum. Hmm dedi belkide ben arkadaşlarıma anlattığımdan yazma ihtiyacı hissetmiyorum. Ama bundan sonra mutlaka yazacağım. İnsanın arkadaşalrına anlatamadığı hayalleri, kaygıları, üzüntü ve sevinçleri vardır. Belkide o benim kendim ile olan konuşmamda bunları gördü ve kendinde de kimseye söyleyemediği hayal, istek ve duygularının varlığını fark etti. Bundan dolayı mutlaka yazmalıyım artık dedi. Sonradan onun sosyal medya hesabından bir gönderisini gördüm. Bir resim ve resimde bir daktilo..altına şu notu düşmüş: “Yazmak en büyük terapidir.“ Bunu gördüğümde sevindim , içime derin bir özlem duygusu doldu. Onu özlediğimi fark ettim. Sohbet etmek için can attım. Hakikaten bir çay içimlik sohbet için neler vermezdim ki.. Eğer o da arzu ederse deniz kenarında yürümeyi ne kadar da çok isterdim..hakikaten özlem dolmuşum ben..şu ama kelimesini kullanmayı sevmiyorum..ama şöyle oldu, ama böyle oldu…hep sebepler hep sebepler..hangi sebepler bilinçlice birleşti de biz birbirimizi tanıdık? Nasibim olmamış demekki daha..samimi bir niyetle istememişim demekki..

Bugün bir dostumla sohbet ediyoruz. Topuğu tekerin altında kalmıştı altı sene önce. Ayağınız nasıl oldu abi dedim. Mehmet dedi hani bir tabir vardır “ topuğuna sıkarım” diye. Niye topuk? El ,ayak ,diz değilde niye topuk? Vücudun en zor iyileşen kısmı oymuş . Gerçekten bu tabire hayran oldum, bu güzel bilgiyi öğrenmekten sevinç duydum. Şimdilik bu kadar, tekrar görüşmek üzre..

Herkes ilk tanıdığımız haliyle güzel

Bir arkadaşım vardı.Kendisi tam benim kafadan.İkizim diyebileceğim biriydi.Aylar geçmeye başladı.Ben ona değer verdiğim için yanlışlarını yok saydım.Defalarca… Sonra artık o hale geldik ki onun beni aramasını bile istemeyecek kadar ondan uzaklastim.Gecende aklıma geldi.İlk tanidgim zamanlar ne güzel imiş.Simdi gözümde bir çöp.

Belkide bu kişi bir çöp tenekesi olmuştur da o arkadaşını bir çöp olarak görüyordur.

İnsanların çöpe döndüğünü görmek için çöp tenekesi olmaya gerek yoktur diye düşünüyorum

Tabiki benim sözüm; eğer bir zamanlar bu bir çöp olarak gördüğü kişiyi “arkadaşım, tam benim kafadan diyebileceğim biri" olarak nitelendirip de şimdi bir çöp olarak görüyorsa o kişi de bir çöp tenekesi olmuş olabilir. Hiç değilse bu bir çöp olarak gördüğü “arkadaşı" onu bir çöp tenekesi olarak görüyor olabilir. Eğer ki bu bir çöp olarak görünen kişi o arkadaşını bir çöp tenekesi olarak görmüyorsa , arkadaşını çöp olarak gören kişiye ne demeli? Belkide bu kişiler hiç “arkadaş" olmadı, ya da bu kişinin arkadaşlık kavramına bakış açısı farklı. Son olarak eğer arkadaşım diyorsa fenalığı için yalnız acır, lütufla ıslahına çalışır diye düşünüyorum.

