Yaralı kızım, kaç yaşına geldin hâlâ “uyuyunca geçer” yalanına inanıyorsun.
Ruhum yorgun, umutlarım yitik.
Hayalim buruk, kalbim bitik.
Ben sana kaç adım attığımı hesaplamadan geldim. Beni sana hesapsız getiren manzarandan öpüyorum, mevsim ne olursa olsun.
Karadutun lekesini sadece kendi yaprağı çıkarırmış. Eskiler insan da aynı bu ağaç gibidir derler. Yarasına ilacı başka yerde arayan yanılırmış. Her yaranın merhemi kendi dalındaymış.
Birilerine kırgınken ya da sinirliyken en çok kendime zarar verdiğimi fark ettim. Yani herkes bir yerlerde devam ederken, her şey akıp giderken göğsünde koca bir alev topuyla yaşamak en çok kendine haksızlıkmış. Affedememek yorucu bir his.
Hiç mi demedin içinden, “ona da yazık” diye..
Öyle güzel bakıyor ki, sanki siyah beyaz bir fotoğrafmışım da renklendirilmişim gibi.
“Affedince yorulur insan, yalnız kaldığında bir de. Ama insanı en çok yoran şey hayal kurmaktır, olmayacağını bildiği halde.”
—
Cengiz Aytmatov
(via alwaysfight4hope)
insanı sessiz kalmaya zorlayan acı onu bağırmaya zorlayan acısından çok daha ağırdır.
“öyle uzaklaşmıştım ki kendimden, kendimi bulmak için birine ihtiyacım vardı. onunla nerede ve nasıl tanıştığımız hiç önemli değil. gerçekten değil. ”
ellerin saçlarımın arasında dolaşsın mı
gözünde biriken yaşların her şeyi silikleştirdiği o an,
peki gecenin bir yarısı. insanın kalbi, ona ağır gelirse ne yapar?
“Onu sizlere anlatmaya çalışmamın nedeni, onu unutmak istemiyor olmam..”
— Küçük Prens