Gün aşırı yazdığım dönemlerde kendimi konuşurken daha net ifade ettiğimi ve daha yerinde kelimelerin ağzımdan çıktığını gördüm. Aynı zamanda karşımdaki kişi ile konuşur ve muhabbet ederken konuşmanın ve muhabbetin akıcılığını engelleyecek cümle ve ifadeleri kullanmadığıma bilakis muhabbetin iki taraf için de öz bir şekilde devap edip gereksiz sözcük kullanımına girmeden muhabbet ve tebesüm ile noktalandığına şahit oldum, oluyorum. İnsanımız harfler ile kelime yazmayı ,kelimeler ile cümleler kurmayı yedi sekiz yaşından itibaren başarabiliyor. Keşke bireyler kendilerini ifade etmede sözü kullandığı kadar yazıyı da kullansa. Yazı bir ayna gibidir. Kişi burada apaçık kendini görebilir. Söz de bir ayna gibi olsa da dilin hızı bazen düşüncenin , vicdanın hızından fazla olup en öne geçebiliyor , insan akıl ve vicdanına yakışmayacak ifadelerde bulunabiliyor. Lakin yazma eylemi okumayı da beraber getirdiğinden, el ve kılavyenin hızının çoğunlukla vicdan ve kalbin arkasından geldiğinden kişi yazdıklarını okuyarak kendini görebiliyor , vicdan ve aklı ile de kendini tartabilme imkanını buluyor. Tabiki burada sözüm kendini akıl ve vicdan ile tartan ,iç muhasebesini yapmaktan çekinmeyen kişilere. Yoksa akıl ve vicdanını uyutan,onu hasta edip ölmesine sebep olanlara diyecek bir lafım yok. Onlar da yazdıklarında kendilerini görüyorlar . Görüyorlar ama bu akılsızlıklarına,vicdansızlıklarına niye göz yumuyorlar? Niye düzeltmiyorlar? İnsan olan bir insana yakışır mı? İnsanımız kalemle kazmayı öğrendikten sonra yazsa..günlük, mektup, aklına düşen bir düşünce..küçük bir not defteri de olur, telefon kadar..yanında çantasında taşısa çok mu kötü olur..yada evinde dursun..işten gelince bir çay içiminde karalasın birşeyler..dili ile ifade ettiği o güzel cümleler uçmasın kalsın yazıda..veya kızgınlığını,kırgınlığını yazsın..haksızlık yaptığını, haksızlığa uğradığını yazsa insan çok güzel olmaz mı? Biraz zaman ayırmalı kişi..ve okul çağında bu yazı konusunun üzerine güzelce hikmetlice değer vererek durulmalı ki toplum olarak bir bilinç oluşsun..aslında insanımız ve bilhassa 85 üstü doğumlu gençlerde yazma eylemi sosyal medya yoluyla hayata geçirilsede bu çok azınlık .. Lakin şunu göstermesi açısından önemli ; gençlerde ve yeni gelen nesilde bu yazma eylemine karşı bir ilgi var. Ögretmenler öğrencilerinin bu konuda ki kabiliyetlerini gün yüzüne çıkmasında yardımcı olmalı. Ülke olarak bu yazı bilincinin kazanılmasında top yekun seferber olunmalı. Tabiki milli eğitime ve değerli yazar ve düşünürlere büyük iş düşüyor. İnşallah türkçe öğretmeni olacağım. Yazıyı öğrencilerime anlatmak için. İnşallah 17 Nisan 2017

Herkes ilk tanıdığımız haliyle güzel

Bir arkadaşım vardı.Kendisi tam benim kafadan.İkizim diyebileceğim biriydi.Aylar geçmeye başladı.Ben ona değer verdiğim için yanlışlarını yok saydım.Defalarca… Sonra artık o hale geldik ki onun beni aramasını bile istemeyecek kadar ondan uzaklastim.Gecende aklıma geldi.İlk tanidgim zamanlar ne güzel imiş.Simdi gözümde bir çöp.

Belkide bu kişi bir çöp tenekesi olmuştur da o arkadaşını bir çöp olarak görüyordur.

Eksik kalan hakikat

Hakikatin bir kısmını idrak edemiyoruz. İdrak ettiğimiz kısmın da bir kısmını ifade de eksik bırakıyoruz. Söylenmesi gerekenler dilimizden, kalemimizden, klavyemizden kaçıp gidiyor. Bir tarafını anlatmaya çabalarken diğer tarafın eksik kaldığına şahit oluyoruz. Yolculukta bir cam kenarından seyre dalmış iken diğer tarafın geçip gitmesi gibi. Ömürler tükeniyor dünya ihtiyarlıyor. Kötülükler tam cezasını çektirmeden ,iyilikler layıkı ile mükafatını veremeden zaman şeridinde gizleniyor. Birgün karşımıza çıkar mı ,çıkmalı mı dersiniz? Hem nerede, nasıl bir yerde ?

Yarın Seçim Var

Yarın seçim var cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini oylayacağız ben evet cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi olsun diyenlerin fikirlerini okudum düşündüm hayır olmasın diyecek bir yer bulamadım açıkcası benim bulamamam olmadığına delil değildir lakin hayır olmasın diyenleri de dinledim gerçekci ve geçerli bir sebeplerinin olmadığını gördüm aslında onların tenkit ve eleştirileri kısmen haklı lakin bu haklı oldukları yerlere değişiklik içeren maddeler engel değil bilakis onların haklı olarak eleştirdikleri kısımlara bir düzeltme ve yenileme getirecek ancak keşke bu eleştirilerini hakperestçe yapıp bu değişiklik içeren maddeleri karalamasalar ben inanıyorum ki her aklı başında biraz tarih siyaset mantık bilen insan değişiklik içeren bu maddelerin ülkemiz için iyi olacağını bilir demek istediğim hayır kesiminin liderlerinin eleştirileri aslında bu maddelere değil keşke bunu kendileri de anlayıp onlara gönül veren kitleleri kandırmasalar deseler ki biz bu değişiklikleri akıl ve mantıkca tarih ve siyaset bilgimizle doğru buluyor ve desdekliyoruz ama korktuğumuz yanlış ve hatalı gördüğümüz şu şu noktalar var belki bir gün ülke yönetimini istemeyi ötekinin kusurlarından ötürü değil de kendisinin bir fikri bir projesi bir güzelliği var olması ciheti ile isteyen siyasetçiler çıkar Benim bu inşallah beşinci oyum olacak İlkini 30 Mart Yerel Seçimlerinlerinde kullanmıştım o günlerin benim için anlamı büyüktür ardından Cumhurbaşkanlığı seçimi ardından 7 Haziran ve 1 Kasım millet vekili seçimlerinde oy kullandım en güzeli ve özeli 30 Mart seçimleri idi hala o günleri ve duyguları unutamıyorum ardından 1 Kasım seçimleri gelir o günler de çok güzel ve huzurlu günlerdi şahsım açısından Sabahımız günümüz yarınımız milletimiz adına bereketli güçlü selametli olsun inşallah

-15 Nisanı 16 Nisan Sabahına Bağlayan Gece-

Çuval hakkında bir iki kelam ı kibar

Şuan yalnızım ve kendim ile bir oyun oynayacağım bir kelime seçip hatırıma neler geldi ise yarım saatlik süre içinde buraya yazacağım bu sözlü olarak oynanır ise 30 dakikada hatıra gelen şeyler yazıda 30 sayfa tutabilir onun için 3 5 dakika arkadaşlar ile oynanabilir ama ben bunu yazı yolu ile oynayacağım için 30 dakikada çok da şey yazamam herhalde bakalım göreceğim Evet şimdi yanımda bulunan kitaptan rastgele bir yer açacağım ve gözüm kapalı olarak bir kelime seçeceğim Çuval kelimesi çıktı 30 dakika başladı Çuval denilince hatırıma ilk keten çuvallar geldi adı üstünde ketenden olur dayanıklıdır küçüklüğümde ihtiyar insanlarda görürdüm bizde hep naylon çuval olurdu niye o eski insanlar keten kullanır diye sorardım kendime aynı köyde yaşıyoruz ama köyün genç aileleri naylon çuval eski insanları da keten çuval kullanırlardı onların içine ceviz ve badem koyduklarını görünce dedim ki herhalde bizim badem ve cevizimiz çok olmadığı için biz keten çuval kullanmıyoruz şimdi anlıyorum ki naylon ile üretilen ürünler daha sonra çıkmış eski insanlar da çoçukluklarından beri görüp kullandıkları keten çuvalları kullanmaya devam ediyorlar dayanıklı olduğu için uzun sürü kullanılıyor Çuval denilince ikinci olarak gübre çuvalları hatırıma geliyo haa bu arada biraz önce naylon çuvallardan bahsedince bir şey hatırımıma geldi babamdan dinlemiştim eski insanlardan biri naylon yani plastikten üretilen ürünler piyasaya yayılınca şöyle diyormuş kendine has şivesi ile pabuç çıkardıla laylon tas çıkardıla laylon gömlek çıkardıla laylon pantolon çıkardıla laylon yakında insan da çıkarırla laylon belkide bu o zamanın insanlarındaki tepkiye şaşırmışlığa iyi bir örnek tabi bu belkide cumhuriyetin ilk yıllarında söylenen bir söz ve de hayatı hep köyde geçmiş bir kişinin sözü şimdi teknoloji ile hayatımıza giren herşey köye de şehre de birlikte girebiliyor herneyse çuvaldan devam edelim Birde başına çuval geçirilmiş kişileri hatırlıyorum bunu galiba ilk defa küçüklüğümde televizyonda görmüştüm birde yine bizim türk askerinin ırakta başına çuval geçirme hadisesi olmuştu ve bunu yapanlar amerikan askerleri içeriğini bilmiyorum sadece geçende bu konu ile alakalı bir kitap gördüm bizim askerlerle birlikte bir amerikan gazetecisi de tutuluyor irlandalı veya ingiliz de olabilir irlandalı ve ingiliz aynı şey mi ya işte o gazeteci kitabın yazarı kitaptan böyle bi olay olduğunu öğrendim ama içeriğini bilmiyorum Hatırıma gelen diğer şey de yirmi üç nisanlarda çuval yarışması olurdu çuvalın içine girilip zıplayarak bitiş çizgisini ilk geçmeye çalışılırdı düşenler kalkanlar komik olurdu epey hatta kemal sunalın bir filminde de yapmışlardı sanki perihan ablada da böyle bir sahne hatırlıyorum ama emin değilim Çuval denilince aklıma yurtta kalır iken bir gece yemekaneye baskın düzenlemiştik arkadaşlarla sucuk salam peynir ekmeği bir çuvala doldurup pencereden tam çıkacakken gece bekcisine yakalanmış ve bir çuval dolusu hazine öylece kalmıştı ertesi sabah gelen aşcılar ne yaptı acaba kameralar takılalı kimse baskına cüret edememişti ben tek başıma bir iki defa başarı ile sonuçlanan baskın yapmıştım ama bukez elemanlar iyi değildi ya adam tutmuş telefonun ışığını yakıyor neymiş önümüzü görelim ya arkadaş telefon kullanmak zaten yasak birde gelip baskın sırasında yüzümüz belli olacak kameralara hey allahım Neyse bu süre bitmedi mi ya Bu günlerde gübre çuvalları ile çok aşır neşiriz kollarımın ağrısı hatırıma geliyo en son Oh be süre bitti Bukadar sayın seyirciler Bir dahaki kelime oyununda tekrar görüşmek dileği ile esen kalın

His

Bir beşiktaşlının mario gomezi özlemesi Bunu gördüğünüzde hüzünlenmez misiniz Bir fenerli veye cimbomlu olsanız dahi bu özleme saygı duyup özlem duyanın o kendine mahsus değerli özlemi ile başbaşa bırakmaz mısınız savdalıyı Belki gerçekten bir futbol sevdalısı iseniz bu özleme sizde ortak olursunuz yada Hani sevdadan divane olmuşlar vardır her mahallede her ilde her köyde vardır kimsenin tuzlusuna etlisine karışmaz o sevdası ile yaşar diğer insanlardan farklıdır derdini sevmiştir o derdi ile yaşar o derdini yaşamadığı gün bilin ki ölmüştür herkez bu sevginin önünde saygı ile eğilir susar gönüllerde gerçekten bozulmamış gönüllerde merhamet ile birlikte takdir duygusu yaşanır yaşanmayan gönüller ölmüştür zannımca Saygı Suskunluk masuma karşı Haykırmak zalime hakkı Hayat hiçde basit değil Hayatlar çok karmaşık Kimse kimsenin iç dünyasını yaşadıklarını bilemiyor Gece uyumayanlar belkide gündüz ortaya çıkan acıları düşündüklerindendir belkide bu kadar acıyı görmemek içindir Halbuki insanlar mutluymuş gibi gözükmeye çalışıyorlar ama denizin içinde ne varsa kıyıya o vurur gözlerden anlaşılıyor gece kendi ile başbaşa kaldığı andaki ızdırapları hayalleri emelleri Bu gündüz uyandığında gözlerinden okunuyor gece neler yaşadıklarını gizlemek için mi yıkar yüzünü insan Bilmem

Geleceğin dolandırıcısı adına

Her kör satıcının bir kör alıcısı olurmuş bu atasözü umutlandırıyor beni bugün iki marketler zincirini dolandırdım aslında onların bir kuruş dahi zararları yok sadece küçük ama ilerideki dolandırıcılık hayatım için büyük bir adımdı bu nakit paraya ihtiyacım vardı öğrenciyim devletten kredi alıyorum bana her ay harçlık avans açıyor yani gelecek ay nakit olarak alacağım krediyi bu ay içinde alış verişlerde kullanabiliyorum ama nakite dönüştüremiyorum şimdi gittim bi marketler zincirine kasiyere dedim ki siz burdan şu kadar çekseniz de bana nakit olarak para verseniz olmaz dedi yassah hmm ulül emre itaat eden biri olduğum için devletin kanunu dinledim ve hiç üstelemedim 3 kiloluk yoğurt alıp çıktım marketten yoğurt ile sokaklarda çulsuz olarak dolaşıyorum düşünüyorum bu yoğurdu nasıl nakite çevirebilirim diye düşün düşün kolum ağrıdı etrafta çöp konteynırı ararken aklıma bir fikir geldi ve adımlarımı bu fikrin heyecanı ile sıklaştırdım yoğurdu aldığım marketler zincirinin diğer şubesine gittim ve yoğurdu iade etmek istediğimi söyledim sağolsunlar hiç itiraz etmediler nakit olarak da ücretini geri ödediler müthiş hafifledi elim kuşlar gibi uçarken birde baktım ki başka bir marketin önündeyim içeri girdim 1 kiloluk çaykur tiryaki çay aldım karttan ödemeyi yaptıktan sonra şehrin haritasını bir komutan edası ise hayalimin önüne serdim martketler zincirinin diğer şubelerine işaretler koydum ve en yakında olana ileri adım marş marş yolda breaking bad dizisinin başrol oyuncusu mistır vaytın karısı ile olan son diyaloğunu tekrarlıyordum vayt ne yaptı isem bu zamana kadar karısı tam burada sözünü kesip eğer bir daha bunları ailem için yaptığını söylersen diyecekken vayt I like did I was good had it and I was alive diyor ve bütün amerika yıkılıyordu